“En büyük acı, bir zamanlar size ait olduğunu düşündüğünüz bir bakışın, bir başkasına ait olduğunu görmektir.”
Sabah okula gittiğimde, koridorların ne kadar soğuk ve gürültülü olduğunu fark ettim. Her zamanki neşeli sesler, bana yabancı geliyordu. Dün gece akıttığım gözyaşları, sanki ruhumdan bir parçayı alıp götürmüştü. Yorgun adımlarla, sanki etrafımdaki tüm sesler yankı yapıyormuş gibi, sınıfıma doğru yürüdüm. Herkes birbiriyle konuşup gülüyordu ama ben kendimi görünmez hissediyordum. Onlar için bu sadece sıradan bir pazartesi sabahıydı. Benim içinse, dünyamın altüst olduğu bir günün başlangıcı.
Sınıf kapısının eşiğinde durduğumda, o anı gördüm. Emir, her zamanki yerinde, pencere kenarında oturuyordu. Ama yanında, her zamanki gibi ben yoktum. Aslı vardı. Ona bir şeyler anlatıyor, Emir de sadece onun anlayabileceği bir şeye gülerek cevap veriyordu. Aralarındaki o konuşma, o özel bağ, benim yıllardır hayalini kurduğum her şeyin birer yansımasıydı. Onların dünyasında ben yoktum.
En çok da bu canımı yakıyordu, ben bir deryaydım ve o bir avuç suya sığınmıştı.
O, beni fark etmeden başını kaldırıp koridorun girişine baktı. Gözleri, benim gözlerimle buluştuğunda, içimde bir anda bir volkan patladı.