İçeriğe geç

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Bölüm 3 · 8 dk okuma

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Bölüm 3

3. Bölüm: Keşfedilen Duygular

Hina'nın gözleri parlayarak bana bakıyordu.

ERON:(gülerek) Yoksa bana aşık mı oldun?

HİNA: Hayır ama bu çok güzel bir şeye benziyor.

ERON: Bence boş ve saçma bir şey.

HİNA: Viktor örgütlerden bahsetti.

ERON: Nasıl örgütler?

HİNA: Dış dünyada örgütler varmış kendilerini dövmeleri ile tanıyorlarmış.

ERON: Evet ve o örgütler babanı hiç sevmezler.

HİNA: Bir şey sorabilir miyim?

ERON: Evet geliyor beklediğim soru.

HİNA/ERON: Örgüt nedir?

Hina kıkırdamaya başladı ve meraklı gözlerle bana baktı. Onun bu halini, ifadelerini ve tepkilerini bir ömür boyu izleyebilirdim cidden.

ERON: Örgüt, bir grup insanın bir araya gelip bazı amaçları gerçekleştirmesidir.

HİNA: Peki buradakilerin amacı ne.

ERON: Zirvede olup hayatta kalmak.

HİNA: Bu örgütlerin adı var mı?

ERON: Evet var onlar şu şekilde;

Demir Pençeler: Adlarından da anlaşılacağı gibi, fiziksel güç ve kaba kuvvetleriyle en üst sırada yer alırlar.

Kara Kartallar: Gözlem yetenekleri ve stratejik konumlarıyla güçlü rakiplerdir.

Gölge Yılanları: Gizlilikleri ve hızlarıyla tehlikeli ve hesaplanması zor bir grup.

Zehirli Oklar: Zehir kullanma becerileriyle rakiplerini sessizce etkisiz hale getirebilirler.

Kızıl Hançerler: Suikastçılar ve hırsızlar olarak gizlilik ve sinsi hareketleriyle bilinirler.

Gece Avcıları: Karanlıkta avlarını takip eden yetenekleriyle korkulan bir grup.

Sessiz Fırtına: Beklenmedik ve ani saldırılarıyla rakiplerini şaşırtabilirler.

Gümüş Kurşunlar: Silah ustalıklarıyla dikkat çekerler, ancak diğer özellikleri göz önünde bulundurulduğunda daha alt sıralarda yer alırlar.

Kristal Kafatasları: Mistik güçlere sahip olmaları onları tehlikeli yapar, ancak fiziksel güç açısından daha düşük bir sıralamadadırlar.

Venüs'ün Oğulları: İdealist ve barışçıl amaçları olan bir grup olmaları nedeniyle, bu sıralamada en altta yer alırlar.

HİNA: Ne kadar çok var.

ERON: Aynen ne kadar çok var.

HİNA: Peki sen bunlara dahil misin?

ERON: Hayır bu işler pek benlik değil.

HİNA: Başka hiç yok mu?

ERON: Aslında bir tane daha var o en belalı ve karanlık olanları.

HİNA: Onun adı ne?

ERON: Kanlı ejder.

HİNA: (Gözleri büyüyerek)Çok havalı.

ERON: Evet çok havalı.

Hina esnemeye başladı ve yorgun gülümsemesiyle bakmaya devam ediyordu.

HİNA: Çok mutluyum Eron.

Bende hayatım boyunca ilk kez bu kadar mutlu olmuştum ama bu çok garipti, bu kız resmen bana hayat enerjimi yeniden vermişti. Ona baktım başı yana hafifçe düşüyordu ve gözleri kapanıyordu, masadan kalkıp onu kucağıma aldım gözlerini hafifçe açtı ve kollarını boynuma doladı.

HİNA:(uykulu sesiyle) Sende prens oldun şimdi.

ERON: Hina benden olsa olsa cellat olur.

Onu bir süreliğine odamdaki koltuğa yatırdım ve hızlıca yatağımın, çarşafını yastık kılıfını ve battaniyesini değiştirdim. Hina'yı yavaşça dürttüm, gözlerini açıp baygın ama mutlu gözleriyle bana baktı.

ERON: Pijamaların var mı?

HİNA: Evet giyiniyim.

ERON: Rahat edeceksen hiç uğraşma direkt uyu.

HİNA: Yatağının pislenmesini istemem.

Ben o yatakta neler neler yaptım bir bilsen, ya da bilmesen. Senin kıyafetlerin benim yatağımdan daha temiz.

ERON: Sıkıntı yok yatabilirsin.

HİNA: Peki o zaman.

Paytak adımlarıyla yatağıma doğru gitti ve uzandı bende onun üzerini örterken titreyen elleri ellerime uzandı.

HİNA: Eron çok teşekkür ederim.

ERON: Önemli değil.

HİNA: Bizde kendi örgütümüzü kuralım, adı da özgür makarnalar olsun.

Gülmemek için yine kendimi zor tuttum onun yaşamını bilmesem sarhoş olduğunu falan düşünürdüm ama onun yaşadıkları aklıma gelince sebepsizce duygusallaşıyordum. Kendimden asla böyle bir şey beklemezdim en son dört yaşımdayken ağlamıştım, ve o kim bilir dört yaşındayken nasıl bir kâbusun içindeydi. Salona gittim ve tişörtümü çıkarıp koltuğa uzandım. İnsanların çığlık sesleri, silah sesleri , arada bir patlayan bombalar bu zamana kadar nasıl mı yok olmadık? Çünkü bu pislik artık düzen olmuştu ve bir yerde düzen varsa orada kötü de olsa yaşam vardır.

GECE 04.35

Odamdan gelen hafif bir iniltiyle gözlerimi açtım ve içgüdüsel olarak ayağa kalkıp odama doğru ilerledim, her zaman tilki uykusuna yatardım bu yüzden bundan daha hafif bir seste de uyanabilirdim. Kapıyı sessizce araladım Hina resmen ateşler içindeydi, tüm vücudu kızarmıştı ve yanıyordu. Elimi onun anlına koydum.

ERON: Hina, iyi misin?

HİNA:(zayıf bir sesle) İyi deiğilim, ellerin çok soğuk.

Birkaç tane bez ıslatıp anlına, kollarına, bacaklarına her yerine koydum.

HİNA: Midem bulanıyor.

Onun için bir poşet getirdim ve önüne koydum, biraz bekledim ateşi düşmüyordu ve dolmuş gözleriyle bana bakıyordu.

ERON: Seni burada yalnız bırakmak istemiyorum, ama ilaç almamız gerekiyor.

Hina güçsüz bir şekilde kafasını salladı.

ERON: Hemen geri döneceğim, kapı çalarsa sakın açma anla ki o ben değilim, ve eğer kapının açılma sesini duyarsan yine o ben değilim, bu silahı al ve odaya giren kişiye sık.

HİNA: Ben nasıl kullanıcağımı bilmiyorum.

ERON: Tamam ben hemen dönücem sadece buradan bir yere kıpırdama.

Odadan çıkarken kapıyı kapatıp kilitledim, eğer biri bu kapıyı zorlarsa kapı patlardı ve sadece kapının yakınındakiler ölürdü, ama Hina'nın bünyesi zayıf olduğu için oda etkilenebilirdi. evimi hızla terk ettim ve o an karanlık bana uyum sağlamaya başladı. Gece karanlığında nöbetçi eczaneye doğru hızla ilerliyordum, ama bir grup siluet karanlıkta belirdi. Onlar bu sokağın acımasız sakinleriydi, gece avcıları. Sigaramı yaktım ve derin bir nefes çektim; bu gece başka bir dövüşten kaçınmak istemiyordum ama Hina'nın bana ihtiyacı vardı ve zaman daralıyordu.

SİLAS:(Alaycı bir sesle) Hey, Eron! Nereye böyle acele?

ERON:(Soğukkanlı bir şekilde) Yolumdan çekilin, havamda değilim.

Kahkaha attılar ve etrafımı sardılar, onların bu aciz ve acınası hali çok hoşuma gitmişti.

RAGNAR: Böyle kolay olmaz.

LAZARUS: Biraz eğlenmek istiyoruz.

Gözlerimi daralttım ve değerlendirme yaptım. Evet bu kez öldürmek istemiyorum. Bir anda harekete geçtim Silas'ı göğsüne vurup yere yapıştırırken onun aynı zamanda nefesi kesilmişti. Ragnar arkamdan gelip boynumu tuttu benimde soğuk ellerim onun ensesini kavradı, bedenimi havaya zıplattım ve onu hızlıca yüzü yere çarpacak şekilde düşürdüm, Lazarus'ta bıçağını bana saplayacakken elini havada kavradım ve kolunu ters yöne katlayıp kırdım, kemiği dışarı çıkmıştı ve bu güzel gözüküyordu. Silas yeniden ayağa kalktı Ragnar ve Lazarus baygındı.

ERON: Bence gerek yok.

Silas kafa salladı ve arkadaşlarının yanına doğru ilerledi. Bende yoluma devam ettim, sonuç ise Silas’ın kaburgaları kırıldı, Ragnar’ın omurgası ezildi, Lazarus’un kolundaki kemiği paramparça ettim.

ERON:(mırıldanarak) Bu gece Hina için buradayım.

Eczanenin ışıklarını gördüm.

ERON:(mırıldanarak) Ve onun için her şeyi yapmaya hazırım.

İçeri girdim ve eczacıya durumu anlattım karşımda genç bir kız vardı ve ben ona anlatırken saçıyla oynayıp garip mimikler yapıyordu.

ERON:(soğuk bir şekilde) Hadi ver şu ilaçları.

ECZACI KIZ: Hemen getiriyorum.

Getirdi ve parasını masanın önüne koydum.

ECZACI KIZ: Sen parasızda ödeme yapabilirsin.

Ona dönüp alaycı bakışlarımı attım.

ERON: İşine bak tahta kurusu. Ve yüz felci tedavisi ol.

ECZACI KIZ: Yüz felcimi?

Eczaneden çıktım ve hızlı adımlarla eve doğru gittim. İçeri girdim neyse ki kimse girmemişti hemen odama çıktım ve kapının kilidini açtım. Hina hareketsiz bir şekilde yatıyordu.

ERON: Pişt öldün mü?

Eğer ölmüşsen benimde ölmek için yeni bir sebebim olacaktın Hina. Onu dürtükledim yavaşça gözlerini açıp bana baktı.

HİNA: Eron. . .

ERON: Tamam tamam ilaçlarını aldım hemen hazırlayıp getiriyorum.

Mutfağa gittim ve bazı ilaçlarını suyla karıştırdım, yeniden odaya çıktım yatakta doğrulmaya çalışıyordu, kollarından tuttum ve onu kaldırdım bardağı yavaşça dudaklarına doğru götürdüm, ilaçlarını içirirken zorlukla içiyordu ama bu kadar kokmalarına rağmen yüzünü ekşitmiyordu.

ERON: Daha iyi misin?

HİNA: Eron sen yokken bir şey oldu.

ERON: Ne oldu?

HİNA: Bu dışarıyı gördüğüm şeyler var ya.

ERON: Pencere.

HİNA: Oradan biri bana baktı.

Ivor ölmeyi sen seçtin oğlum.

ERON: Tamam ben halledicem.

HİNA: Ne oldu ki, kötü bir şey mi?

ERON: Evet kötü bir şey ama benim yapacaklarım daha kötü bir şey.

HİNA: Ama o kimdi neden kötü bir şey olsun ki?

ERON: Hina seni önce ben buldum, iyi ki de ben bulmuşum yani sana başkası yaklaşırsa öldürürüm.

Hina'nın gözleri büyüdü ve hüzünle baktı.

HİNA: Her yaşam değerlidir.

ERON: O yüzden bende onları daha fazla günah işleyip cehenneme gitmesinler diye erkenden öteki tarafa gönderiyorum.

HİNA: Ama yine de kötü bir şey.

ERON: Yaşamak istiyor musun?

HİNA: Evet hem de çok.

ERON: O zaman öldüreceksin.

Eron neden böyleydi, yoksa olması gereken bu muydu? İyilik ya da kötülük, sanırım Eron'un anlatmasına göre normal olan kötülüktü. Elimi kaldırdım ve ona sert bir tokat attım, şaşkın bir şekilde bana baktı.

ERON:(Gülerek) Neden yaptın bunu?

HİNA: Olması gereken kötülük değil mi?

ERON: Bir daha tokat at bakiyim ona göre karar veririm.

Ona yeniden tokat attım ve kahkaha atmaya başladı.

ERON:(Mırıldanarak) Çok tatlı.

Bende gülmeye başladım, ve sonra elimi onun yanağına götürüp okşayarak yüzünü inceledim.

ERON: Çok mu hoşuna gittim?

Bana bunu derken çok fazla yaklaşmıştı, burunlarımız ve dudaklarımız neredeyse birbirine dokunucaktı ve ben nefeslerimizin karıştığını hissedebiliyordum. Yüzümde yeniden bir yanma hissetmeye başladım.

HİNA: Nasıl yani?

ERON: Yani yemeği sevdin ya, beni de sevdin mi?

HİNA:(gülümseyerek) Evet çok sevdim.

ERON: Çok yakışıklıyım ama değil mi?

HİNA: Yakışıklı ve güzeli biliyorum Lee bundan hep bahsederdi.

ERON: Peki ben yakışıklı mıyım?

HİNA:(kızararak) Evet çok fazla.

ERON: Şimdide utandın.

HİNA: Nerden bildin.

ERON: Yanakların elma gibi oldu.

Ellerimi yanaklarıma götürdüm ve dokundum.

ERON: Tokat atmayı nerden öğrendin?

HİNA: Bayan Mira'dan öğrendim.

ERON: O da erkekleri tokatlıyordu umarım.

HİNA: Hayır beni tokatlıyordu.

Eron güldü ve bana baktı.

ERON: Delirdim galiba neden böyle hissediyorum.

HİNA: Nasıl hissediyorsun?

ERON: Boş ver hadi sen uyu hava aydınlanıyor.

Eron beni hafifçe yatağa yatırıp üzerimi örttü ve odadan dışarı çıktı. Bende biraz pencereden dışarı baktım bu gün doğumuydu bir kitapta okumuştum, ve gerçekten güzel görünüyordu.

Hina'yı yatırdıktan sonra ceketimi giyindim ve sigara mı alıp dışarı çıktım, leş gibi sokaklarda yürürken evsizlere baktım ısınmaya çalışıyorlardı, bir süre sonra Ivor un mekanına geldim, içeri adımımı attığım an herkes bana döndü sanırım her zamanki gibi tüm dikkatleri üzerime çekmiştim ve Ivor'da başımda bitti.

IVOR: Dostum, hoş geldin bende senin kızları ayarladım.

Ona cevap vermedim ve sadece yüzüne baktım.

IVOR: Hey bana o gözlerle bakma, şuraya salabilirim.

Onun bu dediğiyle müziğin sesini kapatmışlardı. Sigaramı yaktım ve Ivor'a baktım.

MARLYN:(Sırıtarak) Burada bekar kızlara ne olduğunu bilirsin.

ERON: Evet ve Ivor benim kadınıma bulaştı.

IVOR: Bunu unutabiliriz, aynısı bir daha olmaz.

ERON: İstesende olamaz zaten.

Bölüm sonu

5 yorum