İçeriğe geç

Esir

Bölüm 12 · 8 dk okuma

Esir

Bölüm 12

12.Bölüm

Şarkıyı açarak okumanızı tavsiye ediyorum.

İyi okumalar...

Üç hafta sonra...

Hastaneden çıktığım da çıplak kalan koluma derin bir nefes alarak baktım, sonunda alçıdan kurtulmuştum. Kendimi hiç olmadığım kadar hafiflemiş hissediyordum. Birkaç haftadır çektiklerim beni oldukça yormuş ve uykusuz bırakmıştı, kolumun ağrısının yanı sıra geceleri beni uyutmamaya yemin etmiş gibi gözlerimi kapattıkça çığlık çığlığa tekrar uyanıyordum. Kabuslar peşimi bir türlü bırakmıyordu, o silah sesleri beynimin içinde yankılanıp duruyordu. İşin kötü yanı birçok kabusta da ailemi öldürdüğünü görüyordum. Ki bu her seferinde beni daha çok etkiliyordu, çok gerçekçiydi. Önümde duran Porsche ile düşüncelerimi bir kenara attım.



Kapıyı açıp içeriye girdiğim de Azra sürmeye başlamıştı. Buraya beraber gelmiştik, sonra da park yerine bıraktığı arabasını almak için gitmişti. O gün neler olduğunu anlatmış, Ateş'ten kaçarken ki kısmı anlatmıştım. Gülümseyerek açtığı sohbete katıldım, konuyu üzülmemem için açmıyordu bile. Sanırım mutluydum, çünkü Ateş'in yurt dışına çıktığını ve bir hafta sonra döneceğini öğrenmiştim. Şu birkaç hafta adını bile zarzor duymuş olmam benim oldukça yararıma olmuştu. Umarım hiç gelmez de böyle devam ederdim. Azra bir şeylerden bahsederken telefondan kıyafetinin resmini arabadan bana gösterdi. Oldukça güzel görünüyordu.

Akşam evlilik için bir yemek düzenlenmişti ve ben gitmek konusunda hiç üzgün değildim. Çünkü Ateş yoktu, bu harika bir şey. Öğrendiğime göre düğün gününe karar vereceklerdi. Bu nefesimi kesse de Ateş'in olmayacak olması bir nebze olsun rahatlatıyordu. Evin önünde durduğumuzda bakışlarım Azra'ya döndü, eve gidip hazırlanacaktı. Ona yaklaşarak sarıldıktan sonra arabadan inerek eve yöneldim. Ne giyeceğime dünden karar vermiştim, Canan teyzeyle konuşurken ağzı açık olan gardırobumdan birini seçmiştim bile. Siyahtı, siyah her şeye asillik katıyordu bu yüzden vazgeçilmezimdi.



Sade bir makyajın ardından tamamen hazır olduğum için çantamı elime aldım. Üstümde alyansım ve tektaşım dışında hiçbir aksesuar yoktu, genellikle takmazdım. Fakat yüzüklerim bence fazlasıyla eksikliği kapatıyordu, çok güzel bir uyum içerisindelerdi. Bakışlarımı alyansıma çevirip, elimle biraz çevirdim onu. Normal hayatımda da elimde yüzük olduğunda hep böyle yapardım, uğraşmayı seviyordum. Babamın adımı seslenmesiyle gözlerime bakmayı kesip kapıya döndüm. Kırgın bakıyordum ve bu mutsuzluğumun göstergesiydi. Kapıdan çıktığım anda yüzüme gerçekçi bir gülümseme yerleştirdim.

"Geldim ya, iyi ki beş dakika beklettim."

"Beş dakika mı, kızım üç saattir oradasın."

Oturmayı seviyordum, geç hazırlamaktan değil yani.

"Beklemeseydiniz o halde, tek başıma gelebilecek yaştayım."

Babam gülümsedi.

"Olur mu öyle şey, ben seni bir ömür beklerim."

Merdivenlerden bu sözleri söyleyerek inen Cengiz'e gülümsedim.

"Hadi ya ne oldu benim o hödük kuzenime, bu kibarlığını gitmeme mi borçluyuz?"

Bakışları an be an düzleşirken ortama sessizlik hakim olmuştu. Hiç bu evden gitmeyecekmiş gibi davranmaları canımı sıkmaya başlamıştı. Hayır hep beni mutlu etmek için yapmayacakları şeyleri üç haftadır yapıyorlardı. Babamın boğazını temizlemesiyle ona bakmadan kapıya yürüdüm.

"Hadi geç oldu, gidelim"

Arkamdan adım sesleri gelirken ben çoktan Cengiz'in BMW'sine binmiştim. Ellerimi dizlerimin üzerinde bırakarak arabaya cool bir şekilde giren kuzenime baktım. Bana baktığında konuşmak istemediğimi belirtir bir şekilde başımı pencereye çevirdim. Onlarda evlenmemi istemiyordu ama işte evlenecek olan bendim ve bu davranışları beni daha çok korkutmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Düşündüğüm ve sorguladığım tek şey buydu, neden? Ateş benimle neden evlenmek istiyordu?

"Eee yok mu hala yenge falan, başıma mı kalalacaksın?"

Cengiz ne yaptığımı anlayarak buruk bir tebessüm sundu.

"Başına kalmak güzel bir fikir gibi görünüyor ya da kötü mü? Sen beni konuşmanla yer bitirirsin."

Gözlerimi şaşkınca açıp yüzüne baktım.

"Nankör, yemedim içirdim. Giymedim giydirdim."

Bana gülerek döndü.

"Ne?"

Göz devirdim ve önüme döndüm, abartmıştım.

"Ne dediğimi ben de bilmiyorum."

Gülmeye devam etti. Gülümsedim, böyle daha iyiydi.

"Şaşırtmıyorsun."

Ağzım açık kaldı.

"Sen bana laf mı attın?"

Başını hızla iki yana salladı, kazadan sonra ilk defa araba kullanıyordu ve oldukça dikkatliydi.

"Olur mu öyle şey, babamın küçük prensesi?"

Koluna yumruğumu geçirdim.

"Sensin küçük prenses."

Kahkaha attı ve ben de ona eşlik ettim. Arabayı durdurduğu zaman en son küçükken yaptığımız aptallıklardan bahsediyor ve deli gibi gülüyorduk. Arabadan indiğimde koluna girmiş ve içeriye girmiştik. Etrafta yine ve yine bir sürü koruma görmüştüm, alışmıştım artık.

Alışıyordu insan. Bazen birinin yokluğuna bazen birinin zorluğuna. İkisi de fayda vermiyor, Biri acıtırken biri öldürüyordu.

İçerisi oldukça şık ve sadeydi. Buraya bayılmıştım, hep gelmeyi aklıma not ettim. Güzel ve abartısız mekanlara gitmeye bayılıyorum. En çok hoşuma giden diğer şey ise İstanbul boğazını ayaklarımın altında hissetmemi sağlayan manzarasıydı. Gülümseyerek oraya baktığımı gören Cengiz de benim gibi gülümsedi. Şans bu ya, gökyüzünde parlak ve kocaman bir dolunay vardı. On iki kişilik masanın en uç köşesine manzara için yerleştiğimde Cengiz bu hareketime gülmüştü. Biz dört kişi, Azra ailesiyle beraber üç kişi, Yakar ailesi ise üç kişiydi. Ateşsiz muhteşem derece de samimi gözüküyorlardı. Kollarını bana doğru açan Canan hanıma ilerleyip sarıldım, çok samimiydi. Daha sonra fazla resmi bir şekilde el sıkışacağımızı düşündüğüm Selim bey de bana sarılmıştı. Karşılık vererek şaşkınca gülümsedim. Ondan ayrıldığım zaman Duman ile karşılaştım.

"Yenge?"

"Yenge kadar başına taş düşsün Duman."

Benden ayrılıp sırıttı, ters ters baktım.

"Nasılsın kızım?"

Selim beye döndüm.

"İyiyim Selim bey, siz nasılsınız?"

Kaşlarını çatmıştı ama sonra gülümsedi, umursamadım.

"İyiyiz kızım, siz iyi olun bizde iyi oluruz."

Canan teyze ile sohbet ederken Azraların geldiğini gördüm. Ayağa kalkarak ilk önce Meran anneye sarıldım, daha sonra ise Ali abiyle el sıkıştık. Azraya döndüğüm de ise güzelliğine gülümsedim, çok güzel görünüyordu.



"Çok güzel olmuşsun."

Aynı an da söylediğimiz için kıkırdadık, düşüncelerim Duman'ın da öyle gördüğünü yüzüne bakarak anlamıştım. Dalgınca, daha doğrusu ağzı açık kalmış bir şekilde Azra'ya bakıyordu. Azra yanıma yani tam onun karşısına oturdu. Fakat gözleri bir kez bile önünde ki Duman'a gitmemişti. Telefonum titrediği için oraya baktım.

Gönderen: 0545*******

Dışarı çık.

Kim olduğunu anladığım için izin isteyerek masadan kalkıp dışarıya yöneldim. Aslında çok önceden beni aramış olmasına rağmen numarasını kaydetmemiştim. Muhtemelen yine saçma ve ona özgü kuralları belirtmek için beni arayacaktı. Saçma sapan bir kişilikti kendisi, nasıl başa çıkacağımı bilemiyordum. Dışarıya çıktığım anda çoğu koruma beni görmüş ve etrafıma birkaç metre öteden çember oluşturmuşlardı. İleride bir araba durduğu zaman gözlerimi oraya çevirdim, sanırım yanılmıştım. Çünkü Ateş bütün heybetiyle arabadan inmişti. Ondan çok arabaya bakmıştım, muhteşemdi.



Arabanın rengi gibi kendisi de siyahlar içerisindeydi. Onu görmek beni oldukça üzdü, hani nefes almak için uğraşırsın ve bu seni daha çok nefessiz bırakırya işte öyle hissediyorum. Ondan ifadesiz bakışlarımı çekmezken bana bakarak sert ve asla yıkılmayan ifadesiyle yürümeye başladı. Gözlerinin zifiri rengi yutkunmamı sağladı, dudaklarım kurumuştu. Onu o günden beri görmüyordum. Gözlerime bakmayı kesip vücuduma baktı, üstümde ki elbise onay gerektiren bir elbise değildi. Yanıma tam olarak ulaştığı zaman dudaklarını alnıma bastırdı. Çenesine gelen boyum sayesinde başını biraz eğmesi yeterli olmuştu.

Ne düşünüyorum Allah'ım ben.

Hep yaptığı gibi yine belimi tutarak yürümeye başladık, hiçbir konuşmamız olmamıştı. Masaya yaklaştığımız da bütün gözler bize dönmüştü, beni bırakmasını beklemeden yürüyerek yerime geçtim, tam karşıma geçip oturdu. Ona bakmamaya seçerek kulağıma eğilen Azra'ya odaklandım.

"Bu yer solucanı hani bir hafta olmayacaktı."

Dudak büzerek yüzüne baktım. Sözlerine gülemeyecek olmam beni daha çok üzmüştü.

"Ben de öyle sanıyordum. Her zaman ki gibi bir anda ortaya çıktı."

"Sürpriz yumurta gibi yani?"

İki kaşımı hayır anlamında yukarıya kaldırdım.

"Biz ona sürpriz canavar diyelim bence."

O güldüğü için ben de güldüm, karşımızda ki iki kişinin de bakışları bizdeydi. Bacağımda hissettiğim tüy gibi bir dokunuşla gözlerimi kocaman açarak karşımda ki Ateşe baktım, gözleri bende değil de telefondaydı. Bacağımda tekrar bir dokunuş hissettiğim de çığlık atarak yerimden doğruldum. Ateş aynı hızla kalktığında 'ne oldu' der gibi baktı. Parmağımın ucuyla masanın altını gösterdim. Ateş masanın altına bakmış ardından hemencecik bana dönmüştü, bakışları bir garipti. Masadakiler merakla oraya bakarken Azra elini götürmüştü, gözlerimi dehşetle açtım. Orada ne olduğunu gördüğüm de kendime içimden küfür ettim. Azra'nın kucağında küçücük kalan kediye gözlerimi kısarak baktım.

"Bundan mı korktun sen?"

Azra'nın dalga geçen sesiyle ona öldürücü bakışlar attım, fakat yavru kedi olduğunu anladığım kedi patilerini bana salladığı için gülümseyerek yanına yaklaşıp parmağımı burnuna dokundurdum, hapşırdı. Güldüğüm de bir şey olmadığını anlayan herkes yerine yerleştiğinde ben kucağıma aldığım kediyle uğraşıyordum. Ateşin sinirli sesiyle ona döndüm, masanın önünde ki adama öfkeyle bakıyordu. Ateş kedi restoranta girdiği için adama kızıyordu, gözlerimi devirip Ateşin elinin üstüne elimi koyarak bana bakmasını sağladım.

"Sorun yok."

Ona lütfen diye bakarken bakışlarını benden çekip adama döndü. Gitmesini söylediğinde şaşırmıştım, açıkçası beni dinlediğine inanamamıştım. Beni dinlemişti, beni beni Aryayı. Kucağımda mırlayan kediyi almak için uzanan adama baktıktan sonra kediyi başından öpüp adama uzattım.

"Endişelenmeyin lütfen aşıları tam, bir çalışanımıza ait."

O gittiği zaman hala Ateşin elinin üzerinde olduğunu gördüğüm ve bu yüzden bana garip bir şekilde bakan Ateşi görmezden gelip hızla elimi çekerek yerime oturdum. Yemeklerimiz geldiği zaman canım bir şey çekmediği için yemeği eşeleyip duruyordum.

"Oynamayı bırakıp, ye."

Başımı kaldırıp bana bakan Ateş'e baktım. Umursamayıp yemek yerine yine oynamaya başladım. Selim beyin sesiyle ona döndüm, sanırım vakit gelmişti. Çatalı bırakarak bana öfkeyle bakan Ateş'e baktım, siyah irisleri koyulaşmıştı.

"Düğünü ne zaman yapalım sizce?"

Bana değil de babama sormuştu. Babamın bakışları bendeydi.

"Baharda yapmak bence en iyisi-"

"Aralığın yirmi beşinde evleneceğiz."

Tekrar Ateşe döndüm, hala yüzüme bakıyordu. Bunların benim yüzümle sorunu neydi?

Cidden soruyorum, takıldığın tek şey bu mu?

Boğazıma oturan koca yumrunun geçmesini bekledim ama olmadı, sertçe yutkundum. Bir tarafım bir an önce evlenip bu işkencelerden kurtulmak istiyordu ama diğer tarafım uzadıkça uzamasını istiyordu. İki arasında kalmıştım ama bana söz hakkı tanımayan Ateş'e bakmaktan alamadım kendimi. Kimse bir şey söylememişti ve çoğu da bana bakıyordu, bakışlarımı telefonuma çevirdim.

Gönderilen: 0545*******

İnsan bir kez yıkıldığında artık o yıkıntılara alışıyor. Yani Ateş, ne yaparsan yap alıştım.

Telefonunun bildirim sesi geldiğinde gözlerini gözlerimden ayırmadan ceketinin iç cebinden telefonunu çıkarttı. Kaşları düz bir çizgi halini alırken bana çoktan mesaj gelmişti.

Gönderen: 0545*******

Sen daha yıkımı görmemişsin Arya.

Cevap vermemeyi seçerek yanımda ki Azra'ya döndüm, benim gibi sinirliydi ve yine benim gibi önünde ki kişiye bakıyordu. Duman da Ateş gibi Azra'yı rahatsız ediyordu, ne güzel o beni rahatsız ederken kardeşi de dostumu rahatsız ediyordu. Yok biz kesin birinin ölmesine sebep olmuştuk, yoksa kim bu kadar uğursuz ve şansız olabilirdi ki..?

🖤

Sizce Arya güçlü mü?

Ateş fazla mı korkutucu?

Sizi seviyorum...

Bölüm sonu

5 yorum