İyi okumalar...
Yazan'dan..
Arya Ateş'in kollarının arasına öylece yığıldığında onu tutabilmiş, bedenini dikkatle kucağına yerleştirmişti. Dişlerini sıkarak öfkesini arka plana atmaya çalıştı, bu kız onu delirtecekti. Ne diye kaçmıştı ki?
Ondan kurtulabilecekmiş gibi.
Kollarının arasında küçücük kalan bedeniyle beraber yerden kalktığında adımlarını sokağın giriş kısmına doğru yönlendiriyordu.
"Ateş?"
Miraç'ın sesinin hemen ardından Ateş onun olduğu tarafa bakmadan getirdiği arabasının arka kapısına doğru yürüdü.
"Bir şey mi oldu?"
Miraç, Ateş'in kapısını açtığında kollarında ki Arya'yı kucağına yerleştirerek arka koltuğa oturdu.
"Bir şey olmamış gibi mı gözüküyor, sür şu arabayı."
Sesi keskindi. Karşısında ki yakın arkadaşı olsa da onun adına çalışıyordu, bir nevi sağ koluydu. Miraç Ateş'i iyi tanıdığından başka bir şey söylemeyerek kapıyı kapatmış daha sonra şoför koltuğuna geçerek hızlı hareketlerle arabayı çalıştırmıştı.
"Dağ evine."
Miraç dikiz aynasından Ateş'e kısa bir bakış attı, siniri kollarında ki kadın yüzündendi. Bunu anlamak için onu tanımaya gerek yoktu, Arya'nın Ateş'e karşı gelen tek insan olduğundan neredeyse emindi. Arkadaşının başına, özellikle Ateş gibi birisinin başına bu geldiğinden şaşkındı. Ateş'i hiç böyle görmemişti.
"Ne yaptın ona?"
Genç kız yatakta baygın kızla ilgilenmeyi bırakarak Ateş'in yanına gelmişti. Ateş bakışlarını yatakta yatan Arya'dan çekmeden konuştu.
"İşin bittiğine göre gidebilirsin Ceylan."
Ceylan yutkundu. Sert sesi tenini ürpertmişti ama umursamadı, çenesini dikleştirerek simsiyah irislere dikkatini verdi.
"Kendisine gelmeden gitmeyeceğim."
Ateş bir şey söylemedi. Ceylan odadan çıkarak onları yalnız bıraktığında Ateş kaç saat geçtiğini düşünüyordu. Onu bulduğunda saat neredeyse dört olmak üzereydi ama şimdi güneşin doğmasına az bir zaman kalmıştı. Öfkeliydi.
"Benden kaçtın."
Arya uyanır gibi oldu, bilinci onu uyanmaya zorladı ama bir taraftan da uyuması için baskı yapıyordu. Bu sözlerin ne olduğunu anlamadı, gördüğü bir şey yoktu ama kulakları Ateş'in söylediklerini duyuyordu.
"Kaçabilecekmişsin gibi."
Ateş duvara sırtını yaslamış bir bacağını öne doğru uzatmıştı. Arada bir gözlerini kırpmaktan başka harekette bulunmuyordu, kalbinde şiddetli bir deprem vardı sanki. Durmasını istiyordu, bu kadına bakarken böyle hissetmekten nefret ediyordu. Ona zaafının olmasından nefret ediyordu.
"İzin vermem Arya, izin vermiyor."
Eli göğsünün üstündeydi, taşlaştığına emin olduğu o kalbi sadece bu kadın için canlı olduğunu belli ediyordu.
Kalbi onun için atıyordu.
Arya'ya kalbini gösteriyordu. İzin vermek, onu kendisinden olabildiğince uzak tutmak istiyordu ama bu lanet kalbi izin vermiyordu.
"Su.."
Ateş duyduğu sese emin olamadı, adımları karanlığın içinde kıpırdanan kadına yaklaştı. Ne istediğini anladığından su bardağına su doldurarak yatağın baş ucuna gitti. Arya'nın kendisini zorlamasına fırsat tanımadan büyük eliyle ensesinden destek olarak su bardağını dudaklarına yaklaştırdı. Arya yarı baygın bilinciyle birkaç yudum aldı, yeniden yerine uzanmaya çalıştığında Ateş yavaşça izin verdi. Fakat elini geri çekmedi. Baş parmağıyla beyaz teni zarifçe okşadı, elleri buna alışkın değildi.
Kıyamıyordu.
Arya bundan rahatsız olarak başını yana çevirdiğinde Ateş elini kendisine doğru çekti. Gözlerini bir an olsun çekmedi. Kalbi yine bir garipti, kalbine sıkacaktı artık.
Arya'dan..
Zihnim buğuluydu, sanki düşüncelerim bir sisin ardındaymış gibi hiçbir şey göremiyordum. Göz kapaklarım olduğum yeri görebilmem için araladığında yorgunluktan bayılacakmış gibi halsizdim. Boğazımda ki yumruyu geçirmek adına yutkundum ama yumru sanki daha çok büyümüş gibi yerinde kalmaya devam etti. Gördüğüm ilk şey bulanıklık oldu, hiçbir şey göremiyordum. Görüşüm netleştiğinde yabancı bir ortamda bulunmanın verdiği gariplikle yataktan hızla kalktım. Hayır, sadece çalıştım. Çünkü destek almaya çalıştığım kolum buna izin vermemişti.
Kolum sargıdaydı.
Kaşlarımı çatarak beyaz sargıyı incelerken alnımda ve vücudumda olan ufak tefek çiziklerinde varlıklarını fark ettim. Fakat ne bir ağrı ne de bir sızı hissetmiyordum.
"Ne oldu bana?"
"Aptallığının cezası."
Aniden duyduğum sesle irkildim ve gözlerimin kocaman açılmasına engel olamadan olduğu yere baktım. Aynı zamanda bir doğrulma mücadelesine daha girdim, kalkmaya çabalarken bedenimde hissettiğim elleriyle ne olduğunu anlayamadan kendimi oturur halde buldum. Bir şey söylemeden öylece yüzüne bakakaldığımda o da anlamadığım bir ifadeyle irislerini üstümde gezdiriyordu. Temasımızın kesilmesi adına bedenimi geriye çektiğimde zihnimde ki bulanıklık hala yerli yerindeydi.
"Nerdeyiz biz?"
Sesim bir fısıltıdan farksız olsa da duyduğuna emindim. Birkaç adım önümde durmuş bana öfkeyle bakıyordu, ne diye sinirliydi şimdi?
"Benim evimdeyiz."
Kalbim göğüs kafesime tekme attı ve nefesim biraz daha hızlandı. Bakışlarımı oda da sonra kolumda gezdirdim.
"Neden?"
"Aptallığın yüzünden."
Bana bir kez daha aptal demesi öfkemi ön plana çıkarttığında bakışlarımız yeniden kesişti.
"Ne aptallığından bahsediyorsun sen?"
Dişlerini sıktı ve üstüme doğru eğildi, sırtımı yatağın başlığına biraz daha bastırdım. Sanki içine girecekmişim gibi.
"Beni sinirlendirme Arya, ne yaptığını bilmiyormuşsun gibi davranmayı kes."
Bağırmaktan alamadım kendimi.
"Sen hep sinirlisin, özel bir şey yapmama gerek yok ki!"
O da bağırdı.
"Arya!"
"Ne var ya, ne!"
Bir an da karşı karşıya geldik, yüzü yüzüme haddinden fazla yakındı. Geri çekilmeye çalışsam da ardımda ki başlık kırılıpta içine girmeme izin vermedi.
"Benden nasıl kaçarsın?"
Yutkundum. Neyden bahsettiğini anlamaya çalıştım ama zihnim izin vermiyordu. Sanki hatırlarsam bu benim için çok kötü olacakmış gibi inatla o görüntülerden kaçıyordum. Ateş zifiri irislerini üstüme dikmiş tepkilerimi dikkatle izliyordu, yeniden yutkundum. Hatırlamamak isteyen tarafıma rağmen neler olduğu an be an hatrıma düştüğünde boğazımda ki o acı tat tüm damağıma yayıldı. Birdenbire kendime engel olamamış kaçmıştım ondan, bir avcı misali peşimden gelmesi ve hareketleri ödümü koparmıştı. Kolumu kırmama neden olanda oydu, bu adamdan kurtulmak istiyorum.
"Senin yüzünden."
Ateş tehlikeli bakan irislerini yumdu saniyesinde ama yummamasını tercih ederdim. Çünkü gözleri olabilirmiş gibi daha korkutucu bakıyordu.
"Kaçan sensin ama suç benim öyle mi?"
Sesi tenimin alevlenmesine neden oldu, ürkütüyordu beni.
"İstedim ve yaptım, seni ilgilendirmez."
Kaşları gözlerinin üstüne düştü ve bir aptala bakıyormuş gibi baktı.
"Bana istemediğin şeyleri yaptırmak mı istiyorsun Arya, tehditlerime devam edeyim mi?"
Gözlerine bakmayı bıraktım. Yakınlığı hala nefes almama engel oluyordu.
"Sen istemediğim her şeyi zaten yapıyorsun Ateş."
Sinirden öleceğim o da öyle.
"Madem öyle o zaman evlendikten sonra ailenle bir daha görüşmeyeceksin."
Gözlerim dehşetle açıldı ve ben yeniden o zifirilere bakma gafletine düştüm.
"Saçmalıyorsun."
Yakınlığımızı kesti ve doğrularak yürümeye başladı, sırtına bakıyordum.
"Saçmalamadığımı göreceksin."
"Adi herifin tekisin!"
Duraksadı, nefesimi yeniden tuttum. Bir yandan da avuçlarıma tırnaklarımı biraz daha bastırdım.
"Bir daha bana hakaret edersen bırak onlarla görüşmeyi aynı ülkede olmanıza bile izin vermem."
Durdurduğu adımları bu sefer daha hızlıydı, duyacaklarını duymak istemiyordu.
"Yapamazsın! Bunları bana yapamazsın!"
Duymazlıktan geldi ve beni öylece ardında bırakıp gitti. Çığlık atarak sinirimi yataktan çıkarttığımda elbiselerimin değiştiğini o an fark ettim, gözlerim yeniden irileşti. O mu değiştirmişti?
"Arya hanım?"
Sakinleşmeye çalışarak daha önce duymadığım bu sesin sahibine döndüm, kahve irisleri benim üstümdeydi ve nasıl desem endişelenmiş gibiydi. Tanımadığım birinin benim için endişelenmesi şaşırmama neden olmuştu.
"Siz kimsiniz?"
Benden iki ya da üç yaş büyüktü. Kapının önünde durmayı bırakarak yatağın yanına geldiğinde bakışlarımız birbirinden kopmadı.
"Ben doktorum, sizinle ilgilenen bendim."
Kendi hastası için endişe etmesi gayet doğaldı. Boğazımı temizleyerek bakışlarımı parmak uçlarıma çevirdim.
"Teşekkür ederim, bir şey sormak istiyorum. Üstümü kim değiştirdi?"
Yüzünde anlam veremediğim o ifadelerden biri oluştu.
"Ben değiştirdim."
Ciğerlerime rahatladığımı belirten küçük bir nefes bahşettim.
"Siz iyi misiniz?"
Yeniden onunla göz göze geldim. İyi miydim bilmiyorum ama her hangi bir ağrı hissetmiyordum.
"İyiyim."
Bakışlarını benden çekip arkasında ki kapıya kısa bir bakış atarak yeniden bana döndü. Sesi biraz öncekinden daha da kısıldı.
"Arya hanım eğer istemediğiniz bir durumdaysanız lütfen bana söyleyin, size yardımcı olmak için her şeyi yaparım."
Yutkundu ve yeniden arkasında ki kapıyı kontrol etti.
"Şiddete mi maruz kalıyorsunuz?"
Psikolojik şiddetini sonuna kadar hissediyordum ama fiziksel hayır, ondan ne kadar çok korksam da bilemiyordum. Bana vurabilir miydi? Öfkesinden köpürürken çok şahit olmuştum, peki ya bir gün öfkesini ben de kullanırsa?
"Ben-"
"Ceylan hanım!"
O sert sesini yeniden duymanın verdiği rahatsızlık karşısında midem çalkalandı.
"İşiniz bittiyse gidin."
İsminin Ceylan olduğunu öğrendiğim o doktor korkuyla karışık öfkeyle arkasında ki Ateş'e baktı. Yumruklarını sıktı sonrasında ve bakışları yeniden bana döndü.
"Geçmiş olsun ve dediklerimi unutmayın."
Ateş ona bakmıyordu, bakışları bana odaklıydı. Ben ise onun bakmadığı kıza bakıyordum.
"Her şey için teşekkür ederim."
Ceylan gittiğinde Ateş bir süre sessiz kaldı, adımlarını yataktan birkaç metre uzakta ki koltuğa doğru attı. Heybetli bedenini koltuğa bıraktığında gözlerine bakmasam da ne yaptığını izliyordum, o ise bakışlarını benden bir an olsun çekmiyordu.
"Sana zarar verdiğimi düşünüyor."
Yutkundum ve ellerimin arasında ki örtüyü biraz daha sıktım.
"Doğru düşünüyor, bana zarar veriyorsun."
"Lan ben sana dokunmaya kıyamıyorum."
Cümlesinin ilk başını duysam da gerisini duymamıştım, öfkesi onu yeniden esir etmişti ama o sakin kalmaya çalışıyordu. Bakışlarını çektiğinde vücudumda bir rahatlama oluştu. O bana bakarken diken üstündeymişim gibi rahatsızdım.
"Uyu."
Bedenimde ki bu yorgunluğu atmanın başka yolu da yoktu. Sırtımı ona doğru dönerek bakışlarımı karşımda ki duvara diktim, gözlerim dalmak için ağırlaşsa da zihnim bir türlü susmak bilmiyordu. Sonunda zihnim de karşı gelememiş karanlığa dalmama izin vermişti.
"Bunları bana yaptıran sensin."
Gözlerimi yeniden açtığımda rüyamda ki o sözler fazlasıyla gerçekçi gelmişti. Dudaklarımın arasından küçük çaplı bir inleme döküldü, uyanmama neden olan şey kolumun ağrısıydı. Kolumu diğer elimle güvene alarak doğrulduğum da ağrı biraz daha artmıştı, acıdan dolayı alnım terlemişti. Derin bir nefes alarak bakışlarımı odanın içinde gezdirdiğimde onu görememiştim, bu biraz daha rahat olmama neden oldu. Alçıya alınan kolumu tutarak dişlerimi ağlamamak için alt dudağıma geçirdim, ağrım çok fazlaydı.
Geçecek, dayan.
Regl ağrısı çekerken de dayanmak için kendime bu sözleri söyler ama ağrıdan ağlamama yine de engel olamazdım. Gözlerimi sıkıca kapatarak başımı yatak başlığına bastırdığımda akan gözyaşıma engel olamamıştım. Dizlerimi kendime çektim ve bir kez daha inledim, sesim biraz daha acılı çıktı. Tenimde tüy gibi bir dokunuşun ardından irkilerek gözlerimi açtığımda dibimde ki siyah irislerle karşılaşmıştım.
"İlacını iç, ağrın geçecek."
Dokunuşundan kurtulmak adına başımı yana çevirdiğimde eli boşluğa düştü.
"Git buradan."
Yerinden kalktı. Onu nasıl görmemiştim anlayamıyorum, acıdan bu kadar mı kör olmuştum?
"İç şunu."
Gittiğini sandığım Ateş bana doğru su ve ilaç uzatmıştı, bakışlarımı ondan çektim.
"İçmeyeceğim, git."
"İçmek zorundasın."
Yine öfkeliydi. Günün yirmi dört saati öfkeli olarak geçiren bir kocam olacaktı. Kocam olmasını istemiyorum ama zorundayım. Zorundayım, her şeyi yapmak zorundayım.
Zorundasın.
Bir öküz gibi oturdu kursağıma bu kelime, gitmesi için ilaca uzanıp aldığımda Ateş dikkatle beni izliyordu. İlacı ağzımın içine aldıktan sonra tadının yayılmaması için hemen sonrasında suyu da içmiştim. Elimde ki bardağı alarak komidine koyduktan sonra odadan çıkmak için yürümüştü, gidiyordu.
"Evime gitmek istiyorum."
Durdu. Gitmesini bu kadar çok isterken mani olan yine bendim.
"Zaten evindesin."
"Biz daha evlenmedik."
Başını bana doğru çevirdi ve imalı bir bakış attı, ifadesinde ki o sertlik biraz olsun gitti sanmıştım ama yanılmıştım.
"Fark etmez, benim olan her şey senin."
Bir şey söylemedim o da üstelemedi. Istediğimi yaparak beni oda da yalnız bıraktığında varlığıyla unuttuğum o ağrı vücudumda hala etkisini koruyordu ama biraz daha iyiydim. Yan yatmam pek mümkün olmadığından koluma dikkat ederek sırt üstü uzandım, gözlerim tavana odaklanmıştı.
Zorla bir şeyler yapmaktan nefret ediyorum.
Bana bir şeyleri emir kipiyle söyleseler ölsem de yapmazdım ama ölecek olan ben olmadığım için zorundaydım. Eğer annem burada olsaydı bunlara izin vermezdi, beni korurdu o. Annem beni herkesten korurdu.
"Benim minik kızım."
Beni hep böyle severdi, yedi aylıkken doğmuştum. Bu yüzden herkes öleceğimi düşünmüştü ama ben yaşama dört elle tutunmuştum. Hayatımda çoğu şey yolunda gitmese de ailem için yaşamaya devam ediyordum, ailem benim her şeyimdi. Aslında annem dediğim kadın benim halamdı, biyolojik annem beni bıraktığında o benim annem olmuştu. Halam eşini bir kaza da kaybettikten sonra bir daha evlenmemiş, bize yerleşmişti. Biyolojik annem beni doğar doğmaz bıraktığında yanımda ki o olmuştu.
Doğurmakla anne olunmuyordu.
Halam benim gerçek annemdi. O kadının beni bırakmasının nedeni babamı sevmemesiydi, onu küçük görmesiydi. Babalarının zoruyla evlenen bu iki genç nasıl olduysa birlikte olmuşlardı. Madem ikiniz de istemiyordunuz, niye dünyaya bir çocuk gelmesine izin verdiniz?
O kadın da istememişti.
Benim varlığımdan haberdar olduğu an da ölmem için her şeyi yapmıştı. Halamın gözlerinin önünde merdivenlerden aşağıya atlamıştı ama ben yine de sımsıkı tutunmuştum. Bu gereksiz yaşama tutunma çabalarım gözlerimi yaşartmıştı, babam izin vermemişti tabii. O kadın beni doğurur doğurmaz terk edip sevdiği adamla gitmişti. Babamın mal varlığına sürekli laf eden o kadın gittikten hemen sonra ne olduysa hisselerimiz yükselmiş ve babam kısa bir süre içinde Türkiye'nin ileri gelen iş adamlarından biri olmuştu.
Babama aşıktım, amcama da öyle. Onlar benim için her şeyi yapmıştı, ben de onlar için bunu yapmak zorundaydım. Küçük bir nefes aldım, ruhum daralmıştı. Halamı da kaybetmiştim, beni okuldan almak için gelirken silahlı saldırıya uğramıştı. On beş yaşındayken hayatımın en önemli üyelerinden birini kaybettim, zor bir dönemdi. Halamı hatırlamak bile benim için zordu, ölüme giderken bile benim için gelmişti.
Annem benim için ölümü bile göze alıyordu.
Silahlı saldırının nedeni ölen kocasının borçları yüzündendi, halam onu kandırdıklarını söyleyip para vermeyi reddetmişti. Binlerce kez keşkem vardı bunun için, keşke o paraları verseydi ama benden gitmeseydi. Biyolojik annemin ise öğrendiğim kadarıyla iki çocuk sahibi olmuştu, herkesin parmakla gösterdiği bir anneydi hem de.
"Anne!"
Yerimden hızla kalktığımda göğsüm hızla kalkıp iniyordu, nefes nefese bir şekilde elimi kalbimin üstüne koydum. Çok hızlı atıyordu, halamı düşünürken uyuyakalmıştım ve kabusumda olmasını engelleyememiştim.
"Anne seni çok özledim."
Tek elimle yüzümü kapatıp ağlamamak için tuttum kendimi, ağlamak istemiyorum. Burada ağlamayacaktım.
•
İki gün.
İki gün boyunca kendimi daha iyi hissettiğimde biri gelmiş ve Ateş'in eve gitmeme izin verdiğini söylemişti. İzin.
"Bencil!"
"Bir şey mi dediniz efendim?"
Dikiz aynasından göz göze geldiğim adama bir şey söylemedim ve kendi kendime tartışmaya devam ettim. Ateş'e içimden söverken araba durdu, kapım çok beklemeden açıldığında isminin Miraç olduğunu öğrendiğim adam bana bakmıyordu. Aşağıya indim, evimi yeniden görmek beni gülümsetti. Yavaş yavaş yürüyerek kapıya ulaştığımda zile parmak ucumla bastım, iki saniye sonra kapı hızla açıldı. Sema teyzenin ifadesi beni gördüğünde büyük bir sevinçle aydınlandı.
"Kızım?"
Babamın sesiyle o tarafa baktım. Herkes salonda oturmuş ve solgun görünüyorlardı. Asıl gördüğüm kişiyle sevinçle gözlerim açıldı.
"Cengiz!"
Onlarla olan hasretimi bitirdiğimde Sema teyze dahil hiçbiri nerede olduğumla ilgili bir şey sormamıştı.
"Koluna ne oldu?"
Cengiz'in kısık mavi irisleri kolumdaydı, sinirlenmişti.
"Düştüm, sakarlığımı biliyorsun."
Gülmem etki etmedi. Bakışları hala kolumdaydı ve yerimde rahatsızca kıpırdanmama neden oldu.
"O mu bir şey yaptı?"
Cengiz'i iyi tanıyordum ve sesinde Ateş'ten çok kendisine olan öfkesini görüyordum.
"Hayır Cengiz, düştüm."
Yalan söylemiyordum, öyle olmuştu ama eksikti. Ondan kaçarken düşmüştüm.
"Neyse ben biraz dinlenmek istiyorum, iyi geceler."
Uykuyla pek arası olmayan benliğim gitmiş yerine sürekli uyumak isteyen o kız gelmişti. Dikkatle pijamamı giydikten sonra yatağıma uzandım, Ateş beni surlarının arasına hapsetti.
O beni esir etti.
Gözlerimi yumdum ve uykunun beni esir almasına izin verdim.
Esir eden edene...
🖤
Arya seni esir eden benim 😌
Ne yapıyorsunuzz?
Bugün ikinci kez bölüm atmaya çalışacağım, yani inşallah ekdmmemxjek.
Sizi seviyorum..
Benimle kalın, Esir'le kalın...