İçeriğe geç

Eksik Bir Renk

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Eksik Bir Renk

Bölüm 2

1.Bölüm: Grubun yeni rengi

Sabahları sevmem. Hele ki okul sabahlarını. Ama bugün erken uyanmıştım. Ne alarm sesiyle, ne de annemin "Deniz hadi kızım geç kalacaksın" diye söylenmeleriyle.

Uyanıktım. Sebepsizce. Kulaklığımdan gelen şarkı sesiyle birlikte boş okul koridorunda yürüyordum. Dersin başlamasına yarım saatten çok vardı.

Kendime hayret ediyordum. Normalde bu saatte kahvaltı masasına anca oturmuş olurdum. Ama bugün her şey farklıydı. Alarm çalmadan uyanmıştım, gözlerim açıldığında saat 06:25'ti ve bir anda okula gitme düşüncesi içimi hiç rahatsız etmemişti. Hatta, biraz heyecanlanmıştım.

Belki de tek başıma erkenden gelmek huzurlu gelmişti ve bu motivasyonla uyanabilmiştim. Sessizlik, güneşin ilk ışıkları ve hiç kimseyle konuşmadan geçireceğim bir yarım saat... Bunu seviyordum.

Bir mayıs sabahıydı. Bütün sınıflar sessizsi. Hatta tüm okul sessizdi. Sadece duvarlara çarpan ayak seslerimin yankısı duyuluyordu. Sınıf kapısına yaklaştığımda bir şey fark ettim. Cam kenarındaki sıramda biri oturuyordu. Yeni çocuk.

Ege.

Adımlarımı durdurmadım ama yavaşladım. Kulaklığı takılıydı sanırım, saçlarının arasından seçilmiyordu ama kafa sallayışından ve ayağıyla ritim tutuşundan müzik dinlediği belliydi. Önündeki kağıda dikkatlice bir şeyler karalıyordu. Sınıfa girdiğimde göz ucuyla bile bana bakmadı. Yine kimseyi takmıyor gibiydi.

Kararlı adımlarla ilerledim. Pencere kenarı benimdi, O da bunu biliyordu çünkü orayı boş bırakmıştı. Ahu'nun eski yerinde oturmuştu.

Kafasını kaldırıp beni gördüğünde kulaklığını çıkarıp hafifce gülümsedi. Sanki beni beklemiyor ama bi o kadar da bekliyordu.

"Erken gelmişsin," dedi. Basit bir cümleydi belki ama sesinde içimi ısıtan bir tını vardı.

"Evet. Kimseyi görmek istemediğim günlerde erken gelirim" diye cevap verdim çünkü öyleydi. Kimseyi görmeden sınıfta kafa dinlemek için gelmiştim oysa.

Çok kısa bir sessizlik oldu. Ne o konuştu ne ben. Ölüm sessizliğine bedeldi.

"Adın Denizdi değil mi?" diye sordu gülümsemesini yüzünden silerken.

Sanki kendine yapay bir soğukluk katmak istiyordu da aslında hiç öyle biri değildi. Ama bunun altında bir oyun dönmediği ne malumdu? Gardımı hemen indirmek aptallık olurdu.

"Aynen. Deniz Karasu. Senin gibi ukalalara sabırla yaklaşan azimli bir birey." diye çıkıştım.

Saf bir gül gibi görünebilirdim ama bana zarar vermek isteyene dikenlerim yeterdi.

Sadece burnundan çıkan hafif bir nefesle güldü. Küçümseyen ama bir o kadar da eğlenen bir tavır vardı yüzünde. Daha sonra sıranın üstündeki telefonuna gelen bildirime bakmak için önüne döndü. Aynı zamanda da bana laf yetiştirmeye çalışıyordu.

" Deniz." diye tekrarladı ismimi. "Güzel isim"

"Teşekkür ederim" dedim ama sesim bu sefer pek özgüvenli çıkmamıştı. İçimden bir ses 'kızım niye teşekkür ediyorsun laf olsun diye söyledi!' diyordu ama canım sıra rakadaşımdan bir daha iyi bir cümle duyamayabilirdim.

Genellikle adıma çok takınılmaz soyadımla dalga geçilirdi. Keyifsiz göründüğüm her an 'Denizin bu gün suları kara' diyerek müthiş bir espiri yaptığını düşünen herkesi hayatımdan yavaşça uzaklaştırmıştım. O seviye hiç benlik değildi. Ama ilk defa yeni tanıştığım biri adım ve soyadımı birleştirip bir espiri yapmamıştı.

Bakışlarımı kaçırma gereği duydum sepepsizce. Pencereden dışarı baktım. Bir kuş konmuştu ağaca.

Kuş olmak istedim o an. Kanat çırpıp buradan uçup gitmek. Kaçmak. Çünkü bu gülüşün altında kesin bir şey vardı.

Kanatlarım yoktu belki ama ayaklarım vardı değilmi.

Bir az daha kalırsam, bu saçma gülümsemeye inanacak gibiydim. Çantamı Ahu'nun sırasına bırakıp kendimi dışarı attım. Dışarı attım derken, cidden attım.

Hem de "Yayını terk ediyorum, yeter artık" diyen Sinan Engin edasıyla çıktım sınıf kapısından. Eninde sonunda geri dönecektim çünkü. Bu benzetme tam benim durumumu özetliyordu.

Ve kendimi okul tuvaletinde buldum. Nereye kaçılırdı ki başka. Bir kızlar tuvaleti kadar güvenli bir sığınak olamazdı şu okulda.

Arkamdan kapıyı kapatıp aynadaki kıza baktım.

"Hay ben böyle işin yaa.. " diye söylendim kendi kendime. Başka kime söylene bilirdim ki? Limon kokulu temizlik spreyine mi?

"Ne güzel sessizlikti!Güzelce kafa dinleyecektim işte. Adam oraya oturmuş, bi de bana gülümsüyor. Yalancı masumiyet. Kesin altından bir şey çıkacak bu çocuğun. Böyle gülümseyenlerin hep bir gizli planı oluyor zaten. Boşuna mı okuduk o kadar ters köşeyi?"

Kendimi sakinleştimek adına aynaya doğru bir kaç küçük adım attım nefes kontrolü yaparken.

"Tamam Deniz sakin ol" dedi bir tarafım

"Tsunamiyim ben. Sakin falan olamam" dedi neye sinirli olduğunu bilmediğim diğer tarafım.

İlk başta bu nefes egzersizlerini çok ciddiye almamıştım ama işe yarıyorlardı. Yani en azından kalp atışlarım düzene giriyordu.

"Tamam. Sakin. Az sonra kantin. Bir tost. Kaan'la Görkem varsa... tamamım."

Bu saatlerde kantinde olmama ihtimalleri yoktu. En yakın arkadaşlarımı tanırdım. Ders öncesi bir tost yemek en büyük zevkeleriydi. Dün maçları vardı diye okula gelmeyeceklerini yazmışlardı ama bu sabah sessizlerdi. Bu da okulda olduklarını gösteriyordu.

Aynadan kendime baktım. Saçlarımı düzeltip duruşumu dikleştirdim. Kararlı adımlarla koridora çıktım.

Bir kaç kişi gelmişti ama okul hala boş denebilirdi. Sınıfımızın önünden geçerken içeriye bakmadım. O oradamıydı görmedim. Görmek de istemedim. İstikametim daha şimdiden burnuma gelen güzel kokuların kaynağıydı.

Kantine girer girmez her taraftan giren gün ışığı enerjime enerji kattı. Gözlerim her zaman aynı dörtlü ile oturduğumuz masaya kaydı. Her zamanki gibi sabah tostlarını eksik etmiyorlardı.

Kaan Görkem ve... Ege?

Bunun ne işi vardı burada?

Onu görmemek için gittiğim her yerde neden karşıma çıkıyordu?

Bir an duraksadım. Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım, yanlış görmüş olamazdım. Ege tostuna ketçap sıkarken Görkem'le bir şeye gülüyordu. Kaan ise saçma bir şekilde tostunun içini araştırıyordu.

Ne oluyordu bu aşağılık kantinde!

Benim haberim olmadan arkadaş grubumuza biri daha mı eklenmişti?

Sakin ol Deniz. Derin nefes. Bir tost al, o masaya otur ve öğrenmeye çalış.

Tostu bekleyecek sabrım yok.

"Bülent abi, bana bir tost!" dedim ve direkt masaya yürüdüm.

"Ooo Günaydın beyler. Bu ne kalabalık" dedim. Hafif tripli bir cümleydi.

Kaan başını kaldırdırıp beni görünce bir az şaşırdı. Malum okula bu kadar erken geldiğim pek görülmüş bir şey değildi. Ayağa kalkıp beni kolunun altına aldı.

"Deniz? Hoşgeldin! Bak seni kiminle tanıştıracağım-"

"Egeyi diyorsan biz dün tanıştık. " dedim kolunun altından çıkıp kollarımı göğüsümde bağlayarak.

O sırada Ege göz göze geldi benimle.

"Pek güzel bir başlangıç olmadı ama zamanla düzelir" dedi.

Yine o gülümseyiş... Sanki okulun sahibiymiş gibi bir rahatlık. Gülümseyince sevimli olduğunu falan mı sanıyordu acaba?

Zamanla düzelirmiş.

"Desene bütün olayları kaçırmışız," dedi Kaan, Görkem'e dönerek. Sonra hemen açıklamaya başladı, çünkü beni tanır: Merak ettiğim bir şeyi söylemezse ensesine yapışırım. Benim için bir şeyin ucunu açık bırakmak olmaz. Bilmeden duramam.

"Biz Egeyle eski arkadaşız Taa ortaokul dönönemlerinden. Sonra Ege bir az uzak bir yere taşındı ama o sürede hala görüşüyorduk. Sonra da geri döndüler işte. Yani artık bizimle"

"Hmm," dedim, ne diyeceğimi bilemeden. "Çok şey... ne güzel yani."

Ne güzel yani mi? DENİZ NE DİYOSUN YA.

Hem artık bizimle ne demek?

Tam gerilim tavan yapmıştı ki, imdadıma her zaman olduğu gibi Görkem yetişti.

"Dün yazamadık ama efsane maçtı. O kadar yorulduk ki eve gelip yorgunluktan bildiğin bayılmışım."

Ortam gereksiz gerildiğinde Görkem hep devreye girerdi. Sohbeti farklı bir yöne çeker, konuyu dağıtırdı.

Yine öyle olmuştu. Sevmemiştim bu masadaki kötü enerjiyi. Bu yüzden Ben de ona ayak uydurdum. Kaanın yanına oturup tam karşımdaki çocuğa bakmamaya çalıştım.

"Eee kaç kaç bitti?" dedim eski samimi halime geri dönerek.

"Altı iki!" diye atladı Kaan. "Kaptan, o çektiğim şutları görmen lazımdı yaa! 12-B artık bizimle maça çıkamaz diye düşünüyorum."

Güldüm bu hallerine. Neredeyse hep giderdim maçlarını izlemeye. Ahuyla beni tribünlerde görünce daha bir iyi oynarlardı. Sanki bizden cesaret alıyormuş gibi.

"Kaptan mı?" dedi artık tanıdık olan bir ses. Refleks olarak baktığımda dudaklarında yine küçümseyici bir gülümseme vardı. Bu sorunun cevabını ben vermeyecektim.

"Oğlum Ege, sen Denizin çıtı pıtı durduğuna bakma FİFA'da beni bile ezip geçiyor. Hiç acıması yok." dedi Görkem. Onun ardından Kaan girdi araya.

"O gün attığın gol hala kabuslarıma konu oluyor be Deniz"

Tatmin olmuştum bu cevapla. Yüzüme yayılan gülüşe engel olmadım.

Tek kaşı kalkmıştı bu cevaptan sonra Egenin. İnanmıyor gibi duruyordu ama babamla her cumartesi akşamı yaptığımız turnuvalardan habersizdi.

"Ya onu boşver. Bak biz Görkemle iddaya girdik. Eğer tostumun içinde beşten fazla sucuk varsa ben bunu çırak yaptı diyorum. Görkem diyor ' ne alakası var'. Sen ne diyorsun?"

Saçma ve gereksiz bir konuydu. Yani tam bizlikti.

"Bence Kaan haklı." dedim aşırı ciddi bir konuyu tartışırmış gibi. "Bülent abinin tostu güzeldir ama içinde bir şey bulamazsın. Çırağın sanki eli bol biraz"

"Kalk kız gidip soralım. Sana da bir şeyler alayım kuruyup kalmışsın."

İyice anneanneme sarıyordu. İtiraz etmedim. Kalkıp yanında yürüdüm ama sebepsizce adımlarını küçük ve yavaş tutuyordu.

"Bu maç seni çok yormuş anlaşılan. Yürüyemiyorsun bile" dedim alayla.

"Ondan değil" diyen sesi deminkinden çok farklıydı. Sanki bir şey söylemek istiyor da söyleyemiyordu.

"Kaan bir şey söyleyeceksen söyle. Benden bir şey saklamana gerek yok" dedim sakin bir ses tonuyla. Sarı kıvırcık saçlarını karıştırdı önce. Sonra bıkkın bir nefes verdi.

"Bak, sana söylemeden Egeyi de aramıza aldık ama anlaşamıyorsunuz belli ki. Dağılmayız değil mi?. Eğer gerçekten onu istemezsen söz, etrafımızda pek dolandırmayız."

İyi kalpliydi bizim Kaan. Yerdim.

Hafif bir tebessüm kondu dudaklarıma.

"Kaan, sence bizim dağılmamız mümkünmü?" dedi bir adım önünde durarak " Biz bir kere çocukluk arkadaşıyız, hatta kardeşiz. Görkem ve Ahu da aynı şekilde. Yani merak etme. Uyuz ve ukala biri yüzünden kardeşlerimden vazgeçmem. Sizin için katlanacağım mecbur"

Korktuğu cevabı almamıştı. Resmen gözleri parlıyordu çocuğun.

"Aslansın be kızım! Tostun benden. İtiraz istemiyorum. Sus."

Bu sefer kahkahama engel olamadım.

"Eee çağır Bülen abiyi de soralım merak ettim" dedim onun enerjisine ayak uydurarak.

O sırada elindeki tostu bana uzatan Bülent abi gür bıyıklarının altından güldü.

"Ne soracaksınız çabuk olun zilin çalmasına dört dakika var"

"Abi demin tost aldımya ben. Onu sen yapmadın çırak yaptı değil mi?" diye sordu Kaan kendinden emin bir şekilde.

O sırada Görkem ve Ege de yanımıza gelmişlerdi.

"Yoğ yav ben yapmadım. Çırak yapıyor işte noldu beğenmediniz mi?"

Bundan sonrası büyük bir patlama.

Kaan ve ben birbirimize vurarak gülerken Görkem hiç bir şey anlamadan boş boş bakan Bülent abiye döndü.

"Yok abi tostlar muazzam da senin kıdemli aceminin eli sanki bir az bol" dedi iddaya girdikleri kahvenin parasını düşünerek.

Açık ara okul hayatımın en güzel sabahıydı ve içimden bir ses bundan sonrasının bundan daha iyi olacağını söylüyordu.

🌈🎭 🎨

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.