İçeriğe geç

Element Sarayı

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Element Sarayı

Bölüm 5

4.Bölüm: İki Ateş

”Sen de kimsin?” diye sordum geriye doğru sendelerken. Aslında bu sorunun cevabını biliyordum, bu çocuk dün muhafızların buraya getirdikleri çocuktu. Fakat bir parmak şıklatmasıyla tüm bu yarattığım alevleri nasıl söndürmüştü? ”Hey, tamam sakin ol. Ben buraya yeni getirildim ve bana özel olduğumla ilgili birşeyler zırvalayıp durdular.” dedi tek nefeste.

Bize yaptıklarının aynılarını yapmışlardı fakat o eğitim bile almadan nasıl bunları yapabiliyordu? Aklımı kurcalayan bu soruyu ona doğru yaklaşarak sordum. “ Peki ya, tüm bu kıvılcımları nasıl söndürdün? Hem de hiç eğitim almadan.” Kapının direğinden bana doğru gelmeye başladı. “Eğitim almadığımı nereden biliyorsun.” dedi ve göz kırptı. “Bu da ne demek şimdi?” diye söylendim kaşlarımı çatarak. Onun saçma bulmacalarına ayıracak vaktim yoktu.

“Aman tanrım… Neye sinirlendin sen bu kadar? Bu kadar agresif olmana gerek yok.” dedi tam önümde dikilip gözlerime bakarken. “Çekil şuradan, zaten başımda yeterince iş var. Birde senle uğraşamam. Ayrıca, odamdan da defol.” Normalde bu kadar sert çıkışmazdım fakat daha biraz önce Laura ile tatsız bir kavga yapmıştık ve şu lanet güçlerimi düzgün bir şekilde bile kullanamıyordum.

Onu omzundan tutup önümden ittim ve tam kapının önündeyken “Marco” diye fısıldadı. Afallamış bir şekilde ona dönüp “Ne?” dedim. “İsmim, Marco.” dedi gözlerimin içine bakarak. Ellerimi önümde kavuşturarak sert bir ifade takınmaya çalıştım. “Sorduğumu hatırlamıyorum?” Bu sinirli tavrım onun yüzünde ufak bir tebessüm oluşturdu. “Şimdiden bil, lazım olur.” dedi ve tekrar göz kırptı.

Egosu sinirimi bozduğu için aniden onun olduğu yöne doğru ilerledim. Parmak uçlarımda durup kulağına fısıldadım. “Ateşle mi oynamak istiyorsun?” Bu sefer daha genişçe gülümsedi ve yüzünde gamzeler belirdi. “Prenses, kiminle uğraştığını bilmelisin.” lanet egosu öfkemi tavan yapıyordu. Güçlerimi kullanmayı öğrenince ilk onu öldüreceğimi kendime söz verdim. “Bana prenses demeyi kes, neden böyle diyorsun? Benim bir adım var, Jessica.” dedim ve geriye doğru ilerledim. Bu çocuğu sevmemiştim, hem de hiç. “Öyle değil misin prenses?” dedi ve yine sırıttı.

Onunla daha fazla uğraşmak istemediğim için odadan çıktım.

Dün tam bahçede çiçek toplarken çağrıldığımız için işim yarıda kalmıştı. Şimdi biraz daha çiçek toplamak için bahçeye doğru yöneldim. Büyük kapıyı var gücümle ittirip açtım. Menekşelere doğru yöneldim. Ben onları toplayıp cebime tıkıştırırken, ileriden geçen toprak grubunu gördüm. Aralarında Emily ve Diana da vardı. Anlaşılan tüm grup güçlerine kavuşmuştu ki birbirlerine güçlerini gösteriyorlardı. Neden yalnız kalan bir tek bendim? Evet, çok bencilce gelebilir ama sadece kendimin yalnız olucağıma başkalarının da yalnız olmasını isterdim.

Önüme döndüm ve işime devam ettim. Okulda kalabalık bir arkadaş grubumuz vardı fakat orada da pek sevildiğim söylenemezdi. Genelde çoğu plan bana haber verilmeden yapılır, hepsi birlikte buluşurlardı.Yeteri kadar çiçek topladığımı düşününce, ayağa kalktım ve büyük kapıya doğru ilerlemeye koyuldum.

Yolda Ivy ile Laura’yı gördüm. Dün yaşanan olay yüzünden olmalı ki ikisi de benle göz göze geldiklerinde korkarak gözlerini kaçırdılar. İçeri geçtiğimde mutfağa doğru ilerledim. Bana en yakın olan aşçıdan sıcak bir kahve rica ettim ve. Mutfağın küçük kafesine doğru temkinli adımlarla ilerledim.

Elbisemin eteğini çekiştirip oturdum ve kahvem gelene kadar kafamı masaya yaslayıp uyudum. Keşke arkamda olduğunu bildiğim biri olsaydı da kafamı sert masaya yaslamak yerine ona yaslanabilseydim diye geçirdim içimden. Sonunda kahvem geldi ve hızlıca içmeye başladım. Kahvemi hızla bitirip bardağı masaya koydum ve koridora çıktım.

Cam mavisi gözlerim uzun koridorda boş bir oda aradı. Sonunda boş olduğunu düşündüğüm bir odaya girdim. Işığın çalışmadığını fark edince, masada bulduğum mumları cenimden çıkarttığım çakmak ile yaktım. Cebime tıkıştırdığım menekşeleri uzun masaya dizdim ve mutfaktan aldığım kaşık ile ezmeye başladım. Ezme işlemi bittiğinde toz haline getirdiğim çiçekleri mantar kapaklı bir şişeye tıka basa doldurdum.

Tam şişenin kapağını açmış, o mükemmel koku ile karşılaştığımda, Angela odaya geldi. Bir sandalye çekip yanıma oturdu. “Yine şu saçma şeylerle mi uğraşıyorsun?” dedi yüzünü buruşturarak. Ona gülümseyerek cevap verdim ve işime geri döndüm. “Nicholasla iyi anlaşıyorsunuz sanırım,”dedim. Bir şey açıklamak ister gibi “Evet, yani biz sadece arkadaşız.” dedi. Eminim öyledir, diye geçirdim içimden.Sırıtarak kafamı yavaşça salladım ve önüme döndüm.

Biz sessizliğimizi korumaya devam ederken, hoparlörden yeni bir anons yapıldı. “Eğitim için herkes ortak salona çağrılıyor.” Yapılan anons ile ayağa kalktık ve odadan çıktık. Angela’ya elimi salladım ve odama girdim. Dolabımdan bordo mini bir elbise seçip giydim ve odamın kapısından geri çıktım. Büyük salona doğru yavaş adımlarla ilerledim. Bu eğitimde herkesin kendi grubu ile çalıştığını gördüm. Ve tabiki ben yine yalnız kalıcaktım.

Salonda boş bir yer ararken orada öylece dikilen Marco ile karşılaştım. Yanına gidip “Neden grubunun yanında değilsin?” diye sordum kafamı kaldırarak. Kederli bir şekilde gülümsedi. “Keşke yanına gidebileceğim bir grubum olsaydı.” Afallamıştım ve gözlerimi kırpıştırarak “Nasıl yani?” diye sordum. Gözlerimin içine bakıp “Yani ben ateş grubundanım.” dedi. “Ama bu nasıl olabilir? Tek ateşin ben olduğumu sanıyordum?” dedim tuhaf tuhaf bakarak. “Bence yalnız olmaktansa benim gibi biri ile grup olmak çok daha iyi.” dedi sırıtarak. “Senle grup olucağıma ölürüm daha iyi.”dedim ve ateş grubu için ayrılan yere ilerledim.

Fakat maalesef o da ateş olduğu için hemen benim yanımda dikildi ve eğitim başladı. Bu sefer güçlerimizi nasıl kontrol edeceğimizi öğretiyorlardı. Marco beni dürterek “ Bu dersi iyi dinle” dedi sinir bozucu sırıtışıyla. “Kes sesini.” dedim ve eğitmeni dinlemeye devam ettim. Ders sonunda bittiğinde tam odama doğru ilerlerken bir ses duydum.

İçgüdüsel olarak sese doğru ilerlemeye başladım. Kapının önüne geldiğimde çığlık atmamak için ağzımı kapatmak zorunda kaldım. Benim yaşlarımdaki bir çocuğa serum verip onu öldürüyorlardı. Başıma bela açmamak için tam odama doğru ilerlerken, cebimden çakmağım düştü ve metal kısmı yere sürterek rahatsız edici bir ses çıkardı. İçerideki birinin “Kim var orada?” demesiyle adeta koşarcasına oradan uzaklaştım. Odamın kapısına geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı açtım.

Önümde üst üste dizilmiş 5-6 tane ceset vardı.Titreyen ellerimle cesetlerin üzerine yerleştirilmiş olan notu çekip okudum.

”Sonunun böyle olmasını istemiyorsan, ağzını tutman gerekiyor prenses.”

Bölüm sonu

3 yorum