İyi okumalar...
Haftalar sonra okula gideceğim gün gelmişti, aldığım izinler bittiğinden mecburen kalkıp gidecektim. Yavaş hareketlerimi kesmeden üstümde ki geceliği çıkararak yarı çıplak bir şekilde dolabıma yaklaştım. Spor giyinmeyi sevdiğimden kombinim oldukça rahattı, kahverengi göbeğimi açıkta bırakan bir üst ve krem tonlarında eşofman altını üstüme geçirdim.
Hava soğuk olduğundan üzerime eşofmanımla aynı renkteki şişme montu kolumun üstüne bırakarak odamdan çıktım. Bir elimde çantam bir elimde montum varken giymeye çalıştığım siyah postalımın bağcıklarını bağlıyordum. Çıkmak üzereyken Sema teyze karşıma çıkmış elimde ki montu alarak giyinmem için yardım etmişti, önce bir kolumu ardından diğerini geçirerek ona döndüm.
"Teşekkür ederim."
Yanağına eğilip öptüm. O ise bakışlarını açtığım kapıya dikti.
"Kahvaltı yapmadan mı çıkacaksın?"
Dudak büzdüm.
"Geç kaldım, orada bir şeyler atıştırırım ben."
Onunla kısa vedalasmamızdan sonra kapıyı arkamdan kapatarak arabama doğru yürüdüm. Kapıyı açmak için hareketlendiğimde bunu bir başkasının sesi böldü, tamamen daldığım için korkmuştum.
"Bir şey mi dediniz?"
Ne dediklerini duyamamıştım ama bu değil de bana bakmıyor olmaları dikkatimi çekmişti.
"Efendim dışarıya çıkacağınıza dair bir bilgi almadık."
Kaşlarım hızla çatıldı.
"Dışarıya çıkmak için sizden emir mi almam gerekiyordu?"
Adam başını eğdi.
"Ateş bey bize bir şey söylemedi."
Gözlerimi hırsla kapattım ve sakinleşmek için içimden üçe kadar saydım.
"Ateş beyinize söyleyin dışarı çıkmak için ondan izin almayacağım."
Gitmek için arkama dönmüştüm ki yeniden konuştu.
"Efendim lütfen işimizi zorlaştırmayın."
Sinirden çığlık atacaktım. Onlara içimden geçen onca şeyi söylemek istiyordum ama onların da suçu yoktu ki. Tüm suç o zebani kılıklı adamdaydı, çantamdan telefonumu hışımla çıkararak hala kaydetmediğim numarasının üstüne bastım. Telefon ikinci çalışta açılmasına rağmen sabrım bitmek üzereydi.
"Ne var?"
Elinin körü!!
"Bu ne demek oluyor?"
Telefonun başında kısa bir duraksama oldu ve sonra yeniden o sesini duydum.
"Neyden bahsediyorsun?"
Dişlerimi birbirine geçirdim.
"Evden çıkmama bile karışacak mısın sen?"
"Karışmıyorum, sadece haberim olması gerek."
Bağırmama engel olamadım.
"Saçmalıyorsun!"
"Bağırmayı kes!"
Yeniden bağırdım.
"Bağırtma o zaman."
Derin bir nefes aldığını duydum.
"Bu konuda söz veremeyeceğim."
Kaşlarım daha çok çatıldı.
"Ne?"
"Nereye gidiyorsun?"
Konuyu değiştirmişti ama umrumda olmadı.
"Cehennemin dibine Ateş, sen de gelecek misin?"
"Senin gittiğin her yere gelirim."
Duraksadım. Bipolar mıydı acaba?
"O adamlarına söyle, beni rahat bıraksınlar."
Bir şey söylemedi, birkaç saniye sonra daha bekledim ama yine bir şey söylememişti. Telefonumu kulağımdan ayırıp ekrana baktığımda siyah ekranla bakıştım, yüzüme kapatmıştı!
"Egoist! Bencil herif!"
Kapının önümde açıldığını gördüğümde büyük bir öfkeyle adamlara bakmış sonrasında arabama binerek hızla çıkmıştım bahçeden. Nefesim hala düzensizdi, derin bir nefes aldım. Bunu birkaç kez daha tekrarlayarak vücudumun sakinleşmesini sağladım. Bu sakinleşme çabalarım başarısız olduğunda bunun nedeni arkamdan gelen bir, hayır iki araç yüzündendi. Başımı sağa sola yatırdım, kimsenin duyamayacağına emin olarak çığlık attım. Arabayı ani bir frenle durdurarak içinden indiğimde anayola daha çıkmadığımızdan kimse bir sorun yaşamamıştı. Benim durmamla anında duran arabada ki adamlar dışarı çıkmış, hızla yanıma gelmişlerdi.
"Bir sorun mu var efendim?"
Bir de cidden soruyorlardı!?
"Evet! Sorun sizsiniz. Beni neden takip ettiğinizi sorabilir miyim?"
Sekiz kişinin bakışları beni bulmazken birbirilerine baktılar.
"Efendim bu bizim görevimiz."
Çıldıracağım!
"İstemiyorum, beni takip etmeyi bırakın."
"Bunun mümkünatı yok."
Onlara bakmayı bırakarak arkamda kalan arabama yürüdüm, çantamın içinde nereye koyduğumu bilmediğim telefonumu dakikalarca aradıktan sonra telefonun yan koltukta olduğunu görüp alnıma vurmuştum.
"Kafa mı bıraktı!"
Son aramalardan daha birkaç dakika önce kaydettiğim isminin üstüne bastım.
'Zorba' aranıyor...
Telefon çalmaya başlar başlamaz yanıtladı beni, nefeslendim.
"Yine ne var?"
Yanımda olsaydı muhtemelen telefonu kafasında parçalardım. Tabii bu ne kadar mümkün olurdu emin değilim.
"Adamlarına söyle beni takip etmesinler!"
Telefonun ucunda derin bir nefes aldığını işittim, yine öfkelenmişti.
"Ne yapmalarını bekliyorsun Arya, senin için o evdeler ve tabii ki gittiğin yere de gelmek zorundalar."
"Neden ya neden beni rahat bırakmıyorsun?"
Soluklandı.
"Bırakmayacağım."
Gözlerimi kapattım, dilimin ucuna gelenleri konuştuğundan dolayı sonraya bıraktım.
"Sorun çıkartmayı kes artık."
"Ben mi sorun çıkartıyorum! Bunu bana senin gibi bir psikopat mı söylüyor! Hah! Beladan başka bir şey değilsin!"
Telefonu bu sefer kapatan ben oldum. Öfkeden tir tir titrerken arkamda ki adamlara bakmadan arabama bindim, çalışır halde ki arabamın gaz pedalına sonuna kadar bastım. Ayağımı çekmeden gaza basmaya devam ettim, aksiyon yaşamayı seven bir insandım. Bu yüzden bu hıza ve çok daha fazlasına alışkındım, Azra ile birlikte evden kaçarak gittiğimiz araba yarışlarında birinci olmaya çalıştıkça Cengiz bize engel olmuştu. Aniden bir şey oldu ve ben daha ne olduğunu anlayamadan arabamdan büyük bir ses koptu.
Araba etrafında birkaç kez döndü.
Öne doğru fırlayarak direksiyona çarptığımda son an da açılan hava yastıkları bedenimi korumuştu. Göğüs kafesime yediğim darbeyle nefesim içime hapsolduğunda nefes alamamıştım. Bütün hava ciğerlerime birer ağırlıkmış gibi çöktüğünde nefes almak için uğraşıyordum.
Nefes alamıyorum.
Bir el kolumdan tutup beni aydınlığın içine sürüklediğinde gözlerim mavi gökyüzündeydi. Bulanıktı, her şeyi bulanık görüyordum. Canım hiç olmadığı kadar yanıyordu.
"Sakinleş!"
Nereden geldiğini bilmediğim bu ses halamın sesiydi.
"Sakinleş bebeğim."
Nefes alışverişim hızlıydı ama o sese tutunarak sakinleşmeye başladım, ağrı aslında panik yaptığım içindi. Gözlerim kocaman açılmıştı, nefes almaya başladığımı fark ettiğimde gözümden bir yaş düştü.
"İyi misiniz?"
Başımda bekleyen ve yüzünü seçemediğim görüntü netleştiğinde kalbim hala hızlı hızlı atıyordu. Görüntü netleştiğinde yerde uzandığımı fark ettim, başımda bir adam bekliyordu ve irislerinde endişe parıltıları vardı.
"Neler oldu?"
Arabam bir an da kontrolden çıkmıştı ama bunun sebebi ben değildim. Arabama başka bir araç çarpmıştı ve ben hızımdan dolayı baya etkilenmiştim.
"Bir an da frenler boşaldı ve önümde sizin arabanız vardı, çarpmamak için uğraştım ama başarısız kaldım."
Alnında ince bir çizgi yüzüne yayılmıştı, başını çarpmıştı.
"Siz iyi olduğunuza emin misiniz?"
Başımı salladım.
"İyiyim, panik yaptım sadece."
Önüme uzanan eline kısa bir bakış atarak önemsemeden doğruldum. Yerde oturur vaziyetteyken geldiğim yere bakmıştım, korumalardan her hangi bir iz yoktu. Onlardan bu kadar çabuk nasıl kurtulmuştum ben?
"Bütün hasarı karşılayacağım. Lütfen bana numaranızı verir misiniz?"
Kaşlarımı çattım istemsizce, yerden destek alarak ayağa kalktığında üstümü silkeledim ve bu adamın bana neden bu kadar dikkatli baktığını merak ettim. Ondan hoşlanmamıştım.
"Gerek yok, ben hallederim."
Sözlerimi bitirmiştim ki hemen birkaç metre ötemizde arabaların ani fren sesiyle korumaların endişeyle bana koştuklarını gördüm.
"Efendim iyi misiniz?"
Başımı yavaşça salladım, boğazım kurumuştu. Arabamda su olmadığından yabancıdan isteyemeyeceğim için onlardan istedim.
"İyiyim, su verir misiniz?"
Karşımda ki adamda arabasına yaklaşıp su şişesini çıkartmıştı. Fakat korumanın bana uzattığı suyu alarak hala hızla atan kalbimin bir nebze olsun sakinleşmesi için yavaş yavaş içtim. Arabaya çarpan adam korumalara bakıyordu.
"Korumalar senin mi?"
Dalga mı geçiyordu? Bu soruyu sormanın manası neydi?
"Hayır."
Korumalar yanıma geçip adama yan yan bakarlarken bir tanesi konuşmuştu.
"Efendim merak etmeyin, Ateş beyi aradık birazdan burada olur."
Gözlerim yerinden çıkacak gibi büyüdü.
"Niye aradınız ki ben gördüğünüz gibi iyiyim."
"Efendim hastaneye gitmek ister misiniz?"
He beyin kanaması geçiriyorum.
"İyiyim ben, gerek yok."
Karşımda ki adam gülerek bana elini uzattı.
"Sanırım karşımda oldukça prestijli biri duruyor, ben Yiğit Dağaslan."
Eline ters ters baktım. Elini sıkmayacağımı anladığın da elini sırıtarak indirdi. Arabamdan telefonumun sesi yükseldiğinde hareket etmeme gerek kalmadan korumalardan biri oraya ulaşmış ve telefonumu bana uzatmıştı. Ekranda Azra'nın ismi vardı.
"Bebeğim, nerede kaldın? Ders başlamak üzere."
Boğazımı temizledim.
"Ben biraz geç kalacağım, babam evde dosyasını unutmuşta benden getirmemi rica etti. Ders başlamadan gelirim."
Bir şeyler anlamaması için dua ettim.
"Tamam aşkım, dikkatli ol. Yerine imza atarım, merak etme ama gel."
Görecekmiş gibi başımı salladım. Biraz ilerimiz de bir araba hızla durduğunda benim gibi herkes o yöne bakmıştı, Ateş yıkılmaz ifadesiyle arabadan indiğinde yutkundum. Bakışları hiç sekmeden gözlerimi buldu.
"Şimdi kapatıyorum, birazdan geleceğim."
Azra'nın ne dediğini duymayarak telefonu kapattığımda bakışlarımız birbirinden ayrılmadı. Hızlı adımlarla bedenime yaklaştı, gözlerini gözlerimden ayırarak bedenimi süzdü. Her hangi bir hasar olmadığına emin olduğunda yeniden bana baktı, yanıma tamamen vardığında ise hiç beklemediğim bir şey yaparak kollarını belime doladı. Vücudum vücuduna çarptığında nefesimi tutarak şaşkınlığıma devam ettim. Ellerim göğsünün üstündeydi, gömleğinin parçalarına tutundum.
"Kendine niye dikkat etmiyorsun sen?"
Sesi sertti, yutkundum. Geriye çekilmek istesem de etrafımızdakileri düşünmeden edemiyordum.
"Benim suçum değildi."
Geriye çekilerek yüzüme baktı. Siyah irisleri yine farklıydı.
"İyisin değil mi?"
Bu garip halleri şaşırmama neden oldu, başımı salladım önce.
"İyiyim Ateş, sadece korktum."
Koca avucu yüzüme yaslandı, dudaklarını alnıma bastırarak orada soluklandı.
"Ben de."
Dudaklarını hareket ettirmişti ama ne dediğini duyamamıştım. Geriye çekildiğinde bakışları bir yere odaklanmıştı, belimde ki o eli gerildiğinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
"O mu sana çarptı?"
Kollarının arasında başımı gösterdiği yere çevirdim, isminin ne olduğunu hatırlamadığım adama bakıyordu. Ateş'in sesi de öfkeye bürünmüştü ama o adamın yüzünde ki o ifade midemi burkmuştu. Sırıtıyordu ve bu pek masum görünmüyordu. İçimden bir ses bu ikilinin tanıştığını ve tüm bu olanların tuzak olduğunu söylüyordu.
"Ben çarptım."
Ateş beni arkasına çektiğinde bir an da sırtıyla karşılaşmıştım. İçimde ki o ses haklıydı sanırım.
"Böyle masum bir kızla mı evleneceksin Ateş?"
Haklıydı. Lanet iç sesim her şey de mal olup böyle konularda zeki olmayı nasıl başarıyordu?
"Canına susamış gibisin."
O adam Ateş'in arkasından çıkardığım yüzüme kısa bir bakış attı. Ateş ona baktığımı fark eder etmez bunu engelledi, kolumu tutarak.
"Canım sıkılıyordu, eğlence arıyordum. Sonra seninkiyle karşılaştım."
Hayatımda hiç yapmadığım bir şey yaparak tüm bildiğim küfürleri etmek istiyordum ve zaten bildiğim hepi topu iki üç tane küfür vardı. Küfürden hiç hazetmezdim. O adamın zevkle söylediği olayda korkudan ölmek üzereydim ben, nefes alamamıştım!
"Haddini aşma!"
Uww, sesi benimle konuştuğundan bile daha sertti. Yiğit denen adam yine sırıttı, en baştan beri gıcık olmuştum zaten, şimdi daha çok gıcık olmuştum.
"Ama Ateş olmuyor ki böyle, güzel nişanlının yanında"
Ateş sayamadığım bir hızla yürüyerek adamın yüzüne vurduğunda dengemi sağlayamadığım yere düştüm. Adama vuruyordu, bana ne oluyordu ya?
"Arya?"
Yere düşmenin şaşkınlığını yaşayamadan Ateş yeniden bana doğru geldi. Ellerini bana doğru uzatarak belimi kavradı ve beni hiç zorlanmadan yerden kaldırdı.
"Başın mı döndü? Hastaneye gidelim mi?"
Bir an boş bulunup düştüğümün farkında değildi. Bir eli hala belimdeyken diğer eliyle başımı yokladı.
"İyiyim, düştüm sadece."
"Hastaneye gidiyoruz."
Ne dediğimi umursamadan beni arkasında kalan arabaya bindirdiğinde bakışlarım yerde etrafı sarılan adama gitmişti. Derin bir nefes alarak arabaya binen Ateş'e baktım.
"Bir şeyim yok, hastaneye gitmemize gerek yok."
Arabayı çalıştırdı ve bana bakmadı bile. Bir böyleydi, bir böyle. Ne yapacaktım ben bu adamla?
"Duymuyor musun beni?"
Araba neredeyse beş dakikadır yoldaydı ve durdu hızla. Kemerimi bağlamayı unuttuğum o an aklıma geldi, çünkü bedenim hızla öne doğru savruldu. Çığlık atarak engel olmaya çalıştım ama başka biri çakılmama engel olarak beni bir koluyla tuttu, nefes nefese kalmıştım. Beni tutmayı bırakmayarak yanına çekti, kollarının arasına alarak kucağına aldı. Kalbim şiddetle göğsüme çarparken ben şaşkınca yakınlığı karşısında kalakalmıştım. Ellerini yüzüme çıkartarak karşı karşıya gelmemizi sağladı.
"A-Ateş ne yapıyorsun?"
Kekeleyen sesime lanet ettim. Umursamadı sorumu, alnımı alnıyla birleştirdi.
"Bana bir şeyler söyle Arya, bir şeyler söyle ki dönüp o piçi öldürmeyeyim."
O kadar kolayca söylemişti ki titremekten alamadım kendimi, öldürmek ona göre bu kadar kolay mıydı?
"Bir katil değilsin, yapamazsın."
Ateş yumduğu siyah irislerini araladı ve gözlerime baktı.
"Bu kadar emin olma."
🖤
Ateş sizce nasıl biri?
Arya'nın sürekli kendisiyle kavga etmesi wodmemdmemdmkekd
Ateş Yiğit'e ne yapar sizce?
Sizi seviyorum..
