📍 Onuncu bölümün devamı
Bir ağaç gövdesine yaşlanmış, üzerinde beyaz, kısa kollu badisi vardı. Ciddi bir yüz ifadesine sahipti.
Alptekin_: Gravità
Açıklama kısmı İtalyanca olarak 'ciddiyet' yazıyordu.
Alptekin_: Meer und ich
İkinci resminin açıklamasında ise Almanca olarak 'deniz ve ben' yazıyordu. Siyah, kısa kollu gömleği ile krem renginde pantolunu ve güneş gözlükleri takılı bir şekilde denizi arkasına alarak, bakışlarını yan tarafa bakarak poz vermişti.
Son resminde ise mavi bir gömlek giymiş, ciddiyet ifadesiyle poz vermişti.
Bir insana mavi bu kadar yakışamazdı
@Alptekin_: Mavi
Bu sefer ki resminin açıklaması Türkçe olarak Mavi yazmıştı. Dil bildiğini bu son resminde belli etmemişti en azından beyefendi.
Instagram uygulamasından çıkıp eşyaları da alarak odama geçtim. Balkonun kapısını kapatıp, bardağı çalışma masama bıraktım. Üzerime aldığım ince örtüyü, yerine kaldırdım. Dolabımın üzerinde olan turkuaz renkli valizimi alarak ağzını açtım. Dolabımın kapağını da açarak, gerekli eşyalarımı, kıyafetlerimi koydum. Düğün ve kına için kıyafet almamıştım. Alçiçek, düğüne daha bir kaç gün olduğunu, Konya'dan alabileceğimizi söylemişti. Turkuaz renkli makyaj çantamın içerisine de gerekli makyaj malzemelerini koyup, makyaj çantasını da valizin bir kenarına yerleştirdim. Valizimle takım olan ayakkabı çantası olan yine aynı renkte olduğu çantaya da kıyafetlerime uygun ayakkabıları koydum. Valizimin bir köşesine de bir iki tane çanta koyup valizimin ağzını kapattım.
Valizin ön gözüne de banyomdan kişisel bakım eşyalarımı alıp yerleştirdim.
Valizi kapının kenarına bıraktım. Tamamdım işte.
Yatağımın örtüsünü açtım, odamın ışığını kapattım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
✨
Yol, insan hayatına benziyordu.
Yolun da bir sonu vardı, insan ömrü gibi.
İlerlediğin yol da mola verdiğin kısımlar olurdu, insan hayatında ki molalar gibi.
Yeri gelir yorucu olur, yeri gelir anı yaşardın.
Hayat bir yoldu, bizler ise birer yolcu.
Geldiğimiz, yaşadığımız ve gittiğimiz o yol.
Kulağımda ki kulaklığı çıkardım. Başını omuzuma dayamış, uyuyan Alçiçek'e baktım. Gülümsedim. Hayatıma annemlerin oturmasında girmiş ve en yakın arkadaşım, sırdaşım oluvermişti. Onu önceden tanımayı isterdim.
Babamın mesleğinden sebep şehir şehir gezmişliğimiz vardı. En son İstanbul'a gelmiştik. Tabi babamın da hizmet yeri değişmiş, asıl yeri Ankara olmuştu. Fakat bu sefer evi taşımak istememişti annem. Ben İstanbul da Boğaziçi üniversitesinde okurken abim valilik sınavlarına giriyordu. Annem, bizler için, bir de bunca yıl taşımış olduğu evlerden sebep yorulmuştu iyice. Ondan dolayı da evi taşımayı düşünmemişti. Abim de sınavı kazanmış ve İstanbul'un valisi olmuştu.
Yaşadığımız hayattan dolayı ne abimin ne de benim öyle yakın arkadaşlarımız olmamıştı. Eh, bir de güvenlik dediğimiz mevzular vardı. Lakin Alçiçek için olaylar çok farklı olmuştu. Hem babası bu devlet için gazi olan birisiyken abisi devlet için çalışan birisiydi.
Yan tarafımız da oturan annemlere baktım. Öylece sohbet ediyorlardı ve sohbetleri fazlasıyla koyu olduğu belliydi, her hâllerinden.
Önümüz de bulunan ufak masanın üzerinde duran Alçiçek'in telefonu titreşmeye başladı. Arayan, Alparslandı. Telefonu elime alarak, Hacer teyzeye seslendim. "Hacer teyze, Alparslan arıyor." Diyerek telefonu uzattığımda almadı. "Sen açıver kızım" bunu diyeceğinin elbette farkındaydım ama yine de ben şansımı denemiştim.
Telefonu yanıtladım. "Efendim?" Duraksadı. "Gökçen?"
"Evet, benim" dediğim de, "Ben seni mi aradım yoksa?" Dediğini işittim.
"Yok, Alçiçek'i aradın ama kendisi uyuyor şu an. Hacer teyze de-" bakışlarım Hacer teyzeye ve anneme döndü. Kendi aralarında sohbet ediyor gibiydiler fakat beni dinlediklerinin farkındaydım. "Hacer teyze de sen aç dedi de"
"Anladım, yolculuk nasıl gidiyor?"
"İyi," devam ettim. "Güzel gidiyor yani."
"Anladım" diyecek bir şey bulamayınca
"Sen nasılsın?" Diye sordum.
Annemler bana sohbet ediyormuş gibi görünen havalarından tamamen vazgeçip bizzat kulaklarını bana vermişlerdi. "İyiyim, nadir bakabiliyorum telefona. Ben de elime almışken şimdi bir arayım dedim işte. Yolculuk falan nasıl diye"
"Anladım" diyen bu sefer de bendim. Sorup sormamak arasında gidip geldiğim, kaçamak bakışlar ile annemlere baktığım an da ağzımdan çıkıverdi kelimeler. "Düğüne gelebilecek misin?" Toparlamaya çalışarak. "Kuzenin evleniyor ya" dedim. Güldüğünü duydum. Annemlerden tarafa ise hiç bakamadım. "Umarım gelebilirim. Belli olmuyor çünkü" dediğinde "umarım, neyse başka diyeceğin yoksa kapatıyorum" diye kaba bir söylemde bulundum. Utanmıştım. Fazlasıyla.
Güldü. "Peki öyle olsun Uğur böceği, görüşmek üzere, Allah'a emanet."
"Sende" dedim ve aramayı sonlandırdım. Telefonun eski yerine koyup annemlere hiç bakmadan yönümü cama çevirdim.
Bakalım Konya şehri bana neler getirecekti.