İçeriğe geç

EKİP

Bölüm 5 · 9 dk okuma

EKİP

Bölüm 5

5. BÖLÜM ~ TERS GİDEN DURUMLAR

​"...Başım ağrıyor."

"İstersen işimi yarıda bırakıp senin sağlık durumunu kontrol edebilirim Can," dedi Lara. Can:

"Teşekkürler Lara ama geçer birazdan, sıkıntı yok," dedi.

​Can, laboratuvarda akıllı saat yapmaya çalışıyordu. Bu akıllı saat normal bir akıllı saat gibi görünse de onun yazılımını baştan kodlayacaktı ve Lara'yı da yardım için akıllı saatin içine koyacaktı. Böylelikle Lara da onunla birlikte her yere gelebilecek, ayrıca her dakika başı Lara, Can'ın sağlık durumunu kontrol edebilecek ve Can'la konuştuğu için evde tek başına kalıp sıkılmayacaktı. Lara'yı akıllı saate koyma fikri geçen günkü olaydan dolayı gelmişti aklına; hatta bu akıllı saati yapma fikri bu yüzdendi. Bir nevi Lara'nın yalnız kalmaması ve derslerdeki küçük işlem hatalarını Lara'nın dikkati sayesinde düzeltmek de vardı fikirleri arasında.

​Can iki saate yakın bu akıllı saati yapmaya çalışmakla geçirmişti. Can akıllı saati sıfırdan kendisi yapıyordu; malzemelerini çok önceden toplamıştı ama yapmak bir türlü nasip olmamıştı. Can saatin kordon kısmını bile kendine göre ayarlamıştı; kordonun rengi duygu ve düşüncelerine göre renk değiştiriyordu. Can elinde lehim makinesiyle saatin ana kart kısmını takmış ve elektrik verip ana karta taktığı ekranın çalıştığını görüp Lara'ya:

"Lara, voltaj ayarını yavaş yavaş yükseltip en son ne kadar güç akımına dayanabilir öğrenebilir misin? Sanırım bir dakikanı falan alır," dedi Can. Lara da:

"Birkaç saniyemi alır..." dedi ve gerçekten birkaç saniye sonra: "350 Volt'a kadar yükselebiliyor," dedi. Can: "İyi ama biraz daha yükseltmemizin bir imkânı yok mu? Yani daha fazla yükseltirsek kablolar mı yanar yoksa kodlama mı çöker? Bence ikisi de eksik Lara, kodları baştan yazacağız. Malzemelerimiz var değil mi?"

​Lara biraz bekleyip: "Son bir kez hata yapma şansımız var. Eğer şimdi yapacağımızda da hata olursa malzemeleri sipariş etmek zorunda kalırız ve malzemelerin gelmesi 1 ay sürebilir. Bu riski almak ister misin Can?" Can da: "Hata yapma oranımız yüzde kaç peki?"

"%50."

"O zaman dua edelim de o %50 kazanma yüzdemiz olsun," dedi ve Can'la Lara kodlama yapmaya başladılar.

​Kodlama iki saat sonra bitmişti; Can'ın yazdığı kod o kadar hata vermişti ki bu kadar uzun bir sürede sona erebilmişti. Can vakit kaybetmeden kodları akıllı saatin vericisine aktardı. Sonra ekranın olduğu kısma hafıza kartının kablolarını lehimledi ve Lara'ya: "Evet Lara, şimdi çalıştır ve 1200 voltaja çıkar," dedi. Lara da korkarak: "Can, 1200 Volt biraz fazla kaçar, bence 1000 voltaj yeter." Can: "1000 Volt az. Dediğim gibi 1200 Volt'tan başlat, hem zaten amperini 3.3 yaptık, voltajını yükseltebiliriz."

"Can yine de 1200 yüksek bir rakam, kartı yakarız."

"Sen dediğimi yap... HEMEN!" dedi ve Lara yavaş yavaş hafıza kartını yüklemeye başladı. Çok az da olsa yanık kokusu ve cızırtı sesleri çıkmaya başladı ve sonunda minik bir sesle birlikte yangın çıktı. Laboratuvarın yangın tüpleri devreye girdi ve bütün laboratuvar bir anda bembeyaz bir köpükle kaplandı. Beyaz köpük duvardan yavaş yavaş kalkarken, yüzü bembeyaz olan Burak çıktı.

​"Burak geldiğini görmedim, kusura bakma meşguldüm de. Banyonun nerede olduğunu biliyorsun, istersen git bir duş al. Benim kıyafetlerim de sana oluyordu, odamı da biliyorsun diyeceğim ama valizle gelmişsin. Ne oldu? Dur ben tahmin edeyim, yine babanla kavga ettin değil mi?"

​Burak yüzündeki köpükleri silip: "Onu boş ver, benim ilk duş almam lazım. Sayende valizim de köpük oldu, yani mecbur senin kıyafetlerinden giyeceğim. Bu arada sen neyle uğraşıyordun? Yani geldiğimi Lara bile duymadı. Eve senin bana vermiş olduğun yedek anahtar ve şifreyle girdim."

​Can masadaki eşyaları kaldırırken Burak'a döndü: "Bir saat üzerinde çalışıyordum ama olmadı, boş ver. Sen git duşunu al, ben de o sırada laboratuvarı temizleyeceğim," dedi. Burak valizi eline alıp merdivenlerden yukarı çıkarken Can'a: "Senin yanındaki oda boş muydu?" dedi. "Evet," dedi Can. Burak hemen kafasını sallayıp yukarı çıktı ve duşa girdi.

​Lara: "Can, ben ve Mira hallederiz, sen istersen dinlen, hem başın da ağrıyordu," dedi ince ve kibar bir sesle. "Evet Can, sen git ve dinlen. Ben ve Lara burayı hallederiz," dedi konuşan. Mira'ydı bu; Can'ın temizlik robotu olarak yaptığı ikinci yapay zekây dı. Lara kadar kapsamlı çalışmalar yapamasa da evin bütün temizliklerini ve bütün yemeklerini o yapardı; fırına, bulaşık makinesine, elektrikli süpürgelere, ocaklara erişimi vardı. Kendisi kolları olan küçük bir robot bile olabiliyordu. Can'a kahve ya da yemek getirirken zorlanmamak için öyle yapılmıştı.

​"Tamam o zaman, buralar siz ikinize emanet, ben yukarı dinlenmeye gidiyorum," dedi ve o da merdivenlerden yukarı çıktı, koltuğa uzandı. Beş on dakika sonra boynunda havlu ile Burak aşağıya inmişti. "Baştan söyleyeyim, bu üstümdekiler artık benimdir," dedi.

​Burağ'ın sesiyle Can koltuktan zorla kalkıp doğruldu. Burak ise kafasını havluyla kurulayıp tekli koltuğa oturdu. Can hemen konuya girdi: "Ee Burak anlat ne oldu?" dedi. Burak havluyla kafasını kurulamayı bırakıp omzuna astı ve koltukta geriye doğru yaslanıp ofladı. Can ellerini havaya kaldırıp tekrar konuştu: "Tamam Burak, hiçbir şey anlatma ama Fatih amca senin burada olduğunu bilir biliyorsun değil mi? Yani bundan önceki kaçmanda da buraya geldin. Fatih amcanın buraya gelmesi pek şaşırtıcı olmaz," dedi Can ve kapı çaldı. Can "Demiştim" der gibi Burağ'a baktı.

​Can koltuktan kalkıp kapıya gitti ve kapıyı açtı. O anda Burağ'ın babasını beklerken kapıda Kaan, Ata ve Ahi duruyordu. Can bir anda şaşırmıştı çünkü onların gelmesini beklemiyordu. Burak arkadan kapıya bakmadan: "Eğer babamsa söyle ona, eve gelmeyeceğim!" dedi. Kaan: "Hemen eve geliyorsunuz beyefendi!" dedi boğazını temizleyerek. Burak bu sesle birlikte arkasına dönüp kapıda olan arkadaşlarına baktı. Kaan, sınav haftasından önce kafa dağıtmak için "erkek erkeğe" bir gece geçirmek istemiş; gelmeden önce Ata ve Ahi'yi de yanına almıştı.

​Can şaşkın bir yüz ifadesi ile "Hoş geldiniz," dedi. Kaan elindeki iki dolu poşeti Can'a verip içeri geçti. Lara'ya da selam vermeyi unutmadı: "Merhaba, bu dünyada bizi anlayabilen tek gerçek olmayan kadın!" dedi. Lara: "Hoş geldin Kaan," dedi. Kaan ellerini birleştirip: "Hadi bakalım gençler, açın bir film izleyelim!" dedi. Can elindeki poşetleri mutfağa bıraktı. Burak: "Hayırdır Kaan, müjdeli bir haberin mi var, bu hazırlık nedir?" dedi. Kaan flaşı TV'ye takıp film ararken konuştu: "Asıl haberler sende sanırım Burak. Sen anlat ne oldu da buraya geldin? Evine gittik ama yoktun, ben de burada olabileceğini düşündüm. Ama DUR, haberleri şimdi anlatma; filmden sonra anlatırsın," dedi ve bir filmde durdu. Filmin adı Red Notice. Mutfaktaki Can'a: "Hadi ama Can, film başlayacak getir şu yiyecekleri!" diye bağırdı. Can: "Benim iki kolum var, acaba yardıma mı gelseniz?" dedi.

​Kaan mutfağa gidip bütün paketli yiyecekleri kucaklayıp masaya koydu. "Düzene gerek yok, her şey doğal olacak. Herkes kafasına dikleyip içecek," dedi. Can: "O zaman buraları toplamaya yardım edersin çünkü Lara ve Mira aşağıda laboratuvarı temizliyorlar," dedi. Kaan: "Ne oldu ki? Yada neyse söyleme, film bitsin konuşacağız," dedi. İzleyecekleri filmleri saydı:

- Red Notice, 6 Underground, Free Guy, The Adam Project, Sonic the Hedgehog 2.

​Ahi: "Peki neden Sonic? Neden hepsi gerçek yapım da o animasyon?" Ata ise: "En önemli soru o değil Ahi, neden 2? Neden 1 değil de 2?" dedi. Kaan: "Seviyorum ondan," dedi. Burak: "Kardeşinden dolayı değil mi? Renkler ve zevkler tartışılmaz," dedi. Kaan "Red Notice"u oynatmaya başladı. Film başlar başlamaz Ata: "Bu filmde şey oynamıyor muydu, kel bir adam vardı Hızlı ve Öfkeli'de..." Ahi atladı: "Dwayne Johnson," dedi. Herkes Ahi'ye şaşkınlıkla baktı; sabahtan beri hiçbir şey izlememiş gibi davranıp bunu bilmesini beklemiyorlardı.

​10 SAAT SONRA:

Filmler bitmişti. Öğlen 3'te başladıkları maraton gece 2 gibi sona ermişti. Sonic filminin sonundaki after-credits sahnesini izlediler ve hepsi isyan etti:

"Nasıl yani?" (Can)

"Bu burada bitmemiştir ya!" (Burak)

"Ne yani, Sonic'in ikizi mi var?" (Ata)

"Ben inanmıyorum, 3. film ne zaman çıkacak?" (Can)

​Kaan: "Ben demiştim beğeneceksiniz diye. 3. film çıktığında kardeşimi götüreceğim, isterseniz hep birlikte gideriz," dedi. Ata: "Ahi bile beğendiğini söyledi, evet biz de geleceğiz!" dedi. Herkes gülmeye başladı. Sonra konu Burak'ın neden orada olduğuna geldi. Kaan: "Ee Burak anlat bakalım," dedi. Burak oflayarak: "Boş verin beni, Can'ın neden laboratuvarı yaktığını öğrenelim," dedi.

​Can: "Evet, akıllı saat yapmaya çalışırken yanlışlıkla fazla yükleme yaptım ve ana kartı yaktım. Az kalsın laboratuvar da yanıyordu ama Lara ve Mira sağ olsun son anda kurtardım," derken Kaan sözünü kesti: "Güzel Can, ama Burak neden burada? Şimdi anlat Burak!" dedi kararlı bir şekilde. Burak: "Ailevi bir mesele, boş ver," dese de Kaan'ın bakışları karşısında anlatmak zorunda kaldı: "Babamdan dolayı geldim, oldu mu Kaan?" Kaan: "Adam seni önemsiyor Burak..." derken Burak ilk defa sesini yükseltti: "O BENİ DÜŞÜNMESİN! BEN KENDİ BAŞIMIN ÇARESİNE BAKABİLİRİM!"

​Sesinin yüksek çıktığını fark edince: "Ö... özür dilerim Kaan. Bağırmak istemedim, sadece o adamın savunulmasına sinir oluyorum," dedi ve başını öne eğdi. Kaan: "Burak senin baban var ve seni korumaya çalışıyor. Benim babam ben küçükken öldü..." Ardından Ahi konuştu: "Benim babam beni hiç sevmedi. Annem benim yüzümden ondan ayrıldı." Burak şaşkınlıkla Ahi'ye baktı. Sonra Ata girdi söze: "Benim... babam... o kelime benim için bir cellat adı. O şerefsiz annemi ve abimi elleriyle, gözümün önünde öldürdü. Beni de öldürecekken polisler geldi. O adamın insafı değildi bu, kaderin oyunuydu. En azından seni düşünen bir baban var," dedi.

​Bir anda herkesin morali düştü ama Can hızla ayağa fırlayıp "TOMBALA!" diye bağırdı. "Hep beraber tombala oynayalım!" Mira tombalayı getirdi ve oynamaya başladılar. Burak "TOMBALA!" diye bağırdı ama Lara: "Hayır, 6 yerine 9 koydun," dedi. Sonraki turda Burak gerçekten kazandı: "TOMBALA! Lara bak bakalım yanlışım var mı?" Lara: "Yok, bu sefer kesinlikle tombala!" dedi. Gecenin sonunda herkes bir köşede uyuyakaldı. Sabah Can'ın evini toplayıp dağıldılar.

​1 GÜN SONRA:

​Okul vakti gelmişti. Burak hazırlanmıştı ama Can odasından çıkmamıştı. Burak içeri girdiğinde Can'ı yatakta buldu. "Hadi Can, okula geç kalacağız!" Can: "Niye vuruyorsun?" dedi. Burak: "Vurmadım, sadece dokundum." Can: "Her yerim ağrıyor, kemiklerim dahi sızlıyor." Burak: "Sert yerde yatmaya alışkın değilsin ondandır. Hadi kalk, okulda kahvaltı yaparız," dedi. Can hazırlanırken Burak laboratuvara girdi. Sonra birlikte okulun yolunu tuttular.

​OKULUN BAHÇESİNDE:

​Kumsal iki gündür hastaydı; midesi bulanıyor ve başı dönüyordu. Derin: "İyi olduğuna emin misin?" diye sordu. Kumsal "İyiyim" dese de acısını belli etmemeye çalışıyordu. Kadınlar, erkeklere göre ruhsal olarak daha güçlüdür; içleri yansa da 'iyiyim' derler.

​O sırada Burak ve Can geldi. Can ağrıdan dik yürüyemiyordu. Ebru: "Ne oldu Can, herhalde hastasın," dedi. Can: "Her yerim ağrıyor, kaslarım kemiklerim... Şimdide çok kötü bir karın ağrım var," dedi. Ebru: "Geçer merak etme, amma tatlı canlıymışsın!" dedi. Herkes yine gizemli kahraman FİLİNT hakkında konuşuyordu.

​"Gördün mü Filint yürüyemeyen bir kadını evine götürmüş!"

"Keşke onunla sevgili olabilsem!"

​Kaan kavga eden kızlara bakıp "Bu kadınlar neden böyle?" dedi. Ebru ile Kaan arasında "erkekler ve kızlar" tartışması başladı. Tam Ebru, Kaan'ın kafasına vuracakken bir kız gelip Ebru'nun elini tuttu, onu bir dansçı gibi döndürdü ve "Koruyucu meleğiniz!" diyerek göz kırpıp uzaklaştı. Derin: "Hiç buralarda görmemiştim," dedi.

​O sırada İlmiye nefes nefese yanlarına geldi: "Çocuklar, Elif'i gördünüz mü? Her yerde aradım ama bulamadım!" Tam o sırada kapıda bir bağırış duyuldu. Elif ve Alp kavga ediyordu. Alp, Elif'in kolundan tutmuştu; Elif ağlayarak "UZAK DUR BENDEN ARTIK!" diye bağırıyordu. Alp özür dilemeye çalışsa da Elif onu itti: "Kendi gözlerimle gördüm! İki kere oldu, üçüncüye inanır mıyım sanıyorsun?"

​Bizimkiler onları ayırmaya gitti. Can o sırada yine iki büklüm olup karnını tuttu. Alp, Elif'i bırakmıyordu; Kumsal bir anda Alp'in bileğini tutup sıktı. Alp elini çekmek zorunda kaldı ama Kumsal bırakmadı. Kumsal, Alp'in kulağına eğilip: "Bir daha o kıza dokunursan, bu kolunu bir dahakine böyle sağlam bırakmam!" dedi ve elini sertçe bıraktı. Alp sinirle okuldan çıktı, giderken yeni gelen Ayşegül'e omuz attı. Ayşegül şaşkınlıkla bağırdı: "Burada ne oluyor be?"

​(DEVAM EDECEK)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.