İyi okumalar...
Çok kısa bir süre sonra uyandırılmıştım Ateş tarafından, uyku sersemi bir şekilde giyinmiş ve otelden çıkmıştık. Ateş'in bir kolu belimi sardığı için ona yaslanarak yürümüş, arabaya binmiştim. Koltuğa oturduğum anda rahat bir pozisyona girerek uykuma devam ettim. Üstüme bırakılan ceket ile daha rahat etmiştim, tabii birde Ateş rahat olabilmem için koltuğu geriye doğru yatırmıştı. Gözlerimi açtığım da Ateş'in siyah gözleri ile karşılaşınca refleks ile geriye çekilmiştim.
"Geldik."
Bakışlarımı uçak pistine çevirdim.
"Görüyorum."
"O zaman gidelim."
Pistte ki bakışlarımı Ateş'in yüzüne çevirdim, dikkatle beni izliyordu. Fazla dikkatli bakıyordu, yutkundum.
"Tamam."
Üstüme eğilmeyi bırakarak geriye çekildi, daha sonra da arabadan inmişti. Ben de fazla beklemeden yorgun bir halde arabadan inmiştim. Düğünlerden nefret ediyorum, özellikle kendi saçma sapan düğünümden. Uçağa doğru yürürken, elimi elinin içerisine almıştı. Gözlüklerimi taktığım için alttan alttan çevremizde bulunan korumalara baktım, her yerde Allahım her yerde düzinelerce koruma vardı. Bu beni haddinden fazla geriyordu, bu işten kurtulmak istiyorum. Bir yerlerden babam ya da Cengiz'in çıkmasını ve bunun koca bir şaka olduğunu söylemelerini bekliyordum. Elimi hiç bırakmayacakmış gibi tutan eline baktım, daha sonra yüzüne çevirdim gözlerimi. Siyah gözlüklerinin altından bile keskin bakışlarını görüyordum, bu adam beni bırakmayacaktı.
Bırakmasını istediğim tek kişi oydu, hayatımda ki en korktuğum şey terk edilmekken ilk kez birinin beni bırakmasını, terk etmesini istiyordum.
Uçağa bindiğimiz de koltuklardan birine sıkılgan bir halde oturdum, daha nereye gideceğimizi bile bilmiyordum. Ki tüylerim ürperiyordu, ne yapacağımı bilmiyorum çünkü. Bana dokunmasını istemiyordum, tanımadığım birinin bana dokunmasını istemiyordum. Ellerini üzerimden çekmiş olsa da gözleri bendeydi, bana bakıyordu. Belki de geceyi düşünüyordu, öleceğim geceyi. Boynumu kaşıdım, stres olduğum da hep yaptığım gibi. Beni her yönümle bildiği için ve tabii ki gözlerini benden çekmediği için kötü olduğumu biliyordu. Keşke bildiği kadar icraata da geçirseydi, bakışlarını benden çekseydi...
"Bana bak."
Benden bakışlarını çekmesini istedim, ona bakmamı değil!
"Evet?"
Gözlüklerini çıkarmış, hep yaptığı gibi beni izliyordu.
"Korkacağın bir şey yok."
Söylemesi kolaydı tabii.
Titredim, gözlerinin önünde titremiştim. Yutkunarak kocaman açılmış gözlerle ona baktım, boğazıma kocaman bir yumru oturmuştu. Beni bozguna uğratmaktan vazgeçmeyecekti, ona bakmayı konuşamayacağımı anlayınca bırakmıştım. Bu hareketime sessiz kaldı, hiç Ateşlik hareket değil oysa ki. Ne olduğunu anlayamadan kucağıma başını koyduğunda şaşkınca yüzüne baktım. Ne yaptığını sanıyordu?
"Tüm gece uyuyamadım, beni rahat bırak."
Şaşkınca ona bakmaya devam ettim, gözlerini kapatmış oldukça rahat olan koltuğa uzanmıştı. Bir şey söylemeden bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Mecburen rahat duracaktım, derin bir nefes alarak bir an önce nereye gideceksek varmayı diledim.
Dubai.
En sevdiğim ve sürekli geldiğim şehire balayına gelmiştik. Sevdiğim şehrin böyle bir olaya şahit olması üzücüydü, üzücü olan kendime değil de şehire üzülmüş olmamdı daha doğrusu. Bazen ne dediğimi, düşündüğümü anlamıyordum. Siyah bir arabaya bindiğimiz de kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı, deli gibi korkuyordum. Önünde durduğumuz villa tarzı ve gözlerden ırak bir evin önünde durduğumuz zaman bir elim kalbimdeydi. Sakinleşmek isteyen bir tarafım çevremi izlemeye çalışırken, error vermiş olan beynim hiçbir şeye odaklanmama izin vermiyordu.
"İnmeyi düşünüyor musun?"
Ateş'in sorusu ile düşünmeden cevap vermiş olabilirim.
"Hayır.
Başımı iki yana sallayarak derin bir nefes aldım ve Ateş'in bakışları altında arabadan inerek eve doğru yürümeye başladım. Elim ayağım titriyordu, kendime gelmem lazım hemde hemen!
"Bu taraftan."
Sesini yükselterek bağırmış olan Ateşe baktığım da evin kapısına değil çıkışına gittiğimi fark ettim. Alnıma vurmamak için kendimi tutarken rezil olduğum için kızarmıştım. Kapıdan içeriye girdiğim de nereye gideceğimi bilmediğim için Ateş ile birlikte hareket etmeye karar vermiştim. Ateş önümde durarak ona bakmamı sağladı.
"Denize girmek istiyorsan girebilirsin, küçük bir işim var geleceğim."
Beni orada yalnız bıraktığında bir nebze olsun rahatlamıştım, sıkışan göğsüme derin bir nefes çektim. Sakinleşmeye ve olacak olanları düşünmemeye çalışıyordum. Onun gittiği yere bakmayı bıraktığımda önümde bekleyen iki kadınla karşılaştım, elbiselerinden çalışan olduklarını anlamıştım.
"Hoş geldiniz efendim."
İngilizcesi aksanlıydı ama onu anlayabilmiştim.
"Eşyalarım geldi mi?"
Gerginlikten kurtulmak adına denize girmek iyi gelecekti, soğuk suya bürünüp şehrin sıcaklığından da kurtulurdum böylelikle. İki kadından diğeri bana yolu gösterdiğinde büyük bir oda da bizim için hazırlanan kıyafetlere bakındım, siyah bir bikini takımını giydikten sonra denize varana kadar tenimi güneşten koruması için siyah bir pareo giymiştim.

Bir şeyler yemem veya içmem için uğraşan kadının elinden meyve suyunu alarak dışarıya çıktığımda önümde uzanan mavi suların içine girmek için sabırsızlanıyordum. İçecekten bir yudum alarak gözlüğümle beraber kumun üstüne bıraktım, siyah pareoyu şezlongun üstüne bıraktım. Yavaş adımlarla kuma bata çıka suya ulaştığımda ılık su çıplak tenimi rahatlatmaya başlamıştı. Tüm bedenimi suyun içine soktuğumda denizin üstünde batmadan uzanmıştım. Gözlerime akın eden güneş ışınlarından kaçınmak için kapattım, deniz kokusu tüm vücudumda ki gerginliği alıp götürmüştü. Tek başıma mutluydum.
Ateş gelmezse olmuyor mu?
Yazan'dan..
Arya suya uzandığında siyah gözler onu izlemeye başlamıştı, yavaş adımlarla ona doğru yaklaştığında kalbi gereksiz bir şekilde çarpıyordu.
Ateş'in kalbi bir onu görünce çarpıyordu.
Bu kadın onun sonu olacaktı.
"Bana aitsin sen ve ben seni başkalarıyla paylaşmayacak kadar bencilim."
Üstünde ki siyah gömleği çıkartarak diğer şezlongun üstüne bıraktı, altında ki şortu çıkartmasına şimdilik gerek yoktu. Denize doğru yürüdüğünde umrunda olan bu mavi değildi, denizin üstünde uzanan o kadındı. Gözlerini ondan bir saniye dahi ayırmıyordu, takılı kalmıştı sanki. Arya onu izlediğinden bihaber denizin tadını çıkartırken ona yaklaşan adamın farkında değildi, omuzlarında hissettiği dokunuş ile kapalı gözleri hızla aralandı. Suyun içinde dikleşerek önünde ki adama baktığında kalbi daha hızlı çarpmaya başlamıştı.
"Beni korkuttun."
Konuşmayı ve bunları söylemeyi kendisi de beklemiyordu. Ateş'in dünden beri farklı bakan irislerine bir kez daha baktı, ne dediğini duymuyormuş gibi öylece güzel kadına bakıyordu. Arya kaşlarını çatarak bu garip halinin nedenini anlamaya çalışıyordu. Ateş ona biraz daha yaklaştığında yarı çıplak tenleri birbirine değmişti, Arya sertçe yutkundu.
"Benden korkma."
Sözlerinin hemen arkasından koca elini genç kızın yüzüne çıkarıp, pürüssüz tenini ondan beklenmeyecek bir naiflikle okşadı. Arya'nın aldığı nefesi boğazında kalırken geri çekilmek istiyordu, onun dokunuşlarından haz etmiyordu. Denize girdiğinde sakinleşen bedeni şimdi titriyordu, korkuyla yutkundu.
Ateş'ten ilk günden beri korkuyordu.
"Bu umrunda mı?"
Ateş koyulaşan siyah irislerini güzel yüzünden ayırmadı, bakışlarının yarı çıplak tenine kaymamasına özen gösteriyordu. Sanki yeterince onu rahatsız etmemiş gibi bir de bedenine bakarsa daha çok rahatsız olacağını düşünüyordu.
"Senin her şeyin benim umrumda."
Arya dolan gözlerini kırpıştırdı.
"Hiç inandırıcı değilsin."
Ateş, Arya'nın yüzüne yerleştirdiği eli yetmezmiş gibi diğer elini de bıraktı. Arya'nın başı ellerinin arasındaydı ve o nefes almakta güçlük çekiyordu. Titrekçe bir nefes daha aldı, ciğerleri yanıyordu.
"Görmüyorsun Arya, görmediğin için böyle düşünüyorsun."
Arya gittikçe yaklaşan yüzüne bakakaldı ve konuşmaya devam etmek için dişlerini sıktı. Ateş ellerinin arasında titrediğinin farkındaydı.
"Görmek istemiyorum."
Ateş dudaklarının arasına bıraktığı santimleri görmezden gelerek alnını alnına dayadı ve derin bir nefes aldı.
"Görmeni istiyorum."
Arya'nın kalbi tekledi.
"O zaman-"
Ateş sözlerini kesti ve birbirine yaklaşan dudaklarının arasından nefeslendi. Aldığı nefes kadının güzel kokusuydu, deniz kokusu bile bu kokusunu engelleyemiyordu.
"Biliyorum."
"Neyi biliyorsun Ateş?"
Siyah gözlerini kahve gözlere dikti ve bir kez daha derin bir nefes aldı.
"Sana dokunmayacağım."
Arya her şeyi bekliyordu ama bunu asla. Başının üstünde dökülen kaynar suların etkisine girmiş gibi öylece siyahlara bakakaldı.
"En azından sen isteyene kadar."
Arya bu sözlerinin olmayacağını biliyordu ama yutkundu ve girdiği şoktan hala çıkamadan ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştı.
"Ciddi misin?"
Ateş başını salladığında tenleri birbirine sürtünmüştü.
"Neyi amaçlıyorsun?"
Kuşku duyuyordu ve haklıydı ama Ateş'i tanımadığı için neden böyle yaptığına hala akıl sır erdiremiyordu.
"Sadece bana güvenmeni amaçlıyorum."
Arya bakakaldı. Gülmek ve ağlamak arasında kalmıştı, eğer Ateş bu sözleri söylemiyor olsaydı kendisi söyleyecekti. Ateş'e ona dokunmaması için kafasında yüzlerce senaryo üretmişti. Görünüşe göre buna gerek yoktu ama yine de güvenemiyordu.
Ateşti sonuçta, onunla zorla evlenen adam.
"Seni anlayamıyorum."
Ateş konuştukça hareket eden dudaklara odaklandı ve yutkundu.
"Ben de anlamıyorum."
Ateş'in ona biraz daha yaklaştığının bilincine vardığında kalbi göğsüne üst üste darbeler indirdi. Ne yapacağını anlamazken Ateş yavaşça fısıldadı.
"Seni öpmeme izin ver."
Arya çalkalanan zihnini toparlayamadan ona yaklaşan Ateş'in dudaklarını gördü ve yutkundu. Ateş dolgun dudaklarını yumuşak dudaklara bastırdığında ikisi için her şey derin bir sessizliğe gömülmüştü. Ateş dudaklarını yavaşça kıpırdattığında Arya tir tir titriyordu, belinden destek olarak kendisine biraz daha çekti.

Arya karşılık vermedi ama kalbi dudaklarında atıyormuş gibi nefesini tutmuştu. Ateş geriye çekildiğinde Arya nefessiz kaldığı için ayrılmıştı, aralarında ki yakınlığı bozmadı. Elini boynuna yerleştirerek zifiri irisleriyle gözlerine hayranlıkla baktı.
"Bunu ne kadar çok bekledim, bilemezsin."
Doğruydu. Çok fazla beklemişti ve şimdi kollarının arasındaydı.
Bir daha bu kollardan ayrılamayacaktı.
🖤
Ateş'in bunu yapmasına ne diyorsunuz?
Sizi seviyorum...