İçeriğe geç

EV

Bölüm 19 · 6 dk okuma

EV

Bölüm 19

19.BÖLÜM

“Bu hayatta artık başka kimsem kalmadı. Yapayalnız kaldım.” Çocuğun sesi titredi. “Yalnız değilsin. Seni asla yalnız bırakmayacağım!” Çocuk dolu gözlerle Ahmet’e döndü. Söyledikleri kalbine işledi, inanmak istedi. Bağırışa ayaklanan çocuklar koşar adım pencereye vardılar ve üçü de pencereden, bağıran kadını görmeye uğraştı. Pencerelerinin hemen altında bir kadın silueti deli gibi binaya doğru bağırıyordu. “Oğlumu verin bana!” Çocuklar kadının söylediklerine hayret ederek şaşkınca birbirlerine baktılar. “Oğlum mu diyor o?” diye sordu Mete. Kafası karışmıştı. Burada kalan birisinin ailesi olur muydu? “Oğlumu geri verin bana! Hemen şimdi!” Ahmet bir adım pencereden çekildi. Kafasında bin bir türlü soru olduğu belliydi. “Oğlu buradaysa neden daha münasip bir saatte düzgünce istemiyor? Çocuğunu vermeyecek halimiz yok ya.” “Belki oğlu ondan kaçmıştır?” diye fikir yürüttü Mert. Kaşları çatılmış, yüzü asılmıştı. Ahmet ve Mete arkadaşlarının bunca zaman sonra onlarla düzgün bir biçimde konuşmasına şaşırarak birbirlerine baktılar. “Ne?” dedi Mert kafalarının karışmasına bozularak. Sonrada bir adım geri çekilip eski sessizliğine döndü. Ahmet bunun olmasına pek ihtimal vermiyordu. Böyle bir şey olmuş olsa binada büyük yaygara çıkmış olmaz mıydı?, diye düşündü ama sonra bu fikri kendisine o kadar da mantıklı gelmedi. Her şey olmuş olabilirdi, her ihtimale açık olmak gerekirdi. Belki de çocuk yaşamak istemediği bir evden kaçtı, düzgünce binaya gelip Mürşide Hanım’a durumu açıkladı ve kimseye ses etmeden burada yaşamaya çalıştı. Ama bu kim olabilirdi? Belki de yakın zamanda Ev’e gelip sessizce burada yaşamaya karar veren birisiydi. Başını Mert’e çevirdi. Kafasında bir şeyler oturmaya başlamıştı.Mete; “Ben öğrenmeye gidiyorum.” dedi ve dur bekle dinlemeden odadan çıktı. Diğer çocuklarda Mete’nin fevri hareketlerine sıkılmış bir biçimde oflayarak çocuğu takip ettiler. Koridorda Mürşide Hanımla karşılaştılar. Kadının üzerinde sabah giydiği lacivert gömlek ve siyah kot pantolon duruyordu. Çocukları yatırmaya gelmeden üzerine pijamalarını giyip yatak odasına çekilmezdi. Bütün akşam ofisinde çalışıyor, diğer hizmetlilerle bahçede oturuyor ya da çocukların uğramayı sevmediği birinci kattaki mutfağın yanındaki salonda çay içiyor olurdu. Bu seferde çay içiyorlar olacak ki elindeki çayı aceleyle bırakmayı unutmuş bir şekilde elinde tutuyordu. Çocukları görünce “Odanıza dönün.” dedi katı bir sesle ve bir daha arkasını dönmeden aceleyle bahçeye çıktı. Çocuklar başta tereddüt edip dönmeyi düşünmüş olsalar da merakları ağır basmış kadının arkasından, uzun bir mesafeden sessizce gelmişlerdi. Hava buz gibide olsa çocukların elleri heyecandan terlemeye başlamıştı. En sonunda bahçeye vardıklarında sertçe rüzgar esiyordu. Karşılarındaki kadın karanlık da olsa az biraz seçiliyordu. Upuzun kahverengi saçları ve uzun kırmızı elbisesi dikkat çekiyordu. Elbisenin üzerinde beyaz yün bir hırkadan başka bir şey yoktu. Bu havada elbise giyiyor oluşu da gecenin bir vakti bağırışı kadar garipti. Kollarını biraz olsun ısınmak için birbirine dolamıştı. Gözleri rüzgardan dolayı kısılmışlardı. “Yardımcı olabilir miyim?” diye sordu Mürşide Hanım. Onunda gözleri kısılmıştı, ısınmak için ceketini çekiştiriyordu. Kadın hiç tereddüt etmeden “Oğlumu verin.” dedi. Basit bir şeymiş gibi, verin deyince alabilecekmiş gibi.Mürşide Hanım duruma karşı sakin kaldı, kadını anlamaya, durumu çözmeye uğraşıyordu. “Pardon hanımefendi, isminiz neydi?” “Emine Bakırcı.” Kafasını ayaklarına çevirdi. “Ama beni tanımazsınız. Yıllar önce oğlumu buranın kapısına daha bebekken bırakmak zorunda kalmıştım ama şimdi her şey düzeldi. Onu geri alacağım!” Sesi yüksek değildi ama çocuklar sesinde oğlunu kaybetmiş bir annenin çığlığını duyar gibi oldular. Üçü birden tanımadıkları bu kadına müthiş bir sempati beslemeye başlamışlardı bile. Yavaşça kadını daha yakından görmek için yaklaştılar. Kadın ve Mürşide Hanım onları fark etmemişti. Ahmet ve Mete Ev’deki çocukların birçoğunun daha bebekken Ev’e bırakılıp terk edildiklerini biliyorlardı. Çok yakından biliyorlardı çünkü kendileri de o çocuklardandı.Binanın önü sesleri duyan çocuklarla dolmaya başlamıştı. Artık Ahmetler de kalabalığa güvenip konuşmayı daha yakından izlemek için yaklaşmışlardı. Mürşide Hanım onlara sert bir bakış attı ama dikkatini karşısındaki kadından çekmek istemediği için hiçbir şey söylemedi. Mürşide Hanım pes etmiş gibi derin bir nefes verdi. “Hanımefendi, binaya gelip çığlıklar atmanız gerekmezdi. Oğlunuzun burada olduğunu söyleyip doğum belgelerini getirmiş olsaydınız zaten tereddüt etmeden oğlunuzu annesine teslim ederdik.” “Doğum belgesini getirmiş olsam ne olacak çocuğun üzerine isim bile bırakmamıştım. Benim olduğuna nasıl inandıracağım?” O an Mürşide Hanım’ın içi cız etti. Ev’e isimsiz bırakılan yalnızca iki çocuk vardı. Mürşide Hanım resmi işlemlere göre hareket etmek istiyordu, tanımadığı bir insana çocuk veremezdi. Belgeleri getirmezse çocuklarını asla vermezdi. “Hangi çocuğun senin olduğunu nasıl bileceksin? Bebekken bıraktıysan nasıl tanıyacaksın?” Sesinden kısık bir titreme duyulur gibi oldu.Kadın Mürşide Hanım’a dünyadaki en aptalca soruyu sormuş gibi hayretle baktı. “O benim oğlum! Görünce tabii ki de tanıyacağım! O benim, benim, benim.” Küçük bir çocuk gibi bağırıp, ayaklarını sertçe yere vurdu. “Oğlumu geri ver yoksa burayı mahvederim.” Mürşide Hanım kadına birkaç adım yaklaşıp, çenesini dikleştirerek küçümseyici bir bakış attı. Kadınla alay ediyor gibiydi. Sinirden deliriyor ama kendisine hakim olmaya, daha fazla kargaşa çıkıp çocuklar etkilenmeden bu işi bitirmek istiyordu. Bu binadaki herkesin aile kurumuna karşı zaafı vardı. Kimsenin kalbi kırılsın istemiyordu. “Yasal olarak çocuğun kendinin olduğunu ispatlamadan hiçbir yetimhaneden hiçbir çocuğu götüremezsin. Kendi çocuğunu bile.” Son cümleyi üzerine bastıra bastıra zehir saçar gibi söyledi. “En azından çocuk seni tanıyabilecek olsaydı-“ Lafını kesti, bu sefer kadın ona alay eder gibi bakıyordu. Yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirdi. “Daha bu yetimhane bile resmi değilken nasıl resmi işlerden söz edebilirsiniz Mürşide Hanım?” Mürşide Hanım şok içinde afalladı. “Bu yetimhanenin köy halkının ve birkaç jandarmanın cömertliği sayesinde ayakta kalmayı başardığını, henüz resmi işlemler tamamlanmadan çocuklara burada bakıcılık yaptığınızı biliyorum. Devletin arazisini izinsiz kullandığınızı da.” Mürşide Hanım’ın başından kaynar sular dökülmüştü sanki. Cevap veremedi, ağızını bile açamadı. Sadece hayretler içinde kadını izleyebildi. “Sen… nasıl?” kelimler ağızında sanki topaklanıyor doğru düzgün çıkmıyordu. “Siz bu durumdayken tek bir çocuk için bütün çocukların evsiz kalmasını istemezsin değil mi?” diye sordu ve sırıttı. Kadın Mürşide Hanım’a yavaşça yaklaştı, tıpkı az önce Mürşide Hanım’ın yaptığı gibi yukarıdan aşağılayıcı bir bakış attı ve kulağına fısıldadı. “Şimdi oğlumu ver.” Mürşide Hanım donakalmıştı. Cevap veremedi. Kadın onun bu halini yetersiz ve acınası buldu. Yanından yavaşça geçti ve kalabalığa yaklaştı. “Hanginiz isimsiz bir şekilde bebekken buraya bırakıldı?” Anaç bir sesle sanki çocuklara “Şeker istiyor musunuz?” gibi basit bir soru sorar gibi hiçbir duygu belirtisi göstermeden sordu. Çocukların hepsi kafaları karışmış bir şekilde kadının yüzüne bakıyor kimseden ses çıkmıyordu. Ta ki iki çocuk ürkekçe kalabalığın arasından birer adım öne çıkasıya kadar: Ahmet ve Mete. Senem ve Sinem arkadaşlarına içlerinde nedenini anlayamadıkları bir korkuyla bakıyorlardı. İki çocukta onlara bakmıyor, gözlerini kadından bir saniye olsun ayırmıyordu. Alınlarından soğuk terler döküldü, elleri titredi. Hangisiydi? Bu kadın kimi almaya gelmişti? Hangisinin bir annesi vardı? Ahmet ve Mete birbirlerine bir saniye olsun bakamıyor, ikisi de içinden kendisinin annesi olmasını dileyerek korkuyla kadına bakıyordu. Kadın iki çocuğunda yüzüne teker teker kafası karışmış bir şekilde baktı. Uzunca iki çocuğu da baştan aşağı inceledi ve ne kadar benzediklerine hayret etti. Ahmet önünde bir çıkış kapısı gördü. Üniversitesi, eline alacağı mesleği, normal bir hayatı hayal etti. Bütün hayatı kurtulabilirdi. Daha fazla geleceği için korkmasına gerek kalmaz, hatta belki de bu kadınla birbirlerine alışırlardı. Belki en sonunda bir ailesi olurdu. Yıllarca onu seven bir ailesi olmayacağına kendisini ikna etmeye çalışmış ama içinde yok etmeye çalıştığı umudu hep kalmıştı. İçi heyecanla doldu. Mete önünde ne gördüğünü bilmiyordu. Bir aile mi? Bundan uzun zaman önce vazgeçmişti. Herkese bunu söylemiş yıllardır evlat edinilme görüşmelerine katılmamıştı. Büyümüş bir çocuğu, en azından onun gibi bir çocuğu kimse almazdı. Bunu biliyordu ve kendisini hazırlamıştı. Tek başına olmaya alışmış, uzunca bir süredir umudunu kaybetmiş hayatını, annesiz ve babasız hayal etmişti. O geceye kadar. Ahmet ile konuştuğu gece. Ona bir ailen olsun istiyor musun?, diye sormuştu. Bu soruyu unutmuş sayılırdı, unutmaya çalışmıştı. Umursamaz davranmış, gülümseyen yüzünün ardına saklanmıştı. Ama Ahmet ona bu soruyu sorduğunda bütün gece aklından çıkmamış, uzun süredir içinde yatan umut yeniden alevlenmeye çalışmıştı. Ama onu kolayca susturmuştu. Ya da öyle mi sanıyordu? Kadın yaklaştı ve çocuklardan birine sıkıca sarıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.