“Akş,bazen bir bahçeyi cennete çevirir, bazen de bir cehenneme.”
Telefonu kapattığımda, Zeynep'in sözleri kulaklarımda yankılanıyordu. Sanki tüm dünya, az önce duyduğum o iki kelimeyle yerle bir olmuştu. "Sevgili olmuşlar." Başımın içinde yankılanan bu kelimeler, bir fırtına gibi etrafımı sararken, gözyaşlarımın sessizce akmasına izin verdim.
Emir'in bana olan yakınlığı, yanımda sadece kendisi olabildiği tek kişi olduğumu söylemesi... Bunlar birer yalan değildi, biliyordum. O, bana karşı hep samimi olmuştu. Asıl acı olan, benim için bir umut olan her anın, onun için farklı bir anlam taşımasıydı. Onun bana olan ilgisi bir kaçış değildi, sadece yalnızlığının bir anlık sığınağıydı. Benden bir adım sonra yanımdan uzaklaştı ve kimsenin bilmediği birine sığındı. En çok da bu canımı yakıyordu. Ben bir deryaydım ve o bir avuç suya sığınmıştı. Hira'nın şakası, artık canımı yakmıştı. O an, Emir'in bana olan ilgisinin sadece bir oyun değil, içindeki boşluğu doldurmak için bir kaçış olduğunu anladım. O, her zaman başka birine aitti. O, benim için imkansızdı.
Bu hislerle yatağıma uzandım. Tavana bakarken, zihnimde o kısa anları canlandırdım. Yıllardır içimde biriktirdiğim her duygu, şimdi birer zehirli ok gibi kalbime saplanıyordu. Gözyaşlarımın yastığa damladığını hissettim. Bedenimdeki her bir kas, yorgunluktan sızlıyordu.
Uyuyamadım. Sabahın ilk ışıkları pencereden sızdığında, yüzümün ne kadar solgun olduğunu gördüm. Aynadaki o yabancı, kalbinde bir deryayı taşıyan Elya'ydı. Yalnızlığım, artık sadece benim değil, Emir'in yalnızlığına da bir ayna olmuştu.