İçeriğe geç

Esir

Bölüm 8 · 18 dk okuma

Esir

Bölüm 8

8.Bölüm

Media: Oh Be Clever- River

İyi okumalar...

Ağlamayacağıma dair söylediğim tüm o sözler gözlerimden yaşlar indikçe geride kalıyordu, dayanamıyordum. İstemediğim bir adamla evlenecektim, mutlu olmamı beklemiyorlardı değil mi?

Hayatımı kendi ellerimle ateşe atmıştım.

Sabaha kadar ağlamıştım, ne bir kriz ne bir ses çıkmıştı dudaklarımdan. Sessizce ağlamıştım, sabahın ilk ışıkları yüzüme vurduğunda rahatsızca kıpırdandım. Bugün hiç gelmesini istemediğim o günlerden biriydi, nişan alışverişi vardı. Bakışlarım kapıya kaydı, gözlerim de uyku için yalvarıyordu. Yerimden yavaşça kalktım ve daha sonra kapıyı kilitledim, içeriden yalnızca benim açabileceğim şekilde kilitlediğimde gerisin geri yatağıma döndüm. Kulaklarıma son an da akıl edip taktığım tıkaçların ardından gözlerimi kapattım, biraz uykunun hiçbir zararı olmazdı.

Ya da Ateş'i delirtmenin.

Yazan'dan..

Arya uyuyalı iki saat geçmişti ama kapısının önüne gelen Sema Arya'dan yanıt alamadığında ilk işi Sedat beylere haber vermek olmuştu. Deli gibi korkmuştu, Arya'nın kendisine bir şey yaptığını düşünerek ağlamaya başladı. Neler olduğu konusunda hiçbir fikri olmayan Sedat kızının kapısını çaldıkça çaldı ama her hangi bir yanıt alamadı.

"Burada neler oluyor?"

Azra ve hemen ardından Canan Yakar, oraya gelmişlerdi. Yarım saat dolduğunda kapıyı açmaları söz konusu olmadı, Arya ise tüm bu gürültüye rağmen uyumaya devam etti.

"Ben Ateş'i arıyorum."

Arya en başından beri bunu istiyordu, ona her şeyin kendi elinde olmadığını göstermeye çalışıyordu ama bunu uyurken yapacağının bilincinde değildi. Engellemeye çalışanlar olsa da Canan oğlunu aramayı başarmıştı.

"Oğlum, Arya odasından çıkmıyor."

Karşı taraftan her hangi bir ses gelmedi, biraz sonra kapandı telefon. Ateş derin bir nefes alarak içine yerleşen o duygudan öte kendisine Arya'nın yine bir işler karıştırdığını düşünüyordu. Aryasını iyi tanırdı, annesinin sesinden akan o korkunun kaynağını biliyordu.

Arya'nın kendisine bir şey yapmayacağını belki de en iyi bilen iki kişiden biri oydu.

Diğeri Azra'ydı.

"Kızım kış uykusuna mı yattın, açsana şu kapıyı."

Karşısında ki kapı açılmadı. Ayağının ucuyla kapıya hızla bir tekme savurdu.

"Arya! AÇ ŞU LANET KAPIYI!"

"Tüm toplantıları iptal et."

Sekreterine kısaca verdiği emrin karşılığını alamadan holdingten çıktığında arabası kapıda hazırdı. Gözleri Miraç'a gitti.

"Evden çıkmadı değil mi?"

Miraç hızla yanıtladı onu, aynı zamanda başını olumsuz bir biçimde sallamıştı.

"Çıkmadı efendim."

Yine bir şey söylemeden açılan kapıdan büyük bedenini koltuğa bıraktı.

"Başımın belası."

Öyle hızlı sürüyordu ki hiçbir trafik kuralını umrunda olmuyordu, yarım saatlik yolu on dakika sonra evin önünde durduğunda bitirmişti. Arabayı çalışır halde bırakıp güçlü adımlarını eve doğru attı, kapıyı iki kez çaldığında kapıyı açan evin çalışanıydı. Büyük ve güçlü adımları hiç istifini ve yönünü bozmadan Arya'nın odasına ilerledi. Merdivenleri bitirdiğinde onu ilk gören annesi oldu, oğluna yaklaştı hızla.

"Ne zamandır içeri de?"

Azra ona nefretle baktı.

"Bunların hepsi senin yüzünden! Git buradan!"

Ateş onu duymadı bile, adımlarını odanın kapısına doğru attı. Arya hissetmiş gibi yerinde rahatsızca kıpırdandı ama uyumaya devam etti.

"Arya!"

Arya yine kıpırdandı ama uykusunun ağırlığına yenik düştü. Ateş kimseyi umursamadan belinde ki silahı çıkardı ama kapının arkasında olma düşüncesi içini esir aldığında silahı yerine yerleştirip ayağıyla kapıya vurdu. Kapı bu güç karşısında kırıldığında herkesten küçük bir panik nidası yükseldi, Ateş'in umursadığı şey ise yatağında ki kadındı. O gürültü karşısında büyük bir korkuyla uykusundan sıyrılmış telaş içinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözleri siyah irisleri gördüğünde korkuyla yatağında geriye kaçmış, rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalıştı.

"Bizi yalnız bırakın."

Azra gitmemek için diretse de gitmişti, Ateş arkasından kapıyı kapattı ve yatağın önüne doğru yürüdü. Arya gözlerini önce kapattığı kapıya ardından üstüne doğru gelen adamı izledi, kalbi daha çok hızlanmıştı. Kulağında ki tıkaçları fark ettirmeden çıkarttı ama Ateş'in dikkati tamamen onda olduğundan, onu gördü. Bu daha çok sinirlenmesine neden oldu.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?"

Ateş'in bağırarak söyledikleri Arya'yı düşünmeye itti. Uyku sersemi bir şekilde yatakta dikleşti.

"Ne yapmışım?"

"Oyun oynamaya çalışma Arya, kendinle tehdit etmeye çalışırsan bu sana pahalıya patlar."

Arya uykudan tamamen sıyrıldı.

"Bir şey yaptığım yok, uyumam da mı suç?"

Ateş karşısında ki güzel kızın yüzüne bakmaya ve fark etmeden uykulu haline hayranlıkla baktı. Hayatında ki hiçbir insan gözüne bu kadar mükemmel gelmemişti.

"Aptallığın suç."

Arya yatakta tepinmemek için kendisini tutuyordu, bu adam onu delirtecekti.

"Bana hakaret edemezsin!"

"O zaman bir aptal gibi davranmayı bırak."

Ateş üstünde öfkeyle gezinen kahve irislerin farklılığını hemen fark etti, o güzel gözleri ağlamıştı. İçinde bir sızı hissetti, bu sızının neden olduğunu anlamadı. Sadece içten içe öfkesi daha da çoğaldı.

"Çık odamdan!"

Tutmaya çalışıyordu kendisini, dişlerini kıracak kadar sıktı.

"Bağırıp durma! Benim de bir sabrım var ve sen aşıyorsun!"

Arya dizlerinin üstünde yükselerek Ateş'in karşısına geçtiğinde alttan bakmayacağı için daha rahattı. Fakat vücudu kendisine ihanet etmiş öfkeyle kalkmasını kaldıramamıştı, ileriye doğru hızla düştüğünde öfkeyle parlayan irisleri şaşkınca açıldı. Zemine kafa üstü düşmeyi son an da engelleyen güçlü kollar oldu, birkaç salise zeminle bakıştı.

Bu sakarlığı onu ciddi manada bir gün öldürecekti.

"Dikkatli olsana!"

Kulağının dibinde bağırdığı yetmiyormuş gibi belinden tutarak onu bedenine hapsetti. Arya düşmenin şokunu atlatamadan bu yakınlık karşısında bir kez daha afalladı.

"Bağırıp durmasana."

Arya'nın sesi sakindi, Ateş bunun nedenini kızaran yanaklarına bağladı.

"Ne yapacağım ben seninle?"

Arya, Ateş'in sakin ses tonuyla şaşırıp kaldı. Onu tanıdığından beri sesi ilk kez bu kadar sakin ve ne yapacağını bilmez şekildeydi.

"Bırakabilirsin."

Ateş büyük elini yüzüne bıraktı, yavaşça okşadı narin teni. Sözleri öfkelenmesine neden oldu ama o derin bir nefes alarak öfkesini gizledi.

"Geç kaldın."

Arya bu sözlere bir anlam veremedi, biçimli kaşları çatılmış sorgularcasına bakıyordu.

"Kafamı karıştıyorsun."

Ateş 'ben de kafa mı bıraktın?' dememek için dudaklarını birbirine bastırdı. Içinde hiç bitmeyen bir ateş vardı sanki ve o ateş Arya'yı her gördüğünde daha çok alevleniyordu. Bu ateşi sevmemişti, ona böyle hissettiren hiçbir şeyi sevmemeliydi.

"Nişanımız için hazırlanman gerek."

Arya acıyan gözlerinin sebebini bir kez daha hatırladı, nişan için alışverişe çıkacaklardı. Ateş'in gelmesini istemiyordu, onsuz daha katlanılırdı.

"Sen de gelecek misin?"

Ateş, bu sorunun yanıtının her ne kadar evet olmasını istese de tutuyordu kendini. Bir şey söylemek yerine başını iki yana doğru salladı, Arya aldığı olumsuz cevaba kocaman gülümsemek istedi. Gözleri parlamıştı adeta, Ateş onu tutmayı bıraktı. Sağ salim ayaklarının üzerinde durmayı başaran Arya Ateş'in gidişini izledi. Daha sonra gittiğine emin olduğunda sevinçle yerinde oynadı. Gürültüyle kapanan evin kapısının sesi kulaklarına ulaştığında omuz silkti, umrunda değildi.

<•

Siyah sigarasını zippoyla tutuşturduğunda bakışları ekrandaydı. Zehirli dalı dudaklarının arasına alarak derin bir nefes aldı, zehirli duman ciğerlerini esir aldı.



Ateş bakışlarını Arya'dan ayırmadan izledi. Arya'nın Azra'nın söylediği bir söz karşısında kahkaha atışı adem elmasını hareketlendirdi.

Herkese güneş olan bu kız, ona karşı buzdan bir kütleye dönüşüyordu.

Aslında Arya'nın neden böyle olduğunu da biliyordu, karşısında ki kişi nasıl davranırsa Arya da ona karşı öyle olurdu. Ateş bir buz dağıyken Arya'nın ona karşı güneş olmasını bekleyemezdi ama bekliyordu.

"Abi hazır."

Zifiri irisleri bir kez daha gezindi güzel yüzünde, ona istediği gibi dokunmayı, hissetmeyi istiyordu. Az kalmıştı, az. Biraz daha sabredebilirdi. Ateş ekranın siyaha dönmesini bekledikten sonra elinde ki sigaradan bir nefes daha çekti, hiçbir tat almadığı o küçük dal ciğerlerini yeniden doldurdu. Gömleğinin kollarını kıvırdığında o zehirli nefesini yavaşça dudaklarının arasından bıraktı. Adımları ne hızlıydı ne de yavaş, siyah gömleğinin sıkıca sardığı geniş omzunun üstünden bir kez daha kapanan ekrana baktıktan sonra yürümeye devam etti. Kendi odasının aksine oldukça yıkık dökük olan bodruma girdiğinde keskin bakışları sandelyeye bağlı olmayan adama gitti.

İfadesizliğini yine bir zırh gibi üstüne geçirmişti.

Bağlı olmayan o adam duyduğu adım sesleriyle zar zor açabildiği gözlerini açtı. İçine yerleşen o korkunun gerçek olmamasını diledi, gözleri zar zor açılmıştı ama açmamayı dilerdi. Ateş Yakar'ın heybetli bedeni yavaşça ona yaklaşıyordu, oturduğu yerde kıpırdamamak için zor duruyordu. Çünkü biliyordu ki kıpırdarsa o zaman işi biterdi, zaten biteceğini düşünüyor olsa da kıpırdamadı. Ateş bitmeye yüz tutan sigarasından son bir kez daha nefes aldığında gözleri bir şahin misali avına odaklanmıştı. Karşısında bir köpek gibi titreyen o adama bakışları değişmedi, ihanet affedeceği bir şey değildi.

"Abi yalvarırım affet."

Utanmadan af dilemesi Ateş'i öfkelendirdi ama gözlerinden en ufak bir duygu kırıntısı okunmadı.

"Serhat, Serhat, Serhat, sana hiç bulaşmayacağın insanları anlatmadılar mı?"

Ona bir adım daha yaklaşmıştı. Serhat titremeye devam etti, yutkundu o kara bakışların altında.

"Ateş Yakar'a bulaşılmayacağını sana öğretmediler mi?"

Serhat ağlamamak için kendisini zor tutuyordu.

"Abi yemin ederim ben böyle olsun istemezdim, ailemle teh-"

Ateş'in bakışıyla söyleyeceği yalanı yuttu. Yalandan nefret ederdi, Arya'nın dediği gibi sevdiği bir şey var mıydı cidden?

"Kim?"

Tek bir kelime yetti, Serhat dudaklarını birbirine bastırarak konuşmamak istiyordu ama o bakışların istediğini alacağını biliyordu. Ateş Yakar'ın bir şey isteyipte alamadığı hiç olmamıştı, bunu ismini tanıyan herkes bilirdi. Ateş Yakar yeraltının en korkunç ve ünü dünya çapında duyulan mafya babasıydı. Onun ismi herkesin iki değil onlarca kez düşünmesini sağlardı ve Serhat tüm bunları bilmesine rağmen ona ihanet etmişti. Ateş işin ucunda pek önemli bir bilgi kaçırmadığını bilsede gereğini yapacaktı.

"Bilmi-"

Yalan söylemeye devam etmeye çalıştı ama iki tarafından tutulan Serhat yerinden havalandığında kalbi korkudan neredeyse atmayı bırakacaktı.

"İkinci kez sormayacağım."

Ateş kimseye ikinci şansı vermezdi. Yalnızca bir, onun için herkesin bir hakkı vardı. Bazılarının bir hakkı bile yoktu, birinin ise kullanmadığı onlarca şansı vardı...

Kafamda gezinmeyi bırak.

Burada da düşünemezdi değil mi? Gelmemeliydi o gözler hatrına ama geliyordu, o bakışlar her anında zihninde kendisini hatırlatıyordu. Ateş kafasına sıkmak istedi bir an, sonrasında bakışları ellerinin altında tir tir titreyen adama döndü. Hiçbir şey yapmadan bu adam birazdan ellerinin altında ölecekmiş gibi görünüyordu.

"Yiğit, Yiğit Karadağ."

Zaten bildiği bu bilgiden emin olduğundan adamı gerisin geri yerine fırlattı. Serhat önce sandelyeye ardından sandalyeyle beraber yeri boyladı. Boğazından büyük bir feryat koptuğunda Ateş bununla yetinmemiş sesi karşısında rahatsız olduğundan yeniden yanına gitmesi saniyelerini aldı. Bacağının birini omzuna bırakarak hareket kabiliyetini kesti, daha sonra dokunmaya iğrendiğinden adamlarından biri Serhat'ın dilini ağzından çıkardı. Serhat debelenmeye, bağırmaya çalışıyordu ama hiçbir gücü Ateş'e etki etmedi. Ateş avucunun içine bırakılan bıçağın keskin kısmıyla dilini kökünden kestiğinde yüzüne fışkıran kanla gözlerini kapatıp açtı.

"İhanet her zaman karşılığını alır."

<•

"Oha.."

Arya bakışlarını önce giydiği elbiseye, ardından sözlerin sahibine çevirdi. Azra büyük bir hayranlıkla ona bakıyordu, sadece Azra da değil. Orada ki herkesin bakışları ondaydı, teni kızarmaya yüz tuttu. Utanmaktan nefret ediyordu ama tenine bunu anlatamıyordu.

"Güzel oldu mu?"

Canan hanım gözlerini kırpmadan güzel kıza bakarak gülümsedi.

"Muhteşem görünüyorsun kızım."

Arya utangaç bir edayla başını eğdi. Giydiği uzun, çoğunluğu tüllü olan krem rengi elbiseyi o da beğenmişti. Içinde olduğu durumu umursamamaya çalışıyor, zorla evlense bile tehditler karşısında bunu yapmaya mecbur hissediyordu. Elbise ince belini sıkıca sarıyor, daha sonra kat kat açılıyordu. Bir bacağının tamamını açığa çıkaran yırtmacı elbiseye ayrı bir hava katmıştı.



Aynanın karşısında kendi etrafında dönerek inceledi zarif bedenini, kendisine yakıştırmıştı. Göz göze geldiği arkadaşına gülümsedi, Azra duygusal olduğundan gözleri dolmuştu bile. Buna karşın güldü. Daha sonra mağazanın sahibine baktı.

"Bunu alıyorum."

Herkes hemfikirdi. Canan hanım gelininin güzelliği karşısında en başından beri büyülenmişti, onu tanıdıkça oğlunun kararını doğru buluyordu. Zorla evlendiğini biliyordu ama karşı çıkmaya çalışması bile söz konusu olmamıştı. Gözleri hüzünle doldu, bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Oğlu olsa dahi kendisinin söz hakkı yoktu, Duman ile Ateş birbirinden siyah beyaz kadar farklılardı.

"Canan hanım, iyi misiniz?"

Bakışlarını Arya'ya çevirdi. Gülümsedi.

"İyiyim güzel kızım, istersen başka kıyafetlere de bakabilirsin."

Arya kadının naifliği karşısında gülümsemeden edemedi, Ateş annesine biraz olsun çekseydi ne olurdu ki?

"Gerek yok, siz neler alacağınızı seçtiniz mi?"

Canan hanım güldü.

"Benim hazır."

İkisinin bakışı telefona dalan Azra'ya aynı an da döndü.

"Azra sen buldun mu?"

Azra telefondan bakışlarını çekerek ikiliye baktı, gelin ve kaynana birbirleriyle oldukça iyi anlaşıyordu. Sırıttı ve o sırıtışın manasını yalnızca Arya'nın anlayacağını biliyordu, nitekim öyle de oldu. Arya, Azra'nın bakışlarını gördüğünde etraftakileri umursamadan ayağında ki topukluyu çıkarıp arkadaşına atmıştı. Azra küçük bir çığlık atarak kaçmaya çalıştı, olanları izleyen Canan hanım ise kahkaha atarak gülmeye başladı. Arya o an ne yaptığının farkına vararak utanmış, hemen sonrasında kabine kaçmıştı.

"İyi de ben hala giyecek bir şeyler bulamadım."

Arya ona anlamlı bir bakış attı.

"Dalga geçmek yerine baksaydın, bulmuştun."

Azra göz devirip bir sonraki mağazaya yürümeye devam etti. Birkaç metre arkalarında onları takip eden korumaların tüm dikkatleri üstlerine döndüğünden haberdar olsa da Arya bundan rahatsızdı. Sabah Ateş'e bundan bahsetmediği için kendisine kızıyordu, her adımında onları takip eden korumaları istemiyordu.

"Sırada ki istikametimiz iç giyim."

Arya bakışlarını sırıtarak ona bakan Azra'ya çevirdi. Sanırım yanlarından geçtiği koltuğu bu kez kafasına atacaktı, Azra çekinerek Canan hanımın arkasına saklandı. Arya bıyık altından güldü, Canan hanımı ikna ederek iç giyimi kendi başına halledeceğini söyleyerek yemek yemeye gittiler. Yemek boyunca Canan hanım iki genç kızın konuşmalarına gülmüş, onlara katılmıştı. Arya Canan hanımı sevmişti, onunla değil de Ateş'le evlenecek olması haksızlıktı.

Bunu gerçekten düşünmüş müydü?

Arya'dan..

Korkunç günlerimin başlamasına biraz daha yaklaşmıştım. Her genç kız gibi ben de bir gün evleneceğimi -sevdiğim adamla- hayal etmiştim ama bu başkaydı. Hayallerimin tamamen yıkılmış haliydi bunlar.

Evet, bugün nişan vardı. Benim nişanım.

Yatağın üstünde ki nişan elbisesine dakikalarca boş gözlerle baktım, biraz sonra Ateş gelecekti ama benim hala başım bile hazır değildi. Derin bir nefes alarak odamdan çıktım, aşağıya indiğimde çağırılan kuaförün sitem dolu sözlerini dinliyormuş gibi yaparak koltuğa oturdum. Eskiden salon olarak kullandığımız bu oda şimdi bir güzellik salonuna daha çok benziyordu. Saçlarımla uzunca bir süre uğraştı, nasıl bir model yapacağını kendisi elbiseme bakarak karar vermişti.

"Gözlerini açabilirsin."

Uyusam belki de beni rahat bırakırlardı?

"Arya?"

Bu ses? Göz kapaklarım anında aralandı. Başımı sesin olduğu yere çevirdiğimde gördüğüm kişiyle kocaman gülümsedim. Kuaför ise bağırdı.

"Arya hanım, dikkat edin lütfen! Ne kadar uğraştım, haberiniz var mı?"

Umursamadım.

"Meran anne!"

Kocaman gülümsemesine karşılık vererek açtığı kollarının arasına girdim. Kuaförün delici bakışları altında benden daha dikkatli davranan Meran anne, yavaşça geriye çekildi.

"Kuzum nasıl da özlemişim seni?"

Bakışlarım Azra'yı buldu. Kuaförün sırada ki oyuncağı oydu.

"Azra hanım, lütfen buraya gelin!"

Azra saçlarını savurarak yanımdan geçtiğinde Meran anneyle ona gülüyorduk. Meran anne, Azra'nın annesiydi ve üç haftadır yurt dışında olduğundan evleneceğimi de sonradan duymuştu. Aile dostu olduğumuzdan, onu tıpkı annemmiş gibi severdim.

"Ben de seni özledim, niye bu kadar geç geldin ki? En fazla bir hafta demiştin."

Azra kuaförün ellerinin arasında bağırdı.

"Ali abiyle artık neler yaptılarsa, bir türlü gelemediler"

"Azra hanım! Lütfen hareket etmeyin."

Güldüğüm için Meran annenin ters bakışları Azra'dan sonra beni buldu. Sevimlice sırıttım.

"Benim giyinmem gerek."

Ortadan koybolmanın tam sırasıydı. Odama nefes nefese çıktığımda peşimden koşulmuş gibiydim. Elbisemi üstüme dikkatle giydiğimde düzenli hale gelen nefesim yine düzensizleşmişti. Aynadan kendimle karşı karşıya geldiğimde bir süre için sadece baktım, güzel olmuştum sanırım. Güzel olmamla ilgilenmiyordum açıkçası, bugünün çabucak bitmesini istiyordum. Topuklularımı da ayağıma giydiğimde hazırdım, kapı çaldığı için bakışlarım oraya gitti. Günler sonra ilk kez babamla düzgün bir konuşma yapacağımız o gün gelmişti ama ben konuşmak için hazır değildim.

Hiç hazır olmayacağım.

"Güzelim?"

Yanına ulaştığımda yaşla dolu irisleri kalbimi paramparça etmeye yetti, kollarının arasına girdim. Burnumu çektim, ağlamak istemiyordum ama gözlerime batan yaşlar acıtıyordu.

"Keşke bu kadar güzel olmasaydın."

Bunları neden söylediğini az çok anlamıştım ama bir şey söylemek yerine ona biraz daha sıkı sarıldım.

"Vazge-"

"Hayır baba, böyle olması gerekiyordu ve oldu."

Konuşmak istedi ama bir kez daha engelledim.

"Yapacak bir şey yok baba, lütfen kendini suçlama."

Ondan ayrılmadan önce gözlerimi tavana dikerek akmak için uğraşan yaşları geri ittim. Birlikte odamdan çıktığımız da bakışlarım salonda ki insanların arasında amcam ve Cengiz'i arıyordu.

"Amcamla Cengiz nerede?"

Babam duraksadı.

"Bizimle orada buluşacaklar."

Bir şeyler ters gibiydi ama daha fazla olaya girmek istemediğimden başımı salladım. Merdivenlerden babamın elimden tutarak yardım etmesiyle indim, adım seslerim oradaki bütün sesi kesti ve sessizlik hakim oldu. Bu kadarının fazla olduğunu düşünerek sessizliğin asıl nedenini anlamaya çalıştığımda tenimde gezinen o bakışların farkına bir saniye sonra vardım.

Oradaydı.

"Biz gidiyoruz, orada görüşürüz."

Azra ve Meran anneyle kısaca vedalaştıktan sonra Canan hanım da babama selam verdikten sonra benimle vedalaşarak gitti. Tenimde ısrarla gezinen bakışların sahibiyle karşı karşıya geldiğimiz de babam ona elini uzattı. Babamın bir eli hala belimdeydi. Ateş eline kısa bir bakış atmış ardından elini sıkmıştı, rahat bir nefes verdim. Babamın elini sıkmamış olsaydı o nişana gitmeyi bırak evden çıkmazdım. Babama ve aileme saygı duymalıydı, her ne kadar öylesine sıksa da.

"Kızıma iyi bak."

Ateş babama bakmadı, bakışları bendeydi. Ben ise dikkatimi karşımda ki duvara vermiştim, rengi fazla tuhaf bir duvarımız vardı.

"Sizden daha iyi bakacağım aşikar."

Kahve gözlerim siyah irisleriyle denk geldi, babam yanımızda olmasaydı eğer diyeceklerim canını bir hayli sıkardı.

"Ben kendime iyi bakarım babacım, kimseye ihtiyacım yok."

Ateş'in siyah irisleri beni ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu, babam yanımızdan gittiğinde bakışlarının bu sefer ki hedefi bedenim oldu. Tenimde gezinen siyah irisler tüylerimi diken diken ederken, baktığı her yer alev alev yanmaya başladı. Aramızda ki o bir metreyi sıfırladığında kolu belime yılan gibi dolandı. Belimle ne alıp veremediği vardı bu adamın?

"Eğer bir daha başkasının yanında beni küçük düşürmeye çalışırsan seni alırım ve bir daha tanıdığın kimseyi görmene izin vermem."

Yutkundum. Hiç olmadığı kadar ciddiydi.

"O zaman bir hayvan sahiplenseydin."

Burnunun ucu burnuma değdi ve nefesini tenime bıraktı, nefesi bile öfkeliydi. Burnuma dolan odunsu kokusunu bir kez daha tüm hücrelerimden içeriye sızdı, bu kokudan rahatsız oluyordum. Bana hiç olmadığı kadar güzel geliyordu.

"Anladın mı?"

Dediğimi önemsememişti. Ben böyle bir adamla nasıl baş edecektim Allahım?

"Sen beni sürekli küçük düşürüyorken mi?"

Gözlerini açıp kapatarak siyah irislerinde gezinen öfkeyi bir kez daha görmemi sağladı. Fazla korkutucuydu, tenim ürpermişti.

"Ben seni küçük düşürmem."

Söyledikleriyle yaptıkları uyuşmuyordu.

"Peki ben niye bu kadar küçük düşürülmüş hissediyorum!?"

Elimi göğsüne koyarak onu itmek için uğraştım.

"Evleneceğiz dedin ve evleniyoruz, fikrimi bile sormamışken nasıl küçük düşürmedim diyebiliyorsun!?"

Diyeceğim onlarca şey vardı ama yalnızca bu bile yeterliydi. Onu iten kollarımı sıkıca tuttu, derin bir nefes aldı. Sakinleşmeye çalışıyordu ama ben sakinleşmek falan istemiyordum, onu parçalamak istiyorum!

"Düş önüme."

"Ne desem boş, senin gibi birinin de beni anlamasını zaten beklemiyordum!"

Yürümeye başladım. Beni bıraktığından kolayca yürüyordum ama bacaklarım titrediğinden yeri boylayabilirdim, sinirden ve üzüntüden ağlamamak için dudaklarımı dişliyordum. Dışarıya çıktıktan sonra adım seslerini duydum, daha çok hızlandım. Arabaya tam anlamıyla ulaştığımda sırtıma diktiği bakışları hissediyordum, bakışlarını çekmişti. Arabaya ona bakmadan girdiğimde göğsüm körük gibi kalkıp iniyordu. Biraz sonra yan kapıda açıldı, Ateş'in bedeni arabaya girdiğinde burnuma çalan odunsu koku biraz daha arttı. Burnumu kapatmak kokusunu almamak istedim, başımı yan tarafa çevirdim.

"Kemerini tak."

Göz devirdim ve duymamazlıktan geldim. Araba hareket etmedi, kolunu üstümde hissettiğimde geriye çekildim iyice. Kemeri sertçe çekerek yerine taktığında kollarımı göğsümde birleştirip ondan tarafa göz ucuyla olsun bakmadım. Öfkeli olduğunu nefes alışverişinin sesiyle anlamıştım, duyduklarını yedirememişti. Yarım saat sürmeden araba durduğunda bakışlarım tanıdık mekana döndü, Çırağan Sarayında nişan yapacaktık. Lisedeyken proje ödevim için babamın yardımıyla araştırma için gelmiştim, o zamanlar olan hayranlığım hala devam ediyordu ama böyle bir anıma şahit olmayacak kadar güzeldi.

Kapım bekletilmeden açıldı, yırtmacımın açıkta bıraktığı ayağımı dışarıya atacağım sırada bir el bunu engelledi. Elbisemin eteğiyle bacağımı örttükten sonra kapısından çıkmıştı, arkasından şaşkınca baktım. İmdat diye bağıracaktım artık, bu nasıl bir adamdı böyle! Bu kadarı da olmazdı, bir dağ ayısı gibi giyimime de karışıyordu.

Özenle örttüğü bacağımı yeniden çıplaklığına kavuşturup dışarıya çıktım.

Bakışlarımız kesişti. Daha sonra ona doğru yürüdükçe açılan bacağıma baktı, bakışlarını çevremizde gezdirdi. Bacağıma bakan birini yakalarsa öldürecek gibi sertti ifadesi, burnundan soluyordu. Omuzlarımı dikleştirdim, ona uyacağımı sanıyorsa fena yanılıyordu. Yanına ulaştığımda bir kolu belimi yeniden kendisininmiş gibi sarmaladı, bu can sıkıcı olmaya başladı. Gösterişli ve tarihi yönden şık olan merdivenleri çıkmaya başladık, yanımdakinin varlığını unutmaya çalışarak sarayın ihtişamını inceledim. Tarihe oldukça meraklıydım, bu yüzden bir zamanlar içten içe tarihle ilgili bir mesleğim olmasını istemiştim.

"Bu kadar güzel bakacak ne var?"

Kulağımın dibinde sorulan bu soruyu anlamamıştım, kendimi kaptırdığım sarayın duvarlarına bakmayı bırakarak yanında gerçekten varlığını unutmayı başardığım adama döndüm.

"Anlamadım."

Bakışlarını yüzümden çekti. Ne dediğini bile duymamıştım ama bir daha söylemedi. Önümüze çıkan bir kadınla durduk, kadın kalem siyah bir etek ve beyaz bir gömlek giymişti. Korku ve tedirginliği yanımda ki adama gittiğinde bu çoğaldı, konuşmaya korkuyor gibiydi.

"Ateş bey her şey istediğiniz gibi efendim, tek bir eksiklik dahi yok."

Ateş bir şey söylemedi. Kadına bir kez olsun dönüp bakmadı bile. Bu kabalığı karşısında kadına gülümsedim, bakışları gülümsediğimi görünce şaşkınlıkla dolup taştı.

"Teşekkür ederim."

Biraz daha şaşırdı.

"Ne demek Arya hanım, bu benim görevim. Nişanınızı kutlarım."

Bir şey söylemek yerine başımı teşekkür mahiyetinde salladım. Ateş'in bakışları yeniden bana dönmüştü. Her zamankinden farklıydı, normalde arada bir bedenime bakardı ama bu sefer hem bedenime hem de gözlerime eşit sürede bakıyordu. İrisleri altında temim karıncalanıyordu. Kadının bizi yönlendirdiği odalardan birine girdiğimiz de ben koltuğa oturmuştum, Ateş ise belimi bana bırakarak camın önüne dikildi. Telefonumu yanıma almadığımdan Azra'yı ne ile arayacağımı düşünüyorken kapı çaldı. Ateş'ten her hangi bir ses çıkmadığında göz devirerek girmesini söyledim. Önce başı göründü, sonra kocaman gülümseyen yüzü.

"Bebeğim!"

Azra'ya karşı kocaman gülümsedim, ayağa kalktığımda yanıma yaklaşıp sıkıca sarıldı.

"Nazarlık mı taksaydık, nazar falan değdirir insanlar."

Ciddi dursa da alay ettiğini biliyordum, kahkaha attım.

"Önce kendine taksaydın."

Kocaman sırıttı. Bir şey söyleyecekti ama Ateş'in varlığını yeni fark etmiş gibi dudaklarını birbirine bastırdı. Ne söyleyeceğini az çok bildiğimden kıkırdadım. Ateş'in bize baktığını hissettiğimde yüzümde ki gülümsemeyi sildim, kapıyı çarpıp çıkması iki saniyesini aldı.

"Arada geliyorlar bu adama."

Güldüm.

"Ona hep geliyorlar."

Benim gibi güldü. Bir süre konuşmaya devam ettik, kapı tekrar çaldığında gelenin Ateş olmadığına ikimiz de hemfikirdik.

"Gir."

Kahve irisleri dikkat çeken Duman başını içeriye doğru uzattığında göz göze geldik. Yüzünde ki gülümsemesi genişledi, bakışları Azra'ya kaymıştı.

"Girebilir miyim yenge?"

Göz devirdim.

"Yenge demezsen girebilirsin."

Gülerek içeriye girdi.

"Canımı sokakta bulmadım yenge, sizi bekliyorlar."

Gelişinin nedeni anlamıştım ama arada bir yanımdakine kayan bakışların sebebini anlamamıştım. Neler oluyordu?

"Abim nerede?"

Omuzlarımı 'bilmem' dercesine hareket ettirdim.



"Ben onu bulayım o zaman."

Bir kez daha Azra'ya baktıktan sonra dışarıya çıkmıştı. Hızla yanımda sessizliğe bürünen arkadaşıma baktım.

"Neler oluyor?"

İç çekti.

"Aslında biz Duman ile önceden zaten tanışıyorduk, Ateş'in bana tanıdık gelmesinin nedeni oydu ama çıkartamamıştım. İstemede fark ettim."

Şaşkınlıkla baktım.

"Nereden tanışıyorsunuz?"

"Okulumu değiştirmeme neden olan bir çocuk vardı ya, işte o Duman."

Dudaklarım aralandı, şaşkındım. Duman gibi birisinin Azra'nın anlattığı o olaylarla uzaktan yakından alakası yok gibiydi. Öyle birinin böyle olması şaşırtmıştı, gerçi abisi neydi ki o ne olacak?

"Senden uzak dursun, yoksa kırarım kafasını."

Kapı aynı an da açıldı. Ateş'i gördüğümde ikimizde sustuk, Azra ayaklanarak gittiğinde ben de oturduğum yerden kalktım. Ben gitmedim, o yanıma geldi. Belim yerine kolunu bana doğru uzatınca bir kez daha şaşırmıştım, bu hareketi ondan beklemiyordum. Bir an da vazgeçeceğini düşündüğümden hızla koluna girdim, bakışları üstüme düştü.

"Nefes al."

Nefesimi tuttuğumu fark etmemle öksürmeye başladım, bu adam sonum olacaktı. Beni bırakmadan suyu dudaklarıma doğru getirdiğinde birkaç yudum alabildim, suyu nereden bulmuştu o?

"İyi misin?"

Ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştım, öksürüğüm durduğundan elim boğazımdaydı. Sorusunda gayet ciddi göründüğünden, başımı salladım.

"İşaret diliyle konuşma bana, sesini duymak istiyorum."

Sesimi çığlık atarken de duymak ister miydi acaba? Derin bir nefes aldım, sakinleşmeye ihtiyacım vardı. O ise bakmakta hala ısrarlıydı. Çıkmak için yürüyeceğimiz de kapı hızla açılmış, babam görünmüştü. Endişeyle büyüyen gözleri hemencecik beni buldu.

"Kızım Cengiz kaza geçirmiş."

🖤

Ee yuh Sedat, böyle mi söylenilir?

Ohh bee, bölümü bitirene kadar canım çıktı kamskemk.

Ateş biraz olsun değişmiş mi?

Arya'yı nasıl buluyorsunuz? Bu haliyle mükemmel değil mi?

Ayrıca Arya ile Canan'ı shipleyenler OWLXKWMDMWMXMWMDKEKCKE

Sizi seviyorum...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.