İyi okumalar...
Yataktan doğrulduğum da boynuma dolanmış bir çift kol yoktu. Oysa ki gece bunu yapan bir adet Azra vardı. Etrafıma uykulu ve meraklı bakışlar atarken yerde yatan Azra'yı görmemle kahkaha atmam bir oldu. Azra uykulu gözleriyle etrafı süzüp aptal aptal bana baktı. Ben karnımı tutarak gülerken o kendine gelip bana çemkirmeye başladı. Hala gülerken kalkarak yastığı başıma fırlattı. Gözlerimi kısarak ona baktım ve yastığımı alıp başına başına vurmaya başladım. Bana karşılık verince bir savaşın içine girdik. Kapı açıldığında ikimiz de bir an durup kimin geldiğine bakmıştık. Cengiz bize bakarken Azra ile bakışıp sinsice sırıtarak ona yöneldik.
Bunu bekliyormuş gibi arkasında ki siyah yastığı çıkarıp başımıza vurmaya başladı. Etrafımız kuş tüyü ile dolduğunda bile hala birbirimize vurmaya devam ettik. Kapı iki kez çaldığında zaten tüm tüyler boşaldığı için hepimiz oraya odaklandık. Kapıya merakla bakarken hala girmeyince kapı tekrar çaldı.
"Gir!"
Kapı açıldığı an karşıma çıkan kişiyle saçlarımın üzerinde ki tüyleri umursamayarak gülümsemeye çalıştım. Bana tuhaf tuhaf bakıyordu, tabii öyle bakardı ama gülümsediği zaman Ateşin annesi olmadığına kanaat getirmiştim. Çünkü oldukça şirin bir kadındı.
"Seninle biraz konuşalım mı güzel kızım?"
Yanımdakilere baktıktan sonra onaylar anlamında başımı salladım.
"Üstümü değiştirip geliyorum."
Cengiz'i odadan kovarak üstümüzü değiştirmiştik. Beyaz bir kazakla jean bir pantolon giyerek hafif bir makyaj yaptım. Saçlarımı nadiren toplardım ama bugün fazla gezeceğimizden rahat olmanın iyi olacağını düşünmüştüm. Siyah şişme montumu koluma alarak Azra'ya baktım, o da hazırdı. Aşağıya indiğimiz de salonda ki kalabalık normal gelmemişti.
Normal değil işte, düğünün gerizekalı.
Kendi iç sesime karşı ne diyeceğimi düşünürken bugünün gelinlik ve kına için alışverişe çıkacağımızı bir kez daha hatırlamıştım. Beni ve buradakileri zor bir gün bekliyordu ama ondan önce Canan hanımla muhtemelen Ateş adı altında bir konuşmamız olacaktı. Onu görmeden hemen önce Meran anneyi görmüştüm. Kocaman gülümseyerek açtığı kollarının arasına girdim.
"Oyy benim güzel kızım."
Azra arkamdan bağırdı.
"Ben daha güzelim!"
Kıkırdayarak dil çıkarttım. Onları kısa bir süreliğine yalnız bırakarak Canan hanımla kış bahçesine çıktığımız da kışın etki edemediği bitkilerimizin kokusu iyi gelmişti. Karşılıklı oturarak tüm odağımı ona verdim.
"Nasılsın kızım?"
Gülümsemeye çalıştım.
"İyiyim Canan hanım, siz?"
Buruk bir tebessüm sundu.
"Ben de iyiyim kızım ama hanım demesen daha da iyi olacağım."
En azından 'anne' dememi istemiyordu. Yine de samimiyetini seviyordum, iyi biriydi. Bazen gülümsediğinde Ateş ile bir akrabalıkları olmadığını düşünüyordum.
"Benimle ne konuşmak istiyorsunuz Canan teyze?"
Kocaman gülümsedi. Ateş ile hiç benzemiyorlar.
"Kızım biliyorum sen istemiyorsun bu düğünü, bunları, Ateş'i. Şunu sana söylemeliyim ki benim gelinim olacağın için çok mutlu ve gururluyum ama böyle olunca üzülüyorum. Şunu bilmelisin ki senin gönlünün olmadığını anlayınca Ateş ile konuşmayı çok denedik. Ben olduğum için fazla beni terslememeye çalışsa da babası bu konuyu açınca ona çok tepki gösterdi."
Ateşten başka bir harekette beklemezdim doğrusu.
"Bizim elimizden hiçbir şey gelmedi, bunun için ve oğlum adına özür dilerim."
Elleriyle ellerimi tuttuğunda başını eğmiş üzgünce konuşmuştu. Ellerini sıktım.
"Özür dilemesi gereken kişi siz değilsiniz."
Daha fazla konuşmak istemediğim için ellerimi geriye çekip derin bir nefes aldım.
"Hem bunun artık bir anlamı yok, gidelim mi?"
Yaşlı gözleriyle yüzüme baktı ve ardından başını salladı. İçeriye girdikten hemen sonra dış kapıdan dışarıya çıkmıştık, ayrı ayrı gitmek yerine büyük bir arabaya binmiştik. Azra benim yanıma, Meran anne ise Canan teyzenin yanına oturmuştu. Karşı karşıya oturmuş sessizliğimizi bozmamıştık, gözlerin üstümde olduğunu bilsem de gözlerimi dışarıdan çekmedim. Yorgun hissediyorum. Tüm bu olanlara elimden yapacak bir şey gelmiyordu ve ben dibi görünmeyen bir kuyuya çekiliyordum.
Kuyuya beni çeken kişi Ateş'ti.
İç çektiğimde yeniden bana bakmışlardı. Biraz daha iyi görünmem gerekiyordu, yapacağım daha onlarca şey varken pes etmek bana yakışmazdı. Ayakta onun tam karşına dimdik durmalıydım. Madem bir işe atıldım, ailem için her şeyi sonuna kadar da götürecektim. Araba durduğunda Canan teyze ve Meran annenin dediklerini yaparak istedikleri yerlere gittik.
"Maşallah gelininde pek bir güzelmiş."
Canan teyzenin arkadaşının mağazasına geldiğimizden yine tüm dikkatler bana dönmüştü. Gülümsemeye çalışarak topladığım saçımdan fırlayan saç tellerini kulağımın ardına sıkıştırdım. Canan teyze bana baktıktan sonra göğsünü gere gere gülümsemesini eksik etmedi.
"Öyle."
Kına için kırmızı bir elbise seçmiştik ama zor olanı gelinlikti, rahat olması adına iki tane giyecektim. Birincisini seçtikten sonra diğerini de seçmek çok fazla vaktimizi almıştı. İki gelinliğimi de seçtikten sonra Canan teyzenin özel diktirdiği elbise için kabinlerden birine girdim. Israrlarına karşı koyamamıştım. Giydiğim siyah elbiseyi onlara göstermekle kalmamış dönerken eteğin ucuna basarak yeri boylamıştım.
"İyi misin kızım?"
Bileğime soğuk kompres yapıyordum, Canan teyzenin bakışları az önce konuştuğu o kadındaydı ve kötü kötü baktığı için dikkatimi çekmişti. Canımın acısını unutup bu bakışların nedenini merak ediyordum.
"Gözü olanın gözü çıksın, iyi misin güzel kızım?"
Buzun uyuşturduğu tenim de acımaya başlamıştı. Başımı yavaşça salladım.
"İyiyim ben, çok acımıyor."
Canan teyze yeniden o kadına ters ters baktı. Buz torbasını bileğimden kaldırarak herkesin itirazlarını görmezden geldim. Bakışlarım üstümde ki güzel elbiseden Canan teyzeye döndü. Düşmemin nedeni bence onun düşündüğü gibi nazar değdiği için değildi, ben elbisenin güzelliğine kapılıp düşmüştüm.

"Elbiseye bayıldım, teşekkür ederim."
Olanları unutmuş güzelce gülümsemişti. Kolumu okşadı.
"Kabul ettiğin için ben teşekkür ederim, iyisin değil mi?"
Endişeliydi.
"İyiyim ben."
Azra dahil herkesi çevremden gönderdiğimde sendelememeye çalışarak kabinlere doğru yürüdüm.
"Biz seni ön tarafta bekliyoruz, giyinince gel."
Dudaklarımın arasına sıkıştırdığım saç tokası yüzünden boğuk birkaç şey söyleyerek Azra'yı da tamamen gönderdikten sonra saçlarımı yeniden tokaya mahkum ettim. Pek bağlamadığım için başımda hafif bir sızı vardı, akşam ağrıyacağına şüphem yoktu. Ne güzel bir gündü böyle, sakat bir bacak ve ağrıyan bir baş. Elbisenin askılarından birini omzumdan aşağıya indirdiğimde çıplak boynuma bırakılan nefesle gözlerimi kocaman açarak çığlık atmak için dudaklarımı araladım. Koca bir el çığlığımı avucunun içine hapsederek bedenimi bedenine doğru çekti.
"Benim."
Bu benim daha çok hareketlenmeme neden oldu. Cidden sakinleşeceğimi mi düşünmüştü?
"Borok bono."
Elinin altından konuştukça dudaklarım avucuna değiyordu. Sonrasında önümde ki aynadan onunla göz göze geldim, gözlerini açıp kapattı. Nefes nefese olduğumdan titriyordum ama o hareketsizdi.
"Bırakmayacağım."
Elini dudaklarımın üzerinden yavaşça çekti ama yakınlığını korumaya devam etti. Yutkundum.
"Biliyorum."
İç çekermiş gibi nefeslendi. Bakışlarını gözlerimden ayırarak saçlarıma dikti ve burnunun ucunu saçlarıma değdirdi. Onu pür dikkat izlerken bir eli sıkıca belimden destek olduğundan yere yığılmayacaktım. Gözlerini kapattı ve saçlarımın arasından derin bir nefes çekti, kokum yüzünde garip bir dalgalanma oluşturdu. Sırtımda ki ellerinden birini çıplak tenimde yavaşça gezdirerek enseme kadar sürükledi, bedenim yay gibi öne doğru eğildi ama buna izin vermedi. Ne yapacağını tuttuğum nefesimle beklerken o kapalı saçlarımı özgürlüğüne kavuşturdu ve gözlerini yeniden açtı.
"Saçını bağlamandan hoşlanmıyorum."
Tüm o ağrılara katlanabilirdim.
"O zaman artık hep bağlayacağım."
Bir şey söylemedi ama kokumu yeniden içine çekti ve ben kollarının arasında biraz daha titredim.
"Yapma."
Dudaklarını saçlarımın arasına bastırarak gözlerime bakmaya devam etti. Hafifçe geri çekildiğinde indirdiğim askıyı yerine takarak ona doğru döndüm, boy farkı biraz daha mı artmıştı?
"Buraya neden geldin?"
Bir şey unutmuş gibi kaşları havalandı ardından yırtmacın açıkta bıraktığı bacağıma baktı. Önümde bir an da eğildiğinde telaş içine girerek geriye çekildim ama o ayak bileğimden tutarak bunu engelledi. Az önce düştüğümden hala acısını hissediyordum, dokunuşuyla garip bir ürperti ve acı hissettim. Dudaklarımın arasından firar eden inlemeye engelleyemezken başını kaldırarak yüzüme odaklandı.
"Kendine neden dikkat etmiyorsun?"
Dişlerimi sıkarak temasından kurtulmak için ayağımı geriye çektim lakin bırakmadı.
"Elbiseye takıldım, dikkat edilecek bir şey değil."
Bir hışımla ayaklandı ve burnumun ucunda durdu. Bir an da öfkelenmişti, yine.
"Konu sensen adımına bile dikkat etmelisin."
Siyah irislerinde gezinen saf öfke damarlarımı kabartıyordu, benim de öfke duymama neden oluyordu.
"Benim bedenim, benim hayatım. İstediğimi yaparım, seni ilgilen-"
Tek eliyle belimi sıkarak beni arkamda kalan aynaya yasladığında söyleyeceklerimi kesmişti, dudaklarıyla. Nefes bile almayarak ona irice açılan gözlerimle bakarken o dudaklarıma bakıyordu. Neredeyse öpecekti, yakınlığı bir sonra ki hareketinin bu olduğunu fısıldıyordu.
"Bir daha söyle."
Yutkundum ve nefes almaya çalıştım ama aldığım nefes ondan yayılan odunsu kokuydu. Nefesimi bir kez daha tuttum.
"Uzaklaş."
Dudaklarıma olabilirmiş gibi daha çok yaklaştı.
"Hadi bir kez daha seni ilgilendirmez de."
Her kelimesinin üstünü bastıra bastıra söylüyordu, ciğerlerime küçük bir nefes çektim.
"Seni ilgilendir-"
Konuşmaya devam edemedim, bana engel oldu. Dudaklarıyla ama öpmedi. Sadece dudaklarımız birbirine değiyordu, aralık dudaklarının arasından aldığı nefes benim dudaklarımın arasından çıkmıştı.
Bedenim kollarının arasında tir tir titriyordu.
Eğer belimden tutmamış olsaydı kollarının arasında değil de yerde olurdum. Ki bu kulağa daha iyi geliyordu. Bu yakınlığımız karşısında ne yapacağımı bile anlayamamıştım, bedenim gibi beynim de kilitlenmişti.
"Arya, nerede kaldın?"
Gözlerim yeterince açılmamış gibi biraz daha büyüdü ve ben kendime gelmeye çalışarak göğsünden ittirdim. Öpmediği dudaklarımdan ayrılmadan önce diliyle dudağımı yalamıştı. Şoktan şoka girerken beni tutmayı bırakmayarak dudaklarımdan ayrıldı.
"Siz gidin, ben onu eve bırakırım."
Ben konuşamadığım için o konuşmuştu ve ben biraz daha şoka girmiştim. İrislerini irislerimden bir an olsun ayırmıyordu, dışarıda ki o sesin sahibini dahi tanıyamamıştım ama o kişinin Azra olduğunu daha sonra fark etmiştim. Kabın gelinlikler için büyük olduğundan içerisi pek sıkışık değildi ama ben nefes alamıyordum.
Çünkü Ateş vardı ve ben kollarının arasındaydım.
"Nefes al."
Göğsünden hızla ittim.
"Bana dokunamazsın!"
Titremenin yanı sıra gözlerim dolu dolu olmuştu. Ateş derin bir nefes alarak cevap vermek ve ondan uzaklaşma çabalarımı görmezden gelerek beni bir kez daha hayrete düşürdü. Kucağına alarak.
"Sen-"
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı hızla ve ben dut yemiş bülbül gibi sustum.
"Bu iyiymiş."
Kafam iyice karışırken Ateş bedenimi güvende tutarak kabinden çıktı. Dışarıda birileri varsa utanacağımdan başımı hızla eğdim ama sözleri bunu engelledi.
"Kimse yok, seni böyle görmelerini istemeyiz değil mi?"
Ciddi miydi yoksa cidden dalga mı geçiyordu?
"Yoo, herkesin görmesini isteriz. Çok güzel bir elbise sonuçta."
Kabinlerin karşısında ki L koltuğuna bacağımı uzatacak şekilde bıraktıktan sonra önümde eğildi. Yüz yüze gelmemizle kafamı yumuşak yastığa yasladım.
"Onu yırtmamı istemezsin değil mi?"
Bu sefer anlamıştım, ciddiydi hem de son derece.
"Hastaneye gidelim mi?"
Şaşkınlıktan kafayı yiyecektim, diğer cümlesini bitirir bitirmez muhtemelen burktuğum bileğime dokunmuştu. Bir şey söylemediğim için bileğime dikkatle bakmayı bırakarak yüzüme odaklandı, şok geçiren ifademi gördü ama sessizce izlemeyi tercih etti.
"Sen nasıl bir adamsın?"
Bu kadar düşünceli olupta bu kadar düşüncesiz olan bir insanla evlenecektim.
"Sen karar ver Arya, nasıl bir adamım?"
Bu sorunun cevabını iyi bilmiyordum. Çünkü onu hala tam olarak tanıdığım söylenemezdi.
"Kötü bir adamsın."
Gözlerime bakmayı bırakarak yeniden bileğime odaklandı, parmağının gezindiği tenim karıncalanırken ben yumruklarımı sıkıyordum.
"Sadece burkmuşsun, destek almamız lazım."
Boğazımı temizledim.
"Evde var."
Gözlerime yeniden odaklandı ama öfke irislerinde kol geziyordu.
"Çok ihtiyacın oluyor diye mi?"
Buna mı sinirlenmişti? Ayrıca haklıydı. Çünkü sakarlığım yüzünden kendimi her seferinde sakatladığımdan evde sadece bana özel bir ezca dolabı bile vardı. Bir şey söylemeyerek bakışlarımı kaçırdım. Gün içinde ki kaçıncı şoka girişimdi sayamamıştım ama beni yeniden bir şaşkınlığa uğrattı.
Dolgun dudaklarıyla ayak bileğimi öpmüştü.
Ona öylece bakarken bacağıma eğilmeyi bıraktı ve derin bir nefes alarak beni kucağına aldı, bunu yine ve yine beklemediğim için koluna sıkı sıkı tutunmuştum. Kolumu geri çektim ve yüzüne baktım, bakışları bendeydi.
"Eşyalarım kaldı."
Sesimi bulduğuma inanasım gelmiyordu ama çıkışa doğru yürüyordu ve neredeyse orada bulunan herkes bize bakıyordu. Elbiseyi de çıkartamamıştım! Evet, tüm derdim yetmezmiş gibi elbiseme takmıştım.
"Getirirler."
"Elbisemi değiştir-"
"Kollarımdayken kimse bakmayacağından bir daha yine giyersin."
Konu bu mu şimdi? Ağzım açık kalmıştı.
"Ateş, indir beni."
Sıkıca tuttuğu bedenimi indirmedi taki arabaya varana kadar, beni ön koltuğa bıraktıktan sonra kendim yapamıyormuşum gibi emniyet kemerini üstüme eğilerek bağlamıştı. Geriye çekildiğinde nefesimi tutmam işe yaramamış kokusunu duyumsamama neden olmuştu. Yan koltuğa oturduktan sonra bana kısa bir bakış atarak arabayı çalıştırdı. Bakışlarımı yoldan bir an olsun ayırmadım ama o her zaman ki gibi yoldan çok bana bakmıştı.
"Bana bak."
Bedenim alarm verdi ve tüm düşüncelerim birbiriyle karıştı. Hiçbir şey olmamış gibi ona döndüm ve siyah irislerine baktım.
"Sadece on beş gün kaldı sonra benim kollarımda olacaksın."
Kalp krizi geçirirsem çok mu abartmış olurum?
On beş gün sonra...
"Siz neler yapacaksınız?"
Sorumla birlikte üç yakışıklı bana baktı, daha sonra kendi aralarında bakıştılar. Kalbime bir tekme indi ve derin bir nefes almam gerekti.
"Selim bey bizi davet etti."
Cengiz'in gitmeyeceğini biliyordum ama ona ısrar ettiğimden gitmeye karar vermişti. Cengiz bundan memnun değildi, küçük bir çocuk gibi gözlerime bakıyordu.
"Ne yani ben senin güzelliğini göremeyecek miyim?"
Gözlerim dolmuştu ama gülümsemeye çalışarak önümde ki peyniri ağzımın içine attım. Tadını alamadığım peyniri yavaşça çiğnerken bana bakıyorlardı, babam başını eğmişti.
"Gecenin sonunda göreceksiniz."
Cengiz buna daha fazla katlanamadı ve kahvaltı masasından kalktı.
"Günün sonunda iyi bir ödül beni bekler, şimdiden sabırsızlanıyorum."
Yanımdan geçip gideceğini düşündüm ama o kollarını sandalyemin arkasından bedenime doladı, dudakları saçlarımda yer edindi.
"Seni çok seviyorum."
Titreyen dudaklarımı dişledim, çenem bile titriyordu.
"Ben de, ben de sizi çok seviyorum."
Daha fazlasına katlanamayacağım için yerimden kalkarak Cengiz'in ellerinden kurtuldum. Derin bir nefes aldım.
"Vedalaşmanın zamanı değil, kına sadece."
Burnumu çekerek arkama döndüm ve hızlı adımlarla odama çıktım. Dakikalarca ağlamamak için kendimi teskin ettim, kapı dan diye açıldığında gelenin Azra olduğunu gördüm. Onun da yüzünden düşen bin parçaydı, yanıma yaklaşıp sıkıca sarıldı. Küçük bir sessizliğin ardından konuşmadan aşağıya indik, ikimizde teselli konuşmalarından nefret ediyorduk ve bu gerçekten gereksizdi. Oldukça rahat bir pijamayla evden çıktığımda geçen gün alışverişe gittiğimiz araba gibi bir araba bizi bekliyordu. Sema teyze, ben ve Azra bindikten sonra araba kınayı yapacağımız otele doğru hareket etmişti.
Kimseyle konuşmayacak kadar gergindim.
Bügünün tek artısı Ateş'i görmeyecek olmamdı ama yine de yeterli gelmiyordu. Her an yere oturup hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, sanki boğazımda koca bir yumru vardı da ağlarsam geçecekmiş gibiydi ama geçmeyecekti. Bunun da farkındaydım.
"Hoş geldiniz kızım."
Otelin girişinde Canan teyzenin bizi karşılamasından sonra hazırlanmak için odalara ayrılmıştık. Azra ile yan yana olduğumuzdan o da odamda ki başka bir oda da hazırlanacaktı. Odamın savaş meydanına dönmesi gözlerimi korkutsa da oldukça gergin olduğumdan hiç konuşmadan koltuğa oturarak kendimi kuaförün ve makyözün ellerine bıraktım. Zaman çabucak geçti ve ben üstüme giydiğim kırmızı elbiseye bakarken gözlerime batan yaşları geri itmeye çalışıyordum.

(İstediğim gibi bir elbise bulamadım, bunu beğendim..)
Boğazımı temizleyerek gülümsedim ve gözümden bir yaşın akıp gitmesine izin verdim. Bu hiç yaşanmamış gibi Meran anne ve Canan teyzeyle aşağıya indiğim de karışıklığın arasından Azra'yı arıyordum. Kına için düzenlenen salonda onlarca genç kız ve tanımadığım kadınlar vardı. Oturduğum koltukta üstümde gezinen gözlerin rahatsızlığıyla kıpırdandım.
"Meran anne, Azra nerede?"
Aydınlatmalar bir an da söndüğünde ışıkların gösterdiği merdivenlere baktım, ne olacağını beklerken Azra'yı gördüm. Şaşkınlıkla yaptıkları dansı izlerken kahkaha atmamak için kendimi tutuyordum, beni güldürmek ve eğlendirmek için bunu yapıyordu. Bir o kadar da güzeldi, ona yakın kızın arasında kıvırarak yanıma kadar geldi. Önüme eğilince kahkaha atarak avuç içimi öperek alnına vurmuştum, o da kahkaha attı. Müzik kesildiğinde enerjim yerine gelmişti, birlikte bir süre için eğlenmiş daha sonra beni aralarına alarak ortaya oturtmuşlardı.
Sanırım içim dışına çıkana kadar ağlayacağım.
"Biraz daha ağlarsan seni şu camdan aşağıya atacağım."
Ağlayarak gülmeye başladım. Azra deliye bakıyormuş gibi baktı ama o da benim gibiydi.
"Atta kurtulayım."
Koluma vurdu.
"Boş yapma."
Ağlamayı bırakarak yeniden kızların arasına çekildim. Adını bilmediğim bir sanatçı şarkı söylemeye başlayınca kim varsa ortaya çıkarak oynamaya başlamıştı. Davul zurna sesleriyle müzik kesildiğinde herkes merdivenlerin başına doğru baktı. Bakışlarım anında siyah irislerle kesişti, ardından bağırarak beni çağıran kardeşine baktım.
"Yenge, sana abimi getirdim!"
🖤
Duman Allah seni ne etmiye jwmamwmsmm.
Son sürpriz peki?
Bölümü nasıl buldunuz?
Sizi seviyorum...