İyi okumalar...
"Bir şey olursa ara."
Arabadan inmeden önce sözleri durmamı sağladı. Kısa bir bakış atarak siyah gözlerine baktım.
"Aramama gerek var mı?"
Ne demek istediğimi anladı. Başını yana eğerek dilini dudaklarında gezdirdi.
"Haklısın. Bir şey olursa haberim zaten olur."
Gülmekle ağlamak arasında gidip geldim ama dışarı çıkmanın daha iyi olacağını düşünerek sırtımı dönerek arabadan indim. İrislerinin varlığını üstümde hissetmeye devam ettim, arabadan uzaklaşmaya başladığımda arkama göz ucuyla baktım. Siyah gözleri hala bendeydi, hızla önüme dönerek indiğim arabaya ve bana bakan insanları görmezden geldim. Siyah Maserati'nin içinde ki o adamı kimse görmüyordu ama ben bakışlarını hala hissediyordum. Fakülteye girdiğimde arabanın uzaklaştığını düşünerek rahat bir nefes aldım.
"Neredesin?"
Kulağımda ki telefondan sesi yankılandı.
"Derslikteyiz, ders başlamak üzere. Çabuk ol!"
Daha fazla bir şey söylemeyerek Azra'nın yüzüne telefonu kapatarak hızlı adımlarla merdivenlere ulaştım. Sınıfa ulaştığımda hocayla aynı an da derse girmiştik, bana dönen bakışların arasında elini sallayan Azra'yı gördüm. Yanına oturur oturmaz sorularını ardı ardına sormaya başlamıştı, hocanın onu uyarmasıyla da susmuştu. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum.
"Düşmanı mı yani?"
Bana uzatılan kahveyi alarak karşıya parasını uzattım. Bakışlarım daha sonra Azra'ya gitti.
"Tuzağa düşürmüş beni."
Azra gözlerini kocaman açarak boş bulduğumuz masalardan birine oturdu.
"Ateş onu öldürür o zaman."
Aynı dehşeti bir kez daha yaşadım.
"O kadarını yapmaz."
Azra öylece baktı yüzüme, korku dolu bakışlarım geri döndü.
"Yapmaz değil mi?"
'Ben bilmem' dercesine ellerini kullandı. Yutkundum ve bakışlarımı masaya diktim.
"Yapmasın Azra, bu kadarını da yapmasın."
Üzgünce yüzüme baktı.
"Korkma lütfen."
"Korkuyorum, çok korkuyorum."
Yazar'dan..
Adımları güçlüydü. Yanından geçtiği adamları onun varlığını görerek saygıyla selam veriyorlardı. Ateş sıktığı dişlerinin arasından küçük bir nefes aldı, Arya'yı bıraktığından beri öfkesi bir alev misali tüm bedenimde hakimiyetini sağlamıştı.
O Yiğit denen adamı bin pişman edecekti.
Arya'sına yaklaşmasının bedelini ödeyecekti.
"Hep aptaldın."
Yiğit gelişi güzel oturduğu sandalyede duyduğu bu sert sesin sahibine baktı ve inatmış gibi gülümsemişti. Ateş yumruklarını sıkarak o dişlerini şimdiden tek tek sökmemek için kendisine mani olmaya çalışıyordu, önce derdini anlamalıydı.
"Ve sen de hep kötüydün."
Ateş siyah irislerini ela gözlere sabitledi.
"Az da olsa tanımışsın beni."
Yiğit yeniden gülümsedi, bu adamın kendi canına kastı vardı.
"Seni benden iyi kimse tanıyamaz Dia."
Ateş'in ifadesinde bir şey değişmedi.
"Yer altında ki lakabımı biliyorsun diye beni tanıdığını mı sanıyorsun?"
Yiğit'in sırıtışı biraz daha büyüdü.
"Hayır, beni öldürmemeni sağlayacak kadar tanıyorum ve bu bana yeter."
Ateş'in tek kaşı kalktı.
"Hiçbir güç seni benden alamaz."
Yiğit başını yana eğerek bacağını diğer bir bacağının üstüne atarak daha rahat bir pozisyona girdi.
"Bu kadar kendinden emin olma, beni tanımıyorsun."
"Vasıfsız insanları tanımam."
Yiğit'in dudaklarından 'uww' diye bir ses çıktı, kıkırdadı sonra.
"Beni öldürmeyeceksin Ateş."
Ateş gömleğinin kollarını kıvırdı, arkasında ki adım seslerini umursamadan önünde ki adama bakıyordu.
"Derin."
Ateş ona seslenen bu kişiyle durdu ve gözlerini kapatarak birkaç saniye öfkesini içinde yaşadı. Ona böyle seslenen tek bir kişi vardı.
"Senin burada ne işin var?"
"Benimle böyle konuşmaya nasıl cürret edersin?"
Ateş önce Yiğit'in piçimsi gülümsemesine baktı. Derin bir nefes aldıktan hemen sonra ayakkabısının ucuyla karnına sertçe tekme attı. Yiğit bu darbeyle yere yuvarlandı ama gülüyordu.
"Sana söylemiştim."
Ateş yerde olmasını umursamadan bir kez daha tüm gücüyle vurdu.
"Öldürmeyeceğim belki ama o dişlerini eline vereceğim."
Yiğit karnını tutup güldü. Gavura vurur gibi vuruyordu hayvan.
"Derin, yeter!"
Hırsının esiri olarak bakışlarını arkasındakine çevirdi ve tüm gücüyle Yiğit'in yüzüne vurdu. Dediğini yapmıştı.
Dişlerini eline vererek.
Arya'dan..
"Yakışıyormuş."
Başımda ki eşarbı saçlarımın üzerine örtmüş, gizlemiştim. Azra'nın sözlerinin ardından bakışlarımı aynaya çevirdim. Siyah eşarp yakışmıştı.
"İnelim mi?"
Bir şey söylemek yerine uzandığı yatağımdan doğrularak kapıyı açtı, eliyle gecmemi işaret ettiğinde tüm kötü duygularıma rağmen gülümseyerek etek selamı verdim. Tepkisi ise gülmek oldu. Bugün üstünde garip bir durgunluk vardı ama bunu daha sonraya bırakmak istiyordum. Çünkü şu an çok daha mühim bir meselemiz vardı.
İmam nikahı kıyılacaktı.
Evliliklerde imam nikahının önemini biliyordum ama onun gibi birisinin önem vermesine şaşırmıştım.
"Dikkat et."
Elbisemin eteğine basarak düşecektim ki kendime engel olabilmiştim, Azra koluma girdi hızla. Giydiğim mor elbisenin uzun eteği yüzünden takılmamak için dikkat ede ede adımımı atıyordum. Böyle bir elbisemin varlığını dahi dolaba bakarken fark etmiştim. Merdivenlerden inmeye başlayınca etek uçlarımdan tutarak basamakları dikkatle inmeye başladım.
Oradaydı ve bana bakıyordu.
Bana bakışı diğerlerinden farklıydı. Onun olduğunu ve bana baktığını görmeden anlıyordum, bu fazla garipti. Son basamak bittiğinde önümde biri dikiliyordu, Cengiz ile göz göze geldiğimde kocaman gülümsedim.
"Seni yalnız bırakacağımı mı düşündün?"
Gülümsememi bozmadan eteğimi bırakarak boynuna sarıldım, ani hareketim karşısında sendelese de belimi sıkıca kavradı.
"İyi ki buradasın."
Saçlarımın arasına dudaklarını bastırdı, kollarımı biraz daha sıkılaştırdım.
"Arya?"
Canan hanımın sesiyle Cengiz'in kollarının arasından çıktım. Göz göze geldiğim siyah irislere bakmayı bırakarak annesine baktım, onunla bakışmamız bir saniye dahi sürmedi ama bana dakikalar gibi gelmişti.
"İmam efendi birazdan gelir, sen böyle geç otur."
Gösterdiği yer minderine ve yanında ki diğer mindere baktıktan sonra konuşmadan yavaşça yürüdüm. Bağdaş kurarak mindere oturduğumda bu gariplik karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum. Diğerlerinin ne yaptığıyla ilgilenmeyerek önümde ki parkelere dikkatimi verdim, iyi temizlenmişti. Bu parkelerde çıplak ayakla koşarken az yere yapışmamıştım, yüzümü buruşturdum. Bir keresinde burnumu kırdığımı sanmış kanlar içerisinde ağlayarak hastaneye gitmiştim. Neyse ki sadece darbe -yere kafa atmam- aldığım için kanamıştı.
"İsimleriniz?"
Düştüğüm o derin düşüncelerimi keserken burnum o parkeye yeniden çarpılmışım gibi sızlamıştı. Konuşan kişi sanırım beklediğimiz o imamdı, bazı insanların yüzünden nasıl biri olduğunu anlarsınız ya işte adamda tam öyle biriydi. Ellili yaşlarının sonunda olmalıydı, çok iyi birine benziyordu. Konuşması bile fazla rahatlatıcıydı.
"Ateş, Arya."
Ateş'in unutmaya çalıştığım varlığı hemencecik yanımda kendisini belli etmişti. İmamın bakışları bana döndü.
"Babanın ismi ne kızım?"
Boğazımı temizledim hafifçe.
"Sedat."
Ateş ona sorulmadan konuştu.
"Selim."
İmam ona kıstığı bakışlarının altından bakmaya başladı.
"Sabret oğlum, bu işler aceleye gelmez."
Bu işte amca! Budur! Çığlık atarak bunları yanimdakinin yüzüne söyleyesim vardı ama gelin görün ki duvara bir şey anlatılamazdı.
"Mehir olarak ne istersin güzel kızım?"
Bana sorulan bu sorunun içeriğini anlamamıştım, kaşlarım bilinçsizce havalandı.
"Mehir?"
İmamın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
"Nikah için erkek tarafının kız tarafına verdiği maddi ve manevi mülk."
Gözlerine bakmaya devam ettim. Kimse konuşmuyordu.
"Bu gerekli mi, ben bir şey iste-"
"Yurt dışında ki iki hastane, ülkemizde ki şirket hisselerimin yüzde otuzunu veriyorum."
Gözlerim kocaman açıldı ve ilk defa ona gerçek anlamda baktım ama o ifadesinden ödün vermeyerek imama bakıyordu. Dudaklarımı aralamak ve bir şeyler söylemek istiyordum ama şoku atlatmam uzun sürmüştü.
"Bu çok fazla, hem ih-"
Kimse konuşmadı. Ateş konuşacaktı ama İmam ondan önce davrandı.
"Bu mecburi kızım."
Daha fazla Bir şey söyleyemedim. Sonrasında kabul etmezdim olur biterdi, her ne kadar İmam elinde ki kağıtlara bir şeyler yazıyor olsa da kabul etmeyecektim.
"Bazı anlarda susmayı bilmelisin."
Boğazıma koca bir yumru takıldı. Bunu cidden o mu diyordu? Sadece benim duymamı sağlamıştı ve bu yüzden şimdilik susmanın daha iyi olacağını düşünerek önüme döndüm. İmam gözlerini kapatarak birkaç şey fısıldadı, onu duymak için kulaklarımı kabartmam pek bir işe yaramadı.
"Allah (CC) her insanın ruhuna iyi gelecek bir kader arkadaşı yaratmıştır. Bu yüzdendir ki belli bir yaşa ve olgunluğa erişildiğinde o kişi muhakkakki karşına çıkar, kaderin kimse onu daima bulursun. Allahtan tek duam ikinizi yormadan, üzmeden ve kırmadan ömrünüzü güzelliklerle geçirirsiniz."
Tüm dillerden aynı an da 'amin' duası döküldü. Gözlerimi sımsıkı kapatarak içten içe ben de dua ettim, her şeyin hayırlısının olmasını istiyordum. İşin garipsediğim kısmı Ateş'in de aynı şeyleri fısıldamış olmasıydı.
"Sen Sedat kızı Arya, Selim oğlu Ateş'i kocalığa kabul ettin mi?"
Yutkundum ve başımı eğdim.
"Ettim.."
Kapalı gözümden bir yaş süzüldü.
"Ettin mi?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım ve bu işkencenin çabucak bitmesini bekledim.
"Ettim."
Yeniden sordu. Daha kaç kez soracaktı?
"Ettin mi?"
Yüzüne baktım. Yüzünde küçük bir tebessümle bana bakıyordu. Başımı sallayarak onayladım.
"Ettim."
Bakışlarını benden çektiğinde sadece bu kadarının olduğunu anlamıştım. Son sözlerimle birlikte herkesin gerginliği üstüme yıkılmış gibi hissediyordum.
"Sen Selim oğlu Ateş, Sedat kızı Arya'yı karın olarak kabul ettin mi?"
"Ettim."
Beklememişti. Soru sorulur sorulmaz sertliğinden taviz vermeyen o kelimeyi söylemişti.
"Ettin mi?"
"Ettim."
Yutkundum.
"Ettin mi?"
"Ettim."
Gözlerimi yumdum.
"O zaman ben de sizi Allah katında karı koca ilan ediyorum. Allah sizi bir yastıkta kocatsın, hayırlısı olsun inşAllah."
Deli gibi ağlamak istiyorum. Allah katında kocamdı o artık, gerçekten kocam olmuştu.
"Helalini öpebilirsin."
Helali.. Oturduğum yerden hareketlenerek yavaşça karşısına dikildim. Gözlerine bakmak yerine siyah gömleğinin düğmesine odaklanmıştım, umursamadı. Bana doğru eğildi ve yüzümü ellerinin arasına alarak dudaklarını alnıma bastırdı. Baştan aşağıya ellerinin altında titredim.
"Geri dönüşün olmayacak."
<•
"Bir an ciddi öpecek sandım."
Kalbim hala güm güm bu düşünceyle çarpıyordu. Ödümü kopartmıştı dağ ayısı!
"Arya hanım?"
Odamın aralık kapısından seslenen genç çalışanımıza döndüm.
"Ateş bey sizi aşağıda bekliyor."
Omuzlarım çöktü anında. Ne güzel kurtulduğumu sanmıştım. Azra elinde ki telefondan başını kaldırıp umutsuz bir vakaya bakarmış gibi süzdü yüzümü.
"Bu adamın ciddi sıkıntıları var."
Topak hale getirdiğim eşarbı kafasına attığım da yüzünün ortasına isabet etmişti. Gözlerimi kocaman açarak bu iki ölüm yolu arasında kaldığım için şansıma lanet ettim. Aşağıda beni bekleyen o kocam olacak adam yetmezmiş gibi bir de Azra'yı üstüme salmıştım. Şirin şirin sırıttım.
"Yanlışlıkla oldu."
Eşarbı yüzünden çekti, korkunç bakışlarını yakaladığım gibi bundan kaçışımın olmadığını bildiğimden hızla odadan çıktım. Bir yandan da takılmamak için eteğimin uçlarını tutuyordum, yerle yapışmasam iyiydi. Aşağıda ki kişiye zaten gitmem gerekecekti ama Azra'ya kısa bir süre sonra görünürsem neler olduğunu unutmuş olurdu. Umarım.
"Buradayım."
Elimi kalbimin üstüne koyarak duyduğum sesin yönüne döndüm, az kalsın çığlık atacaktım. Onu karşımda görünce bahçeye çıktığımda görmemiş ve gittiğini sandığım için sevinç içinde eve girecektim ki aniden karşıma çıkmıştı.
"Kalbime kastın mı var!"
Gözlerini kırpmadan yanıma yaklaştı. Ayak uçlarımız birbirine çarpana kadar da yaklaşmaya devam etti.
"Olsun mu?"
"Ne?"
Ne demek istediğini anlamamıştım. Kalbime mi sıkacaktı?
"Allah katında eşimsin."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Bunu senden duymadan önce daha iyiydim."
Öfkelenmesini bekledim ama o bakmaya devam etti. Üstüme doğru eğilince başımı geriye götürdüm.
"Gerçekleştiğine inanamıyorum."
Evliliğimize mi? Beni bu kadar köşeye sıkıştırmışken başka bir şey mi düşünmüştü cidden?
"Seni istemiyorum."
Duymasını istiyordum. Ben nasıl kötüysem onun da öyle olmasını istiyordum ama o bundan gayet memnun görünüyordu. Mermer gibi görünen ifadesine yumruk atacaktım ama elimin kırılmasına kıyamazdım.
"Biraz geç kalmadın mı?"
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"
Bir şey söylemedi ve biraz daha üstüme eğildi. Bakışları dudaklarıma inmişti.
"Tadını çıkartmak istiyorum."
Sertçe yutkundum, bedenim titremeye başlamıştı. Bu soğukta incecik bir elbiseyle dışarıya çıktığıma inanamıyorum.
"Ne- neyin?"
Kekeleyen ağzımın ortasına tokat atmak istiyorum. Dudaklarıma bakmayı keserek gözlerime baktı yeniden ve diliyle dudaklarını yaladı.
"Ama biraz daha sabredebilirim."
Sonra bükülmekten kırılacak olan belime ellerini yerleştirerek beni düz bir hale getirdi. Bununla yetinmeyerek bedenimi bedeniyle birleştirdi.
"Beni delirtiyorsun."
Uçuşan saçlarımı eliyle düzeltti. Sinirli olan hep oyken bu sefer bendim ama o inatla sakinliğini korumaya devam ediyordu. Alnını alnıma yasladı, burunlarımız birbirine değiyordu.
"Ben de sana deliriyorum."
🖤
Tüm karakterlerim bipolar wismwmdkekdkkekd
En sevdiğiniz karakter kim?
Sizi seviyorum... 💛❤