İçeriğe geç

Eksik Bir Renk

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Eksik Bir Renk

Bölüm 3

Göz kırpan fekaket

Beşinci dersten sonra sınıfın havası iyice dağılmıştı. Sanki herkes aynı anda "zaten yılın sonları, kim neyi ciddiye alıyor ki" kafasına girmişti. Öğretmenler bile artık salmıştı. Masamın üstü kaotik bir tablo gibiydi: bir yarısı kitaplarla dolu, diğer yarısı ise Ahu'nun "çok acil" dediği ama hiç acil olmayan dedikodularına ayrılmıştı. Yine birini başka biriyle görmüş, hararetli hararetli anlatıyordu.

"Hani başka birisi olsa yine neyse de Diladan bahsediyoruz yaaa..."

Altıncı ders için zil çaldığında herkes yavaş yavaş içeri doluşmaya başladı. Ve her ders zili, onun yeniden yanıma oturacak olmasının garantisiydi.

Aslında ilk gün biraz soğuk davrandı diye ona ukala damgası vurmam artık doğru gelmiyordu. Bütün derslerde ya paragraf çözmüştüm ya da bu konuyu düşünmüştüm.

Tamam, biraz drama hayatıma renk katmıştı belki ama o sınav istediğim gibi geçmezse bir anda her şey siyah beyaza dönebilirdi. Paragraf önemliydi.

Birkaç teneffüsü birlikte geçirmiştik ve kötü bir tavır, hoş olmayacak bir hareketini görmemiştim. Ama yine de onu nasıl davranacağımı sezemiyordum.

Sınıfa matematik hocası yerine müdür yardımcısı girdiğinde bütün odağım darmadağın oldu. Bu hafta ikinciydi. İlk gelişinde pek iyi haberler getirmemişti ama bu sefer umarım iyi bir şey olmuştur.

Onun arkasından ise meşhur üçlümüz girdi. Kaan önümdeki sıraya aceleyle otururken Görkem bir o kadar sakin bir şekilde Ahunun yanına kuruldu. Ege ise müdür yardımcısına bile gülümsedikten sonra maalesef ki yanımdaki yerini aldı.

"Naber deniz kızı?"

Deniz kızı mı? Cidden mi? Yok karides prensesi. Deniz demesi bile göz devirmeme bir sebepken deniz kızı fazla gibiydi.

"Anlamadım?" dedim ama anlamıştım. Benimle kafa buluyordu. O an aklından geçenleri film şeridi gibi izledim: Aşırı karizmatik ve havalı yeni çocuk Ege, okuldaki tüm kızların ilgisini çeker. Deniz de dahil olmak üzere herkesi birer birer ağına düşürür, onlarla birkaç gün flört eder ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Çünkü o, ulaşılmaz ve biraz da... evet, şerefsizin tekidir.

Ama Ege öyle biri değil, dedi içimdeki iyimser melek. Omuzumun sağında oturmuş, elindeki minik arpıyla huzurlu melodiler çalıyordu sanki.

Elbette öyle! Bütün erkekler aynıdır kızım. Sakın yüz verme, sonra üzülen sen olursun, diye böldü o huzuru sol omzumdaki kırmızı, küçük kuyruklu şeytan.

Ben ise tam ortada, arafta kalmıştım.

Şimdilik ne kötü ne de iyi davranacaktım. Zor biriydi çünkü. Bir ders ağzını bıçak açmazken sonraki ders takıldığım bir soruya yardım eden biriydi Ege Mert.

Lanetler olsun ki evet öyle bir şey de yaşandı.

Çözdüğü AYT sorularından sözelci olduğunu görmüştüm ama O sürekli tarihle ilgilenirken ben edebiyata gömülmüştüm. Şiirler şairler konusunda iyi olmalıydı çünkü yanlış işaretlediğim soruyu hiçbir şey demeden silip değiştirmişti.

Sana ne işte dönsene önüne. Sana mı kaldı benim sorularımı çözmek. Bir soğuk bir sıcak yaparak ne elde ediyorsun anlamıyorum ki!

Ben boş boş göz kırpıştırırken sakin bir ses tonuyla açıkladı kendini.

"Yakıştı" dedi hafifçe omuz silkerek. Sanki dünyanın en normal şeyini söylüyordu. Sana yakışan bir sürü küfür var ben sana onları diyor muyum gerizekalıl!

Tam ağzımı açıp hak ettiği cevabı verecekken müdür yardımcısının sesiyle irkildim. "Evet gençler" dedi sınıftaki fısıltıları bastırarak.

"Lise hayatınızın sonuna yaklaşıyorsunuz. Sınavlara etki etmemesi adına YKS'yi geride bıraktıktan sonra birlikte geçirdiğimiz bu dört yıla güzel bir veda edeceğiz. Geleneksel olarak okulumuzu her yıl yaptığı Yılsonu Balosu bu yıl sizin için olacak"

Sınıftan fısıltılar çoğalırken devam etti Tarık hoca.

"Ama bu yıl bir değişiklik olsun istedik. Mezuniyet töreninin ardından Balonun açılışı için 12. sınıflar bir vals gösterisi yapacak."

Vals mi? diye düşündüm. Ben ve vals? Hayatımda hiç vals yapmamıştım. Panik dalgası içimi kaplarken müdür yardımcısı devam etti.

"Vals çiftleri arasında karışıklık olmasın, uyum yakalanabilsin diye boy ve görsel uyuma göre bir eşleştirme yaptık. Sınavlardan sonra iki haftayı bu gösteriye çalışacaksınız. Partnerlerinizin kim olduğunu ders çıkışında duyuru panosuna asılacak listeden öğrenebilirsiniz. Şimdiden iyi eğlenceler." diyerek bombayı sınıfa bırakıp hızla uzaklaştı.

İşte bu tam bir klişeydi.

Okul seçmiş ne yaa. Tüm haklarımız elimizden alındı şu an. Seçme seçilme hakkımı talep ediyorum!

Sınıftaki homurtular artarken bizim tayfanın sessizliğini Kaan bozdu.

"Kanka ben daha doğru düzgün halay çekemiyorum, bana vals yapacaksın diyorlar. Ulan ben şimdi o kızın ayağına falan basarım, tam bir rezillik yaa"

Görkem ise farklı düşünüyordu.

"İşin iyi tarafından bakın. Evlenince düğününüz için dans kursuna gitmezsin. Beş para vermeden dersini alacağız işte fenamı? Hem ne demişler kardeşim, nerede beleş oraya yerleş."

Görkem'in bu düşünce yapısı her zaman beni ona hayran bırakıyordu. Çocukta inanılmaz bir ticari zeka vardı.

"Krizi fırsata çevirmekte üstüne yok" dedim alayla gülerek ama sonra olayın ciddiyetiyle kaşlarım çatıldı. "Hepimizin ortak bir problemi var. Partnerimiz kim?"

O sırada arka sıradan elbise fotoğrafları açılmış bir telefon uzandı önüme. Arkadan Ahunun tiz sesi duyuldu.

"Ayy Deniz, sence saten mi giysem yoksa tüllü uçuş uçuş bir şey mi?"

Bıkkın bir nefes verip önümdeki telefonu nazikçe geri ittim. "Partner senin için önemli değil sanırım?" diye sordum hayretle. Ama olayın ciddiyetini anlaması için onun anladığı dilden konuşmak gerekiyordu.

"Şöyle düşün. Eğer partnerin seninle aynı boylarda biri olursa topuklu ayakkabı giymen tam bir fiyasko olur."

Yüzündeki hayalperest ifade bir anda soldu. Gözleri kocaman açıldı.

"Ama görsel uyum boy falan dediler. Olmaz aynı boyda biriyle eşleşemem." Bir az duraksadı. "Eşleşir miyim yoksa?" dedi çaresizce.

Ahu'nun bu paniği hepimizi güldürmüştü ama Görkem ciddiyetini koruyarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Merak etme Ahu. Kızların topuklu giyeceğini hesap etmişlerdir. Yanında cüce palmiye gibi kalacak birini koymazlar, rahat ol."

Evet artık Ahu da bizimle aynı gemideydi. Bu teselli asla onu rahatlatacak türden değildi.

Kaan birini ezmek korkusuyla, Ahu topuklu giyememe ihtimaliyle, ben ise başlı başına planımda olmayan valsın paniğiyle cebelleşiyorduk.

"Evet hayatımızı biraz hareketlendirdiğimize göre artık YKS'ye çalışmaya devam edebiliriz" dedim ortamı toparlamak adına. Sonuçta bu baloya hazırlık işleri sınavlardan sonraydı. Telaşımı sınavdan sonraya erteliyorum.

🌈🎭 🎨

Sorular ve cevapların beynimi ele geçirdiği bir yarım saatin sonunda nihayet zil sesi duyuldu. Daha çantamın fermuarını bile çekememiştim ki Ahu'nun o bilindik tiz sesi yine kulaklarımı tırmaladı.

"Deniz, hadi! Meraktan öleceğim şimdi!"

Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan, bir kolumda Ahu, diğerinde Kaan, beni koridora doğru çekiştirmeye başladılar. Hırkam omzumdan düşmüş, çantamın dengesi bozulmuştu ama umurlarında bile değildi.

"Durun bir saniye, eşyalarım!" diyecek oldum ama kim dinler?

Merdiven başına geldiğimizde, her zamanki gibi keyfi yerinde olan Görkem elindeki simitten kocaman bir ısırık alarak bize katıldı.

"Ne bu telaş? Liste kaçmıyor ya," dedi alaycı bir sırıtışla. Haklıydı. Bu curcunanın ortasında en mantıklı konuşan yine oydu.

"Bir kere de bize ayak uydursan ölür müsün?" diyerek ters bir bakış attı ona Ahu.

Üstüme başıma çeki düzen verdim ve... Evet, onlara katıldım. Bir daha böyle bir heyecanı nerede yaşayacaktım ki? En sevdiklerim yanımdaydı, mutluydum.

"Ne duruyorsunuz? Aşağıda şenlik vardır şimdi," dedim ve merdivenleri üçer beşer atladım. Kaan'ın kahkahası artık boş olan koridorda yankılanırken, Ahu'nun dualarla manifestleri karıştırışı, ağzı dolu Görkem'i bile krize sokmuştu.

Girişteki duyuru panosunun önü cidden ana baba günüydü. İğne atsan yere düşerdi belki ama meşakkatli bir düşüş olurdu. Böyle bir kalabalıkta listeyi görmemiz imkansızdı.

"Eee ne yapacağız? Bu kadar insanın dağılmasını mı bekleyeceğiz?" diyen Ahu'nun sesinde bariz bir üzüntü vardı. Bazen fazla drama yapmayı seviyordu.

"Tabii ki de beklemeyeceğiz," diyen Görkem birkaç saniye içinde uzun boyluluğunu kullanarak kalabalığı yarıp listeye yaklaştı. Elini listenin üstünde gezdirerek isimlerimizi aradı. Sonra bir yerde durdu.

"Kaan Yavuz," dedi hafifçe kıkırdayarak. "Üzgünüm kardeşim ama Sena ile sana kolaylıklar diliyorum."

Sena?

Okul gazetesinin gözü, kulağı, hatta bazen nefesi.

Her şeyden haberi vardır. Biri birine baksa, bakış süresini bile saniyelerle kayda alır.

En tehlikeli cümlesi de şudur: "Kimseye söylemem." Yersen.

Bir de nedense herkes bu tuzağa düşer. Bilmiyorum, hipnoz mu yapıyor, gözlerinde mi büyü var anlamıyorum. Ama haberin yayılma süresi, Sena faktörü varsa, maksimum 17 dakikadır.

Yani dikkatli olmazsan, daha olayı yaşarken manşet olmuş oluyorsun.

Anında "Kaan mı?" diyen sesi duyuldu Sena'nın. En önlerde durmuş, listenin fotoğrafını çekiyordu. Daha ne var ne yok okumadan haber yapma peşindeydi.

Kalabalığın arasından çekilip yanımıza gelmeye çalışıyordu. Kaan'ın arkamda siper aldığını gördüğümde ise gülme isteğime zorla hâkim oldum.

"Kaan, kız canavar değil," dedim ona dönerek.

"Canavar vallahi canavar. Bakmayın bir elli olduğuna, yer altında bunun iki katı var."

"Bir elli yedi."

Şaşkınlıkla sesin geldiği yöne döndük. Bunu duyacağını hesaba katmamıştım. Kaan ortamı toparlamak için bir şeyler geveledi ama ne dediğini ben bile anlamadım.

"Sorun değil," dedi sıcak bir gülümsemeyle. Elini tokalaşmak için Kaan'a uzattı.

"Beni tanıyorsunuzdur ama yine de ben Sena. Tanıştığımıza memnun oldum. Umarım iyi vakit geçiririz."

Onlar tanışırken biriyle sohbete dalan Görkem'le göz göze geldik. Kelimeleri gözümden seçmiş gibi listeye dönmüştü. Yine biraz göz gezdirip durdu.

"Ahu Işık..." Biraz duraksadı. Yavaştan dağılmış kalabalığın arasından geçip yanına gelen Ahu'ya bakıp sırıttı.

"Benimlesin."

Listedeki en iyi çift olduklarına yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım. Eşleştirme yapan kişi zevkli biri olmalıydı. Görsel uyumu ancak bu kadar iyi yansıtmak mümkün olabilirdi.

Ahu'dan çıkan sevinç nidaları koridorları kaplarken, sıra bana gelmişti.

"Peki ya ben?" dedim koşar adım yanlarına giderek.

Elimi listenin üstüne koyup ismimi aradım. Gözlerim satırları hızla tararken kalbim, listede kendi adını arıyor gibi atıyordu. "Deniz" ismini görünce parmağım orada durdu. Ve hemen yanındaki isme baktım.

"Deniz Karasu – Ege Mert Çetin."

"Ne?" diye yükseldim istemsizce. Sesim biraz yüksek çıkmıştı. Ahu'nun sevinç çığlıklarını bastıran bu çıkışım insanların bakışlarını üzerime toplamıştı.

"Deniz, ne oldu? Kim çıktı?" diyerek arkamdan listeye baktı Ahu. Parmak ucumdaki ismi okudu.

"Ege mi!?" diye attığı çığlık ise benimkinden daha alçak tondaydı belki ama bakışları daha çok üstümüze çekmişti.

Arkamı dönüp Ahu'ya dertlenecektim ki... bir çift göz gördüm üzerimde. Okulun içindeki sütunlardan birine yaslanmış, sakince gömleğinin kolunu kıvıran Ege Mert.

Güldü önce. Sonra çantasını omzunda sabitleyip yaslandığı yerden doğruldu. Elleri cebindeyken başını hafifçe sağa eğdi.

Göz kırptı.

Ama bu göz kırpma, bana 'Hadi bakalım, ne yapacaksın şimdi?' der gibi bir anlam yüklüydü. İçimdeki kızgınlık ve sinir bir anda arttı. Söylemek istediğim bütün küfürleri yuttum.

Bakışlarım olduğu yerde kalmışken, Kaan önüme geçip bana baktı.

"Kaptan iyi misin? İnme falan mı indi acaba kıza?" dedi telaşla.

"Göz kırptı! Ege oradaydı, görmediniz mi? Sırıtıyordu. Arkanızdan göz kırptı bana!"

Artık delirdiğimi düşünüyorlardı çünkü arkalarında Ege yoktu. Çoktan çıkmıştı okuldan.

Tamam.

Madem oyun istiyorsun, oynayalım o zaman Ege Mert Çetin.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.