İçeriğe geç

EKİP

Bölüm 6 · 11 dk okuma

EKİP

Bölüm 6

6. BÖLÜM ~ HER ŞEY DEĞİŞİYOR

"Biri burada ne olduğunu anlatabilir mi artık?" diyerek isyan eden kişi Ayşegül’dü. Burak lafa girip: "En baştan anlatıyorum, iyi dinle," dedi.

​"Ben Can’ın yanına kalmaya gittim, neden olduğunu sormayın. Neyse, sonra Can’ı laboratuvarda bir şeyler yaparken buldum ama ben geldiğimde onu yakmıştı; o yüzden yangın söndürücüsüyle söndürdü ve üstüm başım battı. Ben de Can’a..." Ebru sinirli bir şekilde: "Günümüze gel, ne yapalım biz bunları?" Burak da: "Ne kadar sabırsızsın, geleceğim oralara az dinle," dedi ve kaldığı yerden anlattı:

​"Neyse işte, ben de banyoya gittim, üstümü değiştirdim falan. Can kanepede yatıyordu, sanırım başı ağrıyormuş. Sonra Kaan, Ata ve Ahi geldi; film izledik, Can’gilde yattık. Sabah herkes evine gitti, biz de dinlenmek için odalarımıza gittik. Sabah Can 'Kötüyüm' dedi ama sınav haftası başlıyor diye zorla getirdim. Sonra Derin bizi yanına çağırdı, biz hepimiz yan yana geldik. Kaan ve Ebru bir anda kavga etmeye başladı, Ebru Kaan’a tam tokat atacakken bir kız geldi ve Ebru’yu durdurdu. Sahi o kız kimdi? Neyse, sonra İlmiye yanımıza gelip Elif’i sordu. Sonra kaderin oyununa bak; Elif bağırarak okuldan çıktı, Alp ile kavga ediyorlardı. Biz ayırmaya gittik, sonra Ebru Alp’e bir şey dedi ama anlamadım, yani duymadım ben. Sonradan da sen geldin ve bize 'Burada ne oluyor?' dedin. Ben de sana bunları anlatmaya başladım," dedi.

​Herkes Burak’ın konuşmasının bitmesiyle ona boş boş bakmaya başladı; sonuçta bütün görüşmedikleri günleri anlatmıştı. Sonra Ayşegül:

"Bir sürü sorum var," dedi. O sırada zil çalmaya başladı ama yine de konuştu: "Öncelikle sen neden evden ayrıldın diye sormayacağım; merak ediyorum ama sormayacağım. Neyse, ilk sorum: Erkekler de mi pijama partisi yapıyor? Yani sadece film falan mı izliyorsunuz? Diğer sorum ise neden Ebru ve Kaan kavga etti ve o kızın adı neydi, merak ettim? Ne oldu da Elif ve Alp kavga etti ve Kumsal ne dedi de Alp sinirle gitti? Bir diğer soru ise muhtemelen en önemlisi: Can’ın yaptığı proje neydi ve Can nerede şu an? Çünkü onu şu an hiçbir yerde göremiyorum."

​Burak dahil herkes etrafını kontrol etti. Burak da: "Sahi, Can nerede?"

​CAN’DAN (Erkekler Tuvaletinden):

​Başımın ağrımasına karın ağrımla birlikte kemik ve kas ağrısı da eklenmişti. Ayaklarım sanki kırılacakmış gibi hissettiriyordu. Bu ağrıya dayanamayıp lavaboya tutundum, derin derin nefesler almaya çalıştım. Olmayınca dişlerimi sıkmaya başladım. O sırada zilin sesini duydum; sanki biri kulağımın dibinde çalıyormuş gibi geliyordu sesi. Ellerimi kulağımı kapatmak için kullandım. Geri geri gidip sırtımı duvara verip ayakta durmaya çalıştım ama o kadar çok ses ve ağrım vardı ki iki büklüm kaldım. Sonra birinin boğuk bir şekilde sesini duymaya başladım. Kulağımı kapattığım ellerimi çekip bana bakıp bir şeyler demeye başladı. Zil sesi durmuştu ama ben yine de boğuk duyuyordum; sanki denizin altındaymışım gibiydi. Sonra yavaş yavaş ses netleşmeye başladı.

​"...Nefes al, derin nefes al, duyuyor musun beni?" Bu Hakan’dı. Bana derin nefesler al diyordu ve benden de aynısını yapmamı istiyordu. Ben ise kesik kesik nefesler alıyordum ama iki üç tekrardan sonra düzene girdi ve derin bir nefes aldım. Rahatlamaya başlamıştım. Rahatladığımı görüp bileklerimi bıraktı ve bana: "Şimdi daha iyi misin?" dedi. Kafamı onaylar bir şekilde salladım. "Tamam o zaman, hadi sınıfa çıkalım çünkü zil çalalı 15 dakika oluyor; yani hocalar derse girmiştir bile," dedi. Ben şaşırmış bir şekilde "Gerçekten mi?" dedim. O da "Evet," dedi samimi ve iç ısıtan bir gülümsemeyle. İkimiz de tuvaletten hızla çıkarak sınıfa gittik.

​"Hocam geç kaldığım için üzgünüm, yerime geçebilir miyim?" dedi Can kapıyı tıklatıp. Hoca Can’a bakıp: "Aslında benden sonra sınıfa girdiğin için seni yok yazmalıyım ama ben de yeni geldim; o yüzden geç otur yerine ve bir daha olmasın," dedi. Can kafasını hafifçe sallayıp yerine oturdu.

​Ders dindi. Hoca tahtayı doldurdu, birkaç bir şey anlattı; ders daha çok sohbet havasında geçiyordu. Ders bitmişti ve zil çaldı. Sabah olan olay tekrarlamamıştı ama ben bunun korkusuyla duruyordum, yerimden dahi kalkmıyordum. Ama korktuğum başıma gelmedi; yani en azından son ders saatine kadar. Son ders matematikti. Hoca iki noktası bilinen doğrunun eğimini anlatıyordu. Tahta kalemin çıkardığı sesler, dersi dinlemeyip konuşanların sesleri, deftere yazı yazma sesleri ve saatin sesi adeta kulağıma yüz katıymış gibi geliyordu. Elimdeki kalemi yumruk yapıp sıkmaya başladım, dişlerimi sıktım. En sonunda ellerimle kulağımı kapattım ama sesler yine geliyordu. Kapattığımı bile hatırlamadığım gözlerimi açıp saate baktım; zilin çalmasına 2 dakikadan az vardı. Dayanmaya çalışıp zilin çalmasının ardından hemen hastaneye gitmeyi bekleyecektim ama bunun için önce zil çalmalıydı.

​Zil çalmıştı ama beklediğim gibi olmamıştı; çünkü hesaba katmadığım bir şey vardı, o da zil sesinin beni daha kötü etkileyecek olması. Herkes toparlanıp çıkmıştı. Ben zilin çalmasıyla kulaklarımı daha da sıkı kapatmaya çalıştım ama olmuyordu, bu acı geçmiyordu. Burak yanıma gelip bir şeyler geveliyordu ama duymuyordum. Sonra Burak dizlerinin üzerine çöküp yüzüme bakmaya çalıştı. Benim acı içinde kıvrandığımı görüp beni sarsmaya başladı ama yine ne dediğini anlamıyordum. Sonra Burak sınıftan çıktı; yanında Kaan ve Hakan’la geri döndü. Hakan dizlerinin üstüne çöküp sabah erkekler tuvaletinde yapmış olduğu şeyi tekrarlattı. Aynı şekilde bana nefes almamı gösteriyordu; panikleyip unutmuştum ama hatırlamıştım. Sonra derin nefesler alıp verdim ve yavaş yavaş duymaya başladım. Hakan bana: "...Evet, böyle çok iyi. Şimdi daha iyi misin?" dedi. Ben ise sadece kafamı salladım. Sonra birden nasıl Hakan’ın burada olup beni sakinleştirdiğini düşünürken aklıma Burak’ın bir ara sınıftan çıktığı geldi. Sanırım o arada Kaan’ın yanına gidip benim kötü olduğumu söylemiş; bunu duyan Hakan ise sabah olanın aynısının olduğunu düşünüp gelmiş olmalıydı.

​"Can iyi misin? Korkuttun bizi, sana bir şey oldu zannettim oğlum," dedi Burak. Korktuğu her halinden belliydi. Çantama uzandım ama onun yerine Burak çantayı elimden aldı ve yürürken: "Ben taşırım. Hem bu niye bu kadar ağır? Ne koydun bunun içine bu kadar?" dedi. Annem olsa o da aynısını derdi. "Birkaç eşya sadece Burak, hem ben iyiyim çantamı taşırım," dedim ama Burak bunu duymamış gibi yapıp yürümeye devam etti.

​Eve varmıştım, saat 17.01 olmuştu. Tabii bugünkü olayları atlatmam biraz zor olacağı için uyuma taraftarı olmuştum. Odama doğru yürürken tekrardan doktora gidip ne olduğunu sormak ya da kendim araştırmak durumundaymışım gibi hissediyordum. Sonuçta bu bir gün içerisinde tam iki kere olmuştu. Ama bu düşünceleri kafamdan silmek için önce uyumalı ve buna yarın karar vermeliydim. Yarın okula gidemeyeceğim için müdürü arayıp izin almalıydım. "Lara, müdürü arayıp yarın okula gelemeyeceğimi söyleyebilir miyim ya da yarın doktora gidersem ondan rapor alırım, aramana gerek yok," diyerek odama girdim ve üstümü değiştirip yattım. Genelde uykuya dalma sürem bir bir buçuk saat arası değişirken, şimdi yastığa kafamı koyduğum gibi uyumam bir oldu.

​SAAT 21.00’DE:

​Telefonun çalmasıyla aniden sıçradım ama yine de telefona bakmadan kısma yerine basıp sessize aldım. Ama birden aklıma annemin ya da babamın aramış olabileceği geldi ve hemen kalkıp telefonu komodinden aldım. Telefona baktığımda özel numara olduğunu gördüm; zaten ben açmadan telefon kapandı. Arama bittiğinde saate baktım, saat 21.05’ti. Telefonu geri bıraktım. Uykum açılsın diye yüzümü yıkamaya gittim ve üstümü değiştirmek için kıyafet aldım. Tam o sırada yine telefonum çaldı ve arayan yine aynı özel numaraydı. Telefonumu elime alıp açtım. Bir erkek sesi: "Can Demir, Hakimiyet Parkı'nın oraya gel," dedi ve kapattı. Ben telefona boş boş bakarken; "Bu da nereden çıktı ya şimdi? Hem ben Hakimiyet Parkı'na çok uzaktayım," dedim. Biraz durup düşündüm: "Bu vereceğim karar çok yanlış ama gitsem ne kaybedebilirim ki? Şöyle bir bakalım ve... Canım dışında hiçbir şey. Evet, kelime şakası yaptım, umalım da şaka gerçek olmasın," dedim kendi kendime ve üstüme bir hırka alıp evden çıktım.

​PARKIN ORADA:

"Çocuğun geleceğini nereden biliyorsun Filint?" dedi ağacın tepesine oturmuş ağaca yaslanan adam. Filint: "Çocuk eğer gelmeseydi sen burada olmazdın Mergen." Mergen oturduğu ağaç dalından yere atladı: "Bilemezsin. Belki de ben çocuğun gelmeyeceğini biliyorum ve sırf çocuk gelmediği zaman yüzünde oluşacak olan o yüz ifadeni görmek için burada bekliyorsam?" dedi. Filint hemen söze girdi: "Gerçekçi olalım Mergen, eğer çocuk gelmese burada olmazdın. Sonuçta koruman gereken milyonlarca evren var," dedi. Mergen yeşil bir portal açıp konuştu: "Neyse ben gideyim. Dediğin gibi, korumam gereken bir zaman çizgisi ve bir sürü evren var. Sana kolay gelsin," dedi ve açmış olduğu portaldan gitti; portal ise hemen arkasından kapandı. Mergen gider gitmez Can geldi.

​Filint arkasında bulunan ağacın dalına atladı ve Can’ın bulunduğu yerin altına gelmesini bekledi. Can zekasını konuşturmuştu; arayan özel numaranın IP adresini, bulunduğu konuma kadar bulmuştu ama ortalıkta kimseyi göremeyince kendinden şüphelenmişti. "Yanlış bulmuş olamam ama burada kimse yok," demişti kendi kendine ama bu soruyu Filint duymuş olacak ki ağaçtan atlayıp: "Böyle bir şey yapacağını biliyordum. Hadi beni takip et."

​Filint bu sözleri söylerken Can sağa sola bakıp: "Kamera şakası falan değil değil mi bu? Çünkü öyleyse hiç gerçekçi değildi, haberin olsun," dedi. Filint olduğu yerden Can’a bakıp: "Geliyor musun?" dedi. Can bir anda şaşırarak: "Ha, sen ciddisin. Ama ben ne alaka?" Filint: "Eğer gelirsen her şeyi öğrenirsin," dedi. Can tekdüze bir sesle "Tamam," dedi. O sırada Filint Can’ın kolundan tuttu ve havaya doğru zıpladı. Can korkudan gözlerini sımsıkı kapatmıştı ama birkaç saniye sonra yere indiğini fark edememişti. Gözlerini korku ile açtığında anca fark etmişti. Geldikleri yer köprünün altına bakan bir yerdi; köprünün altında altı kişi görünüyordu. Filint Can’a dönüp: "Eğer işlerin kötüye gittiğini görürsen sakın polisi arama, onun yerine sen gel," dedi ve köprünün altındaki altı kişinin yanına gitti. O sırada Can: "Ne işi, ne kötü gitmesi, ne beni? Hey! Gitti bile," dedi ama sonra açık bir alanda olduğunu fark etti ve seyrek olan çalıların arasına gitti, Filint’i iş üzerinde canlı bir şekilde seyretmeye başladı.

​Filint hızlı bir şekilde adamlardan birinin karnına sert bir yumruk atıp köprünün kolonuna fırlattı. Ardından hemen yanında art arda duran iki kişiye tek bir tekme atıp ikisini de karşı duvara fırlattı. Ama tam o sırada Filint’in arkasından yaklaşan biri, Filint’e şok aletiyle saldırdı. Filint bunu beklemediği için aniden öne doğru sendeledi. Filint arkasına dönüp adamın kolunu tuttu, kolunu hızla çekip elindeki aleti bırakmasını sağladı ve adamın kolunu bırakmadan onu savurup sert bir şekilde yere fırlattı. Filint Can’ın olduğu yere bakarken geri kalan iki kişi Filint’e sağdan ve soldan saldırdı. Filint kollarından birini kurtarmaya uğraşırken duvara fırlattığı adamlardan biri yerden şok aletini alıp Filint’e kullandı. Filint dişini sıkıp kolundaki adamları sertçe çekip birbirlerine çarptı ama bu sefer de yere fırlattığı adam ayağa kalkıp arkadan Filint’e yaklaşıp boğazını sıkmaya başlamıştı; nefes almasını zorlaştırıyordu. Bir de üstüne şok cihazını da kullanınca Filint zor dayansa da dizlerinin üzerinde yere çökmüştü.

​O sırada Can bu durumu fark etmişti ama korkuyordu; sonuçta süper gücü olan bir adam bile onları durduramazken kendisi ne yapabilirdi ki? Bir anda Filint’in zorluk çektiğini gördü ve yardım etmesi gerektiğini fark etti. "Herkesin içinde bir güç var," dedi kendi kendine. Bu, Filint’in ilk kayda alındığında söylediği sözlerdi. Can derin bir nefes aldı ve Filint’in yanına koştu. Ardından elinde şok cihazı olan adama sert bir yumruk geçirdi; adam yerde metrelerce sürüklenmişti. Can ağzı beş karış açık bir şekilde yumruğuna bakmaya başladı. Ardından Filint boğazına sarılmış olan adamın kafasına geriye doğru kafa atıp adamdan kurtuldu; geriye doğru sendeleyen adamın yakalarını tuttu ve kafa vurdu.

​Sonra ağzı beş karış açık, şoklar içinde olan ve bir fırlattığı adama bir de yumruğuna bakan Can’a dönüp: "Tebrikler evlat, sınavı geçtin," dedi sırtını sıvazlayıp. "Ama bunlar böyleyken bağlamazsan kaçarlar. Bu arada vurduğun yumruk benim ilk yumruğuma kıyasla bayağı iyiydi. Ayrıca ağzını kapamazsan sinek girecek," dedi. Can bu sözle hiç fark etmediği ağzını kapatmıştı ve Filint’e adamları bağlamak için yardım etmişti. O sırada Filint’e bir sürü soru sormak için hazırlandı. Filint bunu fark etmiş olacak ki adamları bağlama konusu bitince Can’a: "Hadi sor, meraktan çatlayacaksın yoksa," dedi.

​Can hemen: "Bunlar ne yapıyorlardı burada?" dedi. Filint de kısa bir şekilde: "Uyuşturucu çetelerinin birkaçı; elebaşı değiller ama tehlikeliler," dedi. Can heyecanlı bir şekilde başlayıp sonra yüzü düşmüştü ve açmış olduğu ağzını geri kapadı. Filint bunu fark edip: "Ne var, ne oldu? Yoksa sana daha fazla adam bırakmadığım için mi böyle oldun? Merak etme, başka zaman fazla bırakırım ama önce şunları polislere verelim," dedi ve adamları bağladığı ipten tuttu. Can’ı da kolundan tutup karakola yakın bir yere bıraktı. Suçluları verip Can’ın yanına gitti. Can’ı başka boş olan bir yere getirmişti; buradan her yer çok net görünüyordu. Filint Can’ın asık yüzünü görünce konuştu: "Bir şey mi oldu Can? Ne kadardır yüzün asık."

​Can derin bir nefes alıp konuştu: "Onu bilerek yaptın değil mi?" dedi. Filint kaşları çatık bir şekilde bakarken Can da: "Hadi ama öyle bakma, sen de biliyorsun ne kastettiğimi. İlk ve ikinci hamlelerin hızlı ve sertti ama birden gözün benim olduğum yere kayınca bir anda yenilmeye başladın; sırf benim sana yardım etmem için, öyle değil mi? Asıl soru; benim gücümün olduğunu nereden biliyordun ve sen kimsin?" dedi Can sert bir ses tonuyla.

​Filint yandan hafif sırıtarak: "Ben de kendimi iyi gözlemci zannederdim, meğer sen benden daha iyi gözlemciymişsin, takdir ettim. Tamam o zaman, ikimizin arasında sır olarak kalsın," dedi ve maskesini çıkarıp: "Beni tanıyorsun aslında, ben..." Can lafa atılıp: "HAKAN! Nasıl yani?" dedi şaşırarak. Hakan taşın üstüne oturup ayaklarını uzattı ve konuştu: "Aslında senin güçlerin olduğunu bilmiyordum. O sabahki olay ve aynı durumun iki kere olması beni biraz şüphelendirdi aslında. Bu, bizim gibilerin yaşadığı bir durum; yani bende de olmuştu ve benim gibilerde de... Ama onların kim olduklarını söyleyemem. Gerçi bir tanesiyle tanışacaksın ama her şey sırayla. İlk önce senin güçlerini ve güçlerinin sınırlarını öğrenmeliyiz; ondan sonra kostüm dikimi, silah seçimi ve tanışma faslı var. Okul çıkışları bu dağa gelebilir misin antrenman yapmaya? Eğer gelemem dersen birlikte gelebiliriz çünkü seni en kısa zamanda hazırlamam lazım. Yani yarın okul çıkışı buradayız. Bunların hepsini kabul ediyor musun?" dedi Hakan.

​Can garip duygular içerisindeydi ama kafa sallayabildi. Hakan olduğu yerden kalkıp: "Güzel, o zaman seni evine kadar götüreyim; sadece iki saniyemi alır," dedi. Can’ı kolundan tuttu ve evinin kapısına bıraktı. Asker selamı verip zıpladı ve gitti. Can elini cebine atıp telefonunu çıkarıp saatine baktı; saat iki olmuştu. Eve yorgun bir halde girdi ve Lara’yla bile konuşmadan yattı. Hatta üstünü bile çıkarmamıştı, öylece yatmıştı. Kafasını masa saatine çevirip: "Yarın uzun bir gün olacak," dedi ve kendini kaderin derin ve bir o kadar da uçsuz bucaksız kollarına emanet etti; hem de ileride ne olacağını bilmemesine rağmen.

(BÖLÜM SONU)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.