22.Bölüm
Çilekli Dondurma
Öğleden sonra yağmur sonunda durmuştu. Malikânenin büyük pencerelerinden içeri giren güneş ışığı, birkaç gündür kapalı kalan evin havasını biraz olsun değiştirmişti. Bahçedeki taşlar hâlâ ıslaktı. Ağaçların yapraklarından küçük su damlaları düşüyor, uzaktan kuş sesleri geliyordu.
Diana odasında yatağın üzerine uzanmış, tavana bakıyordu. Son birkaç gündür sürekli yağmur yağıyordu. Evden fazla çıkamamış, arkadaşlarıyla da doğru düzgün bir şey yapamamıştı. Sıkıntıyla iç çekti.
“Bu kadar da sıkılmaz insan.”
Bir süre tavana baktıktan sonra yataktan kalktı. Üzerine ince bir ceket aldı ve odasından çıktı. Koridorda Alp'le karşılaştı. Alp elindeki kitabı kapattı.
“Bir yere mi gidiyorsun?”
“Evet.”
“Nereye?”
“Dondurma yemeye.”
Alp hafifçe gülümsedi.
“Bu havada?”
“Yağmur durdu.”
Diana dışarıyı gösterdi.
“Bence bunu kutlamamız gerekiyor.”
Alp başını iki yana salladı.
“Dondurmayla mı?”
“Evet.”
“Peki.”
Diana gülümsedi.
“Harika. Hadi.”
İkisi birlikte malikâneden çıktılar. Şehir merkezine geldiklerinde sokaklar oldukça hareketliydi. Yağmurun dinmesiyle insanlar yeniden dışarı çıkmış, kafelerin önleri dolmuştu. Diana yürürken bir anda küçük bir dondurmacının önünde durdu.
“Burası!”
Alp vitrindeki çeşitlere baktı.
“Ne alacaksın?”
“Çilekli.”
“Şaşırmadım.”
Diana ona döndü.
“Sen ne alacaksın?”
“Çikolatalı.”
“Her zamanki gibi.”
Alp omuz silkti.
“Güvenli seçim.”
Diana güldü.
“Dondurma alıyoruz, hayatımızı kurtarmıyoruz.”
İkisi dondurmalarını alıp dışarıdaki masalardan birine oturdu. Diana ilk kaşığı aldıktan sonra yüzünde memnun bir ifade oluştu.
“İşte hayat bu.”
Alp ona baktı.
“Bir dondurma için fazla anlam yüklemiyor musun?”
“Hayır.”
Diana bir kaşık daha aldı.
“Birkaç gündür yağmur yağıyor. İnsan küçük şeylerle mutlu oluyor.”
Alp hafifçe gülümsedi.
“Doğru.”
Tam o sırada Deniz kaldırımın diğer tarafından onları fark etti. Yanlarına geldi.
“Ne yapıyorsunuz?”
Diana başını kaldırdı.
“Dondurma yiyoruz.”
Deniz masadaki dondurmalara baktı.
“Bana da mı alacaksınız?”
Alp ona baktı.
“İstersen.”
Deniz hemen başını salladı.
“Yok, istemiyorum.”
Diana kaşını kaldırdı.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Çilekli var.”
Deniz bir an sustu.
“Ben çilekli seviyorum diye almak zorunda değilim.”
Alp hafifçe gülümsedi.
“Kimse zorlamıyor.”
“Zaten istemiyorum.”
Deniz arkasını dönmeye hazırlanırken Alp dondurmacıya baktı.
“Bir çilekli daha alabilir miyim?”
Deniz hemen döndü.
“Hayır, gerçekten gerek yok.”
“Geç kaldın.”
Birkaç dakika sonra çilekli dondurma Deniz'in elindeydi. Deniz kaşığı dondurmaya batırdı.
“Ben bunu sadece çöpe gitmesin diye yiyeceğim.”
Diana gülmeye başladı.
“Tabii.”
Deniz ilk lokmayı aldı. Bir saniye sonra yüzündeki ifade değişti.
“Güzelmiş.”
Alp kaşını kaldırdı.
“Öyle mi?”
Deniz ona baktı.
“Çok konuşma.”
Diana kahkaha attı.
“Az önce istemiyordun.”
“Fikrim değişti.”
“Çok hızlı.”
Deniz dondurmasını yemeye devam etti.
“Çilekli olunca fikirler değişebilir.”
Alp gülümseyerek başını salladı.
“Bunu aklımda tutarım.”
Deniz kaşığı ona doğru kaldırdı.
“Tutma.”
Diana ikisine bakıp güldü. Üçü bir süre daha oturup sohbet etti. Deniz dondurmasının sonuna geldiğinde kabın dibine baktı.
“Bitti.”
Diana gülümsedi.
“Demek gerçekten istemiyordun.”
Deniz ona baktı.
“Bir daha söylersen ikincisini de alırım.”
“Tehdit mi bu?”
“Uyarı.”
Alp gülmeye başladı. Akşam olduğunda üçü malikâneye geri döndü. Deniz salona geçtiğinde Selin'i koltuğun kenarında sessizce otururken gördü. Selin'in elinde bir kitap vardı ama sayfayı uzun zamandır çevirmediği belliydi. Deniz yanına oturdu.
“İyi misin?”
Selin başını kaldırdı.
“İyiyim.”
Deniz onu birkaç saniye süzdü.
“Yalan.”
Selin hafifçe gülümsedi.
“Sen de her şeyi fark etmek zorunda mısın?”
“Evet.”
Selin kitabı kapattı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.
“Mayın'a bir şey sordum.”
“Ne sordun?”
“Aşka neden inanmadığını.”
Deniz'in yüzündeki ifade ciddileşti.
“Ne dedi?”
Selin gözlerini kitabın kapağına indirdi.
“Aşkın insanı zayıflattığını söyledi.”
Deniz bir şey söylemedi. Selin devam etti.
“Sonra neden böyle düşündüğünü sordum.”
“Ne dedi?”
“Değişmeyeceğini söyledi.”
Deniz sessizce yanında oturdu. Selin'in sesi biraz daha kısıldı.
“Ben sadece nedenini merak etmiştim.”
Deniz ona baktı.
“Sen ona hislerini söylemedin, değil mi?”
Selin başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Bir süre sessizlik oldu.
Tam o sırada Mayın salona girdi.
Selin ona baktı.
Sonra cesaretini topladı.
“Mayın.”
Mayın durdu.
“Ne oldu?”
Selin ayağa kalktı.
“Dün söylediğin şey hakkında konuşabilir miyiz?”
Mayın birkaç saniye sustu.
“Konuş.”
Selin ellerini birbirine kenetledi.
“Gerçekten aşkın insanı zayıflattığını mı düşünüyorsun?”
“Evet.”
“Hiç mi iyi bir tarafı yok?”
“Bence yok.”
Selin'in yüzündeki ifade yavaşça değişti.
“Peki bir insan senden hoşlanıyorsa?”
Mayın ona baktı.
“Bu onun sorunu.”
Selin birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı.
“Ben senden hoşlanıyorum.”
Mayın'ın yüzündeki ifade değişti.
Selin devam etti.
“Bunu söylemek istemiyordum ama artık içimde tutmak da istemiyorum.”
Mayın cevap vermeden ona baktı.
Selin gözlerini kaçırdı.
“Biliyorum, belki benim için de aptalca.”
“Selin...”
“Hayır. Bırak bitireyim.”
Selin kendini toparladı.
“Ben senden hoşlanıyorum. Bunu bilmeni istedim.”
Mayın birkaç saniye sustu. Sonunda sakin bir sesle konuştu.
“Özür dilerim.”
Selin'in yüzündeki umut tamamen kayboldu.
“Niye?”
“Çünkü ben aşka inanmıyorum.”
Selin başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Ve sana karşı aynı şeyi hissedemem.”
Selin gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
“Tamam.”
Mayın ona bir şey söylemek istedi ama Selin çoktan arkasını dönmüştü.
“Selin...”
Selin durdu.
“Bir şey yok.”
Sonra koridora doğru yürüdü. Mayın arkasından birkaç saniye baktı. Deniz sessizce Selin'in peşinden gitmek için ayağa kalktı. Selin odasına girdiğinde kapıyı kapattı.
Deniz kapının önünde durdu. Bir süre bekledikten sonra kapıya hafifçe vurdu.
“Selin?”
İçeriden cevap gelmedi. Deniz kapının önünde kaldı.
“Konuşmak istersen buradayım.”
İçeriden sessiz bir ses geldi.
“Biliyorum.”
Deniz bir şey söylemeden kapının önünden ayrıldı. Koridorun diğer ucunda Mayın hâlâ salonda duruyordu.
Az önce söylediği sözleri düşünüyordu. İlk kez “aşk zayıflıktır” demenin karşısındaki insanı gerçekten incittiğini fark etmişti.