İçeriğe geç

ESARET

Bölüm 11 · 3 dk okuma

ESARET

Bölüm 11

Esaret

İtiraf ettiği sözlerle birlikte bedenim sarsıldı içimde hissettiğim duygular daha da yoğunlaştı ona çekiliyordum ve bu çekilme çok tehlikeliydi.

Biz zıttık. Biz farklıydık. Mıknatısın iki kutpu gibiydik.

Durmam gerekiyordu. Tanrım bu yanlıştı bu çok yanlıştı.

Ona onu sevdiğimi duygularımı anlatmak istiyordum. O aramızdaki çekimi...ona dokunma isteğimi.

Saçlarıma dokunmasını onu hissetmeyi istiyordum.

Neler düşünüyordum böyle! Bunlar benlik hareketler değildi hiç değildi.

Ölümün elleri parmaklarını saçlarımın içinden geçiriyorken nasıl bunları hissederdim? Ölümü nasıl isterdim ?

Ellerimi yüzüne çıkardım. O esmer yüzüne dokundum yer yer izleri olan yüzüne onları iyileştirmek istedim. Her izini öpüp onların geçmesini diledim.

Gözlerim dudaklarına kaydı. Oda bunu hissetmiş gibi gözlerime bakıyordu.

Parmaklarım dudaklarına değdi. Sıcak dudakları içimde bir şeyler patlasına neden oldu.

"Lavinya..." Dedi.

"Tatarus."

Ona ilk defa adıyla seslenmiştim. Gözleri kırmızı halini aldı. Gözlerine daha da baktım.

"Sen Tatarus...Biz-"

Sözümü kesen sıcak dudaklar Tartarus aitti. Beni artık kendini tutamıyormuş gibi çektiğinde dudakları dudaklarıma kapandı.

Elleri her zaman oraya aitmiş gibi belimi bulduğunda tatminliğini dile getirdi. Öyle tutkuluydu ki sanki bu hisleri tek onda yaşayabilecekmişim gibiydi. Gözlerim kapandı. Bilincim yerinde miydi orası tartışılırdı.

Hayal gibi geliyordu her şey. Nefret ettiğim bir ölümsüze neden çekim hissediyordum. Bu olanaksızdı. Kaçıklıktı.

Gözlerimi hafifçe araladım. Bana baktığını görünce gözlerimi ona kenetledim.

O siliniyordu. Gözümün önünde sanki ruhu uçuyordu. Rüyada mıydım tanrım bu çok gerçekti her şey çok canlıydı.

•••

Kesik nefesler içinde gözlerimi açtığımda kalbimin ve bacak aramın nasıl yandığını hissettim. Bu biraz delilikti. Onu daha yeni görmüştüm canlı olarak bu denli bir şey nasıl oluyordu? Ve rüyalarım da nasıl o adamla öpüşebiliyordum? Ona duygu bile beslemiyordum. Belki gerçek bile değildi. Ama çok gerçekti her şey çok gerçekti.

Düşüncelerimi bir kenara bırakıp yattığım koltuktan kalktım. Dün gece Yasemin bizi aldıktan sonra odam da uyku tutmayınca buraya gelmiştim. Eve getirdiğim kız da buradaydı. İnsan mıydı onu bile bilmiyordum. Yasemin ise hiç bir şey bilmiyordu. Ona söylemek istiyordum ama muhtemelen beni ağır hasta zannederdi.

Orası zaten çok ayrıydı. Ben daha kendimi bu olan şeylere alıştıramamıştım. Belki gerçekten hastaydım. Hepsi belki de uydurmacadan ibaretti...

Mutfağın mermerinin üzerinde duran kahve makinasından kendime kahve yapıp beyaz raftan aldığım kupaya doldurdum.

Kafam çok doluydu. Bir şeyin içine çekiliyordum. Bu çekilme tehlikeliydi. Şimdiden belliydi. Yaratıklara bile önlem alınmıştı. Sahiden yaratıklar...var mıydı? O okuduğum deli gibi içine girmek istediğim fantastik kitaplarda ki yaratıklar. Kendi yazdığım yaratıklar?

Böyle bir şey kimin başına gelirdi ki? Benim başıma belalı bir şekilde geldiği belliydi. Bu durumu kabullenmem bile bana delilik gibi geliyordu. Kahvemin son yudumunu da bitirdikten sonra bahçeden gelen sese kulak verdim. Sanki uğultu sesi geliyordu.

Yavaşça yerimden kalkıp camdan bahçeye baktım.

Gözlerim hava da süzülen şeye kilitlenmişti. Tanrım o da neydi!

Simsiyahdı. Ağzı burnu gözleri vardı ama bulutların içindeydi. Sanki siyah bulut ona hükmediyordu.

Gözlerimi kaçıramadım. Beni kendine bağlıyordu sanki. İçime işliyordu siyah alevi.

Yanıma nasıl geldiğini bilemediğim kız doğa üstü bir hız da camın içinden geçip hızlıca o ruha atladı. Onun beyaz alevi siyah aleve üstün geliyordu.

O bir insan değildi bunu zaten biliyordum ama o da bir Shade dönüşmüştü. Karşıdakinin tam tersine onun alevi beyazdı.

"Lavinya! Çok fazlalar ışık lazım...Yüce Ra bize yardım et!"

Bana seslendiğini duyunca hemen atıldım.

Dediği şeyle birlikte televizyonluğun altında olan iki feneri de hızlıca alıp bahçeye indim.

"Şimdi ne yapacağım?" Dedim bağırarak.

"Onlara tut ışığı kaçacaklar." Dediği şeyle birlikte iki fenerin de güçlü ışığını açıp onlara doğrulttum.

Çığlık çığlığa bağıran yaratıklar artık kulaklarımda yankı uyandırıyordu. Onlar ışıkta eriyorlardı. Ve daha sabah güneşi bile aymamıştı.

Sanki alev alev yanıyordı. Duman kokusu burnuma kadar geldi. Sonuncu Shade da dayanamayıp gökyüzünde kaybolduğun da yerde yatan artık insan formunu almış kıza koştum.

Gözleri açıktı iyi görünüyordu sadece hırpalanmıştı. Bana gülümseyip " İyi işti efendimiz senin gibi bir faniyi neden seçmiş yavaş yavaş anlıyorum."

Bu seçim sözleri beni tekrardan sinirlendirse de şuan o bu haldeyken üstüne gitmedim. "Kalkabilecek misin?" Kafasını sallayıp ayağa kalktığında dengesini kaybediyordu ki onu kolundan yakalayıp tuttum.

Yavaş adımlarla eve girerken hala kafamda tonlarca soru var

dı.

Emek vererek yazıyorum destek olur musun 🌌 🌀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.