Küçük kız sahnenin üzerinde adeta melekler kadar zarif ve güzel görünüyordu. Kıvırcık saçlarını bugüne özel dikkatlice düzleştirmiş, dudaklarının renginde pembe bir ruj sürmüştü. Gözlerinin üzerinde açık yeşil bir far ve yanaklarında tatlı tatlı biraz allık vardı. Aşağıda kimse onun makyajını o mesafeden görmüyordu belki ama kendini güzel hissetmesi onun için yeterliydi. Sanki kendine özenip baktığında daha güzel şarkı söyleyebilecek daha önce çıkamadığı kadar yüksek notalara rahatça çıkabileceğini düşünüyordu. Art arda birkaç şarkıyı hiç durmadan söyledi. Hareketli şarkılarla okulu coşturuyor, bazı öğrenciler kendi aralarında neşeyle dans ediyordu. Hatta bazen öğretmenleri de öğrencilere ayak uyduruyor yavaşça şarkılara kendilerini kaptırıyorlardı. Daha yavaş şarkılar söylediğinde de çoğu dinleyici kendi düşüncelerine dalıp gidiyor sakince kendi yerinde salınıyordu. Dinleyicilerinin birinin içinde kötü bir his vardı. Suçluluk. Her şarkı bittiğinde kızı hiç alkışlamadığı kadar alkışladı. Sonra Mete’ye baktı. Ahmet’in verdiği peçeteyle burnunu silerken bir taraftan hayranlıkla sahneyi izliyor, bir saniye bile başını başka bir yöne çevirmiyordu. Sıra geldi Azra’nın göz bebeğine. Kendi yazdığı, birincilikler aldığı şarkısı. Sadece onundu, kimseye ait değildi. Kendisini özgür hissettiği, insanların memnun etmenin baskısı olmadan söyleyebileceği tek şarkı. Gitarı kılıfından dikkatlice çıkardı. Şarkı çok güzel başladı. Kız bunun için çok çalışıyor her geçen gün giderek daha güzel söylüyordu. Aynı şarkı olmasına rağmen her duyuşlarında farklı hissettiriyordu. Hatasızdı, tam istediği gibi. Her şey bu sırada oldu. Gitarın tellerinden birisi ellerinden yavaşça kayarken hayatının bu incecik hareketle gözlerinin önünde savrulduğunu hissetti. Sanki bir ormandaydı. Upuzun yemyeşil ağaçlar etrafını sarmış, Güneş gözlerine ışıl ışıl parlıyor, çeşit çeşit hayvan oradan oraya koşturuyordu. Sonra bir şey geldi. Sular taştı, gözleri bürüdü. Kızcağızın gözleri ona bakan yüzlerce seyircinin önünde yavaşça aktı. Yanakları alev alev yandı. Elleri titriyordu, gitarı tutamadı, düşürdü. Gözleri oradan oraya ona bakan gözlerde gezindi, devam edemedi. Aşağılandım, düşündüğü buydu. Koşarak sahneyi terk etti. Sude arkadaşının arkasından sahnenin arkasından binanın içine doğru koşturdu. Senem arkadaşlarına tek tek göz gezdirdi. Herkes donakalmıştı. Ne olmuştu öyle? Mete hayretle Ahmet’e soruyordu ama Ahmet nereden bilebilirdi ki? Senem binaya koştu. Sinem arkasından seslense de kız hiç arkasını dönmedi. Mete donakalmıştı, bir şeyler yapmak istiyordu, belki kızın gönlünü yapmayı başarırsa ona farklı bakmaya başlardı? Senem’in peşinden o da koşturdu. Müzik odasının önünde ufak bir kalabalığın toplandığını görüp hemen oraya geldiler. Azra içli içli ağlıyordu. “Ben şimdi ne yapacağım?” deyip duruyor ona söylenenleri duymuyordu. Sude odaya girdiği gibi kızın hızlıca yanına geldi ve bir an düşünmeden sıkı sıkı sarıldı. “İstemiyorum bırak!” Azra çığlıklar atıp ağlaya ağlaya ittirmeye çalışsa da Sude arkadaşını bırakmadı. “Rezil oldum!” Müzik hocaları ve Sude kızı yatıştırmak için reddediyor da olsalar başka kızı mutlu edebilecek bir şeyler akıllarına gelmiyordu. Sadece “Saçmalama rezil olmadın.” diyebiliyorlardı. Azra onları dinlemiyor bir daha şarkı söylemeyeceğini söyleyip duruyordu. Hocası bu kadar mükemmeliyetçi olduğu için kızı azarlamak, aklını başına getirmek için bir şeyler yapmak istiyordu ama kız kimseyi dinleyecek gibi değildi, kendisini yerden yere vuruyordu. Mete Senem’in hemen arkasında neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Doğru anı yakalayıp kızla konuşmak, tekrar şarkı söylemesini sağlamak ve sonra da kendisine aşık etmek istiyordu. Planı basitti. Senem kıza yavaşça yaklaştı, ne hissedeceğini bilmiyordu. Böyle olmasını istememişti bugün sahnesi olduğunu tamamen unutmuştu, sadece sınıfa o kadar da mükemmel olmadığını göstermek istemişti ama bunun sınıfla sınırlı kalmasını umuyordu, bütün okulun önünde olacağını tahmin edemezdi. Gözleri doldu. Kıza biraz daha yaklaştı. Azra onu gördüğü anda gözleri karardı, yüzünü iğrenç bir ifade kapladı. Makyajı simsiyah bütün yüzüne akmış, alnı kırış kırış olmuştu. Gözlerinin içinden nefreti neredeyse fışkıracaktı. “Sen…” dedi. Senem bir adım geri çekildi, hemen arkasındaki Mete’yi ayağına basınca fark etti. Azra ikisinin de yüzüne kusacak gibi görünüyordu. “Senin yüzünden oldu!” Bu cümleyle bütün oda çalkalandı. Peşlerinden koşan ve doluluktan sınıfın dışında beklemek zorunda kalan Sinem ve Ahmet bile kızın sesini duymuşlardı. “Senin gibi bir yetimin ne yapacağının belli olmadığını biliyordum.” Sude kıza sarılmayı bırakıp hayal kırıklığıyla Senem’in gözlerinin içine baktı. Azra kıza döndü. “Sana söylemiştim. Bu yetimlerin hiçbirine güven olmaz.” Senem de ağlamaya başlamıştı. Azra resmen sözcükleri yüzüne zehirle tükürüyor, kalbini ağrıtıyordu. Haklıydım yani, dedi içinden. Ağızından hiçbir sözcük çıkamıyordu, sanki boğazına takılmışlar yutkunmasını, nefes almasını engelliyorlardı. Mete ellerini sıkı sıkı yumruk yapmış kendisine ve sesine hakim olmaya çalışıyordu. Azra neler diyordu öyle? “Senem asla böyle bir şey yapmaz!” Kızın önüne geçti ve Azra’nın gözlerinin içine hayal kırıklığıyla baktı. “Sen ondan farklı mısın sanki? Hepiniz aynısınız Kadir sende ne buluyor hiç anlamıyorum!” Burnundan soluyordu. Bütün yüzü gözyaşlarıyla ıpıslak olmuştu. “Hepinizden nefret ediyorum,” Senem’in gözlerinin içine baktı “senin yüzünden! Sınıftan çıkarken gördüm herkesten sonra çıktın, bir sen vardın biliyorum itiraf et!”Senem tırnaklarını sertçe avuçlarına geçirdi. Yüzünü yerden ayırmaya kızın gözlerinin içine bakmaya çalışsa da yapamadı, ayaklarını izliyordu. “Ben yapmadım.” Bir cümle, kısık bir fısıltı. “Bak ben yapmadım diyor. Üzgün olduğunu biliyorum ama fazla ileri gidiyorsun.” Mete sesini dizginlemeye çalışıyordu, ondan nefret ettiğini de söylemiş olsa hala bu kızı kırmaya gönlü el vermiyordu. Kalbi acıdı. Hocaları artık susmaları gerektiğini sert bir dille belirtti, herkesi odadan çıkarttı ve Azra ile baş başa kaldılar. Senem gitmeden önce pencereden son kez içeriye baktı. Azra yüzünü hocalarının omzuna gömmüş, yaralı bir bülbül gibi acıyla ağlıyordu. Bülbül benzetmesi artık daha anlamlı geliyordu.
Bölüm 16
16.BÖLÜM
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.