Taksi, şantiye alanının tozlu ve engebeli yollarından hızla geçip Samanpazarı’nın labirent gibi uzanan eski sokaklarına daldığında Leyla’nın kalbi hala normal ritmine dönmemişti. Araba az önce bariyerlerden uçmuştu, ölümden dönmüşlerdi ama Leyla’yı asıl sarsan şey yanındaki bu yaşlı adamın söyledikleriydi.
Tahsin... Dedesinin eski dostu olduğunu iddia ediyordu. Leyla’nın adını biliyordu, dedesinin adını biliyordu. Hepsinden önemlisi, o siyah anahtardan haberdardı.
"Şimdi söyle bakalım... Siyah anahtar yanında mı?" diye sormuştu Tahsin, gözlerini dikiz aynasından ayırmadan.
Leyla’nın zihninde bir anda dedesinin mektubundaki o dondurucu son cümle yankılandı:
"Seni izliyorlar. Özellikle de en güvendiğin kişi"
Eğer bu adam gerçekten dedesinin dostuysa, otuz yıldır neredeydi? Neden tam da Leyla evinden kaçarken, Keçiören’in ortasında bir taksiyle karşısına çıkmıştı? Bu kadar büyük bir tesadüf gerçek olabilir miydi, yoksa her şey en başından beri planlanmış bir tiyatro muydu?
Leyla, sağ elini montunun cebinde sımsıkı tuttuğu anahtardan yavaşça çekti. Elini boşaltıp cebinden çıkardı ve yüzüne olabildiğince şaşkın, çaresiz bir ifade yerleştirdi.
"Ne anahtarı?" dedi sesi titreyerek. "Ben... Ben hiçbir şey bilmiyorum. Dedemin vasiyetinin arkasında sadece bir adres yazıyordu. Evime birileri girdi, canımı kurtarmak için balkondan atladım. Bahsettiğin anahtarın ne olduğunu bile bilmiyorum Tahsin Amca."
Tahsin’in gözleri dikiz aynasında hafifçe kısıldı. Leyla’nın yüzündeki her bir mimiği, yalan söyleyip söylemediğini anlamak ister gibi inceledi. Saniyeler süren o gerilimli sessizlik, arabanın içindeki havayı adeta kurşun gibi ağırlaştırdı.
Sonunda Tahsin derin bir iç çekti ve direksiyonu sertçe sola kırdı. "Demek sana henüz söylememişti... Arif Bey her şeyi çok gizli tutardı zaten."
Taksi, ahşap ve kerpiç binaların sıralandığı, gecenin bu saatinde tamamen karanlığa gömülmüş eski saatçiler çarşısının arkasındaki dar bir sokakta durdu. Tahsin arabayı stop etti, farları kapattı. Sokak bir anda zifiri karanlığa büründü. Hemen karşılarında, üzerinde paslı bir kilit olan, camları siyah tozla kaplanmış eski bir antikacı dükkanı duruyordu. Dedesinin dükkanıydı.
Tahsin emniyet kemerini çözüp Leyla’ya döndü. "Geldik. Eğer anahtar sende değilse, içeri girip o kilidi kırmamız gerekecek kızım. Çünkü aradığımız cevaplar o kapının arkasında. Ama unutma, peşimizdeki adamların burayı bulması çok uzun sürmez."
Leyla arabadan inerken montunun cebindeki anahtarın soğukluğunu tekrar hissetti. Yalan söylemişti ve şimdi dükkanın kapısına doğru yürüyorlardı.