İçeriğe geç

Esir

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Esir

Bölüm 10

10.Bölüm

Iyi okumalar...

Yazan'dan..

"Böyle bir aptallığı nasıl yaparsın?"

Yakalarından tutarak onu sertçe arkasında ki duvara itti. Siyah irisleri öfkeyle parlıyordu.

"Cengiz'e bir şey olsaydı ne olacaktı o zaman? Ondan saklayamazdım!"

Ateş Sedat'ın sesini duymaya bile tahammül edemiyordu. Bile isteye kızının üzülmesine izin vermişti ve bu asla taviz vereceği bir şey değildi.

"Olmayacağını doktoru söylemişken mi? Benim sabrımı sınama Sedat!"

Sedat kızını bu adamdan kurtarmaya çalışırken her şeyi yapmıştı, her şeyi ama başarısız olmuştu. Şimdi göz göre göre kızı ellerinde kayıp gidiyordu.

"Ateş, ben sadece kızımı düşündüm."

Korkusuna yenik düştü Sedat. Ateş'in ona ne yapacağını kestiremiyordu, üstünde ki o öfkeli siyahlardan ilk andan beri çekiniyordu.

"Düşünme. Onu ben düşünüyorum, yeterli."

Kızı bir psikopatın eline düşmüştü.

"Senin yüzünden acı-"

Ateş yakalarını tutmayı bırakıcakken öfkesi onu yeniden esir aldı.

"Benim acım oysa, onun acısı da ben olacağım. Kimse buna karışamaz, sen bile."

Sedat başka bir şey söylemedi, Ateş buna fırsat dahi vermeyen siyah irislerini üstünde tutuyordu. Sedat özgür kalan gömleğinin yakalarını düzelterek onu arkasında bıraktı, hiç olmadığı kadar öfke doluydu.

"Düşünüyormuş, sanki ben ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum!"

Öfkeyle saçlarını gelişi güzel karıştırdı. Şu an ihtiyaç duyduğu tek bir şey vardı, tek bir kişi.

Arya'yı istiyordu.

Yanından bir an olsun ayrılmasını istemeyecek kadar.

Arya'dan..

Bakışlarım kapıda takılı kalmıştı, Ateş gittikten hemen sonra babamda peşinden gitmişti.

"Ahh.."

İnleyerek uyanan Cengiz tüm dikkatimi üstüne çekti. Oturduğum yerden hızla ona doğru gittim.

"Ağrın mı var, neresi ağrıyor?"

"Kızım bir sakin."

Bana laf yetiştirdiğine göre iyiydi yine de endişelenmeden edemiyordum. Üstümde ki ağır kıyafetler de cabasıydı, iğrenç bir gün geçirmiştim ve her yerim sızlıyordu. Boynumu tutarak koltuğa geri oturdum, Cengiz başını bana doğru çevirmeye çalıştı ama sadece göz bebekleri hareket etmişti.

"İyi misin sen?"

Doğrularak beni görmesi için yatağın ucuna oturdum.

"Kaza yapan ben değilim, sensin."

"Arya, iyi misin güzelim?"

Gözlerim dolu dolu oldu ve yavaş olmaya çalışarak başımı göğsüne yasladım.

"Her şey bu kadar kötü olmamalı."

Serum takılı olmayan elini yüzüme getirdi, ellerinde bile yaralar vardı. Başımı gövdesine biraz daha bastırdım, aynı zamanda da elini elimle sıkıca tuttum. Gözümden bir yaş düştü.

"Çok yoruldum."

"Yorulduysan yaslan bana."

Burnumu çektim. Birimize bir şey olduğunda söylediğimiz ilk cümle buydu, ona yaslanırken bunları söylemesi daha çok iyi hissettirdi.

"Ağrın yok değil mi?"

Eli yüzümdeydi hala.

"İyiyim ben, senin de iyi olmanı istiyorum."

Son zamanları düşününce bu pek mümkün görünmüyordu. Tamamen umutsuzdum. Cengiz'in eli yanağımdan yavaşça düştü, uyuyakalmıştı yine. Başımı gövdesinden ayırmak istemesem de yüzümü silerek oturduğum yerden kalktım, ayağa kalkarak önüme döndüğümde gittiğini sandığım Ateş'i karşımda görünce irkildim. Bakışları az önce kalktığım yere bakıyordu, başıyla dışarıyı işaret ettiğinde Cengiz'i rahatsız etmemek için en iyisinin bu olacağını bildiğimden peşinden gittim. Elbise onu görünce biraz daha ağırlaşmıştı. Saatin kaç olduğunu duvarda ki saatten öğrendikten sonra odadan çıktım.

02.17

Bu kadar geç olmasını beklemiyordum ama adımlarımdan yorgunluk akıyordu. Amcam, Azrayla beraber kafeteryaya inmişti. Babamın nerede olduğunu bilmiyordum ama Ateş'in ailesi kalmak istese de gitmişlerdi. Duman'ın bile gitmediğini düşünmüştüm ama Ateş saatlerdir ortalıkta görünmeyince gittiğini sanmıştım. Keşke gitmiş olsaydı. Karşısında durdum. Kaşları her zaman ki gibi çatık, ifadesi sertti.

"Neden gitmedin?"

Yüzünde ki o ifade katılaştı. Duvar Ateş'ten daha çok insandır yemin ederim.

"Seni bırakacağım."

Kaşlarımı çattım.

"Ben Cengiz'le kalacağım. Beklemene gerek yok."

Odaya geri dönmek için döndüğümde kolumda elinin baskısı tüm bedenimi titretti. Bana dokunmasına tahammül edemiyordum, kolumu hızla kendime çektim.

"Dokunma bana."

Tıslayarak yüzüne doğru konuştum ama o umursamadı. Kolumu daha sıkı tutarak yürümeye başladı, etrafta insan sayısı az olsa da bakışların bize dönmesini istemiyordum.

"Ateş onun bana ihtiyacı var."

Sayamadığım bir sürede bedenini bana doğru çevirdi.

"Onun sana değil, doktorlara ihtiyacı var!"

"Bana bağıramazsın!"

"Sabrımı sınayıp durma sen de! Düş önüme!"

Küstahlığı beni biraz daha kızdırdı.

"Eğer bırakmazsan çığlık atarım."

Tehditim karşısında tek bir bakışı yetti, sertçe yutkundum.

"Ve seni elimden alacaklar öyle mi?"

Ayakkabılarımız birbirine değecek kadar yakınıma geldi.

"Unuttun mu baban bile alamadı seni benden, izin vermem."

Gözlerim acımasızca doldu, acımasız olan tek şey gözyaşlarım değildi.

"İğrenç herifin tekisin."

Başıyla onayladı beni.

"Ve kocan olacağım."

Dudaklarım titredi ama ağlamadım, buna diyeceğim neyim vardı ki?

"Asla kabul etmediğim kocam."

Tenime dokunan eli dahil tüm bedeni kaskatı kesildi, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesi yüzüme çarpıyordu.

"Yine de kocan."

Lanet herif! Bir şey söylememe izin vermedi, peşinden sürüklemeye başladı. Kolumu elinden kurtarmaya çalıştıkça daha sıkı tutuyordu. Dışarıya çıktığımız da gördüğüm tek tük insanların dışında onlarca koruma vardı.

"Ateş! Bırak artık bırak!"

Bırakmadı. Önüne gelen arabanın ön koltuğuna bedenimi soktuğunda saniyeler sonra yanımda ki yerini almıştı. Kapıyı açmak için uğraşsam da kilitliydi, ona öfkeyle döndüm.

"Ne yaptığını sanıyorsun!"

"Halini görmüyor musun?"

Öfkeyle soludum. Araba aynı an da hareketlendi.

"Ne varmış halimde?"

"Dokunsam yıkılacak gibisin."

Yüzüne doğru bağırdım.

"Senin yüzünden böyleyim! Senin!"

Ellerinin arasında ki direksiyonu sıkmaktan parmak boğumları bembeyazdı.

"Kemerini tak."

Yemin ederim delireceğim!

"Sen şaka mısın Ateş!"

"O sesinin ayarına dikkat et ve kemerini tak!"

Dağılan saçlarımı yüzümden topladım ve küçük bir çığlık attım.

"Nefret ediyorum senden! Nefret!"

Aniden frene bastı, bedenim öne doğru savrulduğunda başımda keskin bir sızı hissettim. İnleyerek başımı ellerimin arasına aldım ama başka eller buna mani oldu, başımı elleriyle tuttu ve sızlayan o bölgeyi eliyle koymuş gibi buldu.

"Eve gittiğinde buz koy."

Ellerinden tutarak geriye çekildim ve bakışlarım emniyet kilidine gitti, aynı an da o da baktığım yöne baktı. Elimi hem o düğmeye hem de kapının kulpuna gitti, önce düğmeye bastım daha sonra kulpu çektim. Ateş kolumu tutmak için davransa da kollarının arasından tüy gibi süzüldüm, uzun yolu koşmaya başladığımda hastanede spor ayakkabıları giydiğim için kendimle gurur duymuştum. Fakat elbisemin uzun eteği bacaklarıma dolanıp duruyordu, eteğini kollarımla toplayarak koşmaya devam ettim.

Çıplak bacaklarıma çarpan soğukluktan çok ardımda ki adam titretiyordu bedenimi.

"Arya!"

Umursamadım. Yol boyunca koştum, bir anlığına elbisenin eteği kollarımdan düştüğünde çığlık atarak yere çakıldım. Hiçbir şey hissetmedim ve düştüğüm hızla kalkmaya çabaladım, tekrar yere devrilen bedenimle gözyaşlarımı hissettim. Ne zaman ağlamaya başladığımı dahi anlamamıştım.

"Benden kaçacağını mı sanıyorsun!?"

Dizlerimde ki o dermansızlığı geriye atarak ayağa kalkmayı başardım, sesi daha doğrusu bağırışı oldukça yakından geliyordu. Kafasını karıştırmak adına sürekli yeni bir sokağa sapıyor, dümdüz koşmuyordum. Tekrara koşmaya başladım, kalbim boğazımda atıyordu. Bedenim de nedenini bilmediğim bir ağrı hissettiğimde kolumu tutarak inledim, kolumu hissetmiyordum ama canım fazlasıyla acıyordu. Yeni bir sokağa saptığım da bunun büyük bir hata olduğunu gördüm.

Çıkmaz bir sokağa girmiştim.

Yutkunarak bulanık irislerimin arasından saklanacak bir yer aramaya başladım. Çöp konteynırlarının birinin arkasına geçerek bedenimi küçük bir kutu haline getirdim, büzüldükçe büzüldüm. Ağrıyan kolumu kucağıma koyarak diğer elimi dudaklarımın üstüne bıraktım.

Sokakta güçlü adım sesleri yankılandı.

Bu oydu. Onu adımlarından tanımıştım.

"Arya! Nerdesin!?"

Nefes almayı kestim, bedenim tir tir titriyordu. Adımları yaklaştıkça kalbim daha da hızlandı, gözlerimi sımsıkı yumdum.

"Arya?"

Yüzüme doğru hafif bir esinti hissettim. Tüm bedenim histeri krizine girmişim gibi titriyordu, dişlerimi sıkarak gözlerimi araladım. Siyah irisleriyle aramda santimler vardı. Bir kez daha yutkundum. Gözlerime bakmayı bırakmadı, sol yanağıma doğru akan gözyaşımı izledi.

"Benden kaçacağını mı sandın?"

Kollarını bulunduğum o duvara yasladı ve bir av misali kafesledi. Gözlerimi kırpıştırarak irislerine bakmaya devam ettim.

"Sen kafayı yemişsin."

Gözlerim karanlığa bulandı ama o fısıldayarak söylediklerimi duydu. Ben ise bağırarak söylediklerini kayan zihnimin ardından duydum.

"Yedim! Yedirttin!"

🖤

Ateş sen gıcık biriymişsin be.

Neys, kısa ama etkili bir bölüm oldu.

Sizi seviyorum...

°Bu kitap dışında diğer kitaplarımda var ve onlarla ilgilenmek zorundayım.

°Elimden geldiğince Esir'e her gün bölüm atacağım, lütfen bunu da unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.