İçeriğe geç

En güzel rüyam

Bölüm 3 · 3 dk okuma

En güzel rüyam

Bölüm 3

3 . MESAFE VE KORKU

PAZARLIK

​"Bırakın gitsin!"

​İlayda’nın titreyen sesi kulübenin ahşap duvarlarında yankılandığında, göğsüme ağır bir taş oturmuş gibi hissettim.

​"Deniz, saçmalama!" diye ekledi Cesur, gözleri panikle yuvalarından fırlayacak gibiydi. "Kızı vermek zorundayız! Biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz, tanımadığımız bir kız yüzünden hepimizin ölmesine izin mi vereceksin? Ver kızı, kurtulalım!"

​Sözler zihnime birer bıçak gibi saplandı. Birlikte kaçtığımız, aynı korkuyu paylaştığımızı sandığım insanlar, ilk can pazarında beni bir çöp gibi gözden çıkarmışlardı. Boğazım düğüm düğüm oldu. İlayda ve Cesur’a baktım; gözlerinde sadece kendi canlarının derdi vardı. Beni satmışlardı.

​Deniz ise durduğu yerde kilitlenip kalmıştı. Gözleri bir bana, bir de belindeki ikinci silahı bana doğrultmuş olan o gözü dönmüş adama kayıyordu. Ağır bir sessizlik oldu. Deniz derin bir nefes verdi, ellerini yavaşça teslim olur gibi havaya kaldırdı.

​"Tamam..." dedi Deniz, sesi ürkütücü bir kabullenişle çıkıyordu. "Tamam, al kızı. Ama bize dokunmayacaksın."

​İçimden bir şeylerin kopup gittiğini hissettim. Deniz bile... Beni koruyacağını sanırken o da pes etmişti. Titreyen bacaklarımla öne doğru bir adım attım. Korkudan buz kesmiştim. Adam sırıtarak beni kolumdan yakaladı, çelik gibi sert parmaklarını etime geçirdi. Beni önüne katıp arkasını döndüğü an, hayatımın bittiğini düşündüm.

​Ancak her şey saniyeler içinde gerçekleşti.

Ancak her şey saniyeler içinde gerçekleşti.

​Deniz’in havada tuttuğu eli bir şimşek hızında belindeki silaha uzandı. Zaman adeta yavaşladı. Deniz gözünü bile kırpmadan, elindeki o tek mermiyi kullanmak üzere tetiğe bastı!

​PAT!

​Kulakları sağır eden o patlama sesi ormanı inletti. Mermi adamın sırtına saplandı. Adam acı dolu, hayvanımsı bir böğürtüyle kolumu bıraktı ve çamurlu toprağa kapaklandı. Sırtından süzülen kan çamurla karışırken hırsla yeri tırmaladı, ama göğsünden gelen hırıltılarla birkaç saniye içinde hareketsiz kalıp pusuya düştü, bayıldı.

​"RÜYA, KOŞ!"

​Deniz’in kükremesiyle kendime geldim. Deniz fırlayıp bileğimden tuttu ve beni kulübenin önündeki o eski, külüstür arabaya doğru sürükledi. Hepimiz kendimizi arabanın içine attık. Cesur direksiyona geçip kontağı delicesine çevirmeye başladı. Motor öksürdü, boğuldu, bir an çalışmayacak diye ömrümden ömür gitti. Ama son bir homurtuyla çalıştı ve Cesur gaza basıp bizi o cehennemden fırlattı.

​Arabanın arka koltuğunda otururken kalbim kaburgalarımı dövüyordu. Bir an yanımda duran Deniz’e baktım. Profilinden soğukkanlılığı okunuyordu. Benim için bir adamı vurmuştu. Gözünü kırpmadan, tereddüt bile etmeden... Bu düşünce içimde garip, sıcak bir duygu uyandırdı; beni korumuştu, benim için risk almıştı. Ama hemen ardından içimi daha büyük bir korku kapladı. Bir insanı bu kadar kolay vurabilen biri kimdi? Yanında durduğum çocuk beni koruyan bir kahraman mıydı, yoksa her an tehlikeli olabilecek biri mi? O silahın soğukluğu Deniz’in üzerine sinmiş gibiydi ve ben ondan ürkmeye başlamıştım.

​"İyi misin?" diye fısıldadı Deniz bana dönerek. Sesi yumuşacıktı ama bakışlarımı kaçırdım.

Cevap vermedim. İlayda ve Cesur’a döndüm. Dikiz aynasından bana bakmaya çalışan Cesur’la göz göze geldiğimde bakışlarımı dışarıdaki karanlık ağaçlara çevirdim. Onlara öyle bir trip, öyle bir buz gibi duvar örüyordum ki arabanın içi bir anda kutuplara dönmüştü. Beni hiç düşünmeden adama veren o ikisine tek bir kelime bile etmeyecektim. Artık bu gruptaki kimseye güvenim kalmamıştı.

​"Rüya, bir şey söylesene," dedi İlayda arkaya dönüp, sesi suçlulukla kısılarak.

​Yüzümü cama yasladım. Tek bir düşünce zihnimi kemiriyordu: Buradan kurtulmalıyım. Bu adamlardan, bu tehlikeden hemen kurtulup annemi bulmalıyım.

​Biz kulübeden millerce uzaklaşırken, ormanın derinliklerinde çamurun içinde yatan adam gözlerini araladı. Sırtındaki yakıcı acıyla inleyerek doğruldu. Elini cebine atıp kana bulanmış telefonunu çıkardı. Titreyen ellerle bir numarayı tuşladı.

​"Efendim?" dedi telefondaki sert bir ses.

​"Bulun beni..." diye hırladı adam, ağzından akan kanı silerek. "Koru kulübesinin oradayım. Vuruldum. Ve o çocukları... özellikle o kızı çabuk bulun! Şehirdeki tüm adamları toplayın!"

​Dünya dışarıda zombi salgınının yarattığı kaosla, kıyamet provasıyla sallanıyordu. Şehirler yanıyor, insanlar dönüşüyordu. Ama bu kaosun ortasında, amansız bir av başlamıştı.

​Aynı anlarda, bizim külüstür arabanın ön konsolunda duran Deniz’in telefonu titredi. Ekrandaki isim, Cesur’un da Deniz’in de yüzündeki bütün rengi attırmaya yetti.

​Arayan, Deniz’in babasıydı. Yeraltı dünyasının en korkulan isimlerinden biri... Salgın kaosu şehri ele geçirirken, o da kendi soyunu, oğlu Deniz’i ve yeğeni Cesur’u bu cehennemden çıkarmak için adamlarını sahaya sürmüştü.

​İki büyük güç ve virüsün ortasında kalan arabamız, karanlık yolda meçhule doğru ilerliyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.