Bazı hikâyeler anlatılmaz, yalnızca hissedilir.Kimi bir rüzgârın uğultusunda yaşar, kimi duvarın ince bir çatlağında.Ve bazı isimler vardır — öyle bir lanet taşır ki, anıldığında bile hava kararır.Kader bazen sessizliğin en keskin hâlidir. Çünkü konuşursa, gerçeğin sesini duyamayız.Mesela kader çizgimizi bozarsak ne olur?Bize yazılmış koskocaman bir hayatı bozarsak başımıza çok kötü şeyler mi gelir yoksa bambaşka olaylarla mı karşılaşırız?Bence asıl mesele boyun eğmek..Kadere,hayata,insanlara,sorunlarımıza..Peki ya eğmezsek?Gözlerimi karanlık bir odada açtım.O kadar soğuktu ve o kadar isli bir koku vardı ki burnum sızlamıştı ve bunu sonuna kadar hissetmiştim.Birisinin adım seslerini duyuyordum o zifiri karanlığın içinde.Bana gittikçe yaklaşıyor adım sesleri çoğalıyordu ve bu da beni korkutmaya yetiyordu.Küçük bir kız çocuğu gibi saklanmak istedim.Saklanayım ki;beni bulmasın,beni görmesin,bana artık zarar vermesin...Çığlık atmak istedim ama sesim boğazımda asılı kaldı.Yalnızca ince bir nefes…Ve ardından o tanıdık fısıltı:“Kaderini bozarsan, ben seni bulurum.”Bir sıçrayışla uyandım..Şu son günlerde neydi bu rüyalar böyle garip garip.Yatağımdan doğrularak oturur pozisyona geçtim.Karşımdaki boy aynasından kendimle göz göze gelmiştim bu sayede.Saçlarım terden yağlanmış dudaklarım bile ten rengime bulanmıştı.Yavaş yavaş, rüyalarımda gördüğüm o kıza dönüşüyordum.Rüyalarım beynimi ele geçirmiş ve bilinç altım çorba olmuştu.Her şey şu mesajlar yüzünden olmuştu.O gün her yerde hırkamı aramıştım ama bulamamıştım.Hatta kamera kayıtlarına bile bakmıştım.O sayede de bir ipucu bulmuştum. Evet birisi almıştı ve o sırada benim ruhum bile duymamıştı arkamdaki hırka alınırken.Siyah ceketli kafasında şapka olan orta boylarda biri almıştı ve gitmişti.Kamera sadece arkasını çektiği için yüzü gözükmüyordu.Sanki bir anda havaya karışmıştı.İçimdeki ses, “Bu işte başka bir şey var,” diyordu.Ama aklım, “Yorgunsun, hayal görüyorsun,” diye fısıldıyordu.Hangisine inanacağımı bilmiyordum.Tek emin olduğum şey, içimde kabaran huzursuzluktu.Soğuk suyun altına girdim.Her damla tenime çarptıkça sanki içimdeki karmaşayı uyandırıyordu.Ağlamak istedim. Ama zayıflık göstermek istemiyordum.Duştan çıktığımda, titriyordum.Ama o üşüme, garip biçimde iyi hissettiriyordu.Acı, hâlâ hayatta olduğumu hatırlatıyordu.Kahvemi hazırlayıp termosa doldurdum.Bugün uzun bir gün olacaktı.Çünkü Melek’in köyüne gidiyordum.Fakat ondan önce ofise uğrayıp dosyaları almam gerekiyordu.Bugün konuşmaktan daha çok köyü gezecek ve evin civar köylerine bakacaktım.Soğuk bir kış günüydü bugün.O yüzden hemen işimi halledip evime dönmeliydim.Ofise gelip genel bir günaydın sohbeti çektikten sonra dosyaları da alıp arabama tekrardan bindim.Unutmamalıydım,işimi olabildiğince hızlı halledip eve geçmeliydim. Köy şehir 1 saat uzaklıktaydı o yüzden rahat fakat tempolu bir hızla gitmeye çalıştım.Gri bir gökyüzü altında yola çıktım.Camıma düşen ilk damlayla birlikte radyodan hüzünlü bir melodi yükseldi.“İyiye işaret değil,” dedim içimden, ama geri dönmedim.Yaklaşık bir buçuk saat sonra köye vardım.Küçük, ama kalabalık bir yerdi.Yollar çamurlu, ağaçlar birbirine yaslanmış gibiydi.Sessizlik garipti — sanki doğal değildi.Birinin beni izlediğini hissediyordum. O yüzden oyalanma dan meleğin evine doğru yürümeye başladım. Evleri biraz ormanlık tarafında olduğu için kaybolma olasılığı daha yüksekti o taraflarda. 10 dakikalık yürümenin ardından meleğin annesi zümrüt hanımla karşılaştım;"Merhabalar zümrüt hanım, bugün civar yerlere bakmak için sizi tekrardan rahatsız etmek zorunda kaldım. Nasılsınız umarım biraz daha iyi olabilmişsinizdir.""Hoş geldin kızım ne rahatsızlığı kızımı bul da rahatsız olayım boşver. Nasıl olayım bende babası da perişan haldeyiz. Hayır nereye gider bilmiyorum. Tam 7 yıl oldu kızım bugün nasıl olur da bırakır beni.""Beni derken?""Yani bizi ailesini demesini kast ettim tabi ki de. Ben acımdan ne yaptığımın farkında mıyım be kızım.""Peki peki sizi fazla zorlamayacagım o yüzden sadece bana çevre köyler nerede yada yakınlar mesela şu orman,orada bir şeyler var mı onu söyler misiniz?""Yani kızım orman da ne olabilir ağaç çimen var he bir de mağara var fakat kimse ne olduğunu bilmiyor ama benim kızım korkar yani girmez o yerlere. Civar köyler de geldiğin yol üzerinde ormanda hiç bir şey yok yani.""Tamam, teşekkür ederim zümrüt hanım."Bugün konuşması da garipti. Sanki sadece o varmış babası yokmuş gibi konuşmuştu. Neyse işime bakmalıydım havaya bakarsak kararıyordu ve yağmurun gelmesine az bir bulut tanesi kalmıştı. Yine yaptığım şeyleri yapmıştım,evin etrafına bakmış ve mahalleyi turlamıştım. İşin aslı burada ne bir iz vardı ne de ipucu. Bence asıl ipucu ormandaydı ve ben o ormana girecektim.Beni oraya çeken bir şey vardı ve ben bunu çözecektim.Çözmeliydim.Meleğin evinin yakınına gelmiştim, zümrüt hanıma gözükmek istemiyordum doğrusu o yüzden biraz ilerisinde ormana girdim.Bir şey olacağını düşünmüyordum bakıp çıkacaktım ne de olsa bir ormandı ve ben ormanlardan korkmazdım. Kendi kendimle konuşarak cesaret veriyordum. Ormandi ve bu ormandan herkes korkardı. Ama meleği bulmalıydim ve şu mağaraya da gitmeliydim. Havayı kontrol ederek yürüyordum geçe kalmadan çıkmalıydım nede olsa. Yağmur ağırlaşırken, ormanın karanlığı ufukta belirdi.Adımlarımın altında kırılan dalların sesi kalbimle yarışıyordu.Bir süre sonra kayalıkların arasında karanlık bir açıklık gördüm.Bir mağara vardı. İçerisi zifiri karanlık olduğu için el fenerimi yaktım. İçeriye ışık tutarsk yürüyordum. Oyuk duvarlar,yerlerde büyüklü küçüklü taşkar ve kayalar ve sonsuz bir yol.Ama orada bir şey vardı.Hissediyordum.“Sadece beş dakika,” dedim kendi kendime.Bir adım attım, sonra bir tane daha.Hava değişti. Bunu kokudan anlayabiliyordum.Toz ve rutubet, ciğerlerime işledi.“MELEEEK!”Sesim duvarlardan yankılandı.“Meleek… Meleek…”Sadece benim yankım. Işığı gezdirerek az daha yürüdüm. Tavanında örümceklerin yaptığı uzun örümcek ağları, ışığı tuttuğum yerlerde olan yarasaların uçuşması ve garip bir sıcaklığı dışında gerçekten hiç bir şey yoktu burada. Bir kez daha seslenmek istedim; "MELEEEEK.. MELEEEK.. MELEEK.. MELEK.. meleek.. meleek.. meleek.." Tekrardan kendi sesimi duymuştum ve tekrardan karşı taraf dan bir ses gelmemişti. Artık oyalanmak istemiyordum belli ki burada hiç bir şey yoktu. O yüzden arkamı dönüp yürümek istedim fakat yerdeki taş yüzünden yere yapışmıştım.Ahhh canım felâket yanıyordu. Muhtemelen dizimi kanatmış olmalıyım. Işığım elimden kaymış öteki tarafa gitmişti. Önümü görmek için cebimdeki telefonumdan flaşı yakacaktım. Telefonu açtığımda sms'den bildirim geldiğini gördüm; BİLİNMEYEN NUMARA; Buldum seni ufaklık... hah! Bu neydi şimdi böyle? Ufaklık mı? Sensin ufaklık zirtapoz. Bir hışımla kalktım yerden.Tabii kalkmamla birinle burun buruna gelmiştim. BİRİNLE BURUN BURUNA GELMİŞTİM. DEVAM EDECEK...
Bölüm 3
rüzgarın unuttuğu isim
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.