İçeriğe geç

ELÇİ

Bölüm 10 · 7 dk okuma

ELÇİ

Bölüm 10

"X"

Bölüm 10: Yol ve Yolcu

"Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın."

-Şeyh Edebalı

Eylül'ün ortalarına gelmiştik bile. Zaman su gibi akıp gidiyordu.

Dış işleri Başkanlığının yapmış olduğu sınavıma ise hepi topu bir aydan az bir süre vardı. Babamların demesine göre de Meclis aynı puan türünden alacakmış. Eğer öyle olursa kazanmış olmaktaydım.

Telefonumdan açmış olduğum şarkının sesini biraz daha fazlalaştırdım.

Annem, Hacer teyzeye gitmişti. Bende bir kat evi silip süpürmek amacıyla işe kalkışmıştım.

Salonun tozunu alırken ben de şarkıya eşlik ettim.

"Oklar unutmuş artık yay dediğin nesneyi

Amerikana verdik cenk denilen mesleği

Oklar unutmuş artık yay dediğin nesneyi

Amerikana verdik cenk denilen mesleği

Burnumuzda tütüyor Çinlinin kan kokusu

Elimizden yitiyor yüce dünya beyliği

Burnumuzda tütüyor Rusların kan kokusu

Elimizden yitiyor yüce dünya beyliği"

Yemek masasının üzerini boşaltıp sildim.

"Kan koksun buram buram kan kan kan kan

Nasıl gelecek Turan kan kan kan

Kan koksun buram buram kan kan kan kan

Korkma elinde Kur'an kan kan kan"

Yemek masasının örtüsünü serip kaktüs bitkisini koydum. Fazladan oraya konulan eşyaları yerlerine kaldırdım.

"Masum dururlar bakma

Eli kafaya takma

Tek sağlam baş bırakma

Dünya için bu iyi

Üzgün dururlar bakma

Eli kafaya takma

Tek sağlam baş bırakma"

Salonun toz işi bitince elime süpürgeyi aldım.

"Acun için bu iyi

Sen dünyada neylersin

Hep şehadet söylersin

Türk isen sen askersin

Nükredit'im hak deyi

Sen acunda neylersin

Hep şehadet söylersin

Türk isen sen askersin

Nükredit'im hak deyi"

Süpürme işini de bitirip yerleri sildim. Havalanması için de camı açarak odadan çıktım. Elimde telefon ve toz bezleriyle mutfağa girdim. Bir leğen alarak içine çok amaçlı deterjandan döküp az da su doldurdum. Bezi o leğenin içinde yıkadım ve mutfak dolaplarını silmeye koyuldum.

"Kan koksun buram buram kan kan kan kan

Nasıl gelecek Turan kan kan kan kan kan

Koksun buram buram kan kan kan kan

Korkma elinde Kur'an kan kan kan

Kan koksun buram buram kan kan kan kan

Nasıl gelecek Turan kan kan kan kan kan

Koksun buram buram kan kan kan kan

Korkma elinde Kur'an kan kan kan"

Üst dolaplara geçiş yaptım.

"Ve Fatih'in feyziyle yıkılsın kaleler

Gökte bir baş bulutu

Kürşad da diz vursun Kabe'nin huzurunda

Yemin olsun

Gök girsin kızıl çıksın alınacak öcü

Türkmen'in, Kafkas'ın, Tatar'ın ve uluğ Türklerin

Yemin olsun

Gök girsin kızıl çıksın

Dağ gibi çerilerin tokatları patlasın hainin ensesine

Yemin olsun

Gök girsin kızıl çıksın"

Mutfak dolapları da bitince mutfağı süpürüp sildim. Ocağı da cifleyip temizledim. Üst katlar çoktan bitmişti zaten. Fakat canımın çıktığı da doğrudur. Normalde on beş günden on beş güne bir abla gelir siler, süpürür, çıkardı. Fakat bu hafta gelemeyeceğini, çocuğunun hasta olduğunu söylemişti. Bende anneme başka kadına bakmayalım, ben hallederim demiştim. Lakin bu sondu. Üç kat evi temizlemek ölümmüş arkadaşlar.

Bir de bu evin kütüphane odası, sinema odası, çalışma odaları derken bitik durumdaydım.

Tüm işler bitince telefonumdan gelen şarkıyı kapattım ve kendi odama geçerek duşa girdim. Kısa süre de duşumu alıp çıktım. Üzerime kalçalarıma kadar uzanan kısa kollu, beyaz badimi giyip altıma siyah taytı giydim. Ayağıma çorap bile giymeden saçımı tarayıp odamdan çıktım. Kendime bir Türk kahvesi yapıp içeri geçtim. Elime telefonumu alıp sosyal medyada dolaşmaya başladım. Alçiçek'in hikayesi önüme düştü. İş arkadaşlarıyla bir fotoğraf atmıştı. Sağ alt kısımda bulunan minik kalbe basarak hikayesini beğendim.

O sıra aklıma düşen kişiyle Alçiçek'in hesabına girdim ve ismini arattırdım.

Alptekin_

Profil resmin de bir akşam vakti çekinilmiş, bir sokak lambasının çok az bir aydınlatmasıyla ortaya çıkan bir resmi vardı. Yüzü belli bile değildi. Onu tanımayan bir kişi çok da anlamazdı, onun olduğunu.

Hesabı gizliydi. Yüz kişi takipçisi vardı. O da bir yüz kişiyi takip ediyordu.

Bir de kendi hesabım aklıma geldi. Takipçim, beş bin kişiden oluşurken benim takip ettiğim ise dört yüz kişi vardı.

Gönderi sayısına baktım. Üç sayısı vardı. Üç adet resmi mi vardı sadece?

İstek atıp atmamak arasında gidip geldim. En son görüştüğümüz an, o gün akşamdı. Konuştuğumuz an ise o gece mesajlaşmamızdan oluşuyordu. Alçiçek'in demesine göre onlar da görüşemiyorlardı. Telefonu da son üç gündür kapalıymış.

Kararsızlığımı bir kenara atıp 'takip et' kısmına bastım. 'istek gönderildi' yazısı gözüktü. Sadece istek atmıştım.

Geri onun hesabından çıktım. Diğer takip ettiklerimin hikayelerine bakarken evin kapısı açıldı ve salonun kapısından annem gözüktü. Ayaklandım. "Hoş geldin sultanım" yanıma gelip yanağıma öpücük kondurdu. "Hoş buldum güzel kızım. Allah razı olsun senden. Mis gibi yapmışsın evi" gülümsedim. "Ne demek annem"

"Kahve ister misin?" Diye sorduğum da "Yok yavrum, Hacer teyzen de içtim"

Yanıma gelip oturdu. "Dolapta yemekler var, dünden kalma. Onlar yensin"

"Tamam annem" dedim.

Telefonla uğraşmaya devam ederken annem hareketlenip durdu. Yandan bir bakış attım. "Anne, neyin var?"

"Almila ben bir şey diyeceğim kızım"

"Hm" diye mırıldandım. "Hacer teyzenin kız kardeşi varmış Konya'da. Kız kardeşinin oğlu evlenecekmiş. Hacer teyzen dedi ki, siz de gelin. Kız kardeşiyle bir kaç defa konuşmuşluğumuz vardı. Beni de davet etti. Hacer ablam ile çıkın gelin, kızını, oğlunu da getir dedi." Gülmemeye çalışarak, kaşlarımı yukarı kaldırdım. "Ee?"

Gülşen Sultan, şu an kızını ikna etme çabaları içerisindeydi.

"Ay, işte diyorum ki gidelim mi? Sende evdesin. Hem değişiklik olur. Sınav vaktine de daha var. Ne dersin?"

Omuzlarımı düşürdüm. "Anne, elin düğünün de işimiz ne?"

"Elin düğünü değil o" dediğinde bezginlikle, "Benim teyzemin oğlu evleniyor da haberim mi yok?" Dediğimde bacağıma vurdu. "Oy, Almila! Oy!"

Sitemle bakışlarını benden çekti, az bir açıyla sırtını bana döndü. Elimdeki telefonu koltuğun üzerine bırakıp sarıldım arkasından. "Annem, güzelim benim. Haksız mıyım ama? İşimiz ne?"

"Kadıncağız davet etti. Hem sürekli ev ile dernekler arasında gidip geliyorum. Sen desen sürekli evdesin. Sınavdan sınava girip çıkıyorsun. İkimize de iyi gelirdi."

Konuşmak için ağzımı açtığım sırada üçüncü bir ses girdi araya. Annemle ikimiz sıçradık yerimizden. "Annen haklı, elma yanaklım. Gidin, bir değişiklik olsun"

Kapı da durup bizi izleyen babama çevirdim bakışlarımı. "Baba! Ne ara geldin sen?"

Annem de, "Korkuttu bizi. Hep diyorum sana, şunu yapma. Sessiz sedasız geliyorsun, aklım çıkıyor" dedi.

"Hanım, suç bende değil. Bu sefer sessiz gelmedim ama siz fark etmediniz" annemin o meşhur bakışlarını gören babam, "Belki de haklısın. Yine sessiz olmuş olabilirim" demişti. Gülşen Sultan etkisi diyorduk biz buna.

Babam yanıma geldi, üçlü koltuğa yan yana oturduk, ben ortada kalacak şekilde. Başımı hemen babamın omuzuna yasladım. Şu omuz, her şeye bedeldi.

"Elma yanaklım, bal kızım, nasılsın?"

Kafamı kaldırmadan konuştum. "İyiyim babam, sen nasılsın? Emekli ol artık ya! Yüzünü gören cennetlik ha!" Sitemime güldü. "Az kaldı güzelim. Emekli olacağım da, olmadan önce halletmem gereken işler var" devam etti. "Seni gördüm ya, daha iyi oldum" omuzuna öpücük kondurdum.

O da kolunu boynuma atıp saçlarıma öpücük kondurdu. "Annen haklı elma yanaklım, sürekli evdesin ve ders çalışıp duruyorsun. Biraz da hayatını yaşa"

"Ben memnunum ama hayatımdan"

"Biz memnun değiliz senin bu durumundan" diyen annemdi.

Pes ederek, "Siz kazandınız, ne zaman gidiyoruz anneciğim?" Dedim. Bir Konya için annemi üzmeye değmezdi. Onun çok istediği gözlerinden belliydi.

"Hacer ile konuşayım ben de, alalım biletleri" omuzlarım düştü. "Niye bilet alıyoruz Sultanım? Arabayla ben götüreyim?"

"Beni tanımıyor gibi konuşma Gökçen. Biletleri alırız" kabullenmişlikle sustum. Ben ayarlardım bir seyler. Annem odadan çıkınca yüzümü babama çevirdim. "İşler nasıl?"

"Devlet işleri işte kızım." Deyip kestirdi. Biliyordum kısa ve öz cevap vereceğini.

"Senin son sınavına hazırlık nasıl?"

"Güzel babam ya. Hem bildiğim yerlerden"

"Benim başarılı, akıllı kızım" o gururlandıkça ben de gururlanıyordum. Ama benim gururum, böyle bir babanın kızı olmaktı.

"Bu arada birazcık araştırma yaptım. Meclise girmeye hak kazandın say, sen. Önceki puan türünden alım yapacakmış" gülümsedim. Babamın araştırdım demesi aslında tanıdık olan arkadaşlarına bizzat sorması demekti. Babam böyle diyorsa doğrudur. "Gerçekten değil mi?" Diye de sorma ihtiyacı hissettim. Çünkü bu benim beklediğim, çok istediğim bir şeydi. "Gerçekten meleğim" devam etti. "Tercihlerinde bulun sen" kafamı olumlu anlamda salladım.

Çok şükür, Allah'ım. Çok şükür.

📑

Renkli gözlerimi, karanlık gece de parıl parıl parlayan ay'a çevirdim. Ne de güzel manzara sunuyordu.

Balkonum da üzerime aldığım ince örtüyle, elimde ki kahvemle gökyüzüne bakınıyordum. Babam ile uzun uzun sohbetler etmiştik. Abim gelince de akşam yemeğimizi yemiş, Konya mevzusunu abime de açmıştık. Bizim gitmemize o da olumlu bakmış, düğün gününe işlerini ayarlayabilirse o da gelecekti.

Annem, Hacer teyzeyle konuşmuş yarın akşama biletler alınmıştı. Alçiçekte yarın yarım gün çalışacaktı.

Telefonumun ışığı yanınca elime alıp bakındım. Bildirim Instagramdandı. Alparslan, isteğimi kabul etmişti. Ve kendisi de istek atmıştı. Hemen girerek kabul ettim. Hesabına bakındığımda o üç gönderisi önüme düştü.

Bir ağaç gövdesine yaşlanmış, üzerinde beyaz, kısa kollu badisi vardı. Ciddi bir yüz ifadesine sahipti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.