İçeriğe geç

Esir

Bölüm 20 · 13 dk okuma

Esir

Bölüm 20

20.Bölüm

İyi okumalar...

Gözlerimi yavaşça açtığım da uyku sersemi olduğum için birkaç saniye nerede olduğuma karar verememiştim. Tabii, balayındaydım. Esneyerek doğrulduğum da hareketim başarısız olmuştu, çünkü Ateş'in kaslı kolu belimi sarmış beni bırakmamıştı. Başımı biraz daha kaldırarak düzgün bir şekilde nefes alışverişiyle şişen göğsünü ve yüzünü inceledim.

Kolları arasında 'esir' düşmüştüm.

Kollarının arasında sıkıca kavramıştı beni, hemen önümde durduğu için yüzünü kolayca görüyordum. Uyurken bile insanı korkutan bir ifadesi vardı, ona bakarken duygularından arındığını hissediyordum. Gördüğüm gibi miydi yoksa duygularını saklamakta çok mu iyiydi? Bunu bir gün çözeceğime emindim, derin bir nefes alarak bakışlarımı siyah gözlerini örttüğü gözlerine çevirdim. Bazen bir bakışı beni yerime sabitliyor, nefes almamı bile etkiliyordu. Üstümde ki bu hükmü beni çoğu zaman korkutuyordu, ona karşı gücüm neredeyse yoktu. Bu durumdan nefret ediyordum. Ona bakmayı daha fazla kaldıramadığım için telefonuma uzanarak onu avucuma aldım. Sosyal medyayı kullanırdım ama çok fazla değil, özel günleri paylaşırdım genellikle. Bildirimler o kadar çoktu ki hemen sessize aldım, ailem ve çoğu medya ekibi beni ve Ateşi etiketlemişti.

Ana sayfamda gördüğüm ilk fotoğrafı Duman atmıştı, Ateş ile dans ederken birbirimize bakarken çekilmişti. Azra'nın paylaştığı fotoğrafta ben ve Ateş bakışırken bizi kıstığı gözlerle izleyen Azra fotoğrafın altına 'aldatıldım Arya_yanki, gözüm üstünde Ates_Yakar ' yazmıştı. Kıkırdadım, bakışı o kadar komikti ki kahkaha atmamak için uğraş vermiştim. Bu fotoğrafı ne ara çektiği ise aşikardı. Babam, amcam Ateş ile evlenirken çektirdiğimiz fotoğrafı paylaşmış altına iyi dileklerini yazmışlardı. Cengiz ise denizi izlerken yalnız olduğum fotoğrafı paylaşmıştı. Bir süre öylece izledim onu yani kendimi. Garip duruyordu, sanki güçlü gibiydi. Çünkü gülümsüyordu, onca şeye rağmen gülümsüyor olmam güçlü olduğum anlamına geliyordu değil mi?

Telefonu bırakıp Ateşin uyanmayacağını anladığım için kollarının arasından zor da olsa çıkmayı başarmıştım. Yataktan tamamen kalktığım da nefes nefese kalmıştım, hiçbir şeyin farkında olmayan Ateş ise yüz üstü uyumaya devam etmişti.



Ona bakmayı keserek başımı iki yöne salladım, fazlasıyla sıcak bastığı için kendimi duşa attım. Üstümde ki pijamayı çıkarıp küvetin içerisine girdim, ılık su vücudumu rahatlatmıştı. Bir süre öylece suyun içerisinde dinlendikten sonra yıkanmaya başladım. Fazla oyalandığımı anlayınca bornozumu üstüme geçirerek banyodan çıktım. Ateş'in hala uyuduğunu gördüğüm de ofladım ama beni böyle görmemiş olması daha mantıklıydı. Denize gireceğim için siyah bir bikini giydim önce. Daha sonra dizlerimin üstünde biten mor, bol bir tişört, altına da kot bir şort giymiştim. Saçlarımı kurutmaya gerek duymadım, çünkü birazdan kendi kendine zaten kuruyacaktı.

Odaya tekrar girdiğimde Ateşin sırtını yatak başlığına yasladığını gördüm. Gözleri anında bana dönmüştü, siyahları baştan aşağıya süzmüştü bedenimi. Bakışının hissiyatını tenimde hissediyordum, karıncalanıyordu. Gülümsemeye çalışarak yatağın yönüne doğru ilerledim.

"Günaydın."

Ateş boşluğa benzeyen gözlerini gözlerime çevirdi, yine niye sinirlenmişti acaba?

"Sabah uyandığımda yanımda boşluk değil, seni görmek istiyorum."

Tek kaşımı kaldırıp yüzüne ve uyuduğum kısma baktım. Ben de uyandığımda öyle hissetmiştim, Ateşin olup olmaması aynı şeydi bana göre ama bunu söylememeyi tercih ettim.

"Uyansaydın o zaman, uzun zamandır uyanığım ben."

Ateş başını yana eğerek beni incelemeye devam etti.

"Beni uyandırmayı deneyebilirdin."

Derin bir nefes aldım, birazdan bu saçma muhabbet yüzünden çığlık atacaktım.

"Biraz uyumanı istedim. Buraya geldiğimizen beri doğru düzgün uyumadığının farkındayım."

Ateş yataktan kalkarak önümde dikildi, başını yana eğerek boynumu öptü. Öpüşü hiçte nazik değildi, uyarı veriyormuş gibiydi. Geri çekildiği zaman avucumu oraya bastırdım, yüzüme baktı.

"Sana dediğimi yap, beni düşünüyormuş gibi yapma."

Evet uyurken beni rahatsız etmediği için onu uyandırmamış olabilirdim ama söylediklerim de doğruydu. Bu adama iyilikte yaramıyor. Yanımdan geçerek banyoya girdi ve kapıyı hızla kapattı.

Sabır ver Allahım.

Nereye gideceğimizi bilmiyordum, Ateş hazırlanmamı söylediğinde denize gireriz diye giydiğim şortun ve tişörtün altına bikini giymiştim. Oldukça sıcak olacağından saçlarımı bağlayarak, gözlüğümü de üzerine yerleştirdim. Dışarıya çıktığımda Ateş'in ceketsiz hali beni bir tık şaşırtmıştı, onu takım elbisesinden ayrı düşünemeyen beynim beyaz gömleği ve siyah pantolonuyla aslında bu sıcakta pekte şaşırılacak bir şey olmadığını söylüyordu. Yanına vardığımda siyah irisleri üstümde ve yüzümde gezindi, saçlarıma bakıyordu.

"Çok sıcak, bunalırım."

Ona açıklama yapmak nereden çıkmıştı şimdi, Ateş bir şey söylemeden beni bir kez daha şaşırtarak kapımı açmıştı. Teşekkür edemeyecek kadar şaşkınlıkla yerime oturduğumda hesaplayamadığım bir hızla o da kendi yerine yerleşmişti.

"Dubai de daha önce iki kez bulunmuşsun ama gezmeye pek vakit bulamamışsın."

Biliyor olmasına şaşırmamıştım, asıl şaşırdığım neden araştırmıştı bunu? Benim ne yaptığımı neden merak ediyordu?

"Evet."

Birincisinde bir festival için gelmiştik ve okulum olduğundan sadece iki gün kalabildik, ikincisinde de Cengiz ve Azrayla tüm bir haftamı denize girerek geçirmiştim. Yaz ayında geldiğimizden evden dışarıya çıkmaya üşeniyorduk, bu yüzden sadece denize girmiştik. Üçümüz de bu kadar uyuşuk olmayı nasıl başarıyoruz anlamıyorum.

"O zaman ikimiz bunu yapalım."

Önüme bakmayı bırakıp ona doğru baktığımda garip bir şekilde ilk defa bakışlarının ben de olmadığını gördüm. Önce ki Ateş'ten farklıydı biraz, bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama evlendiğimizden beri daha bir değişikti.

Evrimleşmeye mi başlamıştı? Aniden?

"Nereye gideceğiz?"

Ateş sorum karşısında bana döndü ve gözlerime baktı.

"Nereye istersen oraya, kısa bir plan yaptım ama istersen başka bir şey yapabiliriz."

???

"Sen iyi misin?"

Bunu cidden sormuş muydum? Arabadan atlamamak için kendimi sıkarken o garip bakmayı bırakarak önüne döndü, şaşkındım.

"Bu kadar düşünme."

Düşünmekten beyin kanaması geçireceğim adam farkında bile değil, duvar.

"Aynen sen diyince düşünmeyi bıraktım, bak."

Sesli söylememiş olmayı dilerdim ama bana dönen gözlerinin hemen ardından dudaklarımın arasından küçük bir nefes alarak hiç konuşmamış gibi davrandım. Ateş birkaç saniye bana baktıktan sonra önüne dönmüştü, rahatça arkama yaslandım. Gittiğimiz ilk yer tahmin ettiğim gibi sıcaklığından bunaldığımız havada denize girmek olmuştu, siyah bikinimle güneş kremini tenime yedirdikten sonra gözlüklerimi takarak şezlonga uzandım. Ateş'e gözlüklerimin altında baktığım da elinde ki tabletle uğraştığını gördüm. Burada dahi işle uğraşması göz devirmeme neden oldu ama benimle uğraşmasından iyidir.

Denize girmeye karar verdiğimde Ateş'in özel olarak ayırdığı plajın kumlarında tek başıma yürüyerek mavi suların içine gömüldüm. Tam karşımda Burj Al Arab bütün haşmetiyle duruyordu.



Ateş'in çalışmaktan yanıma gelmeyeceğini düşünsem de bana doğru gelmeye başladığında suyun üstünde durmaya çalışıyordum, dalgalar şiddetini pek göstermiyordu ama dengemi kurmak benim için zor oluyordu. Önümde durduğunda şirince gülümseyip suyun altına doğru balıklama dalmıştım, yanıma kadar gelmesini bu yüzden beklediğimden muhtemelen şu an da köpürüyordu. Açık mavi deniz sayesinde altını dahi görebildiğim kumların içine doğru yüzmeye başladığımda ayak bileğimden biri tuttu. Beni hızla kendisine çektiğinde suyun altında olmamıza rağmen gücüne yenik düşmüş ona doğru gitmiştim, beni orada bırakarak gideceğim yere doğru yüzmeye başladığında bunu bir savaş ilanı olarak algıladım, tüm gücümle yüzmeye başladığımda benden neredeyse otuz saniye önce oraya varmış siyahlarını yüzüme dikmişti.

Ellerimi suyun altında savurarak öfkemi gösterdim.

Bunların sadece bir dakika içinde yaşanıyor olmasını da hesaba katarak Ateş tekrar yanıma yaklaşmaya başladığında nefesimin artık yeterli gelmediğini anlamış ve suyun üstüne çıkmaya çalışmıştım. Gövdeme sıkıca sarılarak dudaklarının arasında ki nefesi dudaklarıma bıraktığında derin bir nefes almıştım ama hemen sonrasında suyun üstüne çıkmıştık. Başkası görseydi, öpüştüğümüzü düşünürdü ama Ateş'in yaptığı bana nefes vermek olmuştu. Tabii suyun üstüne çıktığımız an da nefes almama dahi izin vermeden boynumdan tutarak dudaklarıma yapışmıştı.

Verdiği nefesi aldığıma pişman etmişti.

Denizden çıktığımız da ikimizde bu yaşanmamış gibi davranıyorduk, aynı şey yanaklarıma akın eden sıcaklık için geçerli değildi. Kızarmış tenimi güneşe yormasını umarak yedek getirtilen yazlık elbiseyi üstüme geçirdim. Göz ucuyla bile onun olduğu yere bakmamıştım, utanmaktan çok karşı çıkmama izin tanımıyordu. İkinci durağımıza gelene değin sessizliğimizi koruduk, zaten pek konuşarak anlaşan bir çift değildik. Konuşarakta anlaşamıyorduk zaten.

"Vay canına.."

Daha önce böyle yerlere çok gelmiştim ama bu diğer tüm yerlerden farklıydı. Akvaryuma gelmiştik, Ateş arabadan indiğimiz andan beri kaybolacakmışım gibi elimi sıkı sıkı tutuyordu. Bu sıcakta terlemeyeceğimizi düşünmüştüm ama geldiğimiz yerler serin olduğundan rahatsızlık duymuyordum, bunu biliyormuş gibi umrunda değildi. Cama doğru uçan vatoza doğru yürürken onu da yanımda sürükledim. Burası gördüğüm tüm akvaryumlardan çok daha güzeldi.

"Az önce denizin altına gitmek isteyen sendin."



Ateş imalı mı konuşmuştu?

Ona bakmadım ama yeni bir şaşkınlığa düşmeden akvaryumun altında yürümeye devam ettik, çeşit çeşit balık türü vardı ve ben oldum olası denizin altına merak duyardım. Orada denizden bile daha fazla kalmıştık, buna ben sebep olmuştum. Çünkü tüm akvaryumu gezerken her birine dikkat etmiş ve hayranlığımı gizlememiştim. Oradan ayrıldığımız da üzülmüştüm, gitmemek istiyordum ama kısa bir iç çekmekten başka bir şey yapmadım.

Akvaryuma sahip olamayacağıma göre başka yapacak bir şeyim yoktu.

"Yardımcı olmamı ister misiniz bayan?"

Yemek yemek için geldiğimiz restorantta menüye bakarken aç hissetsem de ne yiyeceğimi seçemiyordum, Ateş garsona kısa bir bakış attıktan sonra yanımızdan hızla uzaklaşmıştı.

"Buranın bonfilesi güzeldir."

Menüye bakmayı bırakarak Ateş'e döndüm, yardımcı olmaya çalışıyor gibi bir hali vardı.

"Daha önce geldin mi?"

Bunu sormayı ben de beklemiyordum ama Dubai'yi iyi biliyor gibi davrandığından bu sonuca varmıştım. Ateş dudaklarını diliyle ıslatarak ifadesini bozmadı, ciddi ve sert duruyordu.

"İş toplantılarım ve burada bulunan ortaklarımdan dolayı davet edildim."

Bu adam hakkında cidden hiçbir şey bilmiyordum, kaşlarımı anladığımı belirtircesine kaldırıp indirdim. Ben geldiğimiz yerin manzarasına bakarken o bana bakıyordu, rahatsızca yerimden kıpırdandım. Bana böyle bakması hoşuma gitmiyordu, kendimi sergilenen tablolar gibi hissediyorum. Garson yeniden geldiğinde Ateş ikimiz için de aynı siparişleri vermişti.

"Kuzu bonfile mi?"

Ben konuşamadan Ateş konuştu.

"Kuzu eti tüketmiyoruz, dana olsun."

Bu kadarını da bilmesi hayrete düşürmüştü, kuzu etini yiyemezdim çünkü daha küçücüktü ve ben bunu yapamazdım.

"Bu kadarı da fazla."

Ateş neyden bahsettiğimi biliyordu, geldiğimizden beri ilk defa onunla göz teması kurmuştum ve bu garipliğini arttırdı.

"Sadece seni iyi tanıyorum."

Ağzımdan çıkanlara engel olamadım.

"Bu beni korkutuyor."

Takıntılıymış gibi hissettiriyordu ve her geçen gün buna inanmaya başlamıştım. Bula bula bana mı takıntılı olmuştu?

"Benden korkmanı gerektirecek bir şey yok."

Ne söylersem söyleyeyim anlamayacağına öyle emindim ki göz temasımızı keserek yeniden ayaklarımızın altına serilen manzaraya baktım, tam karşımızda Burj Khalifa vardı.



Dünyanın en uzun gökdelene bakarak yemek yemek güzeldi ama yanındakine de bağlıydı bu, Ateşle olmak iyi gelmiyordu. Diğer şey ise korkunçtu.

Onun varlığına iyi kötü alışmaya başlamıştım.

Ateş'in dediği gibi etin lezzeti çok farklı ve güzel gelmişti. Her şeyiyle güzel bir gün geçiriyordum, gezmesiyle, yemekleriyle, olaylarıyla geçirdiğim en güzel günlerden biri olmuştu. Ateşle pek bir şey konuşmadığımız için gün sonu için nedense içimde korku vardı, fazla sessizdik. Kavga olacağına dair kafamda ki düşünceleri kovdum ve önümde ki yemeğe odaklandım.

"Dediğin kadar varmış."

Ateş'ten bir tepki bekledim ama o sadece bakmakla yetindi, siyah irislerinde gezinen memnuniyetini gördüğüm de daha fazla bir şey söylemedim. Oradan ayrıldığımız da Dubai de başından beri gitmeyi hayal ettiğim yere geldiğimizde adeta gözlerimden kalpler çıkıyordu.

Mucizeler Bahçesi

Önce ki iki gelişim de yaz ayına denk geldiğinden bahçeyi görememiş ve büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Dünyanın en büyük çiçek bahçesi olarak bilinen bu yer adeta cennetin simgesiydi, daha kapıdan geçmeden burnuma gelen kokularla yüzümde kocaman bir gülümseme oluşmuştu.



Ateşle yan yana yürüyorduk, ben binlerce çeşit çiçeği incelerken o bana bakmaktan başka bir şey yapmıyordu. Her gördüğüm çiçeğin önünde duruyor ve ona hayranlıkla bakıyordum, bugünün bu kadar güzel geçeceğini kesinlikle beklemiyordum. Çiçeklerle kaplı kocaman uçağın önüne geldiğimiz de gözlerim heyecanla açıldı, buraya bayılmıştım.



"Burası çok güzel."

Ateş derin bir nefes alarak dikkatimi çekmeyi başardığında göz göze geldik.

"Biliyorum."

Bir kez olsun çiçeklere bakmamasına şaşırmamıştım, Ateş buraya çok fazla aykırı duruyordu. Onu görenlerin de böyle düşündüğüne bahse girerim, bakışlarımı ondan ayırdığımda kalplerle oluşturulan bir geçitin önüne gelmiştik.



Kalbim heyecandan kıpır kıpırdı. Tüm gün kalbimin heyecanla atması ve her şeyin hoşuma gitmesi yorulan benliğime o kadar iyi gelmişti ki buradan gitmek istemiyordum. Saatlerdir gezmediğimiz yer kalmamıştı ama ben gram yorgun hissetmiyordum, Ateş'in de benden farkı yoktu. Gerçi o yorulsa dahi bunu anlayamazdım.

Çiçeklerin arasında siyah bir duvar geziniyordu.

Elimi tuttuğunda gideceğimiz yolun diğer tarafına yöneldi. Bir şey söylemeyerek onu takip ettiğimde yine çeşit çeşit çiçeklerle karşılaşmıştım ama bir yer vardı ki orası oldukça dikkatimi çekmişti. Gözlerim irice açıldığında gördüklerim frezya çiçekleri değil ekildikleri taşların üstünde yazan yazıydı.

Arya için..

"Bu benim için mi?"

Frezya çiçeklerine bakmayı bırakarak Ateş'e döndüm. Ateş konuşmak yerine başını iki kez salladı, gözlerim yeniden çiçeklere gitti. Ellerimin içinde ki ellerini umursamadan kollarımı hızlıca gövdesine sararak kocaman gülümsedim.

"Çok teşekkür ederim."

Ateş'in şaşkınlığını tüm bedenimde hissettiğimde geriye çekilerek dokunması yasak olan çiçeklerin önünde eğildim, onlar benim adıma açılmıştı. Ateş'in bunu benim için yaptırdığına inanamıyordum, yere eğilsem de ellerimiz ayrılmamıştı. Bu zamana kadar aldığım en güzel hediye olabilirdi, olabilirdi değildi aslında. Aldığım en güzel hediyeydi. Ateş gibi birisinin bunu yapacağını kırk yıl düşünsem inanmazdım.

Ayrıca bunu nasıl yaptırdığı da merak ettiğim bir şeydi.

Orada ki hiçbir çiçeğin sahibi yoktu ama bu çiçeklerin sahibi vardı ve bu bendim. Buna izin vermelerini nasıl sağlamıştı? Merakımı dillendirme gereği duydum, ona doğru dönerek. Az önce ona hiç sarılmamış gibi davranmam da cabasıydı.

"Bu yasak değil mi?"

Ateş anlamını bilmediğim o bakışlarını gözlerimden ayırmadı. Elinde ki elimin üstünü baş parmağıyla gezindi.

"Senin için değil."

Bu nasıl bir cevaptı böyle? Daha fazla bir şey sormadan ayağa kalktım. Frazya çiçekleriyle ayrıldığımız da 'Mucizeler Bahçesini' arkamızda bırakmıştık. Büyük bir yapının önüne geldiğimiz de kapım bir başkası tarafından açıldı, dışarıya çıktığımda buranın az çok neresi olduğunu anlamıştım.

Dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Dubai Mall.



Ateş belimden destek olduğunda yürümeye başladık. Onlarca hatta yüzlerce mağazanın olduğu alışveriş merkezi bir o kadar da kalabalıktı ama garip bir biçimde kimse bize yaklaşamıyordu. Etrafımızda gezinen korumaların farkına varmamak isterdim ama elimde değildi. Bir alışveriş merkezinde ne kadar çok gezebilinirse o kadar gezmiştik, Ateş elbise bakmamı söylediğinde o almazsa almayacağımı söyleyerek konuya nokta koymuştum. Tabii girdiğimiz büyük bir mağaza da hem erkek tarafında hem de kadınlar bölümünde bolca vakit ayırmıştık. Ateş ile ücret ödemeden çıktığımız da peşimizdeki korumaların hem ödeme işini hem de taşıma işini alacağını anlamıştım.

Beklediğim gibi Ateş özel tasarım siyah takım elbiselerinden başka bir şey bakmamıştı.

Onun için üzülüyordum aslında, hayatında hiç renk yoktu. Üzülmem birkaç saniye sürmüştü ama konumuz kesinlikle bu değil. Başka bir mağazaya girdiğimiz de Ateş'i tanıyanlar her yerden çıkıyordu. Bu adam nasıl bu kadar tanınıyordu, bir fikrim yoktu. Ateş geldiğimiz mağazadan kendime mücevher ve ne istersem alabileceğimi söylediğinde kıyafetler gibi buna da burun kıvırmıştım. Sadece Azra'nın doğum günü yaklaştığından onun için kendi paramla pırlanta bileklik almıştım, ödemeyi yapacağım sırada Ateş sadece ters ters bakmakla yetinmişti. Elimdekileri adama uzattıktan sonra omuzlarımdan tutarak beni çevirdi. Ne yapacağını anlamazken önce ellerini görüş açıma girdi, ardından boynumda soğukluk hissettim.

Kendi seçtiği kolyeyi, boynuma takmıştı.



Aynadan ona bakarken dudaklarını boynumun çıplak kısmına bastırdı, tüm bedenim bu öpücük karşısında titrerken geriye çekilmeden fısıldadı.

"Bu, buradan çıkmayacak."

Yalan dolu bir gülümsemeyle siyahlarına odaklandım.

"Emredersiniz efendim."

İlla sorun çıkarmasa olmuyordu değil mi? Kollarının arasından çıkmama izin verdiğinde Azra için alacağım bilekliği almama izin vermeden mağazadan çıktık.

"Adamlarım alacak."

Rahat bir nefes aldım. Azra kesinlikle bayılacaktı buna, bugün hiç konuşmadığımız aklıma geldiğinde Ateş'in isteğiyle telefonlarımızı eve bıraktığımızı o an hatırladım. Umarım Azra, kötü düşünüpte ilk uçakla buraya gelmezdi.

Ateş'in beni öldürdüğünü falan...

"Yorgun musun?"

Bacaklarım ağrımaya başlamıştı ama bundan hala şikayetçi değildim.

"Garip bir şekilde hayır."

Ateş normal bir insan olsaydı eğer yüzünde ki ifadeden gülümsediğini düşünürdüm ama hayır dudakları kıpırtısızdı. Ateş bir şey söylemeden elimden tutarak yürümeye başladığında alışveriş merkezinden de çıkmıştık, günün bitmeye yakın olduğunu gökyüzünden anlayabilmiştim. Bir saat sonra şehir karanlığa mahkum olacaktı, gerçi böyle bir şehir de pek mümkün değildi. Yürüyerek caddeleri ve sokakları gezdik, Ateş yorulduğumu anlamış gibi ona yaslanmamı sağladı. Az önce yemek yediğimiz de karşımızda ki manzaranın içine girecektik, yorgunluğumu bir kenara atarak ikinci kez gireceğim yapıya Ateşle beraber girdik.

Yine garipti, çünkü kimliklerimize dahi bakmamışlardı.

Asansörle Burj Khalifa katlarını tek tek çıkarken bindiğimiz asansörde yalnızca bizim olmamız beni bir kez daha şaşırttı. Neden diğerlerinden ayrıydık, Ateş bu kadarını nasıl başarıyordu? Sadece görmekle kalacağımızı sandığım gökdelenin bir odasının içine girdiğimiz de hayranlığıma engel olamıyordum. Önümüzde batmakta olan güneşi ve altında tüm Dubai şehri vardı. Bu tek kelimeyle muhteşemdi. Yorgunluk dahi hissetmeyen vücudumu pencerenin önüne doğru ilerlettiğimde Ateş arkamdan geliyordu.

Belime kollarını sıkıca dolayarak bana arkamdan sarıldı.

"Yüzünde ki bu gülümseme için her şeyi yaparım."

🖤

Önce ki balayı bölümümde pek gezmediklerini hatırlayınca bu kısımları ekledim.

Allahım ya oraya gitmeyi nasip ett..

Benim sayemde sizde gezmiş gibi oldunuz aozkwmsmwmdkekdjjr

Sizce sevmek mi zor yoksa zorla sevmek mi?

Birinin sizi sevmesi için uğraşır mısınız?

Şimdi ki ben olsa uğraşmazdım ama uğraştığım zamanlar olmuştu ve hiç pişman değilim.

Tabii Ateş gibi yapmadım qoskwnsnnshs, sadece karşımdakinin beni sevmesini istedim.

Buydu uğraştığım dediğim ve evet sevmedi :)

Sizi seviyorum...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bizi rahat bıraksan varya artık suratımızda gülmekten kırışıklık olur.Öylesine dedim yani sen dedin ya gülmen icin herseyi yaparim cart curt ondan yani