“Bazı bakışlar, binlerce kelimeden daha ağır bir gerçeği fısıldar.”
Göz göze geldiğimiz o an, sanki sınıfın içindeki tüm sesler sustu. Sadece o, ben ve aramızdaki o görünmez, camdan bir duvar vardı. Gözlerinde ne gördüğümü anlamaya çalıştım. Yorgunluk? Pişmanlık? Yoksa... Hiçbir şey? O an tüm duygularım birbirine karıştı. Dün gece akıttığım gözyaşlarının boşa olduğunu mu düşünmüştü? Bana olan yakınlığı bir oyundan mı ibaretti?
Gözlerindeki o boşluk, benim içimdeki deryanın sonsuzluğunu bir an için bana unutturdu. Ne zaman ki bir başkasının bana ait olduğunu düşündüğüm bir bakışı gördüm, o zaman benim için tüm umutlar kayboldu. Bu sadece bir bakış değildi, bu bir ihanet değildi, bu sadece gözyaşlarının ta kendisiydi.
Gözlerimi ondan ilk kaçıran ben oldum. O an orada duramazdım. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Hızla kendime boş bir yer bulup oturdum. Dersin başladığını bile fark etmedim. Tek düşündüğüm, o bakıştı. O, benim için bir limandı. Ama ben, onun için bir deryaydım.
Ders boyunca başımı kaldırmadım. Ne Aslı'ya bakmak ne de Emir'e bakmak istiyordum. Onların ne konuştuğunu, ne yaptığını duymak istemiyordum. Sadece o anki acının bitmesini istiyordum.
O an, bir karar verdim. İçimde bir şeyler kırılmıştı. Belki de bu, benim için bir dönüm noktasıydı.