İçeriğe geç

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Bölüm 5 · 6 dk okuma

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Bölüm 5

4. Bölüm: Hina İçin

Bıçağımı çıkardım ve hızla Ivor'a doğru bir hamle yaptım, benim hızıma izleyenlerin gözü yetişemezdi. Bıçağımı çektiğimde, Ivor'un gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. İlk hamlemde, bıçağımı yana koydum ve yumruğumu hızla onun çenesine indirdim. 'Crack!' sesiyle birlikte Ivor'un ağzından iki kırık diş fırladı ve çenesi yerinden oynadı. İçimden, 'On saniyelik sersemleme ve çıkmış çene' diye geçirdim. Ivor dengesini kaybederken, ben durmadım. Hızımı koruyarak, dirseğimi onun ense köküne vurdum. Ivor'un gözleri beyazladı ve dizleri çöktü. 'Beyinciğine darbe; bu onu bir süreliğine hareketsiz bırakır,' diye düşündüm içimden. Ivor yere düşerken, ben hala kontrolümdeydim. Onun sol kaburgasına sert bir tekme attım ve kaburgalarının çatırdamasını duydum. 'Çatlak kaburgalar, nefes alamayacak,'diye düşündüm. Sonra, Ivor'un kollarını tuttum ve onu kendime doğru çektim. Bıçağımı beline doğru sürükledim ve bir kesik açtım. Ivor acı içinde inledi. 'Bu yara uzun süre iyileşmez,' diye geçirdim içimden. Ivor artık savunmasızdı ve ben kazanmıştım. Her hamlemde verdiğim hasarın sonuçlarını görmek, içimdeki öfkeyi dindiriyordu. O an anladım ki, kimse benimle başa çıkamazdı. Etrafımdaki kalabalık korku dolu ve şaşkın gözlerle bana bakıyordu, Marlyn'in elindeki bira bardağı yere düştü ve kırıldı.

ERON:(Bağırarak) Kimse Hina'ya beş metre bile yaklaşamaz!

Herkes beni dinliyor ve dediklerimi onaylıyorlardı, tabi dillerini yuttukları için sesli değil titreyen kafaları ile onaylıyorlardı.

ERON:(Bağırarak) Onu dışarda dahi görseniz kafanızı kaldırıp ona bakamazsınız!

Marlyn'in sert yutkunuşu atmosfere yayıldı.

ERON:(Bağırarak) Onun adını dahi ağzınıza bile alamazsınız!

Dedim son kez, Marlyn ve Ivor beni gayet iyi anlamışlardı buradaki herkes gibi. Ivor yerde yatarken, ona son bir kez baktım ve oradan ayrıldım. Kimse Hina'yla uğraşmaya cesaret edemezdi artık, soğuk ve ıssız sokaklarda yürürken birkaç uyuşturucu ticaretine rastladım, bu dünya pisliğinde boğulmaya devam ediyordu ama asıl pislikler bizlerdik. Eve gelmiştim kapıyı açtım ve içeri girdim Hina yerde oturuyordu hızla onun yanına gittim.

ERON: Hina, neden kalktın.

HİNA: Yürümek istedim ama, bacaklarım yine tutuldu.

Onu kucağıma aldım ve koltuğa oturmasını sağladım, gözlerinde bir tedirginlik vardı.

ERON: Ne oldu?

HİNA: Tişörtünde kan var.

Kafamı eğdim ve baktım, 'tch' dedim, Hina'nın küçük elleri yavaşça benim ellerime doğru geldi ve ince parmakları sıkıca sarıldı. O an içimdeki buzlar eriyor gibi hissetmiştim, onun masumiyeti ve saflığı uzun zamandır tatmadığım şeyleri altın kasede önüme sunuyordu.

HİNA: Bu senin kanın mı?

ERON: Hayır Hina, başkasının.

HİNA: Sen adımı söyleyince çok farklı hissediyorum.

ERON: Yabancı olduğum içindir.

Hayır Hina o saçma sapan duyguları bana karşı besleyemezsin, her şeyden önce yapmam gereken seni korumak, kendimden bile korumak. . . Hina elini damarları belirginleşmiş olan koluma götürdü.

HİNA:(Kıkırdayarak) Çok hoşuma gidiyor.

ERON: Hina bence yavaş yavaş kendini anlamaya başladın.

HİNA: Evet ama ben başka neleri sevebilirim.

ERON: Başka şartlarda tanışmış olsaydık benden nefret ederdin.

HİNA: Hayır öyle bir şey imkansız.

Birden boynuma atladı ve bana sıkıca sarıldı, onun bana her bir dokunuşu beni deli ediyordu ve içimdeki tüm şehveti açığa çıkarıyordu. Neden böyle oluyordu bilmiyordum normalde on tane kadın bile beni yükseltemezken Hina'nın dokunuşu beni o kadar derinden sarsıyor ki. . . Belki de tüm bunları o masum olduğu için hissediyorumdur.

HİNA: Eron, senden bir şey rica edebilir miyim?

ERON: Evet.

HİNA:(Heyecanla) Dışarı çıkabilir miyiz?

Gözleri yıldızlardan daha parlaktı, bana yıldızları sorsalar ilk onun gözlerini gösterirdim.

ERON: Yeni bir şey deneyimlemek ister misin?

HİNA: Olur, evet.

ERON: kalkabiliyor musun, yardım etmemi ister misin?

HİNA: Bacaklarımı hissetmeye başladım.

ERON: Tamam o zaman takip et beni bakalım.

Onu evimdeki en değer verdiğim yerlerden birine götürmüştüm tabi artık eskisi kadar umurumda değil, dış dünyadan uzak camların arkasında gizlenmiş sanki büyülü bir kitaptan çıkmış gibi bir bahçem vardı. Hina hıla renkli çiçeklere doğru koştu.

HİNA: Bu ne?

Yüzünde heyecan ve merak ifadesi vardı, bir an bunun hiç eksilmemesi için dua etmek istedim.

ERON: Onlar sardunyalar, ve bu da lavanta.

Hina lavantanın kokusunu içine çekti büyülenmiş gibi bana bakmıştı.

HİNA:(Gülümseyerek) Güzel.

Onun basit mutluluğunu izlerken içimde yeniden bir sıcaklık keşfettim, Hina'nın her yeni keşfi onun dünyasını daha da aydınlatıyordu.

ERON: Senin için bir sürprizim var.

Küçük çekmeden bir paket çıkardım. İçinden, renkli tohumlar ve bir çiçek kitabı çıktı.

HİNA:(Şaşkınlıkla) Kendi çiçeklerimi mi yetiştireceğim?

ERON:(Başını sallayarak) Evet ve ben sana yardım edeceğim.

Ona küçük mor bir saksı verdim.

ERON: En beğendiğin çiçek hangisi?

HİNA: Ben bilmiyorum, senin bir önerin var mı?

ERON: Evet, beyaz orkide bence uygun?

HİNA: Çiçeklerin anlamları var mı?

Onun bu sorusuyla bir an duraksadım, evet var deyip beyaz orkidenin anlamını açıklamam imkansız. Hayır dersem onu kandırmış olurum, en iyisi bilmiyormuş gibi yapmak.

ERON: Bilmem, yok galiba.

HİNA: Anladım, hadi çiçeğimizi ekelim.

Çiçeğimiz. . .

ERON: Ben sana söyleyeceğim, sende yapıcaksın tamam mı?

HİNA: Tamamdır.

Ona nasıl yapılacağını tarif etmeye başladım, toprağa her dokunurken onun her bir yüz ifadesini ezberlemeye çalıştım. Hina'nın her bir sorusu, her bir kahkahası bana yaşamak için yeni bir sebep veriyordu. Hina yorgun gözlerle bana bakmıştı ama saat henüz erkendi.

HİNA: Biraz uyuyabilir miyim?

ERON: Anladım, bünyen çok zayıf olduğu için yoruldun.

Yorgun ama mutlu gözleriyle bana bakarken hafifçe kafa salladı, ona yaklaştım ve küçük bedenini kucağıma aldım. Başını göğsüme yaslayıp parmağını boynumda adem elmama götürdü, sanırım bu kez de onu incelemeye başlamıştı.

ERON: Onun ne olduğunu biliyor musun?

HİNA: Hayır, sadece sendemi var?

ERON: Çoğu erkekte bundan var.

HİNA: Daha önce dikkatimi çekmemişti.

ERON: Evinizde erkek çalışanlar var diye biliyorum, babanı erkekten saymıyorum onu sende sayma.

HİNA: Onlarınkine hiç dikkat etmemiştim ama, Viktor'a neden öyle söyledin?

ERON: Boş ver anlamazsın.

Susmuştu ve oraya odaklanmaya devam etmişti arada bir parmaklarını sürtüyordu. Yutkunmamla kıkırdamaya başladı.

HİNA: Bu da çok hoşuma gitti.

ERON:(Mırıldanarak) Bende senin ne çok hoşuna gittim.

HİNA: Nasıl, anlamadım?

Salona girdik ve onu koltuğa yatırdım.

ERON: Ben banyoya gireceğim, senin içinde bir belgesel açıcam hayvanlar hakkında da bilgi sahibi olman lazım.

Hızlıca mutfağa gittim ve yanındaki sehpaya bir sürahi koydum.

ERON: Eğer susarsan ve bacakların aniden tutulursa diye düşündüm.

HİNA:(Gülümseyerek) Eron, minik bir sufle gibisin.

ERON: Suflenin ne olduğunu biliyor musun?

HİNA: Evet bir keresinde aşçılar babama yapmıştı, ama benim yemem yasaktı. Çok şirin ve tatlı gözüküyordu.

ERON: Baban tam bir orospu çocuğuymuş.

Hina tedirgin gözlerle bana baktı.

HİNA: Yasaklı kelime söyledin.

ERON: Hayır Hina bu yasak değil.

HİNA: Ama-

ERON: Piç de.

HİNA: Diyemem hayır.

Gözleri dolmaya başlamıştı, kaşlarımı çattım ve onu anlamaya çalıştım.

ERON: Neden Hina?

HİNA: Sonra beni döversin.

Sonlara doğru sesi kısılmıştı, babası ona gerçekten cehennemi yaşatmıştı ve benimde içimdeki öfkede bunları duydukça daha fazla büyüyordu.

ERON: Babanın ölümü benim ellerimden olucak.

Başını önüne eğdi kadere razıymış gibi görünüyordu ya da artık babasının nasıl biri olduğunun daha iyi farkındadır. Daha fazla bir şey demedim ve banyoya gittim. Soğuk suyu açtım ve önce tişörtümü sonra pantolonumu çıkardım, suyun altına girdim gözlerimi kapatıp başımı yukarı kaldırdım, suyun soğukluğu beni kendime getiriyor ve geçmişimi hatırlatıyordu şampuanımı elime aldım o da bitmek üzereydi. Saçlarımı köpürtürken akan şampuan kürek kemiğimdeki yarama geldi, tatlı sızısı çok hoşuma gitmişti ve kendimi tutamayıp alt dudağımı ısırdım ' Harika.' diye mırıldandım. Şampuanımın yanında duran jilet tüm albenisiyle bana bakıyordu, yeniden bana çok cazip gelmeye başlamıştı yaralarım yeni iyileşmişti ve yenilerini eklemek için sabırsızlanıyordum. Ama hayır şimdi olmaz Eron Hina'ya kötü örnek olabilirim, o bir bebek gibi.

Bir süre sonra merdivenlerde bir takım ayak sesi duydum banyo kapısına döndüm, bunun Hina olduğu çok belliydi. Kapının önünde durdu ve beklemeye başladı, başkası olsa onun gibi birinin böyle bir şey yapmasından korkardı çünkü yaklaşık 10 dakika kadar bekledi. Sanırım beni öldürmek istiyorsun Hina, olur bende çok meraklıyım zaten. Kapıyı açmaya çalıştı ama kilitlediğim için içeri giremedi.

HİNA:(Sesi titreyerek) Eron, şey bir sorun var.

Havlumu belime bağladım ve kapıyı açtım, o ise büyümüş gözleriyle beni süzmeye başladı.

ERON: İyi misin Hina, ne oldu?

HİNA: Bunlar ne?

Parmağını karın kaslarıma götürdü ve bastırdı.

ERON: Hoşuna gitti mi?

Yüzümü ona yaklaştırdım, yeniden kızarmaya başladı ve parlayan gözlerle bana baktı.

HİNA: Evet hem de çok.

Bölüm sonu

2 yorum