29.Bölüm
Sessiz Duvarlar
Sabah, malikânenin geniş pencerelerinden içeri süzülen solgun ışıkla başladı. Diana merdivenlerden inerken çantasını omzuna geçirdi. Birkaç gündür evin içinde yaşananların ağırlığına rağmen bugün kendini biraz daha iyi hissediyordu. Müze fikri aklına geldiğinden beri dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu. Salona indiğinde Alp çoktan hazırdı. Diana ayakkabılarını giyerken ona döndü.
“Emir.”
Alp başını çevirdi.
“Hazırım.”
“Ben daha bir şey söylemedim.”
“Çantanı aldın, ayakkabılarını giydin. Büyük ihtimalle çıkıyoruz.”
Diana hafifçe güldü.
“Bazen fazla dikkatli olduğunu düşünüyorum.”
“Mesleğim.”
Diana kapıya yöneldi.
“Bugün müzeye gideceğim.”
“Tamam.”
“Sen de geliyorsun tabii.”
Alp'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Korumanım.”
“Biliyorum.”
“Bazen unutuyorsun.”
“Unutmak hoşuma gidiyor.”
Alp kapıyı açtı.
“Bunu Alberto duymasın.”
“Niye?”
“Çünkü sonra benim işimi sorgular.”
Diana gülerek dışarı çıktı.
“Haydi Emir.”
Alp onun arkasından ilerledi.
“Geliyorum.”
Diana yeni şöfre baktı ve çarşıdan müze yoluna araba malikânenin kapısından çıktığında Diana camdan dışarı bakıyordu. Şehir yavaş yavaş hareketleniyordu. Sokaklardaki dükkânlar açılıyor, insanlar işe yetişmeye çalışıyor, kaldırım kenarlarında günün ilk telaşı başlıyordu. Diana radyonun sesini biraz kıstı.
“Uzun zamandır müzeye gitmemiştim.”
Alp gözlerini yoldan ayırmadı.
“Ne zamandır?”
“Hatırlamıyorum.”
“Demek gerçekten uzun zaman olmuş.”
Diana başını koltuğa yasladı.
“Bazen insan aynı yerde o kadar uzun kalıyor ki dışarıdaki hayatı unutuyor.”
Alp bu cümleye hemen cevap vermedi. Diana'nın son zamanlarda yaşadıklarını düşündü.
“Bugün biraz iyi gelir.”
Diana ona baktı.
“Bana mı?”
“İkinize de.”
Diana kaşlarını kaldırdı.
“İkimize mi?”
“Senin için söylüyorum.”
“Tabii.”
Diana gülerek tekrar cama döndü.
Alp'in aklında ise bambaşka bir şey vardı. Müzeye gitmek onun için yalnızca Diana'ya eşlik etmek değildi.Malikâneden uzakta, insanların arasında daha rahat hareket edebileceği bir yerdi. Birkaç gündür kafasında dolaşan bazı soruların cevaplarını bulabilmek için küçük bir fırsat olabilirdi.
Ama bugün yanında Diana vardı ve bu, düşündüğünden çok daha büyük bir sorun olacaktı. Müzenin önüne geldiklerinde Diana arabadan indi. Girişteki büyük taş merdivenlere bakıp iç çekti.
“Burası hiç değişmemiş.”
Alp aracın kapısını kilitledi.
“Daha önce gelmiş miydin?”
“Çocukken.”
“Hatırlıyor musun?”
“Bazı şeyleri.”
Diana birkaç adım ilerledi.
“Bir de şu heykeli hatırlıyorum.”
Alp onun gösterdiği yere baktı.
“Çocukken bundan korkardım.”
“Cidden mi?”
“Evet.”
“Şimdi?”
Diana heykelin yanına gidip dikkatlice inceledi.
“Şimdi de biraz korkuyorum.”
Alp güldü.
“Belli olmuyor.”
“İçimde yaşıyorum korkuyu.”
“Çok cesurmuşsun.”
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Diana ona kısa bir bakış atıp müzeye girdi. Alp de hemen arkasından ilerledi. Müzenin içi dışarıdan çok daha sakindi.
Yüksek tavanlar, uzun koridorlar ve cam vitrinlerin içindeki eski eserler mekâna ağır ama huzurlu bir hava veriyordu.
Diana ilk salona girer girmez yavaşladı.
“Burayı seviyorum.”
Alp birkaç metre gerisinde durdu.
“Neden?”
“Çünkü herkes sessiz.”
“Sen sessizliği seven biri değilsin.”
“Bazen seviyorum.”
Diana bir vitrinin önünde durdu.
“Buradaki şeylere bakınca insanların eskiden neler yaptığını düşünüyorsun.”
Alp de vitrindeki eserlere göz gezdirdi.
“Belki de bazı cevaplar geçmişte kalmıştır.”
Diana ona döndü.
“Bu bayağı derin oldu.”
“Öylesine söyledim.”
“Sen son zamanlarda fazla düşünüyorsun.”
Alp hafifçe güldü.
“Olabilir.”
Diana başka bir bölüme geçti.
Alp onun peşinden ilerlerken gözleri çevreyi tarıyordu. Salonun girişleri. Görevliler. Kamera noktaları. Koridorların bağlantıları. Ama aklındaki araştırmayı başlatabileceği hiçbir fırsat oluşmuyordu. Bir görevlinin yanına yaklaşmayı düşündü. Tam o sırada Diana seslendi.
“Emir, şuna bak!”
Alp dönüp yanına gitti.-
“Ne oldu?”
“Bunun ne kadar eski olduğuna bak.”
Alp vitrindeki yazıyı okudu.
“Oldukça eski.”
“Ben bunu evdeki kitaplardan birinde görmüştüm.”
Alp'in ilgisi bir anda arttı.
“Hangi kitapta?”
Diana düşünmeye çalıştı.
“Hatırlamıyorum.”
Alp birkaç saniye esere baktı.
“Emin misin?”
“Evet. Ama kitabın adını hatırlamıyorum.”
“Sonra bakarsın.”
Diana ona döndü.
“Sen niye bu kadar ilgilendin?”
Alp bir an durdu.
“Sen ilgilendin diye.”
Diana şüphelenmek yerine gülümsedi.
“İyi cevap.”
Sonra tekrar vitrinin önüne döndü. Alp ise bakışlarını eserden çekmeden bir süre daha düşündü. Fakat bugün buraya araştırma yapmak için gelmiş olsa da Diana'nın yanında bunu yapması neredeyse imkânsızdı. Bir süre sonra müzenin ikinci katına çıktılar. Diana eski tabloların bulunduğu salonda uzun süre kaldı. Bir tabloyun önünde durup renkleri incelemeye başladı. Alp ise biraz geride bekliyordu. Telefonunu çıkardı. Birkaç saniyeliğine ekranına baktı. Tam bir not açacakken Diana arkasından seslendi.
“Emir.”
Alp telefonu hemen cebine koydu.
“Efendim?”
“Gel.”
“Geliyorum.”
Diana tabloyu gösterdi.
“Buradaki gökyüzüne bak.”
Alp yanına geçti.
“Güzel.”
“Güzel mi?”
“Evet.”
“Sen sanat konusunda gerçekten kötüsün.”
“Ben korumayım.”
“Bahane.”
Alp istemsizce güldü.
“Peki. Sen anlat.”
Diana tabloyu anlatmaya başladı.
Alp dinledi. Gerçekten dinledi. Çünkü o anda araştırmayı bir kenara bırakmıştı. Diana'nın heyecanla bir şey anlatırken yüzündeki ifadeyi izlemek, aklındaki bütün sorulardan daha fazla dikkatini çekiyordu. Bir süre sonra Diana konuşmasını bitirdi.
“Dinliyor musun?”
“Dinliyorum.”
“Ne anlattım?”
Alp birkaç saniye düşündü.
“Gökyüzünün özellikle yapılmış gibi görünmediğini ama ressamın aslında ışığı kullanarak tabloyu farklı gösterdiğini söyledin.”
Diana şaşırdı.
“Dinlemişsin.”
“Dinliyorum demiştim.”
“Tamam.”
Diana tekrar tabloya döndü. Alp'in yüzündeki küçük tebessüm birkaç saniye daha kaldı. Sonra yeniden ciddileşti. Çünkü buraya geliş amacını hatırlamıştı. Müzenin kafeteryasında oturduklarında Diana sıcak çikolata aldı.
Alp ise kahveyle yetindi. Diana bardağının kenarını parmağıyla çevirdi.
“Bugün güzel oldu.”
“Evet.”
“Sen hiç müzeye gelmek istemiyor muydun?”
“Benim için fark etmez.”
“Yani sıkılmadın?”
Alp ona baktı.
“Sen eğleniyorsan sıkılmam.”
Diana birkaç saniye sustu. Sonra gülümseyerek başını eğdi.
“Bazen çok garip konuşuyorsun, Emir.”
“Nasıl?”
“Bilmiyorum.”
Diana sıcak çikolatasından bir yudum aldı.
“Bir şeyi söyleyecekmişsin gibi başlayıp sonra başka bir şey söylüyorsun.”
Alp'in yüzündeki ifade kısa süreliğine değişti.
“Belki de bazı şeyleri söylememek daha iyidir.”
Diana bunu şaka sandı.
“Felsefe yapmaya başladın yine.”
“Belki.”
Diana gülerek başını iki yana salladı.
“Sen gerçekten garipsin.”
Alp kahvesinden bir yudum aldı.
“Buna alış.”
Müzeden çıkarken güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı.
Diana merdivenlerden inerken gün boyunca gördüğü şeylerden bahsediyordu. Alp ise sessizce onu dinliyordu. Bugün hiçbir şey öğrenememişti. Hiçbir ipucuna ulaşamamıştı. Aklındaki araştırmanın kapısını açacak tek bir fırsat bile bulamamıştı. Ama garip şekilde bunu başarısızlık olarak görmüyordu.
Çünkü Diana'nın yanında geçirdiği birkaç saat, ona başka bir şeyi hatırlatmıştı. Her şey yalnızca görevden ibaret değildi.
Bazen bir insanı korumak, onun yanında yürümekten çok daha fazlasıydı. Diana arabaya binerken kapıyı kapatmadan önce ona seslendi.
“Emir.”
“Efendim?”
“Bugün teşekkür ederim.”
Alp bir an sustu.
“Ne için?”
“Bilmiyorum.”
Diana gülümsedi.
“Yanımda olduğun için.”
Alp'in yüzündeki sert ifade yumuşadı.
“Her zaman.”
Diana arabaya bindi. Alp kapıyı kapattıktan sonra sürücü koltuğuna geçti. Motor çalıştı. Müze yavaşça arkalarında kaldı. Alp'in kafasında hâlâ cevaplanmamış sorular vardı.
Bugün araştırmasını ilerletememişti ama belki de bazı cevapların peşine düşmek için daha doğru zamanı beklemesi gerekiyordu. Şimdilik görevi belliydi.
Diana'nın yanında kalmak ve eve dönerken, gözlerini yoldan ayırmadan düşünmeye devam etti. Malikâneye geri dönüldüğünde ise onları bekleyen gecenin, müzede bıraktıkları sessizlikten çok daha farklı olacağından henüz hiçbirinin haberi yoktu. Alp son günlerde Deniz’in olayından sonra çok bunalmıştı. Bazen Şahine Kaan diyemiyordu aklına Kaan abisi geliyordu aklına ailesi geçmişi.