6 SAAT SONRA
" Anlaşılan fazla rüya görüyorsun Eron, bırakta seni uyandıralım."
MARK'IN ANLATIMINDAN
Eron neler oluyor dostum?
MARK: Herkes binayı boşaltsın geri çekiliyoruz!
TİNA: Neler oluyor saçmalama çok yaklaşmıştık.
MARK: Eron ellerinde.
HİNA'NIN ANLATIMINDAN
HİNA: Bırak beni nereye gidiyoruz!
PENTAGON: Hina çırpınmayı kes, bu bir tuzak.
HİNA: Ne tuzağı?
PENTAGON: Biz seninle içeri girdikten sonra, kapıdan gelen sesi duydun mu?
HİNA: Evet bir ses vardı ama. . .
PENTAGON: Kapıyı farklı renkle kapladılar.
HİNA: Nasıl yani, yoksa Eron'un geleceğini biliyorlarmıydı.
PENTAGON: Evet biliyorlardı, Eron başının çaresine bakar ama benim seni korumam gerek.
HİNA: Ama öncelikli görev-
PENTAGON: Evet Hina öncelikli görev seni korumak, Eron'un emri.
Eron'un bana bu şekilde değer vermesi beni çok farklı hissediyordu ama bana neden böyle davranıyordu bir türlü anlamıyordum.
HİNA: Eron neden bana böyle davranıyor?
PENTAGON: Bilmiyorum ama, onu daha önce böyle görmemiştim.
HİNA: Onu ne zamandan beri tanıyorsun?
PENTAGON: Beşikten beri.
HİNA: Nasıl yani?
PENTAGON: Yani doğduğumuz günden beri birlikteyiz.
16 YIL ÖNCE PENTAGON VE ERON
HUN: Bıçak kullanma konusunda senden daha iyiyim dostum.
ERON: Yakın dövüşte yanımdan bile geçemezsin.
Hun gülümseyerek bıçağını kaldırdı.
ERON: Fazla iddialı.
HUN: Fazla cesur.
Hun, Eron'a doğru bir hamle yaptı, onun elmacık kemiğine kesik atarken Eron kenara çekildi ve onu kolundan tutup bir Judo hareketi ile yere düşürdü.
ERON:(İç sesi)Belini incittim bir kaç dakika doğrulamaz.
HUN:(İç sesi) Daha derin bir kesik onda üstünlük kurmamı sağlar.
Hun yerde bedenini hafifçe kaydırdı ve Eron'un bacağına derin bir kesik açtı, Eron bu darbeyle sendelerken Hun ayağa kalktı ve son bıçak darbesini savururken Eron onun kolunu tutup sertçe büktü.
Hun'un yüzünde acı dolu bir ifade ve kızgınlık vardı, inleyişiyle Eron ellerini çekti.
HUN:(Acı içinde) Kırıldığına eminim.
ERON: Hanım evladı.
HUN: Dostum kemiğim dışarı çıktı resmen.
ERON: Onu iyileştiricez sana söz veriyorum.
16 YIL SONRA GÜNÜMÜZ
HİNA: Sence Eron şuan ne yapıyordur?
PENTAGON: Bilmiyorum, Hina ama iyi olduğuna eminim.
HİNA: Şimdi nereye gidiyoruz?
PENTAGON: Kızıl hançer karargahına.
HİNA: Vaaay çok havalı.
PENTAGON: Belkide.
ERON'UN ANLATIMINDAN
Soğuk sular başımdan aşağı dökülüyordu, saçlarımdaki suları savurdum ve başımı yukarı kaldırdım. Yüzüme bir yumruk daha yemiştim.
ERON: Hina. . .
" Bu herif aptal, hala daha Hina diyor."
ERON: Hina seni kurtarıcam, meleğim.
Karşımdaki kalabalık grubun içindeki bir adam elinde levyeyle bana doğru geldi.
" Suratını dağıtalım."
MARK'IN ANLATIMINDAN
TİNA: Mark, aptallaşma seni kahrolası gidip Eron'u alabilirdik.
MARK: Tina ne zamandan beri strateji konusunda benden daha iyisin?
Tina arkasındaki duvara yaslandı ve sigarasını dudaklarına götürdü.
TİNA: Siz erkekler gerçek birer aptalsınız.
FELİX: Aynen öyle kızım durma kinini kus.
TİNA. Bir kez daha benimle konuşacak olursan, çeneni koparırım.
MJ: Şimdi her ikisini de kaybettik.
BRUCE: Neden Pentagon'u aramıyoruz?
TİNA: Mark'ın kapasitesi buna yetmiyor.
MARK: Çünkü Pentagon bizim adamımız olmayabilir Tina, sandığından çok daha fazlasını düşünüyorum eğer onu arasak Eron'un bizimle birlikte baskına geldiğini anlar sonra Kristal kafatasları buraya bir baskın düzenler ve tekrar nefes alamazsın.
FELİX: O halde iş başa düştü Mj.
Mj bilgisayarının başına oturup parmaklarını hızlıca kullanmaya başladı.
MİNA: Peki ilk olarak ne yapıcaz?
MARK: Önce Eron'u bulalım sonra o Hina'yı nasıl bulacağımızı ayarlar.
MJ: bence Eron'u kurtarma operasyonunda bize lazım olucak bir kaç kişi var.
FELİX: Dostum kapa çeneni.
BRUCE: Her neyse kahve isteye-
MARK: Kimmiş onlar Mj.
MJ: Bence hırslarını ve kini bırakmalısın onlardan yardım almalıyız.
HİNA'NIN ANLATIMINDAN
Büyük araç ormanlık yolda ilerlerken büyük bir binanın önünde durduk.
HİNA: Karargahınız burası mı?
PENTAGON: Evet Hina.
Pentagon arabadan indi ve benim inmemi sağladı.
HİNA: Vay canına.
Derin ir nefes aldım, başım ağrımaya ve kulaklarım çınlamaya başladı.
PENTAGON:(Panikle) Hina gözlerin hep yukarı kayar mı?
Bedenimi daha fazla ayakta tutmadım ve kendimi karanlığın kollarına bıraktım.
PENTAGON'UN ANLATIMINDAN
Hina birden bire kollarıma yığıldı, o gerçekten garip bir kızdı ve sebepsizce kendimi bebek bakıcı gibi hissediyordum bu en kötü olduğum konuydu. Onu kucağıma aldım ve eve girdim kafamın yanından hızlı bir hançer geçerken onu sapından tuttum.
DANİEL: Bu çıtır kim?
JHON: Farklı duruyor.
PENTAGON: O bir süreliğine misafirimiz olucak.
CHRİS: Onunla eğlenicez desene.
PENTAGON: Chris iğrenç salyalarını akıtmadan konuş, ve hayır bu kıza yaklaşamazsınız.
DANİEL: Yazık oldu, çekiciydi.
Hina'yı odama götürdüm ve kapıyı kilitledim bir süre hafifçe kıpırdandı ve mırıldanmaya başladı.
HİNA: Eron. . . evdeyim. . . evimizdeyim.
Her neyse sadece sayıklıyordu işte kendime mutfağa gidip bir bardak su aldım kapı birden kapandı ve hızlıca dönüp arkama baktım.
DANİEL: Hun büyük bir yanlış yapıyorsun, o kız Eron'un.
PENTAGON: Bunu sen nerden biliyorsun?
DANİEL: Ivor'un mekanını bastı tek başına, ve her şey gayet açıktı.
PENTAGON: Eron onu bana emanet etti ve şuan Kristal kafataslarının elinde.
DANİEL: Ekibi ne yapıyor?
PENTAGON: Hiç bir fikrim yok.
Daniel'le birlikte odama doğru ilerledik az dikkat çekmeye çalışıyorduk, hızlıca içeri girdik ve kapıyı kilitledik.
DANİEL: Minicik. . .
PENTAGON: Kes sesini Daniel, bu kadar pis olma.
DANİEL: Ama yenge fena dimi.
PENTAGON: Ahh kimle konuşuyorum ben.
Hina gözlerini hafifçe araladı ve anlamsız bakışlarla bize baktı.
HİNA: Eron nerde?
PENTAGON: Bak Hina olaylar çok karışık bunu bende bilmiyorum ama iyi olduğuna eminim.
HİNA: Eron'u istiyorum.
DANİEL: Eron'un olabilirim.
HİNA: Piç.
PENTAGON: Ooh tanrım bu çok ağırdı.
Elimi ağzıma götürdüm ve abartılı bir şaşkınlık ifadesi takındım.
DANİEL: bebek bu çok ayıp, kimden öğrendin bunu?
HİNA: Eron senin gibi piçlere demem için öğretti.
PENTAGON: Evet Hina bu çok doğru, onun gibi bir piç daha görürsen hemen haddini bildir kızım.
HİNA: Haddini bildir?
DANİEL: Daha mı kötü yaparsın yoksa?
HİNA: Nasıl?
MARK'IN ANLATIMINDAN
TİNA: Evet taktik nedir?
MJ: Bence ilk işimiz adamları etkisiz hale getirmek olmalı.
MARK: Hayır ilk işimiz Eron'u kurtarmak, sonrasında adamları etkisiz hale getirmek.
BRUCE: Bu biraz saçma değil mi?
FELİX: Dostum, Mark'ın aklında kırk tilki var ve hiçbirinin kuyruğu birbirine değmez.
Aracımız Kristal kafataslarının malikanesine gelmişti arabayı fark edilmeyecek bir yere çektik ve etrafa göz gezdirdikten sonra indik.
ARTUS: Gelmiyceksiniz sandık.
MARK: Buradayız işte.
CAMİLLA. Her zamankinden daha yakışıklısın Mark.
MARK: İş dışı konuşmalar ilgimi çekmez.
CAMİLLA: Bir zamanlar çekiyordu ama. . .
MARK: Evet Camilla bir zamanlar.
MJ: Alexander' da gelir diye düşündüm.
ARTUS: O görevde.
Rüzgar Camilla'nın sarı saçlarını savururken istem dışı gözlerim onun gözlerini buldu, mavi gözleri beni derinliklerinde boğuyordu. Şuan birbirimize bakıyorduk ve benim gözlerimi ayırma gibi bir niyetim yoktu, uzun zaman olmuştu Camilla, denizinin derinliklerinde boğulmayalı çok uzun bir zaman.
FELİX: Evet kaptan ne yapıyoruz.
MARK: Taktik falan yok, içeri dalıyoruz hallediyoruz.
TİNA:(Silahını doldurarak) İşte benim dilimden konuşuyorsun adamım.
Camilla yanımdayken mantığım beni terk ediyordu, saçma sapan akla mantığa sığmaz şeyler yapıyordum.
ARTUS: Peki, Mark karşılığında ne alacağız?
MARK: Bunu Mj ' e sorun o size karşılığınızı verir.
MJ: Hey ben ne alaka?
TİNA: Hadi beyler, oyalanmayın korkuyor musunuz?
MİNA: Aynen öyle bir geride kaldınız sanki.
FELİX: Hadi kızlar demeni beklerdim Tina.
TİNA: Kız olucak kadar mükemmel değilsin seni aptal.
BRUCE: Feminist kraliçe.
ERON'UN ANLATIMINDAN
ERON:(İğneleyici ses tonuyla) Yani şimdi beni anladın mı aşağılık?
karşımdaki adamdan ses gelmiyordu.
ERON: Senin gibi zavallı biri nasıl olurda bana kafa tutabilir?
Yine ses yoktu, derin bir nefes aldım ve saçlarımı karıştırdım.
ERON: Hina nerde, söylesen de söylemesen de seni öldüreceğim zaten.
Adam biraz öksürdü ve ağzından kan aktı.
" Sen. . . sen."
ERON:(Sakin ses tonuyla) Evet ben şeytanın ta kendisiyim.
Adama doğru yaklaştım ve alt çenesini ile üst çenesini tutup hızlıca birbirlerinden zıt yönlere açtım, akan kanlar beni daha çok havaya sokuyordu karşımda yüzlerce olsa hepsine bunu yapabilirim.
ERON:(Sakin ses tonuyla) Beni bir yere bağlayıp kapatmaya çalışmanız başlıca bir hataydı.
Arkamdaki kapı sertçe açıldı silah doğrultma sesleri kulaklarımda nazik sesini yankıla
" O en güçlü adamımdı."
ERON: Yazık oldu. . .
" Eron neden bir örgüte dahil olmuyorsun, sana sonsuz zenginliği verebilirim."
ERON: Sizin ucuz zevkleriniz beni tatmin etmiyor.
" Yazık oldu. . ."
Arkama yavaşça dönüp onun gözlerinin içine baktım.
" Şimdi her şey bitti, evet çok güçlüsün ancak otuz silahlı adamla başa çıkamazsın."
ERON: Anlaşılan beni tanımıyorsun.
" Tanıt o zaman Eron."
Arkamdaki cesedin yaklarını tuttum, onlar ne yaptığıma pek anlam veremiyordu.
ERON: Aynen öyle tanıtacağım.
Cesedi hava kaldırıp hızlıca adamlara doğru koştum, bana sıktıkları kurşunlar ona çarpıyordu, nihayet yanlarına yaklaştığımda ikisinin üzerine ceset fırlatıp birkaç saniye etkisiz hale getirdim. bana ateş ediceklerini biliyordum kendimi hızlıca yere bıraktım ve birine çelme takıp elindeki silahı aldım, dördünü hızlıca vurdum diğerleri şarjör değişiyordu. Birinin çenesine sert bir darbe indirip önüme aldım diğer kurşunlarda onu bulmuştu. Şarjörler tekrar bittiğinde geriye kalan azınlığı hallediyordum ki birkaç ayak sesi duydum, içeri sis bom bası atılmıştı önüme cesedi alıp hızla kapının arkasına geçtim. İçerideki adamları vurarak öldürmüştü, Kristal kafatası lideride dahil.
kapının yanında duran maskeli herife kapının arkasından çıkıp silah doğrulttum bana döndü ve hızlı bir hamle yapıcakken durdu. Gözlerinden tanımıştım bu Mark'tı.
ERON: Hina nerde?
Sırayla hepsi içeri girdi ve Felix üzerime atladı.
TİNA: Vay canına Eron, çoğunu sen halletmişsin zaten.
ERON: Kolaydı.
Hepsinin yüzüne baktım.
ERON: Hina nerde?
MARK: Bilmiyoruz Eron Pentagon'u aramamız riskliydi.
ERON: Bana telefonunu ver.
Telefonu alıp Pentagon'u aradım, iki kez çaldıktan sonra açtı.
PENTAGON: Alo.
ERON: Pentagon benim, Hina nerde?
PENTAGON: Şükürler olsun Eron, Hina yanımda onu oradan çıkardım bir oyun oynuyorlardı.
ERON: Anlamam zor olmadı, geliyorum.
Telefonu kapattım ve Mark'a uzattım.
CAMİLLA: Eron sen yaşıyor muydun?
ARTUS: Eron sahalara geri dönmüş.
ERON: Buralar bensiz çok boş.
TİNA: Aynen öyle adamım.
CAMİLLA: Hina kim?
ERON: Bilmiyorum.
Hina sen kimsin, bana nasıl böyle bir etki yapabiliyorsun.
ERON: Acele edelim Hina'yı bulmak istiyorum.
Felix üzerime baktı ve bana güldü.
FELİX: Dondurma iptal.
kafamı eğip yaka cebime baktım, dondurma tamamen erimişti.
CAMİLLA: Eron ne zamandan beri dondurma taşıyorsun.
ERON: Camilla ne zamandan beri Mark'la aynı ortamdasın.
MARK: Beni karıştırma, onları isteyen Mj'di.
ARTUS. Evet çaylak payımız ne olucak?
MJ: Hey ben fakirim.
ARTUS: kendinden feragat et.
MJ: Dostum saçmalama.
FELİX: Ortam kızıştı.
ARTUS: Dostum. . .
Onlar kendi kendilerine konuşurken ben kapıya doğru ilerledim ve peşimden gelmeye başladılar.
MARK: Nereye gidiyoruz?
ERON: Kızıl hançer malikanesine.
MİNA: Tina ve benim bir işimiz var.
BRUCE: Ne işi?
MİNA: Kızsal şeyler seni ilgilendirmez.
Felix kocaman bir kahkaha attı.
FELİX: Kız olmak ve Tina'mı?
TİNA: Evet Felix sen ve erkekliğin yan yana gelememesi gibi.
CAMİLLA: Kızlar bir kişiye daha yer var mı? Erkekler sıkıcı.
MİNA: Tabi gelebilirsin.
MARK: Hayır sen gidemezsin.
ARTUS: Bırak gitsin sanane?
MARK: Hina onca erkeğin arasında yalnız mı kalıcak?
ERON: Felix var, onu erkekten sayma.
Bu sefer Tina çok sesli kahkaha atmıştı, ikiside birbirlerine gülebilmek için kendilerini çok kasıyordu.
CAMİLLA: Bunlar aşık.
TİNA/ FELİX: Ne!
TİNA: Eşcinsel değilim, Felix bir hanımefendi.
CAMİLLA: Geçmişiniz var anlaşılan.
FELİX: Bununla en fazla erkekler tuvaletinde geçmişimiz olabilir.
1 SAAT SONRA TİNA'NIN ANLATIMINDAN
CAMİLLA: Evet kızlar işimiz ne?
TİNA: Hina için bir kaç oyuncak ve kıyafet alıcaz.
CAMİLLA: Güzel bunu sevdim.
Arka mahallelerde favori silahçıma gelmiştik.
TİNA: Hey, pislik nasıl gidiyor?
LUCAS: Tina, hangi cehennemdeydin?
Lucas'la el sıkıştan sonra, silahlara baktım.
MİNA: Bence Hina için iyi bir tüfek almalıyız.
TİNA: Hayır kızım ondan süper bir yakın dövüşçü olur, küçük silahlar tercih edicem.
LUCAS: İster şöyle bir şey verebilirim.
Lucas bir ruj seti çıkardı.
LUCAS: Bunlar ruj pistol, çok tehlikelidir.
MİNA: Bunlar Hina için uygun.
TİNA: Fiyatı ne kadar?
LUCAS: Burada senin paran geçmez.
TİNA: Teşekkür ederiz Lucas.
CAMİLLA: Bence onun için şok tabancısı alabilirsin.
LUCAS: renk renk var bayanlar daha çok tercih ediyor.
TİNA: Pembe olsun, o kız biraz şirin.
Lucas kolilerden bir tane şok tabancası çıkardı.
LUCAS. Sana set vericem, metal sivri bıçaklar tıpkı ajanların gibi ve hepsi pembe.
TİNA: Siyah ta ver, belki pembe beğenmez.
LUCAS: Tamamdır.
MİNA: Bence şemsiye silahlarda güzel.
LUCAS: Katana olanları mı tercih edersiniz, tüfek mi?
TİNA: Katana.
Katana'dan oluşan bir şemsiye silah harika duruyordu, kaliteliydi ve katanın üzerinde ihtişamlı bir logo vardı.
TİNA: Şimdi bize en iyi tabancalarından iki tane ver, işlemeli ve güzel olsun.
Lucas arkasına dönüp kilitli bir kutu çıkardı, özenle kilidini açtı ve duygusal bir şekilde baktı. Bir çift silah, gümüş ve hafif pembe işlemeli üzerinde ejderha oyması ve bir logo var Kanlı ejder logosu. . .
TİNA: Lucas bu. . .
LUCAS: Bu ikisi birer efsane, asla tutukluk yapmaz, her koşula uygundur zorlu dayanıklık testlerinden kolay ve hızlıca geçti çok dengeli bir silahtır, namlu ömrü neredeyse sonsuzdur, kritik özelliklere sahiptir.
CAMİLLA: Bunlar harika.
MİNA: Tina bunları kesin almalıyız.
TİNA: Lucas, bunları bana neden vermedin seni lanet olası.
LUCAS: Çünkü sana göre değil.
TİNA: O zaman iyi ki vermemişsin seni pislik.
Silahlardan gözlerimi alamıyordum onlara imrenerek bakıyordum.
LUCAS: Birde yüzük silahı var, bu hanımlar için ideal.
TİNA: Hanım sana derler ezik.
HİNA'NIN ANLATIMINDAN
DANİEL: Eron birazdan gelecek Hina.
HİNA: Onu çok özledim.
DANİEL: Bakalım o seni özlemiş mi?
HİNA: Nasıl yani, özlemedimi?
PENTAGON: Offf Daniel kapa çeneni.
DANİEL: Özlemediğine eminim.
Gözümden ben istemeden yaşlar akıyordu.
PENTAGON: Pislik gibi davranıyorsun.
DANİEL: Teşekkür ederim.
Pentagon bana doğru gelip bir peçete uzattı, onunla göz yaşlarımı sildim ve birazda olsa kendimi toparlamaya çalıştım. Sakin ol Hina Eron seni özler, seni asla bırakmaz. Dış kapıdan bir takım sesler geldi, biri kapımızı çaldı.
" Pentagon, Eron geldi."
PENTAGON: Bekletmeyin içeri alsanıza.
HİNA:(Heyecanla) Eron gelmiş.
Mutluluğum beni ele geçiriyordu, hızlıca ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Onun uzun boyu kolayca fark ediliyordu, bir dakika bile beklemeden koşarak onun boynuna atladım. Sıkıca bana sarıldı ve elinin birini belime diğerini saçlarıma götürdü.
ERON:(Hina'nın tenini koklayarak) Hinam. . .
HİNA: Eron seni çok özledim.
ERON: Bende seni çok özledim bebeğim.
BRUCE: Bebeğim mi, bebeğim mi dedi o ?
ARTUS: Kulaklarıma inanamıyorum.
MARK: Aşk adamı Eron'a bak sen.
