Alarmımı erteleyip anneme "beş dakika daha" dediğim sabahlardan biriydi.
Sabahın ilk ışıklarıyla rahatsız okul sırasına oturmak işkenceyken, uyumak tarifsiz bir huzurdu. Gözlerim dalıp gitmişken sağa sola sallanan bir el, güneşimin henüz yeni doğduğunu haber veriyordu.
"Günaydın! Ben geldim. Dünyadan Deniz Karasu'ya. Beni duyuyor musun?"
"Günaydın, Ahucum Yine sabahın köründe güneş gibi parlıyorsun. Ne ara hazırlanıyorsun ben onu da bilmiyorum ki. Yani şu okulları öğleden sonra yapsalar bu eğitim sistemi çöker değil mi?"
Ahu sandalyesini çekip yanıma oturdu.
"Denizcim, ben sabah 06.30'da uyanıp 07.00'de giyinip 07.15'te dans ediyorum. Sen hâlâ sabahları tost makinesi gibi çalışıyorsun, geç ısınıyorsun."
Gülümsedi. "Bence önce eğitim sistemini değil, uyku sistemini değiştirmen lazım."
"Bari sen yapma be Ahu."
"Off tamam tamam. Bu arada fizik hocası yokmuş, ders boş. Atış serbest."
Ne dediğini anlayamayıp göz kırpıştırdım.
"Kulaklıklarını çıkarabilirsin," dedi gülerek.
Nasıl da tanıyor beni...
Boş derslerde sınıftaki geyik muhabbeti ne benim ne de Ahu'nun ilgisini çekiyordu. Bir avuç liselinin tartıştığı konular bana göre değildi. Benim ilgi alanım kitaplar ve müzikti. Ama göz kapaklarım hâlâ grevde olduğu için en mantıklı fikir kulaklıklarımı takmaktı. Kablosuz kulaklığımın tekini uzun saçlarımın altına saklayarak kulağıma taktım. Telefonumdan rastgele bir şarkı açsam da bunun en sevdiğim şarkı olması gün içinde yaşanmış en iyi şeydi.
Pespembe – Kaçamam Senden.
Pespembe pek bilinmezdi. Hatta hiç bilinmezdi. Ama ben zaten herkesin sevdiğini değil, kimsenin bilmediğini severdim. Bana özel gibi hissettirirdi.
"Kızıyorum ama kaçamam senden," diyordu Tunahan.
Dinlemeyenlerin çok şey kaçırdığı bir şarkıydı.
Başımı kollarımın arasına gömüp sırada uyuyabileceğim en rahat pozisyonu buldum. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Belki on, belki yirmi.
Bir şarkı daha bittiğinde sınıf kapısı aniden açıldı. Başımı kaldırdığımda müdür yardımcısı ve sınıf öğretmenimiz akıllı tahtanın önünde dikiliyordu.
"Haydi buyrun cenaze namazına. Acaba şimdi ne yaptık?" diye fısıldadı Ahu.
Haklıydı. En son bu ikiliyi yan yana böyle gördüğümüzde sınıfça organize olup okul zilini Baby Shark yaptığımız için disiplinlik olmuştuk.
Herkesin yüzüne bariz bir tedirginlik oturmuştu. Mezuniyete iki ay kala senemizi yakmak istemezdik. Sınıf öğretmenimiz bu halimize gülümsedi.
"Bu sefer disiplinlik değilsiniz, rahat olun. Sadece yeni bir öğrencimiz var, tanıştırmak istedik."
"Mezuniyete iki ay kala okul değiştirmek ne yaa?" dedim Ahu'ya dönerek.
Dedikoduyu taze taze tüketmeden rahat edemezdim.
"Harbiden, önemli bir şey olmuştur kesin."
"Ahu ve Deniz!" diye sessiz olmamız için uyardı Esra hoca. En azından umduğum oydu.
Ama devam etti: "Siz ayrılın bakalım. Ahu sen arkaya geç."
İçimden küfrettim. Sabah diş macunu yerine yüz yıkama jeliyle dişlerimi fırçaladığımda anlamalıydım bu günün rezalet geçeceğini.
İtirazlarımıza rağmen Esra hoca fikrinden dönmedi. Çok katı bir öğretmendi. Lise son sınıf olmamıza rağmen onun istediyi düzende oturmak zorundaydık. Ahu mecburen çantasını alıp arka sıraya geçerken sınıfın kapısı tekrar açıldı.
İçeriye giren çocuğa göz ucuyla baktım. Siyah saçlarını geriye atmakla meşguldü ama yüzüne düşen bir iki tutamından kurtulamamıştı. Üstünde ütülü lacivert bir gömlek siyah klasik bir pantolon vardı.
Old money tarzını ilk kez kanlı canlı görüyordum ve kasıntı da durmuyordu.
Gözleri sınıfta kısa bir tur attı. Garip biçimde rahattı. Sanki bu sınıfa alışmaya çalışan o değil de bendim.
"Kendini tanıtmak ister misin Ege?" dedi Esra hoca.
İçimden göz devirdim. Gereksiz sınıf arkadaşları listeme biri daha eklenmişti. Aman ne hoş.
"Adım Ege Mert Çetin. Bence bu kadarı gayet yeterli," dedi.
Gülmemek için alt dudağımı ısırdım. Tipe bak, ukala kontenjanı da doldu.
Esra hoca bana baktı. "Hayır, hayır, lütfen o olmasın," dedim içimden.
"Ege, geç Deniz'in yanına otur," dedi beni göstererek.
Bingo. Günüm daha ne kadar kötüleşebilir?
Ege, başıyla onaylayıp yanıma yürüdü. Omzundaki çantasını sıraya koyarken sınıf çıt çıkarmıyordu. Herkesin bakışları üstümüzdeydi. Ege sessizce yanıma oturduğu sırada Esra hoca ve müdür yardımcısı bir şeyler söyleyip çıktılar.Duymadım.
Ne bir selam, ne bir bakış. Sanki ben yoktum. Bu kadar da mı merak etmez insan yanındakini?
Bırak göz temasını yüzüme bile bakmadan umursamazca "Arkadaşınla ayrılmanıza üzüldüm ama yerimi ısıttığınız için teşekkür ederim." dedi.
Uyuzlukta seviye atlamıştı. Cevapsız kalamazdı.
Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirip ona döndüm.
Göz göze geldiğimizde göğüsüme bir taş oturdu gibi hissettim. Ama çaktırmadım.
"Umarım kalıcı olmazsınız, Ukala Ege Bey."
Cevap vermedi. Aynı benim gibi kulaklıklarını takıp bir şarkı açtı.
Birkaç saniye öylece kaldım.
Artık hayatımda uyuz ve ukala bir sıra arkadaşım vardı.
Telefonuma gelen bildirimle irkildim. Ahu'dan tek bir mesaj:
"Denizz yanına Yunan tanrısı oturdu. Evrenin daha ne yapmasını bekliyorsun?!"
Evet, küçük bir değişiklik gerekiyordu.
Artık uyuz, ukala ve Yunan tanrısı gibi bir baş belam vardı...