Samanpazarı’nın dik ve dar sokağında, dondurucu rüzgar eski ahşap dükkanların tabelalarını gıcırdatarak esiyordu . Leyla, gözlerini dedesinin o tozlu antikacı dükkanının paslı kilidine dikmişti. İçeride ne olduğunu, o siyah anahtarın neyi açacağını deli gibi merak ediyordu. Ama yanındaki Tahsin Amca’ya güvenip güvenemeyeceği sorusu içini kemiriyordu.
"Sen burada bekle kızım," dedi Tahsin, ellerini birbirine sürterek ısıtmaya çalışırken. "Arabanın bagajında eski bir levye olacaktı. Gidip onu alayım, şu kilidi kırıp içeri girelim."
Tahsin arkasını dönüp taksiye doğru birkaç adım atmıştı ki, Leyla’nın montunun iç cebindeki telefon aniden titremeye ve çalmaya başladı. Gecenin bu tekinsiz sessizliğinde telefonun sesi adeta bir çığlık gibi yankılandı.
Tahsin duraksadı, başını hafifçe arkaya çevirip Leyla’ya baktı.
Leyla aceleyle telefonunu çıkardı. Ekrana baktığında kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpmaya başladı. Arayan numara görünmüyordu. Ekranda sadece iki kelime yazılıydı: Gizli Numara.
Leyla, Tahsin’in ona doğru baktığını fark edince arkasını döndü ve dükkanın kuytu köşesine sinerek telefonu kulağına götürdü. Yeşil simgeyi kaydırdı. "Alo?" diye fısıldadı sesi titreyerek.
Telefonun diğer ucundan gelen ses, dijital bir programla değiştirilmiş gibi derinden, mekanik ve tamamen boğuk geliyordu. Kadın mı erkek mi olduğunu anlamak imkansızdı.
"Leyla, beni iyi dinle ve sakın sesini çıkarma," dedi telefondaki yabancı. Sesi buz gibiydi. "Yanındaki adama sakın inanma. Tahsin, dedenin dostu falan değil. Seni doğrudan onların merkezine, kendi ayaklarınla tuzağa götürüyor.
"Leyla’nın nefesi kesildi. Gözleri fal taşı gibi açıldı. "Sen... Sen kimsin? Ne diyorsun?" diye kekeledi.
"Siyah anahtarı sakın ona verme. Eğer o dükkana girerseniz, oradan asla canlı çıkamazsın.Tahsin bagajdan levye almaya gitmedi, patronuna yerini bildiren bir sinyal göndermeye gitti. Şimdi arkana bakmadan hemen oradan kaç!"
Telefon yüzüne kapandı. Dıt... Dıt... Dıt...
Leyla yavaşça başını çevirip taksiye doğru baktı.
Tahsin, arabanın bagaj kapağını açmış, içeriye doğru eğilmişti. Ama elinde bir levye yoktu. Loş ışıkta, Tahsin’in elindeki telefonla birini aradığını ve hararetli bir şekilde bir şeyler fısıldadığını gördü.
Mektuptaki o cümle bir kez daha zihninde şimşek gibi çaktı: "Özellikle de en güvendiğin kişi."
Tahsin bagajı kapatıp elinde ağır bir demir çubukla dükkana doğru yürümeye başladı. Yüzünde az önceki o babacan ifadeden eser yoktu. "Evet Leyla," dedi sert bir sesle. "Kimmiş o gecenin bu saatinde arayan?"