İçeriğe geç

EV

Bölüm 12 · 4 dk okuma

EV

Bölüm 12

12.BÖLÜM

Mete akşam yatma saatine yakın Ahmet ile beraber odasına gidiyordu. Mete’nin her yeri ağrıyordu konuşmaya, ayakta durmaya mecali yoktu. Zaten az öncesinde de Ahmet uyandırmadan önce salonda uyuyakalmıştı. Son günlerde hep böyleydi. Hocaları beden derslerinde, boş derslerde, bazen okul çıkışlarında akşamlara kadar çalıştırıyordu onu ve kalan takımı. Takımda olan herkes çok yoruluyordu. Çoğu derslerde uyuyakalıyorlardı. Bu Mete için farklı bir durum değildi fakat Kadir gibi derslerini takip eden çocuklar diğer hocaların gözünden kaçmamıştı. Ara ara söylenmeye bile başlamışlardı. Mete yorgun olduğunda hep çok gergin olurdu o yüzden arkadaşları ona hiç sataşmıyor onu kendi haline bırakıyorlardı. Mete sürekli söyleniyordu. Takımda olmaktan, kaptan olmaktan çok memnundu ama kaptan olduğundan beri hocaları onun üzerine çok gidiyordu. Hemen hemen her gün çocuğa türlü türlü sebeplerden bağırıyordu. Bugünde çoğu gün olduğu gibi okul çıkışı çalışıyorlardı. Sebebini bilmiyorlardı ama hocaları bugün çok daha gergindi. Çocukları görür görmez saçma bir sebep bulmuş sinirini onlardan çıkarmaya çalışmıştı. Bunlarda yetmezmiş gibi Mete takımdaki arkadaşlarından birisine yanlış yönlendirme yaptığında hocaları köpürüvermiş elini koluna hakim olamamış ve bağırırken sinirden elindeki defteri çocuğun yüzüne fırlatıvermişti. Mete’nin yüzü utançtan kıpkırmızı olmuş ve hiçbir şey söyleyememişti. Sadece kafasını eğip “Haklısınız hocam.” demekle yetinmişti. Ahmet olanları görmüştü çok sinirlenmiş ve iki laf etmek için ayağa kalkmıştı ama hocası ona dönünce göz göze gelmişler siniri aniden korkuya dönüşüvermişti. Bir şey demeden yerine oturdu o da. Hocaları ders bitti dediğinde Mete hızlıca Ahmet’in oturduğu banka gelip eşyalarını almış ve hızlı hızlı Ev’e dönmeye başlamıştı bile. Ahmet çantasını çabucak giyinse de Mete’ye yetişmesi için biraz koşması gerekmişti. Hiçbir şey söylemeden sadece çocuğun yüzünü görmeye çalıştı. Yüzü kirden kararmış, saçları terden alnına yapışmış, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ellerini sıkı sıkı yumruk yapmış, dolu gözlerine hakim olmaya uğraşıyordu. “Acıyor mu?” diye sormuştu Ahmet yumuşak bir sesle. Mete cevap vermemiş sadece adımlarını daha da hızlandırmıştı. Daha da bir şey konuşmamışlardı. Odalarına çok yaklaştıklarında Mete; “Keşke su içseydim.” diye söylendi. Sesinden uyku akıyordu. Ahmet ona getireceğini söyleyip hızlıca geldikleri yoldan geri yürüdü. Mete’nin neşelenmesini istiyordu ama elinden gelen bir şey yoktu. Bu sırada Mete odalarına girdi. Mert tam üzerindeki kazağı çıkarıyordu ki kapı hızlıca açılıverdi. Hemen kazağını geri indirdi. Mete’ye bağırmaya başladı. “Kapı çalmak nedir bilmiyor musun sen? Onu da mı ben öğreteceğim!” Mert sesini çok yükseltmişti. Mert sadece birkaç gündür okula geliyordu ama onun öncesinde iki üç gün öncesinde kaydı yapılmış olmasına rağmen gelmemişti. Kimseye bir şey söylemiyor, kimsenin onunla konuşmasına da izin vermiyordu. Her nasılsa Mürşide Hanım bile onun bu hallerine kızmıyordu. Bir süredir Mete ve Ahmet iyiden iyiye çocuğa sinir oluyorlardı. Zaten Ali’nin yerine geldiği için onlar için çok şey değiştirmişti sonuçta Ali onların kardeşiydi ve onun yerine bu yabancıyla yaşamak zorundalardı. Birkaç kere adım atmış olsalar da aynı tepkiyi alamadıklarına daha da uğraşacak halimiz yok diye düşünmüşlerdi. Zaten Mete onunla anlaşmaya hiç sıcak bakmamıştı. Mert onlarla konuşmuyor sadece arada köpürüp bağırıyordu. Ahmet hep alttan alalım dediği için sesini çıkarmıyordu ve Ahmet’i de anlayamıyordu. Bu çocuğa neden bu kadar sabırlıydı? Sadece somurtuyor, onları tersleyip duruyordu. Mete ona bağıran çocuğun gözlerinin içine baktı. Bu bardağını taşıran son damlaydı. Hiçbir şey söylemedi. Hızlıca çocuğun yanına geldi, yakasından sıkıca kavradı ve yüzüne sert bir yumruk indirdi. “Biz seninle uğraşmak zorunda mıyız?” diye bağırdı. Mert acıyla bağırıp yüzünü buruşturduğunda yaptığı şeyin farkına vardı ve hemen o an pişman oldu. Hemen çocuğun yakasını bıraktı tam özür dileyecekken Mert sertçe karnına bir yumruk indiriverdi. Yere çöküp iki büklüm oldu. Derin derin nefesler almaya çalıştı ama sanki akciğerleri çalışmayı bırakmıştı, nefes alamadı. Kafasını kaldırdığında Mert’in sinirli çehresiyle göz göze geldi. Ağır ağır kalkıp üzerine atladı. Yumruklar havada uçuşuyor iki çocukta nereye vurduğuna bakmaksızın karşısındakinin canını yakmaya uğraşıyordu. Mert, çocuğun yakasını tutup sertçe onu ranzaya ittirdi. Mete sırtını çarpmasının etkisiyle acıyla bağırdı. Elleriyle karşılık vermeye çalışırken elleri Mert’in saçlarını avuçladı ve var gücüyle çekti. Mert de bağırarak elinden kurtulmaya çalışıyordu, başaramayınca da o da Mete’nin saçını avuçladı. Var gücüyle vurdular, çektiler, ittirdiler. Bu bir süre daha devam etti. Sonrasında kapı gıcırdadı ve içeri insanlar doldu. Yan odalardan çocuklar sesleri duymuş korkuyla kapılarında bitivermişlerdi. Beş altı çocuk ikisini sakinleştirmeye çalışıyordu ama işleri çok zordu. İki çocukta durmadan diğer çocukların ellerinden kurtulup karşısındakine biraz daha vurmaya çabalıyordu. Aslında sinirleri birbirlerinde değildi belki de. Çünkü o sırada iki çocukta karşısındaki yerine bir başkasına vurduğunu hayal ediyordu. Hatta başkalarına. Mürşide Hanım’ın sesi odayı doldurduğunda bütün sesler kesildi. Çocuklar birbirlerine vurmayı bıraktı ve sadece sese döndüler. Mürşide Hanım iğrenç bir sinirle çocukların yüzlerine baktı. İkisinin de yüzleri darmaduman olmuştu. Dudakları patlamış, gözleri morarmış, saçları yerlere dökülmüştü. “Hayal kırıklığına uğradım.” Dedi ve ikisinin de kolunu sıkıca kavrayıp sertçe odadan çıkardı. Sürükleye sürükleye kendi odasına götürüyordu ki yolda Ahmet ile karşılaştılar. Ahmet elinde iki bardak suyu tutuyordu, donakaldı. Hayretle “Neler oluyor?” diye bağırdı. İki çocuğunda yüzüne acıyla baktı. Kendi canı yanmış gibi hissetti. “Hocam ne olur hep beraber konuşalım” deyip araya girmek istese de Mürşide Hanım çok sinirliydi. “Ahmet kes sesini. Odadaki yerdeki kan lekelerini ve saçları temizle sonrada uyu yarın okul var. Bu ikisine gelince,” Kollarını tuttuğu çocuklara tiksintiyle baktı “bu itler bir süre daha odalarına dönmezler.” “Hocam ne olur bir beni dinleyin. Belki ben-“ “Ahmet dediğimi yap!” Mürşide Hanım daha da bir şey demeden çocukları götürmeye devam etti. Ahmet ise sadece arkalarından bakabildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.