Kulübenin tavanından akan sular kovalara doldukça çıkan şıp şıp sesleri, dışarıdaki rüzgarın uğultusuna karışıyordu. Ama bizi asıl korkutan bu soğuk değil, az önce ormanın derinliklerinde patlayan o tek el silah sesiydi.
İlayda kulübenin köşesindeki eski kanepede büzülmüş, titriyordu. Dudakları morarmaya başlamıştı ve kuru bir öksürük krizine tutulmuştu.
"İyi değilim..." dedi İlayda, sesi neredeyse fısıltı gibi çıkıyordu. "Çok soğuk Rüya... Gerçekten dondum."
Deniz kaşlarını çatıp dışarıyı süzdü. "Böyle olmayacak," dedi kararlı bir sesle. "Kız burada donup ölecek. Yakacak bir şeyler bulmamız lazım. Dışarı çıkıp kuru odun, çalı çırpı toplayacağız."
"Deniz, saçmalama!" dedim panikle önüne geçerek. "Silah sesini duymadınız mı? Dışarıda biri var! Ya o gazı... yani ya o tehlikeli insanlardan biriyse?"
Cesur omzuma hafifçe dokundu. "Rüya, başka şansımız yok. İlayda’nın ateşi yükseliyor. Çok uzaklaşmayacağız, hemen kulübenin arka tarafındaki ağaçlara bakıp döneceğiz. Siz kapıyı arkadan sürgüleyin ve sakın açmayın."
Çaresizce kafamı salladım. Deniz ve Cesur fenerlerini yakıp ormanın karanlığına doğru gözden kaybolduklarında, içimdeki o kötü his katlanarak büyüyordu. O silahı sıkan adamın, sinema salonuna o zehirli gazı salan adam olduğundan neredeyse emindim.
Aradan henüz beş dakika bile geçmemişti ki, kulübenin ahşap kapısına sert bir darbe vuruldu.
GÜM!
İlayda yerinden sıçradı. İkimiz de nefesimizi tuttuk. Kapının kolu hırsla zorlandı. Dışarıdan ağır, ürkütücü bir ayak sesi geliyordu.
İlayda titreyen elleriyle hemen cebinden telefonunu çıkardı ve Deniz’i aradı. Telefon ikinci çalışta açıldı.
"Deniz!" diye fısıldadı İlayda ağlamaklı bir sesle. "Gelin... Çabuk gelin! Biri kapıda, kapıyı kıracak!"
Telefondan Deniz’in panik dolu sesi yükseldi: "İlayda! Kapıyı sakın açmayın! Geliyoruz, çok az uzaktayız ama koşuyoruz, sakın çıkmayın!"
Ama adam kapının ahşap panelini zorlamaya başlamıştı bile. Birkaç saniye sonra o kapı kırılacaktı. Denizlerin yetişmesine imkan yoktu.
"Başka şansımız yok," dedim fısıltıyla. Çantamın ön gözünü açıp annemin bana geçen ay aldığı biber gazını çıkardım. "Ben kapıyı aniden açacağım. Sen arkamda kal."
İlayda halsizce başını salladı. Akciğerlerimi soğuk havayla doldurup derin bir nefes aldım. Sürgüyü tek bir hamlede çekip kapıyı ardına kadar açtım!
Karşımda, kapüşonunu yüzüne kadar çekmiş, gözlerinde gözü dönmüş bir nefret taşıyan o adam duruyordu. Beni gördüğü an elindeki silahı doğrultmaya çalıştı ama fırsat vermedim. Elimi öne fırlatıp biber gazını tam gözlerinin ortasına boşalttım!
"Aaaaghh!"
Adam acı içinde bir çığlık atıp geriledi. Biber gazının yakıcı etkisiyle gözlerini tutarak küfürler savurmaya başladı. Görüşünü tamamen kaybettiği için panikle elindeki silahı sağa sola, körlemesine ateşlemeye başladı!
PAT! PAT! PAT!
Mermiler kulübenin ahşap duvarlarına saplanırken İlayda ve ben yere kapandık. Adam acıyla bağırıyor, silahı rastgele etrafa savuruyordu. O sırada hasta ve halsiz olan İlayda, inanılmaz bir refleksle yerden fırladı ve adamın eline var gücüyle vurdu!
Silah çamurlu toprağa düştü.
Tam o anda ormanın içinden Deniz ve Cesur fırladı. Deniz, çamurun içindeki silahı gördüğü gibi ileri atılıp yeri kapıştı. Silahı adama doğrultup emniyetini çekti.
"Kımıldama!" diye bağırdı Deniz, nefes nefese. "Kımıldama yoksa vururum!"
Fakat Deniz silahın şarjörüne göz ucuyla baktığında yüzündeki ifade bir anda dondu. Adam az önce körlemesine ateş ederken neredeyse tüm şarjörü bitirmişti.
Silahın içinde sadece tek bir mermi kalmıştı.
Gözleri hala biber gazından yanan adam, hafifçe sırıttı. Yüzündeki acı ifadesi yerini karanlık bir özgüvene bıraktı. Yavaşça beline uzandı ve ikinci bir silah çıkardı.
İkinci silahın namlusunu doğrudan bana doğrulttu.
"O oyun bitti çocuk," dedi adam, soğuk ve ruhsuz bir sesle. Namlunun ucu tam alnımı gösteriyordu. "Şimdi beni iyi dinleyin. O kızı... Rüya’yı bana vereceksiniz. Onu rehin alacağım. Başka hiçbirinizin canı umurumda değil. Ama o kız benimle geliyor."
Deniz’in elindeki silah titredi. Elinde tek bir mermi vardı, adamın elinde ise doludizgin ikinci bir silah... Ve adamın hedefinde doğrudan ben vardım.