İçeriğe geç

EKİP

Bölüm 1 · 20 dk okuma

EKİP

Bölüm 1

1.Bölüm ~ KAMP

GÜNÜMÜZDEN 1 YIL SONRA OLACAKLAR:
​...20

19

18

17

16

"Hangi kabloyu keseceksin?"
"Bilmiyorum, dizilerde hep kırmızıyı kesiyorlardı, o yüzden kırmızıyı keseceğim."
"Cidden dizilerde gördüğümüz şeyle mi hareket edeceğiz?"
"Daha iyi bir fikrin var mı?"
"Yok ama bir diziden gördüğümüzle hareket etmek gerçekten çok saçma, orada gösterilen çoğu şey gerçek bile değil."
"Çok az zamanın kaldı, yapacak mıyız yapmayacak mıyız?"
"Başka seçenek yok sanırım."
"O zaman kırmızı mı? Umarım patlamam."
"Senle kalsa iyi; Türkiye'nin her bölgesinde en az bir il ve binlerce insan da ölür, o yüzden yap şunu! Ve sakın bombayı patlatayım deme!"
"Tamam tamam anladım, patlarsa patlarız."
"Ha ha, şu halinde bile şaka yapabiliyorsun. Son:
10

9

8

7

6..."

​GÜNÜMÜZ:

​5

4

3

2

1

​Ve okul bitti. Son kez zilin çalmasıyla okul sona erdi ve yaz tatili başladı. Gerçi maalesef yaz tatilini sınıf yüzünden ailemle geçiremeyecektim. Birkaç salak yüzünden dört sınıf birden ceza almıştı. Bu sınıflar 10/A, 10/B, 11/A ve 11/B olmuştu. Sebep ne biliyor musunuz? Çatapat. Kimin olduğunu bilmediğimiz dört şahıs her sınıfa birer çatapat atmış ve bunlarla az kalsın yangın çıkaracaklarmış. Müdür kameradan baksa da onlar yüzlerini kapatıp olaylardan sıyrılmışlardı ama müdür, bu dört sınıfın da birbirleriyle olan kavgalarını bildiği için dördüne de birden sınıfça ceza vermişti; o da yaz kampı. Ben 10/B sınıfındayım ama bu olaydan sıyrılamadım.

​B ve A şubeleri arasında her zaman bir rekabet vardır; tabii bu rekabet bazen kötü şeyler olmasına sebep oluyordu, mesela bu olay gibi. Ne yapalım, bizim doğamız bu; A ve B kavgası genel bir durum.

​Müdür beyimiz bu durumu bildiğinden, bu dört sınıfa parlak zekasını konuşturup "YAZ KAMPI" cezası verdi. Neymiş? Bir dahaki seneye hazırlıkmış. Biz 11, diğerleri de 12. sınıf olacaklar; bu yüzden de bir sonraki yılın derslerini göreceğiz. Bu yüzden biz yaz kampı için hepimiz Mersin'de olacağız. Herkes yazın eğlenirken, biz bütün yaz bir ormanda ders işleyeceğiz. Yemeklerimizi kendimiz pişirecekmişiz. Allah'tan bize kalacak bir yer kiraladılar; yoksa Survivor hayatı yaşardık.

​Yarın tatilin ilk gününden kamp alanına gideceğiz, o yüzden ailemle Paris'e gitme hayalim çöp oldu. Ailem ne olur ne olmaz diye bana sınırsız bir kredi kartı bırakmışlardı ama orada parayı pek kullanacağımızı sanmıyorum. Eve vardığımda beni LARA karşıladı. Lara bizim evin yapay zekasıdır, kodlamasını biraz değiştirmiştim.

​"Hoş geldin Can. Ailen bu sabah sen okuldayken gittiler; masana kredi kartını bıraktıklarını ve çok üzgün olduklarını söylediler. Bir mesaj bıraktılar, istersen mesajı senin için oynatabilirim." Can odasına çıkarken Lara'ya bıkkın bir şekilde sordu:
​"Sesli kaydı sonra oynatırım. Öncelikle söyle, senin yazılım kontrolün ne zaman?" Lara hemen:
"Aslında bir hafta sonra ama siz ne zaman yapmak isterseniz yapabilirsiniz, sistemim sizin için daima açık." Can kafasını sallayıp üstünü değiştirdi. Kredi kartının limitini sordu; Lara ise sınırsız olduğunu ve dilediği kadar kullanabileceğini söyledi. Can alt kata, bodruma yani çalışma odasına gitti, Lara'nın bakımını yaptı ve yarınki kamp için valizini hazırladı. Valize giyebileceği kıyafetleri koydu ve yatağının kenarına koydu. Saat dört olmuştu; iki saatlik bir film açtı ve izledi. Sonra yemek yemek için mutfağa gitti ve kendine bir sandviç hazırlamaya başladı. O sırada telefonu çaldı.

​"Alo dostum nasılsın, hal hatır sormaya aradım..." Arayan Burak'tı, sınıf arkadaşımdır; hayır, can kardeşimdir.
"İyiyim. Acıkmıştım, kendime sandviç hazırlıyorum. Ee, sen ne yapıyorsun?"
"Dışarıda geziyordum, evde sıkıldım. Sen de gelsene gezelim dışarıda, hem buradaki son günümüz. Yarın kamp için Mersin'e gideceğiz, o yüzden hadi gel!"
"Tamam, yemeğimi yiyince gelirim. Hatta şöyle yapalım; sen buraya gel, birlikte çıkalım olur mu? Hem dışarıda beklememiş olursun."
"Tamam, 5 dakikaya oradayım."
"Tamam," dedi ve telefonu kapattı. Sandviç yaptı, tabağa koyup mutfaktaki masanın oradaki bar sandalyelerinden birine oturdu ve Lara'dan televizyonu açmasını istedi. Burak gelene kadar televizyon izledi. Haberler vardı; haberlerde Mersin'e yeni kurulmuş olan nükleer santralin görüntüleri vardı.

​"Nükleer santral Türkiye'nin ilk ve en büyük fabrikası oldu. Yaklaşık on bin metrekarelik bir alana yapılmış olan bu santral Mersin'in ormanlık alanında yapıldı ve kötü bir olayda insanların zarar görmesini önlemek için bu kadar uzağa yapıldı..."
​"Vay be, amma da büyükmüş." Zil çalmıştı ve Lara konuştu:
"Burak geldi."
"Hemen içeri al," dedi Can ve Lara kapıyı açtı. Can tabağı makineye koydu ve koltuktaki kumandayı alıp TV'yi kapattı. O sırada Burak, Lara'yla konuşuyordu:
"Hey Lara, nasılsın?"
"İyiyim Burak, teşekkürler. Asıl sen nasılsın?"
"Bende iyiyim teşekkürler," dedi ve Can'la selamlaşmaya başladı. Can, Burak'a elini uzatıp:
"Dostum," dedi. Burak da:
"Vay dostum," dedi ve Can'ın elini tutup kendine çekti, sırtlarını sıvazladılar. Burak konuştu:
"Eee çantanı hazırladın mı?" dedi. Can da koltuğa oturup:
"Tabii ki hazırladım, ya sen?" dedi. Burak oflayarak:
"Of dostum beni biliyorsun, son dakika olana kadar bir şey hazırlayasım gelmiyor; o yüzden halen daha öylece duruyor valiz," dedi ve o da Can'ın yanına oturdu. Can da Burak'a dönüp:
"Biliyor musun, bizim gideceğimiz yerde nükleer santral açılmış, bayağı da büyükmüş," dedi. Tabii bu Burak'ın dikkatini hiç çekmemişti:
"Salla gitsin dostum, hem bize ne bundan?" Can hemen telefonunu cebinden çıkarıp Burak'la konuşmaya başladı:
"Nükleer santrallerin ne işe yaradıklarını biliyor musun?" Burak anlamsız bir şekilde Can'a bakıp konuştu:
"Hayır ama bilmem mi gerekiyor?" Can telefonundan Google'a girip fotoğraf gösterdi:
"Bu Rusya'da olan Çernobil nükleer santrali ve 26 Nisan 1986 Cumartesi günü patladı. Bu patlamadan açığa çıkan enerjinin etkileri hala günümüzde de devam ediyor. Bazı çocuklar engelli doğuyor, bazılarının kolu ya da bacağı yok ya da en basitinden kanser; çoğu insan kanser oluyor." Derken Burak konuştu:
"Yıllar önce patlamış bir santral günümüzde de nasıl böyle etkili olabiliyor?" Can ekledi:
"Çernobil patlamasında çoğu yer etkilendi, Türkiye de tabii ki. Mesela Karadeniz bölgesinde halen daha var; hatta oradaki yağışlardan dolayı oluyor çünkü yağmur radyoaktif bir şekilde gelir ve bunun 100 yıl daha böyle devam edeceği düşünülüyor. Hatta bir aralar çay radyasyonlu diye içememeye bile başlamışlar. Düşün, biz sabah akşam, ikindi ya da sabah ezanında çay içen bir milletiz; siz düşünün olay ne kadar vahimdi. Ama eski bakan Cahit Aral çayı herkesin gözünün önünde içip radyasyonlu olmadığını ve herkesin rahatlıkla içebileceğini söylemiş ve bu sayede hepimiz şu an gönül rahatlığıyla çay içiyoruz. Çünkü bizim içtiğimiz çayda radyasyon yok ama Karadeniz'in bir kısmında toprağı eştikçe radyoaktif olduğunu görüyorlar. Yani etkileri var, o yüzden çok tehlikeli bir şey bu nükleer santral." Burak:
"Vay be, nükleer santral cidden tehlikeliymiş. Peki neden tehlikelerini göre göre açtılar ki?" Can konuştu:
"Nükleer santral dev bir enerji kaynağıdır ve her geçen gün nüfusu çoğalan bir ülke olarak da bu bizim için çok iyi bir şey. Su kaynaklarımız tükenme tehlikesinde; rüzgar ve güneş enerjisi de fazla bir alanı kaplıyor ve her yere kurulmuyor. Ama nükleer santrallerin bir tanesi kocaman bir ülkeye yetecek kadar enerji üretiyor. Yani Rusya'yı düşün, ne kadar da büyük öyle değil mi? Ve onlara gayet de yetiyordu. O yüzden nükleer santralin olması iyi bir şey." Burak şaşırarak baktı.

​"Vay canına, bir şeyin hem bu kadar tehlikeli hem de bu kadar yararlı olması çok iyi. Dostum bilim mükemmel bir şey!" dedi Burak. Can konuştu:
"Değil mi? Bilim mükemmel bir şey. Hem senin bilimi bu kadar seveceğin aklımın ucundan bile geçmezdi ama nükleer santralden daha eğlenceli ne var biliyor musun? Kuantum fiziği mesela..." dedi ve Burak onu durdurdu:
"Evet evet, bilim eğlenceli ama lütfen dışarı çıkalım artık olur mu?" Can bir anda duraksadı:
"Aa doğru ya, biz dışarı çıkacaktık. Tamam o zaman ben hazırım, gidelim," dedi ve ikiside kapıya gitti. Can askılıktan ceketini aldı, Burak da ayakkabılarını giydi. Can da ayakkabılarını giyince Lara'ya:
"Lara biz yokken güvenlik sistemini devreye sok, akşam 10-11 gibi geliriz," dedi. Lara da:
"Tamamdır Can," dedi ve Can çıkar çıkmaz güvenlik sistemini aktifleştirdi.

​1.30 Saat Önce:

​Servisten indim ve bir de ne göreyim? Kara kedi ve karga. Mükemmel, çifte uğursuzluk. Acaba bir günüm ne kadar kötü geçebilir ki? İlk olarak okuldaki saçma bir olay ve bu, hadi bakalım.

​Eve doğru yürüdü ve kapıyı açtı. Kumsal'ın annesi ve babası telaşlı bir şekilde bir sağa bir sola koşturuyordu ve valizler de salonun ortasında duruyordu. Annesinin telefonu çaldı ve hemen açtı:
"Alo... Evet hemen çıkıyoruz... Üçüncü bilet..." Annesi Kumsal'ı görüp:
"Aa tatlım hoş geldin..." dedi ve telefona geri döndü:
"Evet üçüncü bilet iptal... Hıhı... Evet... Aynen... Baybay," dedi ve telefonu kapattı. Kumsal halen daha okul eşyaları olan çantasıyla kapının önünde duruyordu. Kumsal tam ağzını açmışken babası kulağında kulaklık, elinde kravatla aşağıya indi ve eşine uzattı. Eşi kravatı boynuna takıyordu. Babası işle ilgili konuşuyordu:

"Désolé madame Anabel, nous avons retardé notre vol d'une hour car il y avait un problème, nous vous ferons donc attendre Mme Demir et M. Demir et j'espère que vous n'avez pas de problème avec ça... oui... nous nous excusons encore... à bientôt à Paris mademoiselle Anabel."

​Fransa'ya gidecekleri için telefonla konuştuğu kişi Fransızca ama yarı Türkçe de kullanıyordu kelimelerde, ya da bana öyle geliyordu. Biraz Fransızca biliyordum; gerçi on dil biliyordum ama bunların dördünü çok iyi konuşuyorum ve biliyorum.

​Babamın konuşmasından geç kaldıklarını ve Anabel hanım diye bir kişiden özür dilediğini anlamıştım ve orada onları bekleyen Demir soyadından iki kişi daha olacakmış yani sanırım. Annem babamın kravatını bağlamayı bitirdiğinde anneme döndüm ve:
"Anne iki bilet niye aldınız? Ben niye gelmiyorum sizinle?" dedim. Annem de benim yanıma gelip omuzlarımdan tuttu:
"Kızım okuldan aradılar ve sizin ceza aldığınızı, yaz boyu bir eğitim kampında olacağınızı söylediler." Hemen anneme az yüksek bir sesle:
"Ama anne o olayda benim hiçbir ilgim yok, hem ben Paris'e gitmek için çantamı bile hazırladım!" dedim. Annem bana:
"Kızım biliyorum, baban..." derken babam annemin sözünü kesip eline bavulları alıp konuştu:
"Sesini yükseltme bize küçük hanım! Senin suçun olmayabilir ama yine de bizi aradılar, o yüzden gelmiyorsun. Hem Kayra beylerin de çocuğu gelmeyecekmiş, orada iş konularında sıkılırsın o yüzden gelmiyorsun," dedi. Ben de hemen itiraz moduna geçip:
"Ama baba ben..." derken babam hemen lafımı kesti:
"Aması falan yok! Şimdi odana çık ve valizini boşalt, yarın yaz kampına gideceksin o yüzden ona göre doldur valizini," dedi. Ben de kafamı yere eğip "tamam" anlamında ayaklarımı yere vurarak merdivenleri çıktım. Odama gidip çantamı yere koydum. Üstüme rahat bir şeyler aldım. Okul formalarımı banyodaki çamaşır makinesine attım ve çalıştırdım. Elime aldığım kıyafetlerimi giyindim ve o sırada babam bana seslendi:
​"KUMSAL!"
"Efendim baba?"
"Buraya gel!"
Yine ne oldu, yine ne oldu ya, of! Merdivenlerden aşağıya indim; annem arabada olmalıydı, annemi salonda ya da kapıda görmedim. Sadece babam vardı ve o da kapıda duruyordu. Ben merdivenin ortasında babama bakıyordum. Babam ceketini düzelttiği için beni fark etmedi, ben de öylece durdum. Babam kafasını kaldırıp beni fark edince konuştu:
"Buraya gel Kumsal," dedi. Tedirgin bir şekilde merdivenden inip babamın yanına geldim. Babam bana biraz baktı ve iki elini yanağıma koyup bana baktı. Saçımı kulağımın arkasına atıp bana biraz daha bakıp sarıldı. Tabii ki ben de ona sarıldım. Ne kadar kızsa ya da bağırsa da o benim babamdı ve belli etmese de o her zaman beni seviyordu. Babam bana sarılırken kulağıma fısıldayarak:
​"Üzgünüm tatlım, seni burada yalnız bırakmak istemezdim ama okuyup kendi ayaklarının üzerinde durmalısın. Biz burada yokken harcama yapabilmen için mutfakta masanın üstüne kart bıraktım, ayrıca istediğin zaman da bizi arayabilirsin tamam mı? Üzülme, bir dahaki sefere ailecek gideriz olur mu?" dedi. Ben de buna karşılık sadece kafamı salladım ve babamdan ayrıldım. Babam da kapıyı kapatırken bana göz kırptı ve kapıyı kapattı. Ben ise öylece kapıya bakakaldım.

​1 Saat Sonra:

​Şarkı açmış odamda dans ederken bir anda kapı sesi duydum ve kapıyı açmak için aşağıya koştum. Kapıyı açtığımda kapıda Derin ve Ebru duruyordu.

​Derin benim en yakın arkadaşım, ilkokuldan beri birlikteyiz. Ebru ise lisede tanıştığımız bir büyüğümüz. Bizden bir yaş büyük olmasına rağmen ona abla dememize kızıyor, o yüzden ona hep adıyla hitap ediyoruz.

​"Ne iyi ettiniz de geldiniz, ben de sıkılıyorum evde."
"İyi o zaman hadi hazırlan dışarı çıkalım!"
"Nasıl yani?" dedim şaşkınlıkla. Çünkü yarın sabah erkenden kampa gidecektik ve Derin bana hazırlan diyordu.

"Derin'i duydun hadi hazırlan az gezelim, hem ailen de yok o yüzden HADİ!" Ebru'nun bunu demesiyle kafamı salladım ve hemen hazırlandım, aşağıya indim.
"Hadi ama Kumsal seni beklemekten ağaç olduk burada. Bak bak bak kök saldım burada bak," dedi Ebru ayağını işaret ederek. Derin de ona göz devirip:
"Çok abarttın sen de, altı üstü bir yirmi dakika bekledik," dediğinde Ebru kollarını birbirine kavuşturup yavaşça Derin'e dönüp:
"Yirmi dakika az mı?" dedi. Ben de lafa girip:
"Odam biraz dağınıktı onu düzenledim ama siz burada tartışmaya devam ederseniz akşam olur, o yüzden GİDELİM!" dedim ve onları hafif itekleyerek dışarı çıkarttım, kapıyı arkamdan çektim.

​Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra parka varmıştık. Parkta bir sürü çocuk, genç ve yetişkin vardı. Biz de yürüme çizgisinin orada yürümeye başladık. Sonra birden Ebru'nun telefonu çaldı ve açtı.

​"Kusura bakmayın kızlar açmak zorundayım. Alo... Parktayım... Ne oldu ki... Acil mi peki... Tamam geliyorum," dedi ve kapattı.
​"Ne olmuş Ebru, bir şey mi var?" dedi Derin.
"Bilmiyorum eve çağırıyorlar, evde söyleyeceklermiş," dedi Ebru. Ben de:
"He tamam o zaman sen git bekletme evdekileri," dedim.
"Kusura bakmayın kızlar ya, daha fazla durmak isterdim ama işte," dedi.
"Yok yok sorun yok sen git," dedim.
"Bize haber vermeyi unutma sonra," dedi Derin.
"Tamamdır," dedi ve yanımızdan hızlıca uzaklaştı.

​Biz Derin'le yürürken aniden önümüze Burak ve Can çıktı.

​Can'gilden:

​"Dostum cidden parkta mı yürüyeceğiz?"
"Temiz hava alıyoruz daha ne istiyorsun," dedim ama Burak halinden pek mutlu durmuyordu.
"Burak dışarı çıkalım derken ne yapmamızı bekliyordun ki acaba?"
"Ne bileyim dostum... Yani..." deyip duraksadı ve sonra "...Bilmiyorum," diyerek tamamladı. Onun bu cevabına karşılık olarak gülmeye başladım.
"Of Burak ya alemsin yemin ediyorum, resmen şaka gibisin," dedim ve o da bana gülmeye başladı.
"E yani dostum, mizah desen var yani ne yapayım? Babam gibi somurtkan bir yüzle 'İş iş iş bla bla bla' (babasını taklit ederek söylüyordu) gibi mi takılayım? Tabii ki hayır dostum, bugün sana verilmiş bir hediye, tadını çıkar!" deyip önden önden yürümeye başladı. Ben de yanına gidip:
"Haklısın dostum, bir olay yüzünden bütün bir günü bozamam," dedim. Yere kafamı eğmiş bir şekilde yürürken Burak aniden kolunu sert bir şekilde boynuma attı, dengemi kaybeder gibi oldum. Sonra Burak'ın parmağıyla gösterdiği yere baktım.

(Böyle oluyor yani çizimim kötü olmasına bakmayın hızlı bir şekilde çizdim ondan böyle kötü sadece anlayın diye koydum nasil olduğunu kolunu omzuna bu şekilde atıyor)

​"Hey Can şuna bak, bu sınıfta seni geçen kız değil mi? Adı neydi, neydi... Aa... Deniz..."
"Kumsal Burak, Kumsal."
"Ha evet ya Kumsal. Da sen bunu nereden biliyorsun? Yoksa oooo kıza aşık mı oldun ha?"
"Burak saçmalama, sınıf arkadaşımız ya ikisi de," deyip Burak'ın kolundan kurtuldu.
"Ha doğru ya ben onu da unutmuşum. Bak görüyor musun Can, kızlarla hiç alakam yok işte, böyle de iyi yürekli bir adamım."
"Kızlarla alakan olmadığından değil, genelde bütün derslerde uyuduğundan hiç fark etmedin."
"Kalbim kırıldı ama neyse, o zaman şimdi tanışalım. KIZLAR!" deyip kızlara el salladı.
"Burak dur dur dur sakın yapma... Of!" Sona doğru kısık bir şekilde durdurmaya çalışsam da engelleyememiştim.
"Kumsal ve Derin'di değil mi?" Ağzımın içinden "Evet" diyerek cevapladım.

​Kızlardan:

​"Ebru gitti Derin, biz de mi gitsek?" dedim. Derin de:
"Hayır tabii ki Kumsal, biraz daha takılalım."

​Derken birinin seslenmesini duyduk, bu Burak'tı.

​"Aa bu Can ve aaa yanındaki kimdi ya?" dedim. Derin de hemen:
"Burak, adı Burak," dedi. Ben de:
"Ben niye hiç hatırlamıyorum?"
"Hani şu Can'ın yanında oturuyor, hep uyuyor hani," dedi Derin ama Kumsal anlamamış gibi Derin'e bakmaya devam etti.
"Of Kumsal, bütün derslerde zeki olup görsel hafızanın zayıf olması çok kötü biliyor musun? Hani seni her derste geçen ve senle yarışan çocuk var ya, o çocuk Can. Onun yanında hep uyuyan bir çocuk var o da Burak." Kumsal anlamış bir şekilde Derin'e bakıp:
"Ha şimdi hatırladım. Ee bizi niye çağırıyor peki?"
"Bilmiyorum ama gidelim mi?" dedi Derin. Ben de:
"Zaten sıkılıyorum hadi gidelim," dedim ve onların yanına doğru yürüdük.

​Ortak Anlatım:

​Burak lafa girdi:
"Ee kızlar siz de mi hava almaya çıkmışsınız?" Hemen Derin konuştu heyecanlı bir ses tonuyla:
"Aa evet hatta Ebru da gelmişti ama Ebru'nun bir işi çıktığı için gitti." Burak kamelyaları gösterip:
"Ayakta durmayalım, oturalım mı?" dedi ve hepsi kamelyalara oturdular.

​Sadece Burak ve Derin'in konuşması neredeyse yarım saat sürdü. Ardından Burak Kumsal'a dönüp:

"Kumsal biliyor musun, sen ve Can'ın çok ortak yönü var. Mesela ikiniz de çok zekisiniz," dedi.
"Zeki olmak tek ortak özelliğimiz," dedi Kumsal. Can da:
"Daha beni tanımıyorsun bile, ne bu önyargı?" Kumsal kamelyaya yaslanıp ellerini birleştirdi, gözünü kapatıp hafif yandan bir gülümsemeyle gözünü tekrar açtı ve lafa girdi:
​"Sağlığına dikkat ediyorsun büyük ihtimalle. Küçük yaşta spor dallarından biriyle ilgilenmişsin, belki de basketbolla ilgilenmişsin. Üstündeki tişört AC/DC'nin sınırlı sayıda basılmış bir tişörtü, demek ki AC/DC'yi severek dinliyorsun. En sevdiğin renk kırmızı, ayakkabılarından belli oluyor ve spor giyinmeyi seviyorsun..." Yaslandığı yerden öne doğru eğildi, ellerini kamelyada birleştirdi ve havayı kokladı ve ekledi:
"...Ve parfümün Calvin Klein; ferah, gizemli, çiçeksi ama önceden de La Nuit De L'Homme; taze, gizemli, yoğun. Güzel kokulardır ikisi de," dedi. Herkesin ağzı açık olmasa da açılacak kadar olmuştu. Can kendini toparlayıp:
"Neredeyse doğruydu, gerçi parfümün markasına kadar bilmen biraz ürkütücü," dedi. Derin şaşırarak:
"Neredeyse derken?" dedi. Can da onun önceden güldüğü gibi yapıp konuştu:
"Sağlıklı beslendiğim doğru. En sevdiğim ikinci rengin kırmızı olmasa da parfümler doğru ama ikisini de halen kullanıyorum. En sevdiğim şarkı grubuna gelirsek, bu tişörtü ben almadım doğum günümde hediye geldi. AC/DC severim ama sevdiğim şarkı grupları arasında yer alır mı bilmem. Basketbol konusunda da basketbolu hiç sevmem; ailem beni küçükken dövüş kulübüne götürürlerdi, oradan kalma beslenme alışkanlığı. Ve evet, spor giyinmeyi severim, resmi kıyafetler beni boğuyor. Ee şimdi gülmüyorsun ama?" Kumsal lafa girdi:
"Şaşırdım, ilk defa beni ters köşe yapan biriyle karşı karşıya geliyorum. Tanıştığıma memnun oldum," dedi Kumsal.
"Ben de," dedi Can ve o sırada Derin'in telefonu çaldı. Telefonla iki saniye konuştu ve kapattı. Aynı anda Burak'ın da telefonu çaldı ve o da aynı iki saniyede kapattı ve ikisi de aynı anda:

​"Üzgünüz kızlar gitmeliyiz, evden bekliyorlarmış."
"Üzgünüz beyler gitmeliyiz, evden aradılar."
Can'la Kumsal, Burak ve Derin'e bakıp onlar da aynı şekilde:
"Tamam gidelim o zaman," dediler ve hepsi gülmeye başladı. Sonra hepsi vedalaşırken evlerine dağıldı.

​O sırada Burak, Can'a: "Ee dostum iyi bir başlangıç yaptınız sayılır. Peki sizden sevgili olursa lakabınız ne olacak? Can-kum falan mı ya da Can-sal olabilir, Kum-can, Sal-can... Bak bu iyi oldu, ben size bunun esprisini çok yaparım 'salcan aga bu işleri' bak oldu bile." O sırada Can, Burak'a göz devirip koluna hafifçe vurdu ve:
"Saçmalama öyle bir şey olmayacak. Bizim sevgili olmamız güneşin sönmesi kadar zor," dedi. Burak da ona bakıp: "Unutma ki güneş de bir gün sönecek dostum," dedi.

​Aynı anda kamelyadan kalktıklarında Derin, Kumsal'a: "Can bence çok beyefendi birine benziyor öyle değil mi Kumsal?" Kumsal: "Hıhı," diyerek cevap vermişti. Derin hemen heyecanlanıp: "Biliyordum Can'dan hoşlandın değil mi?" Kumsal şaşkınca "Ne?" diye ekledi. Derin de ona bakıp "Sen beni dinlemedin mi?" dedi. Kumsal da kafasını hayır anlamında sallamıştı. Kumsal sabahki olaydan dolayı dalgındı o yüzden Derin'i dinleyememişti. Derin ekledi: "Can'dan bahsetmiştim ama boşver," dedi ve sessizce yürümeye devam ettiler.

​SABAH SAAT 07.05:

​"BURAK geç kaldın yine biliyorsun değil mi!" Can sinirli bir şekilde Burak'ı aramıştı. 25 dakika sonra kampa giden servis kalkacaktı ve Burak her zamanki gibi geç kalmıştı. Can, Burak'ı servisin onları alacağı durakta bekliyordu. Hocalar 15 dakika sonra geleceklerdi ve Burak daha valizini yeni hazırlıyordu.
"Tamam dostum şu an valizimi kapatmaya çalışıyorum, 10 dakikaya oradayım," dedi. Can da:
"Tamam hadi hızlı ol," dedi ve kapattı. Hocalar sayım yapıyordu, liste sırasında saymaya başladılar. İlk 10/A'dan başlamıştı saymaya ve herkes el kaldırıp "BURDA" diyerek bağırıyordu. Sırasıyla okunmaya başlandı:

​"Şimdi 10/A sınıfından başlayarak isimlerinizi okuyacağım. İsmini okuduğum 'BURDA' deyip elini kaldırsın. İlk kişi:
Büşra HAN"
"BURDA"
"Levent KÖSE"
"BURDA"
"Hande ULU"
"BURDA"
"İklim ÖZDEN"
"BURDA"
"Ahi UYGAR"
"BURDA"
"Sena ŞENBAKAN"
"BURDA"
"Serkan ŞEN"
"BURDA"

Can etrafına bakıp duruyordu hoca bunu farketip

"Can oğlum, bi sorun mu var sağa sola bakiyorsun"

"Yok hocam sadece öylesine bakıyordum" dediginde hoca geri elindeki kağatlara dönüp isimleri okumaya devam etti, ama can bu konuşmayla dahada panik olup sadece oldugu yerde duruyordu ve ara sıra yola bakıyordu.

"İbrahim ÇELİK"
"BURDA"
"Emine TORUN"
"BURDA"
"Ayşegül ÖZEL"
"BURDA"
"Sema ŞENER"
"BURDA"
"Ceylin ÇAKIL"
"BURDA"
"İlmiye Nur AKAR"
"BURDA"
"Emirhan BERRAK"
"BURDA"
"Elif Nur AKBAY"
"BURDA"
"Berat PARLAR"
"BURDA"
"Alp KARABACAK"
"BURDA"
"Ata KARAYEL"
"BURDA"
"Melis ZAMLI"
"BURDA"
"Sudem KUT"
"BURDA"
"Zehra KÖS"
"BURDA"
"Kadiray YÜKSE"
"BURDA"
"Cemal KARACABEY"
"BURDA"
"Şerife KAYA"
"BURDA"
​"Tamam çocuklar, 10/A tam kişi, herkes gelmiş. Şimdi sıra 11/A sınıfında:
Melis ÖZSU"
"BURDA"
"Bülent ARINÇ"
"BURDA..."

​Hoca 11/A sınıfını okuduktan sonra bize gelecek. Neredesin Burak?
​Can cebinden telefonunu çıkardı, Burak'ı tam aramıştı ki koşarak gelen Burak'ı gördü ve telefonu kapattı. Burak'a baktı ve:
"Burak ben sana demedim mi çantanı dün hazırla diye? Bak neredeyse geç kalıyordun, birazdan bizi okuyacak hoca. Geç kaldığını belli etme bir de ondan azar yemeyelim."

"...Ve son olarak Kaan ATACAN"

"BURDA"

"Tamamdır, 20 kişinin 20'si de burada. Şimdi 10/B sınıfı:Leyla AKYÜZ"

"BURDA"

"Betül ARSLAN"

"BURDA"

"Ahmet AYDINER"

"BURDA"

"Emre AYDINER"

"BURDA"

"Erkut TAV"

"BURDA"

"Göktuhan AK"

"BURDA"

"Efe AYDEMİR"

"BURDA"

"Kerem Efe DEMİRKAYA"

"BURDA"

​Hoca bir anda yoklamayı daha hızlı almaya başlamıştı, yada can oyle hissetmeye başlamıştı. Can panikleyerek etrafa hızlıca bakmaya başladı.

"Bahri EZER"

"BURDA"

"Ayşe Naz YÜKLÜ"

"BURDA"

"İlkay CANSEVER"

"BURDA"

"Can DEMİR"

"BURDA"

"Betül GÜVEN"

"BURDA"

"Burak Cİ..."

Bir anda bir ses "BURDA" diyince can ,panikle kapatmis olduğunu bile bilmediği gözünü acmisti, ve sese bakınca burak olduğunu görüp derin bir "oh" cekmişti, o sırada burak ise yavaşça can'ın yanına gelmişti koştuğu nefes verişinden anlaşılıyordu, ama hoca anlamamiş'ti hatta farketmeyip listeyi okumaya devam ediyordu.

"Enes SARITAŞ"

"BURDA"

"Eray TAVLACI"

"BURDA"

"Samet ÖZTÜRK"

"BURDA"

"Veis ŞAN"

"BURDA"

"Kumsal ÖZ"

"BURDA"

"Derin KARAY"

"BURDA"

​Hoca otuz saniyede bitirmişti yoklamayı ve diğer sınıfa geçti."11/A sınıfının yoklamasını alıyorum: Caner ŞENOR"

"BURDA"

"Emir ŞİMŞEK"

"BURDA"

"Kaan ATACAN"

"BURDA..."

​11/A okunurken Can ve Burak derin bir nefes verip rahatladılar.
"Oh be dostum, az kalsın geç kaldığının fark edileceğini sandım ama fark etmedi."
"Ama fark edecekti, son anda kurtulduk neyse sessiz olalım hoca konuştuğumuzu duymasın."
"Doğru."

Evet bu sınıfta tam olduğuma göre 11/B sınıfına geçebiliriz: Ebru GÜNDER"

"BURDA"

"Hamza TÖZ"

"BURDA"

"Dolunay IŞIK"

"BURDA"

"Tolunay IŞIK"

"BURDA..."
"...Ve son kişi Berk ÖZVER"
Ses gelmemişti ve sınıftan biri:
"Hocam o dün kolunu kırmış gelmiyormuş," dedi. Hoca da:
"Tamam bu bilgi için sağol İrem. Berk olmadığı için sınıf 24 kişi. Tamam," dedi ve bunu derken 3 tane servis geldi. Hoca ekledi: "Herkes benim ayarladığım sırayla oturacaktır," dedi ve listeleri gösterdi.

Bizi bu sırayla otobüslere oturttu ve birkaç kişi itiraz etti, örneğin sevgilisinden ayrı oturanlar.
"Hocam ben bunu kabul etmiyorum ben Alp'le oturmak istiyorum hocam, Emirhan'la değil!"
"Sırayı nasıl yapmışsam öyle oturacaksın Elif, itiraz yok. Şimdi git yerine otur!"
"Ama hocam ben..."
"Aması yok dediğimi yap. Valizini koy git otur yerine hemen, bir daha da yerinden kalkma!"
"Of!"
"Hocam peki neden Kaan tek oturuyor? Bu haksızlık!"
"Haksızlık değil İrem. Eğer Hakan gelseydi Kaan'ın yanına oturacaktı, Hakan yok o yüzden tek oturacak."
​Hoca sinirliydi, gerçi kimse sevmez müdür yardımcısını. Sırf bize göz kulak eden hoca olsun diye geliyor yoksa anlattığı bir ders de yok; yani var da diğer dersler kadar önemli değil yani puan getirisi çok olmayan bir ders, yani Din. Bize göz kulak olacak ve bize ders anlatacak olan hocalar şunlar:

• ​Hoca 1: Betül DARADAĞ - DERS: Türk Kültürü ve Edebiyatı

• ​Hoca 2: Lale AKIN - DERS: Coğrafya

• ​Hoca 3: Safa KILIÇER - DERS: Matematik

• ​Hoca 4: Mehmet ÇAT - DERS: Tarih, T.C. İnkılap Tarihi

• ​Hoca 5: Mustafa ATEŞ - DERS: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

• ​Hoca 6: Nur ÖZKAN - DERS: İngilizce, Almanca

​Hocalar servislere geçmişti. Bizim de valizlerimiz otobüse yerleştirildi ve yerlerimize geçtik. Şansa bakarsanız ben Kumsal'la, Burak da Derin'le oturuyordu. Sanırım bu yol gerçekten çok uzun sürecekti.

​(DEVAM EDECEK)

( can ve burak karakterlerini siz hayal edin diye koymuyorum)

(Arkadaşlar bir yerden sonra bölümlerde yazım yanlışları çoğala bilir yada anlamsız kelimeler göre bilirsini, çünkü kitaptaki yazım yanlişları telefonda yazdığım için çok,bunu düzeltmek içinde yapay zekadan yardım alsamda bazi kelimeleri kafasina göre değiştire biliyor ,bölümler uzun olacağı için de kendi başıma pek konturol edemoyorum umarım yazim yanlışlarımı yada kelime hatalarını görmezden gele bilirsiniz sizi çooookkk seviyorum öpüldünüzz)

BU ARADA KITABIN BİTMIŞ VE ORİJİNAL HALİNİ WATTPAD' den OKUYA BİLİRSİNİZ, WATTPAD1,2 BİN OKUMASI BULUNMAKTA. ASIL OLAYLAR 4. BÖLÜMDEN SONRA BAŞLIYOR ,İLERLEYEN BÖLÜMLER ÇOK UZUN OLUCAKK VE AKSIYONLU ,SAKIN KAÇIRMAYIN

Her hafta yeni bölüm.

Bölüm sonu

2 yorum