İçeriğe geç

En güzel rüyam

Bölüm 4 · 4 dk okuma

En güzel rüyam

Bölüm 4

4 . Yalan ağrlığ

​Arabanın içindeki hava, dışarıdaki zombi cehenneminden farksız bir felaketin eşiğindeydi. Sileceklerin ön camda bıraktığı kirli su izleri arasından karanlık asfalt akıp giderken, kabinin içi öfke ve çaresizlikle kavruluyordu.

​Cesur, ön koltukta geriye doğru fırlayıp elini Deniz’in oturduğu direksiyona doğru uzattı. Dağınık kahverengi saçları gözlerinin önüne düşmüştü; gözlerinde panikle karışık, kural tanımaz bir hırs vardı.

​"Aç şu telefonu dediysem aç, Deniz!" diye kükredi Cesur. "Adam kaç kere aradı! Tek bir kelimesiyle arkamızdaki o itleri de, yoldaki zombileri de haritadan silecek gücü var adamın. Ne gurur yapıyorsun ulan şu anda?"

​Deniz, direksiyonu sıkan parmak boğumları beyazlayana kadar pes etmedi. Keskin, melankolik ama bir o kadar da tehlikeli hatları, dışarıdan süzülen sokak lambalarının cılız ışığında adeta taştan oyulmuş gibiydi. Dikiz aynasından Cesur’a öyle bir baktı ki, arabanın içindeki hava bir anlığına buz kesti.

​"O adamın adını bir daha ağzına alma," dedi Deniz. Sesi alçaktı ama ivmesi bir bıçak kadar keskindi. "O telefon açılmayacak."

​"Şaka mı yapıyorsun sen?!" diye araya girdi İlayda. Arka koltukta, dumanlı gözlerini kocaman açmış, karanlık saçlarını geriye çekerken titriyordu. Korku, ince yüzünü tanınmaz hale getirmişti. "Deniz, öleceğiz! Adam senin baban! Anlamıyor musun, bizi bu cehennemden kurtarabilecek tek kişi o!"

​"Benim öyle bir babam yok!" diye bağırdı Deniz, ilk kez kontrolünü kaybederek. "Annemi o karanlık dünyası yüzünden toprağa verdim ben! O adamın eline kan bulaşmamış tek bir günü bile yok!"

​"Ama parası gayet tatlı geliyordu, değil mi?" Cesur’un dudaklarında zehir zemberek bir gülüş belirdi. Cesur geriye doğru yaslanıp elini salladı. "Bırak bu gurur ayaklarını Deniz. Adam sana o özel okulları okuturken, altındaki evi alırken, hayatını kurarken 'baba parasını' yerken hiç sorun yoktu! Şimdi iş başı sıkışınca mı dürüstlüğün tuttu? O adamın sunduğu imkânlarla yaşadın sen, şimdi de o imkânlar hayatımızı kurtaracak!"

​Deniz’in çene kasları kasıldı. Bir eli vitese kayarken göğsü hızla kalkıp iniyordu. Annesinin katili olan o adama borçlanmaktansa, şu arabayı bir duvara sürmeyi tercih ederdi. "O ev de, o okullar da umurumda değil! O canavarın ayağına gidip ona bir hayat borçlanacağıma..."

​"Kavganızı bölmek istemem," dedi buz gibi bir ses.

​Arka koltuğun en köşesinde, gölgelerin arasına çekilmiş oturan Rüya’dan gelmişti ses. Darmadağınık kızıl-kestane saçlarının arasından süzülen çilli yüzü, bu kargaşanın ortasında ürkütücü bir soğukkanlılıkla parlıyordu. Yeşil-mavi gözlerini dikiz aynasına sabitlemişti.

​"...ama arabanın benzini bitiyor."

​İki erkek de birden panelle dönüp baktı. Kadranın üzerindeki kırmızı benzin simgesi, tıpkı peşlerindeki tehlike gibi ritmik bir şekilde yanıp sönüyordu. İğne, dibin de altındaydı. Aracın motoru hafifçe öksürmeye, devri düşmeye başlamıştı bile.

​"Ne?" diye fısıldadı İlayda, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Hayır, hayır, hayır... Yolda kalamayız!"

​Tam o sırada, Deniz’in vitesin yanına fırlattığı telefonunun ekranı tekrar aydınlandı. Bu kez bir arama değildi. Bir bildirim sesi kabinin içindeki patlamaya hazır sessizliği böldü.

​Babasından bir sesli mesaj ve ardından gelen bir dosya bildirimiydi.

​Cesur, Deniz’in engel olmasına fırsat vermeden uzanıp telefonu kaptı ve ekranı açtı. Ekrandaki fotoğrafa baktığında Cesur’un yüzündeki o küstah ifade bir anda donup kaldı.

​"Bu... bu ne?" dedi Cesur, sesi kısılarak.

​"Cesur, ver şu telefonu!" diye hırladı Deniz.

​"Deniz, bak..." Cesur telefonu Deniz’e değil, arkada oturan Rüya’ya doğru çevirdi.

​Ekrandaki fotoğraf, Rüya’nın laboratuvar ortamında çekilmiş eski bir vesikalığıydı. Altında ise Rus mafya liderinin, yani Deniz’in babasının attığı o karanlık mesaj duruyordu:

​‘Oğlum... Yanındaki kızın kim olduğunu bildiğini sanmıyorum. Annesi birkaç saat önce bana ulaştı. Kendi canı karşılığında kızının kanını teklif etti. O kız virüse karşı bağışıklı. Dünyadaki tek aşı onun damarlarında akıyor. Bütün şehir, bütün adamlarım o kızın peşinde. Onu bana getir Deniz. Getir ki bu cehennemde krallar gibi yaşayalım.’

​Arabadaki herkesin bakışları aynı anda arka koltuğa, Rüya’ya kilitlendi.

​Rüya’nın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. O asi, gözü pek duruşunun arkasındaki o küçük kız çocuğu bir anda ortaya çıkmıştı. Gözleri dehşetle açıldı, başını hızla iki yana salladı.

​"Hayır..." dedi Rüya, sesi titreyerek. "Hayır! Bu bir yalan!"

​"Rüya... sen..." İlayda geri çekilerek kapıya yapıştı, sanki karşısında bir mucize ya da bir canavar varmış gibi bakıyordu. "Sen bağışıklı mısın?"

​"YALAN SÖYLÜYOR!" diye bağırdı Rüya, öne doğru atılarak. "Beni dinleyin! Annem bir bilim insanı olabilir ama o bir şeytan! Bizi, beni kurtarmak için yapmadı bunu! Sırf o mafyayla pazarlık yapabilmek, kendi paçasını kurtarmak için beni sattı! Benim hiçbir şeyim yok! Yemin ederim bağışıklığım falan yok, ben de sizin gibi ilk ısırıkta dönüşürüm!"

​"Annen seni niye ölüme atsın ki?" dedi Cesur, gözlerinde beliren o tehlikeli hesaplaşma ışığıyla. "Tabii ki böyle diyeceksin! Peşine kimsenin düşmesini istemiyorsun!"

​"Anlamıyorsunuz!" dedi Rüya, çaresizlikle gözyaşlarına boğulurken. Annesinin onu çocukken yaptığı o acı dolu deneyler, kolları açılan iğne izleri gözünün önünden geçti. "O kadın beni hiçbir zaman kızı gibi sevmedi! Beni bir proje olarak gördü! Şimdi de beni aşı diye satıyor ama ben bağışıklı DEĞİLİM! Anlayın artık, yalan söylüyor!"

​Hiç kimse inanmadı. Deniz dikiz aynasından Rüya’nın gözlerine baktı. Kızın gözlerindeki saf korkuyu görebiliyordu ama arkalarında yaklaşan karanlık ve babasının gölgesi, gerçeğin üzerini çoktan kapatmıştı.

​Tam o anda, arabanın motoru son bir kez sarsıldı ve tamamen sustu.

​Araç, karanlık ve terk edilmiş sahil yolunun kenarında, yavaşlayarak durdu. Far ışıkları, yolun ilerisindeki zifiri karanlığı güçsüzce aydınlatıyordu. Arabanın gösterge paneli söndü.

​Depo bomboştu. Ve artık arkalarında sadece zombiler değil, bütün bir Rus mafyası ve öz annesinin kurduğu devasa bir yalan vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.