Bölüm 11: Mor Yazma
"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol."
-Cemal Süreya
Konya: Bizans'ın, Selçuklu'nun ve Osmanlı İmparatorluğu'nun gözbebeği, tarihin aynası ve geleceğin yansıması olmuştur. Tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmasına rağmen Konya, gerçek kimlik ve zenginliğine Selçuklu sultanları sayesinde kavuşmuştur. Osmanlı Devleti zamanında şöhret ve itibarını geliştirerek devam ettiren Konya, Cumhuriyet devrinde de hızla büyüyerek gelişen bir şehirdir. Konya, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminden kalan eserleri ile bugün açık hava müzesi konumunda bir şehirdir. *
Trenden indiğimiz gibi bizi almaya gelen kişi, evlenecek olan yeğeniydi, Hacer teyzenin. Adının Tolga olduğunu öğrendiğim çocuktu. Onun arabasıyla Konya'nın sokaklarında, caddelerinde ilerledik.
Arabayla gelememiş olamama yanıyordum. Annem 'olmaz' diye tutturmuş, tren bileti aldırmıştı zorla. Konya'ya gelmişken altımızda arabayla gezilmez miydi şimdi? Ah, anne ah!
Yanımda oturan anneme bir bakış atıp abime mesaj attım.
Gökçen Almila: Abilerin birtanesi, senden bir ricam var.
Çevrimiçi olduğu gibi hemen cevap yazdı.
Mon Héros🤍: Abisinin Mila'sı, hayırdır?
Gökçen Almila: Abi, Allah aşkına arabamı yollar mısın bana? Buraya kadar gelmişken arabamla rahat rahat gezmeyeyim mi? Ha?
Mon Héros 🤍: Tamam sen merak etme, Ahmet ile yollarım ben
Gökçen Almila: Allah razı olsun be
Mon Héros 🤍: Eyvallah 😂
Gülerek uygulamadan çıktım. Annemin 'ne oldu?' Bakışlarına omuz silktim. Gülşen Sultanı, bir yere kadar dinliyebiliyordum. Arabayla uzun yola çıkmamı istemediği için tren ile gelmiştik fakat burada arabamı kullanmama engel bir şey olamazdı sonuçta. Belki dönüşte arabamla dönerdik.
Tolga'nın arabayı kenara çekmesiyle geldiğimizi anladım. Arabadan inip etrafıma baktım. Büyük sitelerin olduğu bir yerdeydik. Koyu kahve ve krem renginin hakim olduğu bir binanın önündeydik. Tolga bagajı açtı. Kendi valizimi ve annemin valizini aldığımda, "Sen bırak kardeşim, ben hallederim şimdi" dediğin de "Yok, önemli değil, teşekkürler, hem hafifler" diyerek kendi valizimi ve annemin valizini yüklendim. Zaten ikisi de tekerlikli, çekmeli valizlerdendi. Annem ve Hacer teyze önden ilerlerken Alçiçekte eline bir valiz alıp yanımdan ilerlemeye koyuldu.
Hacer teyze ile Tolga'nın yönlendirmesiyle asansörle üçüncü kata çıkmış, daireyi bulup kapıyı çalmıştık. Kapı açıldığında benden bir kaç yaş büyük olduğunu düşündüğüm, kucağında henüz bir veya iki yaşında olan bir erkek çocuğuyla duran bir kadın vardı. Onun arkasında Hacer teyzenin kardeşi olduğunu düşündüğüm, saçlarına ak düşen, yaşlı kısma giren bir kadın vardı. Bir de kapının önünde bize şaşkın bakışlar atan altı-yedi yaşlarında, esmer, bu yaşta çok yakışıklı olan bir erkek çocuğu daha vardı. "Hoşgeldiniz" dedi kucağında bebek olan kadın. Hacer teyze, "Hoş bulduk Gamzem" diyerek içeriye adım atan ilk kişi oldu. Ardından annem girdiğin de yaşlı kadın konuştu. "Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Buyurun lütfen" annemin arkasından elimdeki valizler ile ben, benim ardımdan Alçiçek ve Tolga girdi. Kucağında bebeği olan, adının Gamze olduğunu öğrendiğim kadın, "Valizleri şu odaya bırakabilirsiniz" diyerek koridorun hemen başında bulunan, sağda ki odayı işaret etti. Odaya geçerek, valizleri kenara bıraktım. Benim ardımdan da Alçiçek ve Tolga bıraktı. Odadan çıkarak, annemlerin girdiği odaya, salona geçtik.
Annemler ile görüşen yaşlı kadına ilerleyip elini öptüm. "Sen de hoş geldin güzel kızım" tebessüm ettim. "Hoş buldum" gülümsedi. "Ben Hacer teyzenin ablası Hatice" yüzümde ki tebessümü bozmadan, "Memnun oldum. Gülşen'in kızı Gökçen Almila ben de" kadın güldü. "Biliyorum seni, Hacer pek bahsetmişti senden" deyince yanaklarım al al oldu. Hacer teyzem, imalarından hariç tüm akrabalarına da bahsetmiş olmalıydı.
Sorun da şuydu ki, ortada bir durum yoktu.
Bir şey söylemeden tebessüm etmeye devam ettim. Kısa bir anneme kaydı bakışlarım. Gülümsedi. O da farkındaydı bir şeylerin. Hacer teyzenin yapmak istediğini ve o da aynısını Alçiçek ile abime yapmak istiyordu, bunu da biliyordum. Fakat bilmedikleri şey kimselere karışmamaları gerektiğiydi.
Hatice teyze çocuklu kadını gösterdi. "Kızım, Gamze" bebekli oğlan çocuğu ile diğer oğlan çocuklarını gösterdi. "Torunlarım," en son da Tolgayı gösterdi. "Oğlum" hepsine tebessüm ettim. "Memnun oldum."
Gamze yanıma geldi. Sarıldı. "Hoşgeldin Gökçen" ortada olmayan haberler ona da uçmuş galiba. Sarılışına karşılık verdim. "Hoş buldum"
Annemin yanına geçip oturduğumda Gamze'nin büyük oğlu yanıma geldi. Merakla açılmış gözlerini bana dikti ve "Sen peri kızları kadar güzelsin" dediğinde utançla kızardım. Bizi dinleyenler ise gülüştüler.
Bana göre minik kalan elini tuttum. "Teşekkür ederim küçük bey, senin adın ne?"
"Benim adım Mert, senin ne?"
"Gökçen Almila" hayranlıkla "adın güzelmiş" duraksadı. "Ama sen daha güzelsin"
Yanağına öpücük kondurdum. "Sen de çok yakışıklısın"
Esmer teni, siyah kaşları, siyaha çalan gözleri, siyah saçlarıyla tam bir kara kaş kara göz dediğimiz bir çocuktu, Mert. Şimdiden yakışıklı bir çocuk olacağı belliydi. Kirpikleri, çok sık, yukarı kıvrık ve çok fazlaydı.
Gelip yanıma oturdu. Alçiçek, Mert'in saçlarını karıştırdı. "Hey, ufaklık! Gökçen'i görünce beni unuttun." Kaşlarını çatarak Alçiçek'e döndü. "Alçiçek abla, ne yapıyorsun sen? Birincisi ben ufaklık değilim, büyüdüm, okula gidiyorum. İkincisi saçlarımı neden bozuyorsun, Gökçen beğenmeyecek beni." Kahkaha patlattım. Kulağına eğilerek, "Sen her halinle yakışıklısın Mert" dediğimde gülümsedi.
"Oğlum, senden yaşca büyük birine ismiyle hitap etmiyorduk değil mi? Gökçen ablana da ismiyle hitap etme" dedi Gamze. Mert, sinirle omuzlarını silkti. "Hayır, Gökçen'e abla demeyeceğim" Gamze'ye bakarak, "Sorun değil," dedim.
Sohbetler edilmiş, yemekler yenmişti. Bu sırada Mert'in altı yaşında olup Gamze'nin benden iki yaş büyük olduğunu, erken yaşta evlendiğini ve kucağında ki çocuğun ise iki yaşında olup adının Eyüp olduğunu öğrenmiştim.
Hatice teyzenin benimle alakalı soruları ise hiç bitmemiş olup Gamze'nin araya girmesiyle son bulduğu da olmuştu.
Tolga ise benimle yaşıtmış. Hatice teyzenin gelinini övdüğü vakitte ise isminin Tuğce olup kadın doktor uzmanı olduğunu öğrenmiş bulunmaktaydık. Ve Tuğçe'nin okuduğu tıp alanı daha bitmemiş fakat evlenme kararı almış bulunmaktaymışlar.
Mutfağı toparlerken de Gamze ile sohbeti ilerletmiştik.
Annemle benim için ayrılan odaya geçmiş, çoktan hazır olan yataklarımıza yatmıştık. Yol yorgunluğu, yatağa yatmamla kendini hissettirmişti.
📑
Kurulan kahvaltı sofrasına oturmuştuk. Gamze abla, kardeşinin düğün telaşından sebep evine gitmeyip annesinde kalıyormuş.
Evet, abla deme kararı almıştım. İki yaşta olsa benden büyüktü ve iki çocuk annesiydi.
Hacer teyze, Hatice teyze ve annemin bitmek bilmeyen sohbetleri eşliğinde yapıyorduk kahvaltımızı. Tolga sabah erkenden evden çıkmış, nişanlısını alıp tamamlanması gereken işlerini tamamlayacaklarmış. Abim sabahın erken saatlerinde mesaj atmıştı. Ahmet abi, öğle vakitlerine doğru Konya'da olurmuş. Bu haberi anneme söylemek ise daha nasip olmamıştı.
Hem kahvaltısını yapıp hem elinde ki telefonu ile uğraşıp duran Alçiçek'e baktım. Hacer teyze, ne yaptığını sorduğu vakit yapılması gereken işlerini tamamlamaya çalıştığını dile getirmişti.
"Kız Hacer, Sarp'a da darıldım vallahi." diyen Hatice teyze ile Hacer teyze konuştu. "Abla biliyorsun çocuğun durumunu, hem okullar yeni açıldı hem de bu yıl sınav senesi, sıkı tutmam gerekiyor deyip duruyor."
"Ay anam, yabancı biri mi evleniyor sanki. Kendi kuzeni" Alçiçek annesinden önce konuşmayı devralıp, "Teyzecim, Sarp'ın hayalleri büyük ve bu hayalleri çalışmaktan geçiyor. Yakın kişi de olsa erkenden gelemezdi o. Babam ile birlikte düğün zamanı gelecek." Hatice teyze gözlerini devirdi. "Ay aman iyi öyle olsun" durup devam etti. "E, senin diğer oğlan gelecek mi ya?"
Bu diğer oğlanın Alparslan olduğunu anlamıştık tabi ki. Hacer teyze bezginlikle, "İşlerini halleder halletmez gelecek oğlum" dedi. Hatice teyze bu sefer sessizliğini koruyabilmişti. Gamze abla, yüzünde ki mahcup ifadeyle teyzesine bakındı. Hacer teyze ona tebessüm yolladı. Alçiçek'in demesine göre Hatice Teyze böyle anlarda stres yapıyormuş ve etrafına da bunu fazlasıyla hissettirirmiş. Gamze abla evlenirken de böyle olmuş. Eşini de çok erken yaşta kaybedince iki evladı ile yaşama tutunmaya çalışan bir kadın olmuş hep. Şimdide evlatları büyümüş, biri çoktan yuvadan uçmuşken diğeri de uçmak üzereydi ve bunların heyecanı, stresi vardı üzerinde. Kolay değildi onun için de. Anlayışla karşılayabiliyorduk.
"Teyzecim, bugün ne yapıyoruz?" diye sordu Alçiçek. Hatice teyze çayından bir yudum aldıktan sonra, "Şu an için her şey hazır sayılır yavrum. Bugün bir kaç yemeği halledelim, şimdi düğün günü acıkanı olur, akşam yemeğine kalan olur, bir gün öncesinden gelip kalan falan olur. Yemeklerimiz hazır olsun en azından." Alçiçek, kafasını salladı. "Sen onu olmuş bil." bana yandan bir bakış atıp "Biz, Gökçen ile yarın çarşıya çıkalım bir. Kıyafetlerimiz hazır değil. Onları halledelim" dediğinde Hatice teyze yine göz devirdi. "Kız deli, kıyafet son güne mi bırakılır?" Alçiçek omuzlarını silkti. "Ne yapayım teyzoş ya, iş güç derken vakit mi kalıyordu?" Hatice teyze hepimizi şaşırtarak sessiz kaldı.
Kahvaltıdan kalkıp etrafı toparladık. Gamze abla yapacağımız yemeklerin malzemelerini çıkartırken annemin yanına yanaştım. "Anne?" Elinde olan telefonundan gözlerini alıp bana baktı. "Efendim kızım?"
"Anne, abimden arabamı istedim. Ahmet abiyle gönderiyor. Bugün öğle vaktine falan araba gelirmiş"
"Geri dönüş nasıl olacak Gökçen?"
"O zamana bakarız anne ya. Abim de gelecek düğüne, belki babam da gelebilirse gelir. Hem onlar olmasa bile bende kullanırım arabayı, arabayla gideriz İstanbul'a"
"Anneciğim, korkumu biliyorsun, tamam arabayı şehir içinde kullanıyorsun, iyi de kullanıyorsun ama şehir dışı farklı olur şimdi"
"Ama araba burada da gerekli bize"
"Neyse Gökçen olan olmuş, bakarız gerisine de" dediğinde derin hir nefes verdim. Şehir dışı, yollar arası hiç kullanmamıştım arabayı. Ama kullanabilceğimi düşünüyordum fakat annem bir tık bu konu da çekiniyordu. Aslında bir kere denesem şansımı belki alışacağım hatta iyi şekilde kullanacağım ama anneme anlatamıyordum bunu.
Gamze abla, sarma içini ve yaprakları annemlerin önüne koydu. Alçiçek'e döndü. "Kuzum, annemin odasından yazma al gel bizlere de" deyince Alçiçek mutfaktan çıktı. Tezgaha yanaştım. "Biz ne yapıyoruz Gamze abla?"
"Su böreği" deyince şaşırmadım değil. Bildiğim bir şey fakat yapmadığım bir şeydi ayrıca. Hayatım da ilkleri deniyordum şu sıralar.
"Senin ufaklıklar nerede ya?" Dedim. Sabahtan beridir, ne Mert ne de Eyüp ortalıkta gözükmüyordu. "Mert bugün babasıyla, ayak altında olmasın dedim. Eyüp de gece hiç uyumadı, şimdi ben ayaktayım ya uyuyor paşa" gülümsedim. "Çocukların eziyeti işte" Alçiçek mutfağa girerek, "Ne varsa bekarlıkta var arkadaş. Ne koca derdi ne de çocuk eziyeti var. Mis gibi hayat işte" dediğinde Hatice teyze ayağında ki terliği Alçiçek'e fırlattı. "Ah!" Kalçasını tutarak Hatice teyzeye baktı. "Teyze ne yapıyorsun ya?"
"Çiçek öyle denir mi hiç? Dua niyetine geçecek, tövbe tövbe"
"Teyzen haklı Alçiçek, bunlar zamanı gelince olması gereken şeyler. " Sözü annem devraldı bu sefer de. "Haklılar, ağzınızdan çıkanlara dikkat edin, dua niyetine geçiverirse o zaman görürsünüz ileri de"
"Allah korusun" diyen de Gamze ablaydı. Alçiçek ile birbrimize bakakaldık. "Demek ki evli olmayanlar anlamıyor olayı" dediğim de "Kesinlikle öyle" diyerek beni onayladı.
Elinde ki mor yazmayı bana uzattı. Gamze ablaya kırmızı yazmayı verdi. Kendi de mavi yazmayı aldı. Saçlarımı alttan topladım. Başıma yazmayı geçirdim ve tepeden bağladım. Elimi belime koyup, "Nasıl olmuşum hanımlar?" Dediğim an, annem gururla göğsünü kabartmış; Hacer teyze tebessüm ederek, "Maşaallah yavruma" demiş, Hatice teyze ise yüzünde ki memnun ifadeyle, "Sen bu kızı gelinin yap bir an önce Hacer" demişti. Bu son cümleyi duymamla kızarmam bir olduğu gibi tükmüğüm de yanlış yere gitmiş öksürmüştüm. Alçiçek imayla sırtıma vurmuş, "Helal helal arkadaşım" demişti. Yavaş gelin yahu!
Kendimi toparlayıp hemen onlara arkamı döndüm ve tezgahtaki hamur leğenini önüme alarak beze tutmaya başladım. Gamze abla da imdadıma yetişip su böreğinin kıymalı iç harcını hazırlamaya koyuldu. Alçiçek de telefonundan şarkı açtı. "Evet hanımlar, sırasıyla çalan şarkılar birine ait olsun" deyince Hatice teyze, "Ney ney olacakmış?" Dedi. "Bak şimdi teyzecim, diyeceksin ki bu çalacak olan şarkı benim diyeceksin, çalan şarkı sana gelecek"
"Haa, iyi o zaman bu şarkı benim olsun" dedi. Güldük. "Olsun bakalım" diyen Alçiçek şarkı listesine basmış olmalı ki şarkının melodisi gelmeye başladı.
Sibel Can'dan Çakmak Çakmak şarkısı gelmişti, Hacer teyzeye.
Hatice teyze, "Sibel Can gelmesi iyi oldu da, şarkı uymadı bana" dedi.
Bezeleri tutmaya devam ettim.
"Ama çakmak çakmak o gözleri
Tam on iki den vurdu kalbimi
Olan oldu bu gönül
Ferman dinlemiyor"
Alçiçek, Hatice teyzeyle uğraştı. "Kız kime vuruldun?" Hatice teyze de ona ayak uydurdu. "Mehmetime vuruldum ben, bundan kırk sene evvel." Dediğinde hepimizin yüzünde ki tebessüm buruklaştı. Mehmet amca, Hatice teyzenin sevdası, Tolga ve Gamze ablanın ise babalarıydı.
Alçiçek daha fazla bir şey demeden sustu. Annem, "Sırada ki şarkı benim olsun" dedi. Şarkı bitip yenisi başladığında şaşkınlıkla anneme döndüm. Musa Eroğlu'ndan Telli Turnam gelmişti.
"Telli turnam selam götür
Sevgilimin diyarına
Telli turnam selam götür
Sevgilimin diyarına
Üzülmesin ağlamasın
Belki gelirim yarına, cananıma
Üzülmesin ağlamasın
Belki gelirim yarına, cananıma"
Bu türkü annem ve babamın türküsüydü. Annem ve babam otuz küsur yıllık evliliklerinde nadir araya gelebilen bir çiftti. Bundan sebep bu türkünün sözleri onları ve onlar gibi olanları yansıtıyordu.
"Hasret kimseye kalmasın
Sevdalılar, ayrılmasın, ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın narına, cananıma
Gönüle hasret yazıldı
Sevgiye mezar kazıldı
Gönüle hasret yazıldı
Sevgiye mezar kazıldı"
Annem burukça tebessüm etti. Gülümsedim. Önüme dönüp işime devam ettim. Türkünün sözleri anlam doluydu. Hele de annem için.
"İki damla yaş süzüldü
Gözlerimin, pınarına, pınarına
İki damla yaş süzüldü
Gözlerimin, pınarına, pınarına
Hasret kimseye kalmasın
Sevdalılar, ayrılmasın, ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın narına, cananıma
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın narına, cananıma"
Türkü bitince Hacer teyze konuştu. "Bu şarkı da benim"
Beze tutma işi bitmişti, Gamze abla da iç harcını yapıp kenara koymuştu. Orta sayılacak siniyi yere açtık. Gamze abla, yere oturdu ve siniyi iyice önüne çekti. "Ben açayım, biriniz suya koyup çıkarsın, diğeriniz de tepsiye dizin" deyince Alçiçek, "Ben dizeyim" dedi. Onayladım. Sıcak suyun altını açtım. Bir leğene soğuk suyu da doldurup kenara koydum. Delikliyi de ayarlayıp Gamze ablaya döndüm. Tuttuğum bezenin birini açmaya koyulmuştu.
Bu sırada şarkı değişmiş, Hacer teyzenin şarkısı çıkmıştı. Hacer teyze de Edip Akbayramdan Aldırma Gönül çıkmıştı şansına. Alçiçek güldü. "Anne, şarkın müko" dedi. Güldük. Hacer teyze de gülerek, "Hakikaten ha, şansıma çıkan şarkıya bakın" dedi.
Gamze abla bir bezeyi açınca dört eş parçaya bölüp tek tek bana verdi. Sırasıyla sıcak suya koyup ardından soğuk suya attım ve en sonda delikli de suyunu akıtmasına izin verip Alçiçek'e verdim. Alçiçekte gri renkli, yuvarlak, börek tepsisine sıraladı. Bunu bir kaç kez daha tekrarladık. Yarısını tamamlayınca Alçiçek iç harcını döküp etrafına dağıttı. Tekrardan üst kısmı halletmek için işe koyulduk. "Sırada ki şarkı benim" dedi Gamze abla.
Çıkan şarkıyla Alçiçek kahkaha patlattı. "Abla, eniştemi ara da dinlet şarkıyı bari" dediğinde güldüm. Mabel Matizden Müphem gelmişti.
Gamze abla da güldü. "Aşık birisiyim ben kızım. Olsun o kadar"
"Göremezler canım, göremezler
Sende benim gördüğümü,
Onlar bi' yudum nefesler
Aşkım yalan değil, ne de hevesten
Çok bekledim bunu inan
Aç bana yüreğini"
Şarkıyı dinlerken su böreğinin üst kısmını da bitirmiştik. Biz etrafı toparlarken Gamze abla ocağın başına geçerek, pişirme işine koyuldu.
O sıra da Alçiçek, "sırada ki şarkı senin olsun" deyince "yok, bu şarkı senin olsun da en sonda ki benim olsun" dedim. "İyi madem" dedi. O sıra şarkı melodiye girdi.
Hande Yener'in Seviyorsun, gelmişti. Şarkı sözlere girince Hacer teyze Alçiçek'e baktı. "Kim kimi seviyor evladım?" Alçiçek gözlerini devirdi. "Kim kimi seviyor anne, yok ki, olsa da sevsek" bu sefer annem konuştu. "Olur olur kuzucum"
Ah, ah! Şu ikili bitirecekti bizi.
Sarma fazlasıyla sevilip yendiği için bolca sarılıyordu. O yüzden annemler daha bitirememişlerdi. Gamze abla, "kızlar siz oturun sarmaya ben de bamya çorbasını hazır edeyim" dediğinde kolunu tutup durdurdum. "Sen otur abla sarmaya, ben bamya çorbasını hallederim" deyince "peki o zaman" demiş masaya geçmişti. Gamze ablanın çıkarmış olduğu malzemeler ile işe koyuldum. Alçiçekte sarmaya yardımcı olmak için masaya geçmişti. O sıra da şarkı bitip bir diğer şarkıya geçerken, "Bu şarkı da Gökçen'in" dediğinde şarkı başlamıştı.
Alçiçek ve Gamze abla şarkıyı melodiden tanımış gülmeye başlamışlardı. Annemler ise daha anlamamıştı. Ta ki şarkı sözlere girene kadar. Hepsi alttan alttan gülmeye başlamışlardı.
"Takıldığım, sakındığım
Sarıldığım uzaktan biri var, biri var (biri var)
Satır satır bakıştığım
Ve yatıştığım görünce bir o var, iyi ki var"
Hay böyle işin!
O sıra da telefonum çaldı. Ben telefonuma uzanamadan Alçiçek arayana baktı ve daha çok gülmeye başladı. O sıra da nakarat kısmı çaldı şarkının.
"O, benim o (benim o)
Kimseye vermem, benim o (benim o)
Söylemem ismini, bilir o kendini
Kalbimin tek sahibi o (benim, benim, benim)"
"Arayan kim Alçiçek?" Diyen annemdi. Telefonuma uzanıp baktım. Hayır, hayır, olamaz bu! Olmasın ya!
"Abim" diyen Alçiçek ile yerin dibine girmeyi istedim. Hem de öyle böyle değil, delicesine istedim.
"O, benim o (benim o)
Kimseye vermem, benim o, benim o
Söylemem ismini, bilir o kendini
Kalbimin tek sahibi o"
Böyle şans mı olur Allah aşkına?
Aramayı meşgule attım. Fakat beyefendinin ısrarını anlamış değildim. Çünkü ben meşgule atmama rağmen tekrar aramıştı. Sinirle tekrar meşgule attım. Şu an hepsinin imalı bakışlar atması gerekiyor muydu peki?
Telefonum sonunda susmuşken Alçiçek'in telefonu çalmaya başladı ve arayan kişi o olduğu gibi bir de görüntülü arıyordu. Alçiçek elleri batkın olmasını umarsamadan aramayı cevapladı. "Canım abim benim" diye coşkuyla açtı telefonu. Gözlerimi devirdim. Bana inat yapıyordu. Ama o düşerdi elime.
"Nasılsın abim?"
"İyiyiz iyiyiz hatta çok iyiyiz" demişti. Arkamı hiç dönmeden çorbayla uğraşıyordum. Telefonu annesine çevirmiş olsa gerek ki, "Hele annem ayrı bir iyi" demişti. Alparslan'ın sesi duyuldu. "Bu kadar iyi olmanıza sevinmekle beraber şüphelenmedim değil. Anne, senin kız bir halt mı yedi yoksa?"
Hem de nasıl bir halt!
"Teessüf ederim abi" diyen Alçiçek'e, "Çekil kızım aradan, anneme soruyorum" demişti. Hacer teyze konuştu. "Yok paşam, biz başka şeylere sevindik"
Alparslan'ın sorgu dolu sesi geldi. "Hayırdır?"
Hatice teyze, konuştu. "Kader mi, yazgı mı yoksa nasip mi desek bilemedik"
Alparslan, "Teyze, Allah aşkına ne diyorsunuz? İki dakika da kafamı allak bullak ettiniz" duraksadı, aklına bir şey gelmiş olmalı ki aniden çıkıştı. "Anne, nasip kısmet derken? Bak, gözünü seveyim yapma şunu bana" Hacer teyze mutluluğun sesine yansımış haliyle, "Yok olur mu annem hiç? Ben hiç bir şey yapmadım. Sen yapmışsın zaten yapacağını" demişti.
Hey güzel Allah'ım şu yer yarılsa beni içine alsa olmaz mı?
"Hasbinallah" dedi o ses. Annem ekranda gözüktü galiba ki tekrardan konuştu. "Nasılsın Gülşen teyze?" Dikkat kesildim. Annemin yüz ifadesini göremiyordum fakat sesinden bir şeyler çıkarmak için kulaklarım dört açıldı. "Elhamdülillah oğlum, iyiyim. Seni sormalı, sen nasılsın?" Sesi iyiydi ama ben bu durum için nasıldı anlamamıştım ki!
"Çok şükür, iyiyim Gülşen teyze. Uğraşıyoruz"
"Rabbim yar ve yardımcınız olsun oğlum"
"Amin, Allah razı olsun"
Alçiçek konuştu. "Bak abi burada da biricik arkadaşım var" yanıma gelerek telefonu yüzüme tuttu. Şaşkınlıkla bakışlarım Alçiçek'e döndü. Sırıtıyordu.
Gözlerimi sakince kapatıp açtım. Sakin olmaya özen göstererek, renkli gözlerimi önümde duran telefona çevirdim.
Oradaydı.
Bir telefon uzağımda.
Beyaz buluzu ve güzel yüzü görüş açımdaydı. Baktı. Başımda duran yazmaya değdi gözleri. Yüzümü inceledi. Boğazını temizledi. "Nasılsın Gökçen?" Yutkundum. Yerimde dikleştim. "İyiyim, sen?" Kafasını eğdi, "Çok şükür" kafamı çok hafif salladım. Onaylamak amacıyla. Baktı tekrardan. Bakışları, 'neden açılmadı telefonum' der gibiydi. Anlamıştım ama bir şey diyemezdim. Tekrardan dikkat çekmemek için konuştu. Sanki az dikkat çekmişiz gibi.
"Hayırdır ne yapıyorsunuz? Sevdiğim yemekler varsa hemen geleceğim" diyerek ortaya atmıştı lafı. Alçiçek kimseye izin vermeden konuştu. "Olmaz mı abi? Mesela," telefonun arka kamerasını açarak karıştırdığım bamya çorbasını gösterdi. "Senin sevdiğin bamya çorbası. Sağ olsun canım arkadaşım yapıverdi" bezginlikle ona değdirdim bakışlarımı. Gülmekle yetindi.
Telefonu tekrardan kendine çevirdi ve bir süre daha konuştu abisiyle ama onları duymuyordum çünkü şu an da yaşadığım olayı düşünmekle mevcuttum. Neler olmuştu böyle?
Telefonuma bildirim geldi. Üstten mesajı okudum.
Alparslan: Yazma yakışmış ama mor yazma daha çok yakışmış, Uğur Böceği 🐞
Kalbim,
Kalbim çok hızlı atıyordu.