'12 saatlik bir yol çok uzun bir yol ya of! Mersin bu kadar uzak olmak zorunda mıydı sanki? Konuşacak kimse de yok, yolu izlemekten sıkıldım. Sanırım Burak keyfinden memnun; Derin’le ikisinin gülme sesleri buraya kadar geliyor. Gerçi serviste o kadar gürültü var ki kimin sesi nereden geliyor anlaması biraz zor. Kumsal kulağında kulaklıkla uyuyordu. Bu gürültüye hocaların bir şey demediğine göre onlar da uyumuş. Yolu izlemekten bıktım.'
Can kendi kendine düşünürken serviste kendi kendine konuşan bir sürü insan vardı.
O sırada arka beşli: (Hakan, Veis, Serkan, İlkay, Bülent)
"Yani senin adın Veis, öyle mi?"
"Evet Hakan, daha ne kadar söyleyeceğim?"
"Veyis olmasın? Yani E ve İ arasında Y olmasın?"
"Hayır Y yok, istersen kimliği göstereyim Serkan."
"Peki Veis adının anlamı ne?"
"Bilmiyorum, hiçbir yerde anlamı yok."
"Nasıl adının anlamı olmaz ya? Mesela benim adım Bülent, anlamı güç ve kuvvet demek ama senin gerçekten yok mu?"
"Bakın, benim ismimin gerçekten anlamı yok. Dedemin adı Veis'miş, dedem ölünce bana da Veis ismini koymuşlar; yani olay bu."
"Ben inanmıyorum, araştıracağım."
"Araştır İlkay ama bulamazsın."
İlkay'ın araştırması:
"Aa bakın gerçekten yok! Y ile olanı var ama Y harfi olmadan yok."
"Şimdi bana inandınız mı?"
"EVET..."

(Bu arada gerçekten Veis diye bir isim yok diye gözükmekte ama bizim sınıftaki bir çocuğun adı Veis’ti ve adının anlamı yoktu. Türkiye üzerinde ondan başka Veis ismini kullanan da yok yani yazınca çıkmıyor, deneyebilirsiniz.)(2019 yılında bu arama cikiyordu şimdi mağlesef yapay zeka sayesinde bu sonuç yerine gereksiz sonuçlar cıkarıyor)
"Of Tolunay! Senin yüzünden evden şarj makinemi almayı unutmuşum."
"Ben de senin yüzünden kulaklığımı almayı unutmuşum Dolunay."
"Ne? Benim yüzümden mi? Yalan atma, acele ettiren sendin!"
"Ne, ben miydim? Abartma, iki saattir dışarı çıkmayan sendin."
"Hazırlanmam uzun sürüyor çünkü!"
"O zaman her şeyini hazırlayıp kenara koysaydın Dolunay."
"Peki sen nasıl kulaklığını unuttun bay 'her zaman hazır'?"
"Şey, aaa, ben... Sana ne be!"
"Benle böyle konuşma Tolunay."
"Yoksa ne olur? Eve gidince beni şikayet mi edersin?"
"Hayır ben..."
"Ne oldu, bir sustun?"
"SEN DEDİN DİYE SUSMADIM BİR KERE! BENİMLE KONUŞMA!"
"Hemen mızmızlan zaten."
"BEN MIZMIZLANMIYORUM!"
"Tabii canım, aynen öyle."
"SANA SUS DEDİM..."
"Tek kavga eden ikiz biz değilmişiz Emre bak, Tolunay ve Dolunay da kavga ediyor."
"Hıhı."
"Belki de biri kız biri erkek olduğundandır, ne dersin?"
"Hıhı, evet."
"Hep böyle kavga ederler mi ki acaba?"
"Hıhı, evet."
"Sen beni dinliyor musun EMRE?"
"Hıhı."
"EMRE!"
"He, efendim Ahmet?"
"Sen beni dinlemiyor musun?"
"Neyi?"
"Ya diyorum ki şu ikizler..."
"Evet ya, ben de acıktım. Neredeyse altı saattir yoldayız ama zaman geçmiyor."
"Ben ne diyorum sen ne diyorsun Seyit ya! Biliyor musun, dışarıdan senle beni ikiz zannetmiyorlar sırf şu kilodan dolayı, biliyor musun?"
"Niye öyle diyorsun Ahmet? Benim hastalığımdan dolayı kilo aldığımı biliyorsun."
"Evet biliyorum da başka birileri bizi gördüğünde öyle sanmıyor."
"Of doğru dedin Ahmet. Tamam, bir saat sonra yemek yerim ben de."
"Of Seyit..."
"Ayşe kanka biliyor musun yeni bir dizi çıkmış, adı neydi... Şeydi ya sanırım Yalı Çapkını kanka. Oradaki Ferit diye bir karakter var, çok yakışıklı ya! Adam mükemmel oynuyor."
"Aa evet ya izledim, hatta şey diyorlar kanka, gerçek bir hayat hikayesi falan."
"Aa evet evet evet!"
"Kanka eski dizilerin yerini hiçbir şey tutmaz ama bu dizi de iyi."
"Evet ya katılıyorum. Gerçi yaza girdik, yaz dizileri de başlar ama biz kampta olduğumuz için izleyemeyeceğiz."
"Evet ya, of!"
"Tuğçe baksana, Melis ve İrem de bizim serviste geliyor, ıyy!"
"Sorma Beyza sorma, ben de sevmiyorum onları. Nasıl dayanacağız bütün yaz bunlara bilmiyorum."
"Bilmiyorum Tuğçe ama inşallah hepimize farklı odalar verirler de bunlarla aynı odada kalmayız."
"İnşallah Beyza, inşallah..."
"Melis bunlarla aynı servise düştüğümüze inanamıyorum."
"Ben de inanamıyorum İrem, şunlara bak varoşlar!"
"Sorma canım, hele şunun üstündekinin ucuz olduğu buram buram kokuyor. Umarım üstündekini yakar."
"Umarım tatlım."
"Bak ne diyeceğim canım, Mersin'e gelince tırnak bakımımızı yaptıralım öyle gidelim kampa, olur mu?"
"Olur şekerim..."
"Aa Alp nasılsın? Yol boyu konuşmadın hiç," derken Şerife elini Alp'in koluna koydu. Alp kolunu yavaşça çekip:
"Biraz moralim bozuk ondan," dedi.
"Neden moralin bozuk ki?"
"Sevgilimden ayrı oturduğum için."
"Anlıyorum ama üzülme, zaten buradan inince birlikte bir sürü zaman geçirirsiniz, o yüzden moralini bozma."
Şerife yine elini Alp'in eline koydu. Alp Şerife'ye baktı ve gülümseyip:
"Haklısın," dedi.
"Kulaklığım var, birlikte film izleyelim mi?" Alp kafasını salladı ve kulaklığı Şerife’den alıp kulağına taktı ve film izlemeye başladılar.
Elif, Alp ve Şerife'ye bakıp sinirleniyordu. Sinirden eli ayağı titriyordu, elini ikide bir yumruk yapıp duruyordu. Sinirden ayağını sallıyordu. Şerife'nin Alp'e dokunduğunu görünce daha da sinirlendi. Elif Alp'e bakarken Şerife'yle göz göze geldi. Şerife kafasını Alp'in kafasına koydu ve sinsi bir gülüş atıp film izlemeye devam etti.
"Varya bu servisten inelim onu bir döveceğim bir döveceğim var ya kimse alamayacak elimden! Bir de dokunuyor ya, yok ben döveceğim bunu..."
"Niye bu kadar sinirlisin?"
"Sen kimsin be?"
"Sabahtan beri ayağına bastığın kişi."
"Pardon görmemişim, biraz sinirliyim de."
"Biraz mı? Servise bindik bineli sinirlisin ve bu biraz değildi, bayağı sinirlisin yani belli. Hem o kızı öldüreceksin gibi bakman biraz korkutucu; yani tehditlerinden ben bile korktum."
"Bak cidden gerçekten kusura bakma ama sevgilim başka birinin yanındayken sakin duramıyorum, anla beni."
"Anlıyorum anlıyorum ama o kız da bunu istemiyor mu? Yani seni sinir etmek."
"Hedefi buysa başarıyor."
"Bak inan bana o çocuk seni seviyorsa o kıza bakmaz, inan bana gerçekten."
"Doğruyu mu söylüyorsun yoksa içimi rahatlatmak için mi?"
"Doğruyu söylüyorum."
"Teşekkürler."
"Ne demek."
Şerife, Emirhan ve Elif'in böyle yakın bir konuşma yaptığını görünce Alp'e göstermeyi düşündü. Bu sayede Alp ve Elif ayrılacak, Alp de kendisine kalacaktı.
"Hey Alp baksana, Elif ve Emirhan ne kadar iyi anlaşıyorlar."
Alp sinirlenmişti, Elif'in başkasıyla gülmesine katlanamıyordu.
"Servisten inince şu çocuk kimin nesiymiş öğrenelim."
Şerife sinsi gülümsemesini yine yaparak şirin kız görünümüne dönüp konuştu:
"Aa Alp yapma, değmez."
"Yok dövmeyeceğim merak etme, hadi film yarıda kaldı filme devam edelim," dedi ve film izlemeye devam ettiler.
"Senin adın İlmiye değil mi?"
"Evet ve seninki de Ebru değil mi? Şey, ben senin adını spor kulübünde öğrenmiştim."
"Aa evet orada vardım ben de. Senin adını dart kulübünde gördüm, iyi oynuyormuşsun. Oradaki hocaları tanıyorum, onlar demişti seni."
"Aa evet dart oynamayı çok seviyorum."
"Ama ayrıca tiyatro kulübünde varmışsın ve bilim kulübünde, ayrıca resim kulübüne katılmışsın. Spor kulübüne katılmak istediğini duydum."
"Evet katılmak çok isterim ama hoca çok fazla kulüp seçtiğimi söyledi."
"Evet çok fazla seçmişsin. Peki notların nasıl? Yani akademik başarını bu kadar yoğun olman etkilemiyor mu?"
"Notlarım çok iyi aslında. Bu kadar yoğun olmam akademik başarımın düşmesine etki etmiyor ve bu kadar yoğun olmayı ve her yerde çalışmayı seviyorum. Hatta spor kulübüne katılırsam daha da çok sevineceğim, eminim."
"O zaman alındın."
"Nasıl yani?"
"Hoca ile aram iyidir, en iyi öğrencisiyim beni kırmaz; o yüzden artık spor kulübündesin."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Çok teşekkür ederim!"
"Demek adın Ahi."
"Evet."
"Ve buraya yeni mi geldin?"
"Evet."
"Peki okulda zorlanıyor musun?"
"Hayır."
"Sadece evet ya da hayır mı diyebiliyorsun?"
"Hayır."
"Evet anladım, çok sıkıcı birisin."
"..."
"Demek konuşmayacaksın, tamam o zaman ben de konuşmam o halde."
"..."
"Ama sıkılırsın bak."
"..."
"Of tamam be konuşma, ben uyuyorum. Yemek dağıtımında uyandırırsın."
"Hahaha Derin ya, senin hiç bu kadar komik olacağını düşünmezdim!"
"Hahaha ben de senin bu kadar eğlenceli bir kafada olacağını hiç düşünmemiştim."
"Of gülmekten karnıma ağrılar girdi."
"Of benim de!"
"Yemek dağıtılacaktır!"
"NE YEMEK Mİ?"
"OTUR YERİNE EMRE!"
"Ne istersiniz beyefendi ve hanımefendi?"
"Ben bir kahve alayım, bir de kurabiye alayım. Peki sen Elif, sen ne istersin?" Elif kafasını cama koymuş, ayaklarını karnına çekmiş öylece uyumuşken Emirhan onu uyandırmıştı.
"Ha efendim ne oldu?"
"Ne istersin diyorlar."
"Ben mi? Seninkinin aynısını alayım."
"Tamam, ona da aynısı."
"Tamamdır," dedi ve bir arkaya gitti.
"Peki siz ne istersiniz?"
"Biz mi? Biz... Burak sen ne istersin?"
"Ben bilmiyorum ya, ne varsa onlardan versin biz konuşarak yeriz hepsini."
"Tamam, peki içecek?"
"Geçen gün çayla ilgili ilginç bir bilgi öğrendim o yüzden ben çay istiyorum."
"Tamam, biz iki çay alalım. Ne öğrendiğini bana da anlatacak mısın?"
"Anlatırım." Adam verip ilerledi.
"Hanımefendiler siz ne isterdiniz?"
"Biz meyve suyu ve kek alalım."
"Hanımefendi ve beyefendi siz ne istersiniz?"
Sıra Can'gillere gelmişti ama Kumsal uyuyordu ve kulağında da kulaklık vardı. Can Kumsal'ı hafifçe salladı ve Kumsal uyandı, gözünü ovup uykulu bir şekilde Can'a bakıp:
"Ne oldu, geldik mi?"
"Daha altı saat var. Beyefendi bir şeyler dağıtmaya gelmiş yani eğer istediğin bir şey varsa..."
"Daha çok var of! Ben bir kahve alayım bir de Çizi."
"Tamamdır. Beyefendi siz?"
"Ben su ve kahve alayım, bir de kurabiye."
"Buyurun, afiyet olsun."
"Teşekkürler, sağ olun."
Sonunda Seyit'in yanına gelmişti yemek ve Seyit'in ilk tepkisi:
"Ne yani yemek yok mu? Sadece atıştırmalık mı var?"
"Evet beyefendi."
"Of tamam o zaman bana hepsinden üçer tane verir misiniz? Bir de kahve alayım iki bardak, sağ olun."
"Aa ama efendim diğerlerine bir şey kalmıyor!"
"EMRE! Siz kardeşimin kusuruna bakmayın, onları biz birlikte yiyeceğiz de ondan çok istedi yani... Tekrardan kusura bakmayın."
"Ta... Tamam o zaman, aaa içecek bir şey..."
"Yok sağ olun."
"YEMEK DAĞITIMI BİTMİŞTİR. BİRAZDAN IŞIKLAR KAPANIR VE UYKU IŞIKLARI AÇILACAKTIR. ŞİMDİDEN İYİ UYKULAR!"
"Evet çocuklar duydunuz, ışıklar kapanınca dinlenin. Varınca biz sizi uyandırırız."
Işıklar bir saat sonra kapanmış ve o meşhur yeşil renkteki loş ışıklar yanmıştı. Bazıları koltukta uyuyamadıkları için yanlarında getirdikleri küçük minder ve çarşafları yere serip uyumuşlardı. Ben ise kafamı koltuğun başına koyup çarşafı da üstüme aldım ve gözümü kapatıp uykuya dalmaya çalıştım.
6 saat 15 dakika sonra:
"Evet çocuklar vardık hadi kalkın, hadi!"
Hocanın sesiyle herkes homurdanmaya başlayıp kalkmaya çalışıyorlardı ama herkes bilirdi; uykudan kalkmak çok zor bir olaydır.
Gözümü açmış sağa sola bakıyordum. Hoca yerde yatanları kaldırmış, sırayla koltukları gezip herkesi uyandırmaya çalışıyordu. Hocanın geldiğini görünce yerimden doğruldum. Gözümü tam açmaya çalıştım ve Kumsal'ın uyuduğunu görünce onu da uyandırmaya çalıştım.
"Kumsal gelmişiz hadi kalk," dediğimde homurdandı ve bir şeyler geveledi. Sonra yine aynısını dediğimde bu sefer biraz sesli bir şekilde:
"Of anne bensiz yiyin gelmiyorum," dedi. Ben de:
"Kumsal kalk evde değiliz, otobüsteyiz," dedim ve bu sefer kafasını kaldırdı ve sağa sola bakıp eliyle yüzünü kapatıp saçını geri doğru attı ve bana bakıp:
"Geldik mi?" dedi. Ben de kafa salladım ve o sırada hoca bizim yanımıza gelip:
"Ha iyi kalkmışsınız, hadi aşağıya inin ve odanızı bulun bakalım," dedi.
Ve biz de servisten yavaşça aşağıya indik ve valizlerimizi almaya başladık. Valizler dağıtılırken hoca hepimizi sıraya sokmaya başladı. Kızlar bir tarafa, erkekler bir tarafa olmak üzere iki gruba ayırdı ve herkes gelince konuşmaya başladı.
"Evet çocuklar sizi iki gruba ayırdık çünkü kızlar ayrı bir kamp alanında, erkekler ayrı bir kamp alanında olacak ve bir odada beş kişi kalacaksınız. Ama kızlar, sizden bir kişi fazla olduğu için bir grup altı kişi kalmak zorunda. Gruplarınızı biz ayarladık ama kızlar, dediğimiz gibi dışarıda bir arkadaşınız kaldığı için onu bir grup alabilir. Grupları okuyorum, ilk erkekler:
• Kulübe: Aras, Yamaç, Tolga, Yavuz, Mete
• Kulübe: Cenk, Mehmet, Mert, Çağan, Tolunay
• Kulübe: Göktan, Arda, Samet, Emir, Kerem
• Kulübe: Buray, Can, Kaan, Ata, Ahi
• Kulübe: Emirhan, Alp, Emre, Ahmet, Eray
• Kulübe: Hakan, Veis, Şükrü, İlkay, Bülent
Ve kızlarınki:
• Kulübe: Ezel, Beyza, Tuğçe, Dolunay, Ayşe
• Kulübe: Sıla, Ceylin, Betül, Fatma, Nisan
• Kulübe: Esram, Ece, İlknur, Ceren, Kevser
• Kulübe: Melis, İrem, Şerife, Melisa, Sude
• Kulübe: Derin, Kumsal, İlmiye, Ayşegül, Ebru
Ve kızlar dediğim gibi sizden bir kişi artı, o da Elif. Elif'i kim almak ister?"
"Yani hocam beş kişi bile kalabalığız, altı kişi nasıl kalacağız?"
"Haklısın Ceylin ama arkadaşınız boşta mı kalsın?"
"Yani hocam temiz hava kalsın ne olacak ki?"
"Öyle olur mu hiç Melisa..."
"Iyyy ağzını eve eve konuşma be! Hocam Elif bize gelebilir, tabii kendisi de isterse."
"Çok güzel bir davranış bu Kumsal evet. Peki Elif sen ister misin?"
"Olur."
"O zaman sen de 5. kulübede kalıyorsun. Yerleriniz hazır, sadece eşyalarınızı hazırlayın. Size dağıtılacak kağıtlarda derslerinizin günleri ve saatleri yazılı olacak. Tabii ki şu an yaz tatilinde olmak yerine burada olduğunuz için çoğu zamanınız boş olacak ama haftada iki kere deneme yapılacaktır ve bunda kararınız yok. Şimdi kızlar sizin kalacağınız yer sağ tarafta, erkekler sizinkiler sol tarafta. Ders işleyeceğeniz yerleriniz de kamp alanının arkasında kalıyor, biz öğretmenler de orada kalıyoruz. Şimdi siz odalarınıza dağılabilirsiniz, kapıların önünde anahtarlar asılı olacaktır. Akşam yatarken kilitleyin. Şimdi dağılın, naş naş!"
"Dostum aynı odada kalacağımıza inanamıyorum, kesinlikle çok şanslıyız!"
"Sana katılıyorum Burak. Acaba birlikte kalacağımız insanlar da kim? Yani Kaan'ı tanıyoruz ama Ahi ve Ata? Onlar da kim..." derken yandan iki kişi geldi ve biri hemen lafa girdi:
"Merhaba, onlar biziz. Ben Ata, bu da Ahi. O pek konuşmuyor, denedim ama olmadı."
"Demek oda arkadaşı olacağız ha? Ben de tanıştığıma memnun oldum, ben Burak bu da Can," dedi ve elini uzattı. Burak ve Ata el sıkıştı ve benle de el sıkıştı. Sonra Ahi dediği çocuk konuştu:
"Tanıştığıma ben de memnun oldum," dedi ve elimizi hızlıca sıktı ve devam etti. Yorgun ve sıkılmış duruyordu.
"Ama artık odamıza gitsek çünkü çok yoruldum ve bir an önce dinlenmek ve huzurlu bir şekilde uyumak istiyorum."
"Aa evet hadi gidelim."
"Ama Can, Kaan yok."
"Merak etme o bizden önce varmıştır bile."
"Doğru söyledin, o zaman hadi."
Valizlerimizi sürerek ve çantalarımız sırtımızda odamızın önüne geldik. Anahtar kapıda yoktu, bu da Kaan'ın bizden önce geldiğini gösteriyordu. Kapıya yaklaşıp sadece bir kere tıkladım ve Kaan kapıyı hemen açmıştı. Yatağını bile düzenlemişti; en köşedeki tekli yatak. Geriye iki ranza kalmıştı. Ben sağ taraftaki ranzanın alt katına yattım. Burak da benim olduğum ranzanın üst katını aldı. Ahi ve Ata da sol taraftaki ranza; Ahi altta, Ata üste geçti. Dolaplarımızı da sırasıyla: 1. Kaan, 2. Ahi, 3. Ata, 4. Can, 5. Burak olmak üzere seçtik ve kıyafetlerimizi dolaplara yerleştirdik. Odada küçük bir mutfak, küçük bir buzdolabı vardı ve bir kıyafet giyinme odası yani dolapların bulunduğu yer var ve iki tuvalet vardı. Bizim yataklarımız da salondaydı.
KIZLARDAN:
"Sonunda of! Çok yoruldum ya, güzel bir uyku istiyorum sadece. Ben alt ranzaların birinde yatabilir miyim?" dedi Ebru.
"Ben de yorulmuşum evet Ebru bunu soruyorsunuz bir de aşağıda yatmak isteyen var mı Ebru'dan başka?" dedi Kumsal ve Derin.
"Ben isterim," dedi.
"Tamam Derin, başka isteyen yoksa ben de altta yatarım sıkıntı yok. El kaldıran olmadığına göre ben de alt kısımda yatıyorum, geri kalanlar üst kata yatıyorsunuz," dedi Kumsal. Ve Ayşegül de:
"Ee peki dolaplarımız kim hangi numarayı alıyor?"
"Ben 4 numarayı alıyorum, hatta ben yerleşmeye başladım bile."
"O zaman ben de 1 numarayı alıyorum."
"6 numara benim o zaman, 6 numarasını severim."
"3 de benim o halde."
"Ee Ebru 1 numarayı aldı, 3 numarayı İlmiye aldı, 4 numarayı Derin, 6 numarayı Ayşegül aldı. Bizde 2 ve 5 kaldı. Peki hangisini seçiyorsun Elif?"
"Ben 5 numarayı alacağım sanırım."
"Tamam bana da 2 kaldı. Hadi o zaman kıyafetlerimizi yerleştirelim ve yatalım, ben bayağı yoruldum çünkü."
"Evet katılıyorum sana," dedi Elif ve dolabı yerleştirmeye başladı.
Bu sayede herkes yerlerini düzenledi ve akşama doğru herkes uyudu. Sabah erken kalkmaları lazımdı; derslerini ve saatlerini öğrenmelilerdi ve ayrıca bu tatil yerini keşfetmeleri lazımdı. Sonuçta ders işleyecek olsalar bile hocaların dediği gibi tatildelerdi; yani bu üç ay onlar için eğlenceli olmalıydı.
Sabah 10.10'da:
Sabah herkes tatilin 2. günü diye uyuyordu. Sonuçta pazar günüydü ve yarın yaz okulunun ilk günü, o yüzden herkes mışıl mışıl uyuyordu. Tabii kötülük uyumaz; Alp serviste Emirhan'ın Elif'e yaklaştığını unutmamış ve intikamını almak için bir plan yapmıştı. Onu ormanda sorgulamayı düşünüyordu; eğer Elif'e aşıksa onu dövmek planları arasındaydı. Alp erken kalkıp her şeyi planlamıştı ve onu kaldırmak için hazırlanmıştı.
Alp Emirhan'ın yatağına yaklaştı ve Emirhan'ı dürterek uyandırmaya çalıştı. Uyanmayınca daha sert dürttü ve Emirhan da "Ne oluyor ya" diyerek gözlerini açtı ve Alp'i görünce önemsiz bir şey zannedip koluyla gözünü kapatıp "Ne var, ne oldu?" dedi. Alp koluna bir tane vurup "Kalk" dedi. Emirhan Alp'e bakıp kafasını diğer yöne çevirerek "Allahım yarabbim sabah sabah nelerle uğraşıyorum ben ya. Kardeşim bak işine yat zıbar," diyerek gözünü kapattı. Alp bu sefer bağırarak "KALK!" dedi. Alp'in bu bağırmasına diğer herkes uyanmıştı ve Alp ve Emirhan'a bakmaya başladı. Emirhan yatakta oturur pozisyona geldi ve:
"Sen ne yapmaya çalışıyorsun? İlk beni uyandırdın sonra herkesi, senin amacın ne?" dedi. Alp "Kalk ayağa ve dışarı çık, seninle konuşacaklarımız var," dedi. Emirhan ayağa kalkıp "Senin dediğin bir şeyi neden yapıyorum?" diyerek Alp'i tek omzundan ittirdi ve geri yatağa oturdu. Alp bu sefer daha çok sinirlenip Emirhan'ın yakasından tutup ayağa kaldırdı ve "Dediğimi yapacaksın yoksa seni..." derken Eray ranzanın üst katından atlayıp Alp'in ellerini Emirhan'ın yakasından ayırarak "Siz ikiniz sabahın köründe ne yapıyorsunuz?" dedi. Sonra Alp Eray'ı bir kenara ittirerek Emirhan'ın yakasını daha sert tuttu ve Emirhan bu sefer karşı koyarak Alp'in yakasına yapıştı. Bunu gören Ahmet ve Seyit de yataktan kalkıp geldi ve ikisi farklı taraflara geçip ellerini ayırmaya çalıştı. Seyit ve Ahmet onları tutup ayırdıktan sonra Ahmet Alp'e, Emre Emirhan'a aynı anda:
"Sorununuz neyse bunu buradan ayrı bir yerde yapın," dedi. Buna şaşıran Seyit ve Ahmet birbirine bakıp "Oha" demeye başladı. Eray devam ederek "İkizler haklı, sorununuzu konuşarak ve buradan başka bir yerde tartışın," dedi ve ikisi de kapıdan hiç konuşmadan çıktı. Eray durup bir düşündü ve sonradan konuşmaya başladı: "Sizce biz iyi mi yaptık? Yani onları tek başlarına dışarı kovarak." İkizler yine aynı anda "Bir şey olmaz," dediler ve ikisi birbirine bakıp "Bunu bir daha yapma," dediler. "Tamam konuşma," dediler ve ardından "Artık sus!" diyerek aynı anda sustular ve Eray anlamsız bir şekilde onlara bakarak ranzaya geri çıkıp yattı.
Alp ve Emirhan ormanda hiç konuşmadan yürüyorlardı. Alp Emirhan'a:
"Sana sadece bir soru soracağım," dedi. Emirhan da:
"Ne soracaksan sor, gidip yatmak istiyorum."
"Elif'le aranızda ne var?"
"Elif?..."
Kızların odasında:
En son uyanan kişi Ayşegül'dü ve "Vay be bayağı uyumuşum," diyerek uyanmıştı. Derin ve Kumsal da bir dakika falan önce uyanmıştı. İlmiye ve Ebru ise mutfakta kahvaltı hazırlıyorlardı. Derin de zaten yatakları yeni topluyordu. Kumsal, Derin'e yardım etmeye giderken sağa ve sola baktı ve Elif'in olmadığını fark etti. Derin'e gidip sordu, Derin de "Bilmiyorum," diyerek cevapladı ve mutfaktaki İlmiye ve Ebru'nun yanına gitti ve onlara da aynı şekilde Elif'in nerede olduğunu sordu. Onlar da:
"Aa ben gördüm, sabah çok erken kalkmış, içeride bunalmış; oda dışarı çıkacağını söyledi ve çıktı," dedi İlmiye. Ebru da "Tamam o zaman kahvaltıyı hazırlayalım, ararız," dedi ve kahvaltı yapmaya devam etti.
Elif'in yanında (15 dakika yürüdükten sonra):
Kızların bana iyi davranması çok hoşuma gitti. Hepsi çok iyiler. İlmiye çok canayakın biri, Kumsal da aynı şekilde ama sanırım Ebru beni pek sevmedi yani bana bir soğuk davranıyordu. Of hocaya söylesem benim odamı değiştirir mi acaba?
Diyerek düşüncelere dalmış olan Elif bir bağırma sesi duymuştu. Biraz daha ilerleyip iki kişi görmüştü. Bunların biri sırtı ağaca yaslı olan kişi Emirhan'dı. Peki diğeri kimdi? Elif bir ağaç bulup onun arkasına geçti ve dinlemeye başladı. Emirhan'ın boğazını sıkmaya başlayan çocuk bağırarak:
"...ONDAN UZAK DURACAKSIN!" dedi. Elif bu sesin kime ait olduğunu anlamıştı, bu kişi Alp'ten başkası değildi. Emirhan'ın nefes alamadığını görünce Elif saklandığı yerden koşarak dışarı çıktı ve hemen Alp'i Emirhan'dan ayırmaya çalışarak bağırdı:
"SEN NE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUN? BIRAK ŞU ÇOCUĞU!" dedi Elif. Alp Elif'i görür görmez Emirhan'ı bırakmıştı ve telaşlı bir şekilde Elif'e bakıyordu. Alp'in yüzü direkt masum bir yüz ifadesine büründü ve yerde zorla nefes alan Emirhan'a kaydı, ona eğilip elini uzattı ve "İyi misin? Bir şeyin var mı?" dedi. Elif Alp'i sertçe ittirince onun iki adım geriye doğru gitmesini sağladı. Elif çok ciddi bir yüz ifadesiyle Alp'e bakıyordu. Alp Elif'e yaklaşarak ona sarılmaya çalıştı. Elif'in sinirden eli ayağı titriyordu. Alp'e bağırarak "YAKLAŞMA BANA!" dedi. Alp artık sinirlenmeye başlamıştı. Elif'e bakıp: "YETER! Burada ne yaptığımızı merak etmiyor musun? O çocuk sana normalden fazla yakın davranıyordu, ben de haddini bildirdim," dedi. Elif şaşkın bir şekilde Alp'e:
"Sen kimsin benim yanımda duran insanlara karışacaksın?" dedi. Alp'in o sinirli yüz ifadesi endişeli bir yüz ifadesine bürünürken korkuyla konuştu: "Ben... Biz sevgiliyiz Elif... Ve ben senin yani..." Elif Alp'in sözünü yarıda kesip devam etti:
"Artık biz ya da sen diye bir şey yok Alp. Sen bizi çoktan öldürdün ve bu da, bu son olan olay, bunun dile gelmesine sebep oldu. Artık bitti Alp, lütfen bir daha benimle konuşma ve yanımdaki insanlarla da. Hoşça kal," dedi ve arkasını dönüp Emirhan'ın yanına gitti ve onu yerden kaldırmaya çalıştı. Alp sinirle arkasını döndü ve gitti. "İyi misin?" dedi Elif. Emirhan sadece kafasını salladı, yüzünde pek bir şey yoktu sanırım kavgaya yeni başlamışlardı, sadece birazcık dudağı kanıyordu. Elif çok üzgündü, elleri sinirden titriyordu. Cebinden peçete çıkarıp Emirhan'ın kanamış dudağına götürmüştü ama Emirhan'ın yüzüne bakamıyordu. Elif Emirhan'ın gözüne hızlı bir bakış attı. Elif kısık bir sesle "Üzgünüm" diyebildi. Emirhan Elif'in elinden mendili aldı ve zorlanarak ayağa kalktı. Elif ardından endişeli bir şekilde kalkmıştı. Emirhan "Yardımına ihtiyacım yok," dedi kısık ve hırıltılı bir sesle. Elif "Benim yüzümden oldu, bırak da yardım edeyim," dedi ama Emirhan onu beklemeden ormana doğru yürüdü. Elif de üzgün bir şekilde eve gitti.
Elif gelmeden 2 dakika önce:
"Elif mi? O kim?" dedi Emirhan. Alp de elini sıkıp konuştu:
"Bilmiyormuş gibi davranma, serviste yanına oturduğun kız," dedi. Emirhan da:
"Ha şu siyah kısa saçlı kız... Ee ne olmuş ona? Aranıızı yapmamı mı istiyorsun yoksa?" Alp daha çok sinirlenmiş ve Emirhan'a yumruk atmıştı.
"Ne diyorsun lan sen! Bir de aramızı yapacakmış, sen kimsin?" dedi dişlerinin arasından. Emirhan yanağındaki kanı eliyle silip konuştu:
"Kızı üzmüştün. Gerçi kızın senden neden ayrılmak istediği belli, psikopatsın oğlum sen. Kızın yerinde olsam çoktan siktiri basmıştım sana." Alp bu sözlerle daha çok sinirlendi ve Emirhan'ı alıp ağaca sert bir şekilde ittirdi ve Emirhan'ın boğazını sıkıp bağırdı:
"ONDAN UZAK DURACAKSIN DUYDUN MU BENİ..."
KESİTİN SONU...
Elif ağlayarak eve gelmişti, yatağına direkt yatmıştı. İlmiye Elif'in yanına gitti ve "Yemek yer misin, sana da ayırmıştım," dedi. Elif'in hıçkırıklı ağlama sesini duyunca İlmiye Elif'e baktı ve ağladığını gördü. Elif'in yanına onu yemeğe çağırmak için Ebru da gelmişti. "Hadi kızlar sizi mi bekleyeceğim ben bulaşıkları yıkamak için..." derken Ebru Elif'in ağladığını gördü ve o da gözünü devirip Elif'in yanına gitti. "Yine ne oldu? Yoksa bizimle birlikte burada kalmayı mı beğenmedin?" derken Elif daha çok ağlamaya başladı ama içine ata ata ağlıyordu. Yastığı da yüzüne bastırıyordu ki daha fazla kimse duymasın ama hıçkırık seslerinden herkes ağladığını anlıyordu. Ebru yanlış bir şey dediğini fark edip "Aaa üzgünüm, öyle demek istemedim seni kırdıysam kusura bakma." Ama Elif bir anda kafasını yastıktan kaldırıp "SEN DEĞİL, ONUN YÜZÜNDEN!" diyerek bağırdı ve yastığa geri gömüldü. Bunu duyan Derin ve Kumsal da koşarak geldi ve "Ne oluyor burada?" diyerek sordular. İlmiye "Ben mi yanlış bir şey dedim?" dedi. Elif geri kafasını kaldırıp "Hayır siz değilsiniz sorun," dedi ve Derin yatağın kenarına oturup konuştu: "Bize ne olduğunu anlatmazsan sana yardım edemeyiz," dedi. Elif kafasını kaldırdı ve hıçkıra hıçkıra anlattı.
"...Sonra ben, sonra ondan AYRILDIM!" diyerek daha çok ağlamaya başladı. Kızlar da Elif'e sarılıp öylece durdular. Elif'in hıçkırıkları azalınca Elif'in yanından ayrıldılar. Ebru ciddi haline geri dönüp: "İşte bu yüzden benim hiç sevgilim yok. Ne kadar çok değer verirsen canın o kadar çok yanar. Ne kadar az erkek o kadar çok huzur. Evlilik köleliktir. İnsansız hayat huzurdur vb. Bir sürü sözün bulunduğu kitabımı getireyim de okuyalım bir içiniz açılsın." Kızlar Ebru'nun bu sözüne karşılık gülmeye başladı, hatta Elif bile. Ebru bunu görünce "Ha işte böyle gül ya," dedi ve hemen eski ciddi görünen haline geri dönüp "Şimdi git yemeğini ye çünkü bulaşıkları yıkayacağım," dedi. Ayşegül hemen ayağa fırlayıp "Ben de sana yardım edeyim, hem hızlı biter," diyerek seke seke koştu mutfağa. Ebru göz devirip mutfağa doğru yürümeye başladı. Herkes önceden yapmakla yükümlü olduğu işe döndü. Elif de yüzünü yıkayıp yemeğini yemeye başladı.
(DEVAM EDECEK)
KARAKTERLER:


ahi



