İçeriğe geç

EV

Bölüm 15 · 6 dk okuma

EV

Bölüm 15

15.BÖLÜM

Müzik dersiydi. Her zamanki gibi Azra hocalarının yanında ‘bülbül gibi şakıyordu’. Senem farkında olmadan kızı kaşlarını çatarak baştan aşağı süzüyordu. Mete’yi, Kadir’i düşündü. Bu kız ne bahsettikleri kadar güzel ne de sevildiği kadar iyi niyetliydi. Komik bile değildi. Kızla hiç kendisine komik bir şey söyleyeceği kadar konuşmadığını fark ettiğinde hemen eleştireceği başka bir şey aradı. Saçları karmakarışık ve çirkin görünüyordu, yüzü çirkindi, sesi rahatsız ediciydi. Peki hocaları ve okulun geri kalanı bu kızda ne buluyordu? Neden bu kadar seviliyordu? Sude’yi düşündü. Kızla arkadaş olmak için elinden geleni yapıyordu. Ona iyi davranıyor, oldukça komik ve ilginç şeyler söylemeye çalışıyordu ama sohbet ne zaman uzayacak olsa Azra bir yerlerden fırlıyor, kızı uzak bir yerlere götürüyordu. Senem, Sude’nin onlardan uzak durmaya çalıştığını biliyordu ama zihnine bu düşünceyi ne, veya kim, soktuysa değiştirebileceğine emindi. Azra bunu engelliyordu. Azra’nın şarkısı bittiğinde kalan sınıfın yaptığını yapmadı, alkışlamadı. Zil çaldı. Bu sefer farklı bir şey yapmak istedi. Sude’yi karşısına alıp düzgünce konuşmak istedi. Emindi ki onunla arkadaş olmak istediğini söylese artık ondan uzak durmayı bırakırdı. Azra’nın arkasından dedikodusunu yaptığını biliyordu. Daha doğrusu seziyordu. Ama Senem’in bu yaşına kadar öğrendiği bir şey varsa o da sezgilerine güvenmesi gerektiğiydi. Sude’ye adamakıllı soracaktı. Azra onu kendisinden uzaklaştırmaya mı çalışıyordu? Tam ağızını açıyordu ki Azra geldi, kızın önünde hoplayıp zıplamaya, ne kadar mutlu olduğundan bahsetmeye başladı. “Ne kadar güzel söyledim duydun mu? İlk kez bu kadar yüksek bir notaya çıktım!” Azra, Sude’yi kolundan tuttu ve teneffüse çıkarırken ne kadar mutlu olduğundan bahsetmeye devam etti. Herkes arkadaşlarıyla dışarı çıkınca Senem sınıfta yapayalnız kaldı. Her zamanki gibi. O sırada gözü bir şeye ilişti. Müzik odasının en köşesine siyah bir kılıfın içinde ufakça bir gitar yaslanmıştı. Gitarın sahibinin kim olduğunu biliyordu. Sınıfın öteki ucuna yavaş adımlarla yürüdü. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Gitarın önünde durdu. Kısa bir süre izledi. Gitarın nasıl sesler çıkardığı, nasıl hareketlerle kimin elinde tuttuğunu gözünün önüne getirdi. Düşünmeyi bıraktı. Gitarı aldı ve sertçe yere vurdu. Bir kere daha. Ve bir kere daha. Gitar yere çarpıldıkça acı dolu sesler çıkardı. Kız durdu. Gitarı yavaşça geri yerine bıraktı ve usulca sınıftan çıktı. Öğlene doğru çocuklar yemek için yemekhanede toplaştılar. Senem yine erkenden gelip pencere kenarında büyük bir masayı tutmuştu. Sıcak yemeği yüzünü ısıtıyordu. Yemek için arkadaşlarını bekliyordu Sinem’in gülümseyen yüzünü görünce heyecanla elini tam kaldırıyordu ki Kadir ve diğer arkadaşları Senem’in oturduğu masanın etrafına geçtiler. Azra kocaman gülümsüyordu. Sude her zamanki gibi yemekhanenin içinde bambaşka yerlere bakıyordu. Azra sesini yumuşattı. “Senem, mahsuru olmazsa bir şey rica-“ Senem hızlıca sıcak tepsisini de alıp ayaklandı. Hiçbiriyle göz göze gelmeden, bir şeyde demeden masadan uzaklaştı. “Teşekkür ederiz!” Azra arkasından mahcup bir sesle seslendi. Senem arkasına dönmeden ve tek bir kelime bile etmeden uzaklaşırken arkasından güldüklerini tahmin etti. İçini derin bir nefret bürüdü. Çift kişilik masalardan birisine oturdu. Sadece mutfak kısmına en yakın masa kalmıştı. Buram buram yemek kokuları her yerdeydi. Kıyafetlerinin kokmaya başladığını hissedip derin bir iç çekti. Arkadaşları yanına geldiğinde yaptığı şeyle ilgili hiçbir şey söylemediler. Sadece sessizce bir masa ve iki sandalye daha çektiler. Artık alışmışlardı. Birkaç kelam etmenin anlamı yoktu. Mete bir süredir bu konuyu Kadir’e açacak olsa da çocukla konuşmaya başladığı anda sinirini zıplatacağını biliyor, daha yüzündeki sargı bezleri çıkmamışken Ahmet’i daha fazla sinirlendirmekten korkuyordu. Kimse bir şey yapmayı düşünmüyordu. İçlerinden biri yapacağını yapmıştı zaten. Sessizce yemeklerini yediler. Ahmet’in gözü yemekhanenin ilerisinde birine takıldı. Mert. Çocuk tabağına aldığı sıcak yemekle dikkatlice etrafına bakınıp boş masa arıyordu. Gözü ileride tekli bir masayı kestirdi ve ona doğru yürümeye başladı. Ahmet bakışlarını çocuktan hiç ayırmadı. Eğer göz göze gelirlerse masalarına davet edecekti ama Mert hiç onların tarafına bakmamıştı. Küçük masaya dikkatlice tabağını koydu ve tek başına yemeye başladı. Ahmet hiç sesini çıkarmadı. Beden dersleriydi. Takım Mete’nin sınıfının çoğunluğundan oluştuğu için beden derslerinde de turnuvalar için çalışıyorlardı. Daha yeni başlamışlardı ama yine de çocukların çoğu dersin bittiği anı hayal ediyordu. Okul binasının çevresini tek sıra halinde turluyorlardı. Binanın girişinin hemen önünde nöbetçi öğrenciler ve müzik hocaları ses sistemi kuruyorlardı. Yerler ıslaktı, sürekli birileri düşüp duruyordu. Hocaları yine çok kızacaktı. Böyle olduğunda hıncını hep Mete’den çıkarıyor, onu suçlayacak illa bir şeyler buluyordu. Ama her şeye rağmen Mete kaptan olmaktan çok mutluydu. Hayatında ilk kez bir işe yaradığını hissediyordu. Gözü tek başına bankta oturan çocuğa takıldı, Mert. Çocuğun ne kadar yalnız olduğunu düşündü. Ona vurduğu için tekrar bir pişmanlık hissetti. Ama sonuçta yok yere vurmamıştı. Çocuk, Ahmet ve kendisinin sabrını uzun zamandır sınıyordu. Kafasındaki düşünceleri dağıtmak istedi, şimdiki dersi bittiğinde Azra’nın kürsüde şarkılar söyleyeceği anı hayal edip koşmaya devam etti. Bu sırada onunla beraber çocuğu fark eden birisi daha vardı: Hocaları. Çocuğun oturduğu banka doğru kalın bir sesle seslendi; “Ayakların var değil mi?” Mert’in kafası karıştı. Hocanın baktığı yönde başka birisinin olup olmadığına baktı. Ben mi?, kendisini gösterdi şaşkınca. “Evet sana diyorum. Koşmaya başla!” Mert şaşkınca yerinde kımıldamadan şaşkınca hocanın yüzüne bakmaya devam etti. Nereden çıkmıştı şimdi bu? Takıma katılmak falan istemiyordu. “Koş dedim sana!” Hocası bu sefer çok daha kalın bir sesle bağırmış, yüzünü dehşet verici bir ifade kaplamıştı. Çocuk neye uğradığını şaşırarak bir anda kendisini koşarken buldu. Takımın kalanına doğru koşarken diğer çocuklarda şaşkınca nereye varmaya çalıştığına bakıyordu. En sonunda binaya vardığında karşısına ilk çıkan çocuğun önüne geçti. Şans eseri Mete’nin hemen arkasındaydı. Mete hocalarına olan korkusundan kahkahalara boğulmak istemiyor bunun için ağzını kapatmaya çalışıyor ama koşarken sadece burnundan nefes alması yetmediği için bu hiç kolay olmuyordu. Onları izleyen Ahmet ve Sinem şaşkınlıkla rahatça gülüyordu. Mert gülenlere aldırmamaya çalışarak koşmaya devam etti. Dersin sonuna kadar takımdaki herkes çalışmalara devam etti. Kalan çocuklar ise her zamanki gibi kendi aralarında canları istediği gibi vakit geçiriyorlardı. Zaman ilerledi, dersleri bitti. Takımdaki herkes yorgunluktan bitap düşmüş, neredeyse sürüne sürüne soyunma odasına gidiyorlardı. Mert’in giyebileceği başka bir kıyafeti olmadığından önceden oturduğu banka gidip kendini sertçe üzerine attı. Sırtı acımış olacak ki kısık bir sesle inleyip kendisine kızdı. Ahmet onu izliyordu. Sinem’e olduğu yerde kalmasını söyleyerek ayağa kalktı. Sinem arkasından seslendiğinde de kızın yüzüne hiç bakmadan şimdi geleceğini söyledi. Ağır adımlarla Mert’in oturduğu banka gitti. Çocuk gözlerini kapatmış kendini banka öylece bırakıvermişti. Yüzünde terler parlıyordu. Ahmet çocuğun yüzüne cebinden çıkardığı peçeteyi fırlattı. “Madem duşa girmiyorsun bari yüzünü sil.” Mert şaşkınlıkla yüzüne atılan peçeteyi kaldırıp konuşanı gördü. Elindeki peçeteye sanki içinde bir şey yazıyormuş da okuyormuş gibi bir ciddiyetle bakıyordu. Ahmet kıkırdadı. “Merak etme seni öldürmez.” dedi. Çocuk sordu. “Cebinde peçeteyle mi geziyorsun?” Sesinde sinirli bir tını vardı. “Evet çünkü birileri gezmiyor.” Mert kimden bahsettiğini anlamadı, sormadı da. Peçeteyi geri uzattı. “İstemem kalsın.” Hızlıca ayaklandı ve binanın önünde toplanmaya başlayan kalabalığa doğru yürüdü. Öğrenciler Azra’nın performansını izlemek için sıralarına geçiyorlardı. Ahmet çocuğun arkasından bakarken o kadar türlü düşüncelere dalmıştı ki yanına geleni fark etmedi. Hocaları yüzündeki gergin ifade silinmiş bir vaziyette Ahmet’in arkasında dikiliyordu. “Yusuf’u çıkarıp Mert’i alacağım.” Çocuk hayretle sıçradı. “Anlamadım?” “Takıma diyorum. Bir süredir Yusuf’u çıkarmak istiyorum, bugün kaç kere kaydığını görmedin mi?” “Ama bugün yerler kaygandı.” Ahmet karşı çıkacak oldu. Neden bilmiyordu, onu ilgilendiren bir durum yoktu. “Kaygandı ama Mert bir kere bile düşmedi.” İkisi de Mert’i yürürken izliyordu. İkisinin de zihninden farklı farklı düşünceler geçiyordu. “Siz daha iyi bilirsiniz.” Beni ilgilendirmez diye düşündü çocuk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.