İçeriğe geç

Elveda asker

Bölüm 34 · 4 dk okuma

Elveda asker

Bölüm 34

33.Bölüm - Pişmanlık

33.BÖLÜM

PİŞMANLIK

Hastanenin koridorları gece olduğunda daha da sessizleşiyordu. Gündüz boyunca insanların konuşmaları, doktorların hızlı adımları, açılıp kapanan kapılar ve telefon sesleri arasında kaybolan o sessizlik, gece çöktüğünde yerini ağır bir bekleyişe bırakıyordu. Sarp, Deniz'in odasının önündeki sandalyede oturuyordu. Saatlerdir aynı yerdeydi.

Üzerindeki kıyafetler değişmemiş, elindeki kahve çoktan soğumuştu. Bardağın kapağı hâlâ kapalıydı. İçmek için bile elini uzatmamıştı. Camın ardından Deniz'in yattığı yatağı görebiliyordu. Hareketsizdi. Sarp'ın zihninde ise aynı an durmadan dönüyordu. Deniz'in telefonuna gelen mesaj.

Ona haber vermeden çıkması ve ardından gelen o korkunç sessizlik. Sarp gözlerini kapattı. Bir anlığına Deniz'in hastaneye getirildiği ilk dakikaya döndü. O anda hissettiği çaresizlik hâlâ göğsünün ortasında duruyordu. Kendi kendine aynı soruyu tekrar tekrar soruyordu.

Onu nasıl koruyamadım?

Sarp ellerini birbirine kenetledi.

Görevi buydu. İnsanları korumak. Özellikle Deniz'i.

Ama Deniz hastanedeydi ve o, yanında değildi. Koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi. Sarp başını kaldırmadı.

Ayak sesleri yaklaştı. Şahin elindeki iki kahveden birini uzattı.

“Kerem.”

Sarp kahveyi almadı.

“İstemiyorum.”

Şahin birkaç saniye bekledi. Sonra kahveyi yanındaki sandalyeye bıraktı.

“Ben de iç diye getirmedim zaten.”

Sarp'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Şahin karşısındaki sandalyeye oturdu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonunda Sarp sessizce konuştu.

“Benim görevim neydi, biliyor musun?”

Şahin cevap vermedi.

“Onu korumaktı.”

Sesi ilk kez çatladı.

“Yanında olmak için her şeyi göze aldım. Kimliğimi bile sakladım. Her şeyi görevden ayrı tutmaya çalıştım.”

Sarp başını önüne eğdi.

“Sonra bir gün... Benim korumam gereken insan, benden habersiz bir yere gitti.”

Şahin sakinliğini korudu.

“Deniz kendi kararını verdi.”

“Biliyorum.”

“Tek başına gitti.”

“Biliyorum.”

“Sen onun ne yapacağını bilemezdin.”

Sarp'ın çenesi gerildi.

“Biliyorum, Şahin.”

Bir sessizlik daha oldu.

“Bunların hepsini biliyorum,” dedi Sarp. “Ama insan bildiği şeylerle kendini suçlamaktan vazgeçemiyor.”

Şahin'in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Bu senin suçun değil.”

Sarp camın arkasındaki Deniz'e baktı.

“Öyle hissettiriyor.”

Şahin bir süre cevap vermedi. Çünkü bazı cümlelerin hemen karşılığı olmuyordu. Bazen bir insana “suçun değil” demek yetmiyordu. Bazen insanın bunu kendi içinde kabul etmesi gerekiyordu.

Aynı saatlerde...

Evde ise ortam tamamen farklıydı.

Kasırga mutfaktan çıktığında Mayın ile Şahin'in tartışmasını daha kapıdan duymuştu.

“Sen gerçekten bunu nasıl yaptın?”

Mayın koltuğun kenarına yaslanmıştı.

“Ne yaptım?”

“Çayı şekersiz yaptın.”

“Sen şekersiz içiyorsun.”

“Bugün şekersiz içmiyorum.”

“Bunu nereden bilebilirim?”

“Çünkü insan arkadaşının ne içtiğini bilir.”

Mayın kaşlarını kaldırdı.

“Ben senin arkadaşın mıyım?”

Şahin hiç düşünmeden cevap verdi.

“Ne yazık ki.”

Kasırga mutfağın kapısında durup ikisini izledi.

“İkiniz beş dakikadır aynı konu hakkında tartışıyorsunuz.”

Şahin hemen döndü.

“Çünkü bu adam..”

“Ben ne yaptım?”

“Çayımı mahvetti.”

Mayın bardağı eline aldı.

“İstersen yenisini yaparım.”

“İstemiyorum.”

“E o zaman neden konuşuyorsun?”

Şahin bir an sustu.

“Çünkü sinir bozucusun.”

“Sen de çok konuşuyorsun.”

Kasırga istemsizce güldü.

“İkiniz gerçekten birbirinizi bulmuşsunuz.”

Şahin ile Mayın aynı anda ona döndü.

“Sus.”

“Sus.”

Kasırga ellerini kaldırdı.

“Tamam. Ben yokum.”

Fakat ikisinin arasındaki şey, dışarıdan bakıldığında sürekli bir kavga gibi görünse de aslında çok daha farklıydı. Birbirlerini sinir ederlerdi. Birbirlerinin sınırlarını zorlarlardı.

En küçük şeyden tartışabilirlerdi ama biri ortadan kaybolsa, ilk arayan yine diğeri olurdu. Bunu ikisi de kabul etmiyordu.

Mayın mutfağa yöneldiğinde Şahin arkasından seslendi.

“Şeker koy.”

Mayın durdu.

“Az önce şekersiz istemiyordun.”

“Fikrimi değiştirdim.”

Mayın başını iki yana salladı.

“Seninle uğraşılmaz.”

Birkaç dakika sonra önüne yeni bir bardak geldi. Şahin kahvesinden bir yudum aldı.

“Tam olmuş.”

Mayın dudaklarının kenarındaki küçük gülümsemeyi saklamak için arkasını döndü.

“Şaşırdım.”

Gece yarısına yaklaşırken Şahin yeniden hastaneye geldi.

Sarp hâlâ aynı yerdeydi. Şahin bu kez yanına oturmadı.

Bir süre koridorun sonunda durdu. Sonra Sarp'ın yanına geçti.

“Kerem.”

Sarp başını kaldırdı.

“Ne oldu?”

“Bir şey olmadı.”

Şahin elindeki telefonu cebine koydu.

“Yanına gelmek istedim.”

Sarp'ın yüzünde yorgun bir ifade belirdi.

“Burada durmanın sana da bir faydası yok.”

“Biliyorum.”

“Görev var.”

“Biliyorum.”

Sarp birkaç saniye sustu.

“Peki neden geldin?”

Şahin'in cevabı çok basitti.

“Çünkü yalnız kalmanı istemedim.”

Sarp gözlerini kaçırdı. O cümle, gün boyunca duyduğu bütün mantıklı açıklamalardan daha ağır gelmişti.

“Ben onu koruyamadım.”

Şahin bu kez itiraz etmedi. Sadece yanında kaldı.

Sarp'ın gözleri doldu.

“Bir daha geç kalmak istemiyorum.”

Şahin sessizce cevap verdi.

“Geç kalmadın.”

Sarp başını kaldırdı.

“Deniz yaşıyor.”

O iki kelime koridorda uzun süre kaldı. Sarp camın arkasındaki yatağa baktı.

“Evet.”

Şahin ayağa kalktı.

“İşte şimdi yapman gereken şey belli.”

“Neymiş?”

“Beklemek.”

Sarp'ın yüzünde acı bir tebessüm oluştu.

“Ben beklemeyi hiç sevmem.”

“Biliyorum.”

Şahin kapıya doğru yürüdü.

“Ama bu sefer başka seçeneğin yok.”

Sarp yine Deniz'e döndü. İlk kez bütün gece boyunca omuzlarındaki gerginlik biraz olsun azaldı. Deniz hâlâ oradaydı ve Sarp da orada olacaktı. Bu kez hiçbir yere gitmeyecekti. Sabaha karşı hastanenin camlarından içeri ilk ışıklar süzülmeye başladı. Sarp gözlerini kapatmadan önce Deniz'e son kez baktı. Yorgundu. Kırılmıştı.

Hâlâ kendini suçluyordu ama artık yalnız değildi. Kapının dışındaki sandalyede Şahin uyukluyordu.

Koridorun diğer ucunda Kasırga telefonuyla sessizce uğraşıyordu ve içeride Deniz, bütün bu insanların bilmediği bir savaşın içinde sessizce bekliyordu. Sarp elini camın üzerine koydu.

“Dayan Deniz.”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Bu sefer seni yalnız bırakmayacağım.”

Sarp elini camın üzerinden yavaşça çekti.

Koridordaki ışıklar sabaha karşı daha soluk görünüyordu. Gecenin ağırlığı herkesin üzerine çökmüş, hastanenin sessizliği artık neredeyse tamamen uykunun içine karışmıştı.

Şahin sandalyede uyuyakalmıştı. Kasırga koridorun diğer ucunda başını duvara yaslamış, telefonunu elinde tutarak sessizce bekliyordu. Sarp ise hâlâ ayaktaydı. Gözlerini Deniz'den ayırmıyordu.

Bir süre sonra hastane personelinden biri odanın kapısını açıp içeri girdi. Sarp hemen kenara çekildi. İçeride kısa bir kontrol yapıldıktan sonra kapı yeniden kapandı.

Her şey aynıydı.

Deniz hâlâ uyuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.