34.BÖLÜM
Tatlı Kovboy
Sabah, evin alışılmış telaşıyla başladı. Diana merdivenlerden indiğinde Alp çoktan hazırlanmıştı. Üzerinde rahat kıyafetleri vardı ve kapının yanında bekliyordu. Diana çantasını omzuna geçirirken yüzündeki merakı gizleyemedi.
“Bugün nereye gidiyoruz?”
Alp kapıyı açtı.
“Bilmiyorum. Sen karar vereceksin.”
Diana şaşırdı.
“Ben mi?”
“Bugün kafa dağıtmak için bir şey yapacaktık.”
Diana birkaç saniye düşündü.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
“At binmeye gidelim.”
Alp'in kaşları hafifçe kalktı.
“At mı?”
“Evet.”
“Daha önce bindin mi?”
“Hayır.”
Alp kısa bir kahkaha attı.
“Harika.”
Diana hemen itiraz etti.
“Ne demek harika?”
“Hiç.”
“Emir.”
Alp gülümsemesini saklamaya çalıştı.
“Hazırsan çıkalım.”
。゚•┈୨♡୧┈• 。゚
Öğle saatlerinde çiftliğe vardıklarında diğerleri de çoktan gelmişti. Ahırların yanında kovboy şapkaları, gömlekler ve çeşitli binicilik ekipmanları hazırlanmıştı. Diana eline bir kovboy şapkası aldı.
“Bunu giyeceğim.”
Alp ona baktı.
“Kesinlikle.”
“Dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır.”
Diana şapkayı takıp aynadaki yansımasına baktı.
“Nasıl olmuş?”
“Yakışmış.”
Diana birkaç saniye sustu. Sonra şapkanın kenarını düzeltti.
“Bunu ciddi mi söyledin?”
“Evet.”
Diana'nın yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Teşekkür ederim.”
Alp kendi şapkasını taktı. Diana onu görünce kahkahayı bastı.
“Sen de mi?”
“Ne var?”
“Hiç beklemiyordum.”
“Ben de senden beklemiyordum.”
Diana hafifçe omzuna vurdu.
“Bütün eğlencemi bozuyorsun.”
“Daha başlamadık bile.”
Bir süre sonra herkes atların yanına geçti. Diana'nın önündeki at sakin görünüyordu ama Diana yine de biraz tedirgindi. Alp atın yanında durdu.
“Panik yapma.”
“Panik yapmıyorum.”
“Ellerinden belli.”
Diana ellerine baktı. Gerçekten de dizginleri fazlasıyla sıkıyordu.
“Tamam... biraz.”
Alp dizginleri nasıl tutması gerektiğini gösterdi. Diana dikkatlice onu dinledi.
“Böyle mi?”
“Evet.”
“Bak, öğreniyorum.”
“Gördüm.”
Diana başını kaldırdı.
“Bana biraz güven.”
Alp'in yüzündeki ifade yumuşadı.
“Güveniyorum.”
Diana birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra atını yavaşça hareket ettirdi. İlk birkaç metre boyunca temkinli ilerledi. Sonra alışmaya başladı. Bir süre sonra arkasını dönüp Alp'e seslendi.
“Emir!”
“Efendim?”
“Ben yapıyorum!”
Alp gülerek onun peşinden ilerledi.
“Gördüm.”
“Bence çok iyiyim.”
“Henüz düşmedin.”
“Bu iltifat mı?”
“Gerçeği söyledim.”
Diana kahkaha attı. At gezintisinin ardından herkes çiftliğin yanındaki alanda oturdu. Kovboy kıyafetleri hâlâ üzerlerindeydi. Diana elindeki yiyecekten küçük bir parça koparıp Alp'e uzattı.
“Al.”
Alp şaşkınlıkla baktı.
“Bu ne?”
“Yemek.”
“Onu anladım.”
“E o zaman neden soruyorsun?”
Alp yiyeceği aldı.
“Teşekkürler.”
Diana hemen başka tarafa döndü.
“Bir şey değil.”
Aralarındaki küçük atışmalar gün boyunca devam etti. Bazen biri diğerinin şapkasını düzeltiyor, sonra diğeri onunla dalga geçiyordu. Bazen yan yana yürürken omuzları birbirine değiyor, ikisi de hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyordu. Fakat ikisinin de fark ettiği bir şey vardı.
Artık aralarındaki yakınlık eskisi gibi değildi. Diana bunu düşündükçe gülümsüyordu.
Alp ise görevini hatırlatmaya çalışsa da Diana'nın yanında geçirdiği zamanın giderek daha farklı bir anlam kazandığını fark ediyordu.
Gün batmaya başladı.Gece için başka bir planları vardı. Şehrin dışında, açık havada fenerlerin gökyüzüne bırakıldığı bir alana gittiler. Gökyüzü karanlıktı. Sonra ilk fener yükseldi.
Ardından bir tane daha.
Sonra onlarca...
Diana başını yukarı kaldırdı. Gözleri ışıklarla dolu gökyüzüne takılı kaldı.
“Çok güzel.”
Alp yanında duruyordu.
“Evet.”
Diana'nın yüzünde sakin bir gülümseme vardı. Bir süre konuşmadan fenerleri izlediler. Sonra kalabalıktan biraz uzaklaşıp parkın daha sessiz bir bölümüne geçtiler. Diana banklardan birine oturdu.Alp de birkaç adım yanında durdu. Diana gökyüzüne bakarken konuştu.
“Bugün güzeldi.”
“Güzeldi.”
“Uzun zamandır böyle bir gün geçirmemiştim.”
Alp'in yüzündeki ifade değişti.
“Ben de.”
Sessizlik oldu. Diana ellerini dizlerinin üzerine koydu.
“Emir?”
“Efendim?”
“Bazen seni çok garip buluyorum.”
Alp hafifçe güldü.
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Çünkü gerçekten garipsin.”
Diana ona döndü.
“Bazen sanki seni daha önce tanıyormuşum gibi geliyor.”
Alp'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. Diana devam etti.
“Sesin... bazı hareketlerin... hatta bazı şeylere verdiğin tepkiler.”
Alp birkaç saniye sessiz kaldı. Artık saklayamayacağını biliyordu. Diana'nın karşısında durdu.
“Diana.”
“Ne oldu?”
Alp derin bir nefes aldı.
“Bugün sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Diana'nın yüzündeki merak arttı. Alp gözlerini ondan kaçırmadı.
“Ben sana başından beri tamamen doğruyu söylemedim.”
Diana'nın kaşları çatıldı.
“Ne demek bu?”
Alp'in sesi sakindi.
“Benim adım Emir değil.”
Diana olduğu yerde kaldı. Alp devam etti.
“Gerçek adım Alp bir özel kuvvet askeriyim.”
Diana'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Alp...?”
Alp başını hafifçe eğdi.
“Evet.”
Diana'nın nefesi kesilir gibi oldu.
Alp son kez konuştu.
“Ben senin çocukluk arkadaşın Alp'im.”
Diana'nın gözleri büyüdü. Gökyüzünde fenerler yükselmeye devam ederken Diana tek kelime bile söyleyemedi. Çocukluğundan kalan o isim...
Yıllardır hatırladığı yüz...
Ve karşısında duran insan...
Hepsi bir anda birleşmişti.
Diana'nın gözleri Alp'in yüzünde takılı kaldı.