Çocuk sıcak sarılışa başta tepki veremedi. Gözleri çok uzaklara, ne kadar şanslı bir insan olduğunu düşünerek bakıyordu. Dudakları titredi, konuşmaya çalıştı, yapamadı. Ağlıyordu ama gözünden yaşlar akmıyordu. Kalbinde derin bir sızı hissetti. Kalbi pır pır göğsünde patlayacak gibi çarpıyor, kadını rahatsız ederim diye korkuyordu. Kadın değildi artık o, annesiydi. Sımsıcak tutunuşuna bırakırken kendini, gözlerindeki yaşlar da durmadan akmaya başlamışlardı. Hayatında hiç güvenli hissetmediği kadar güvende hissetti. Hayatın güzelleştiğini, umutsuzlukların yok olup gittiğini sezdi. Artık bir annesi, bir ailesi vardı. Mutluluk gelip onu bir anda buluvermişti. Kollarını kocaman açtı ve sıkıca, aradığı şeyi bulmuş gibi, yeniden kaybetmekten korkar gibi sıkı sıkı sarıldı. Nefesi kesildi, yaşlar yanaklarından akmaya başladı. Kadın çocuğun yüzünü görmek için biraz uzaklaştı, ufak yüzünü okşadı, akan yaşları pembe yanaklarından ince, yeşilli mavili damarlı, kemikli parmaklarıyla nazikçe sildi. Saçlarını okşadı, düzeltir gibi bir o tarafa bir o tarafa karıştırdı. Kadının da gözleri yaşarmıştı. Oğlunu yanaklarından sonra da alnından nazikçe, şefkatle öptü. Sesi titreyerek sordu; “İsmin ne senin?” Gözlerinin içine bakmak için çocuğun yüzüne kendisininkine yaklaştırıyordu ama çocuk sanki gözlerini açarsa rüyasından uyanacakmış gibi bir korkuyla gözlerini hiç açmıyor, konuşmaya çalışsa da kelimeler ağızında düğümleniyor, anlaşılmıyordu. Kadın küçük çocuğa sıkıca sarıldı. Senem ve Sinem onları izliyordu. Başta kendilerini tutmaya çalışsalar da o sırada bahçede olan çoğu çocuk gibi onlarında gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Kardeşleri adına içleri neşe ve buruk bir hüzünle doldu. Senem kafasını Ahmet’e çevirdi. Yapayalnız bir kenarda duruyor, titreyen ellerini yumruk yaparak zapt etmeye çalışıyordu. Senem çocuğa acıyla parlayan gözleriyle yavaşça yaklaştı, çocuk onu fark ettiği anda göz göze geldiler, dolu gözleri aniden akmaya başladı. Koşarak, her şeyi ve herkesi ardında bırakarak, ciğeri patlayasıya kadar koştu. Mürşide Hanım’ın kalbi sıkışıyordu. Ağır adımlarla Mete’ye yaklaştı. Onu bu deli kadına veremezdi, istemiyordu, doğru olmadığını hissediyordu. Bu işte bir yanlışlık olmalıydı. Nasıl bir insan gecenin bir vakti “Oğlum, oğlum” diye bağırıp onu evinden koparmaya cüret edebilirdi. Yaklaştıkça Mete’nin yüzünü daha iyi görür oldu, ıpıslaktı, çığlıkları göğü yarıyordu. Uzun bir süredir çocuğun içinde biriktirdiği çığlıklarının şimdi tamamının akıp gittiğini, acılarının yanaklarından kayıp gittiğini düşündü. Düşüncesine güldü. Evinden koparmaya nasıl cüret edebilir?, diye sormuştu. “Çocukların evi anasının yanıdır.” Bu düşünceyle yaşanamayacak bir gerçeğin altında ezildi ve parmaklarıyla farkında olmadan karnını nazikçe okşarken buldu. “Keşke…” Fısıltısını kimseler duymadı. Oğlunu güvenmediği birine vermek içine hiç sinmedi ama şu an için, diğer bütün çocuklar karşısında dururken bir delilik yapamaz, onları riske atamazdı. Oğlu ellerinden kayıp öylece gitti.
Bölüm 20
20.BÖLÜM
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.