Birinin ittirmesiyle gözlerimi araladım. Boynum ağrıyordu. Başımda dün gece saçımı omzundan itip ne olduğunu soran kız duruyordu.
"Maci hadi uyan." Deyip omzumu tuttu. "Kahvaltı zamanı."
"Ne?" Uyku Mahmut'u mırıldandım. Doğruldum. "Adın neydi?"
"Belen." Birden durup kaşlarını çattı. "Neden dedim ki?" Onu kontrol ettiğimi anlayamamıştı. Sözlerimle herkesi kendime köle yaparım. İlacın artık etkisini kaybettiğini özgür olduğumu farketmem beni mutlu etti.
"İyi misin?" Diye sordum kalkıp. "Hadi kahvaltıya inelim."
"İyi değilim bir süredir hafıza kaybı yaşıyorum galiba ne yaptığımı unutuyorum."
"Dün gece hakkında bir şey hatırlıyor musun?"
Kaşlarımı kaldırıp gözlerimi kaçırdım. "Şey, sanırım biraz hatırlıyorum."
Yatağın kenarından kalkıp kapıya yürüdü. "Gel hadi kahvaltıdan sonra konuşuruz. Damian herkesin yemekte olmasını söyledi Sarina gelene kadar işleri ona bıraktı." Kapıdan çıkınca ayağa kalktım. Odada banyoya açılan kapıdan girip yüzümü yıkayıp saçlarımı geriye ittim.
Yüzümde Hana'nın tırnaklarının bıraktığı çizikler kabuk bağlamıştı boynumda ve bileklerimde morluklar vardı. Bir nefes alıp verdim. "Tamam. Bugün de harikayız." Deyip aynada kendime gülümsedim.
Üstüme bir sweat giyip koridora çıktım. Aşağı inerken yapacağım konuşmayı düşünüyordum. Sorun yaşanmasını istemiyordum. Sonunda özgürce yaşayabilecek, istediğimi tek kelimemde yaptırabilecekken bana kin duyan bir kızla uğraşmak isteyeceğim son şeydi.
Yemek masasından gelen seslerle daha da gerildim. Masaya doğru yürürken kıvırcık çocuk bana baktı. "Belen dün gece kendini kaybettiğini söyledi." Boş sandalyeyi geri çekerken karşımdaki Rita'yı gördüm. Boynu sargılıydı rahatsızca masaya bakıyordu. "Myles kes sesini." Dedi yanındaki çocuk. Myles eliyle onu gösterdi. "Düzgün konuş Edgar." Göz devirdi. "Çok çirkin çocuk değil mi? Biliyorum ama ona söylemeyelim." Gülerken sandalyeye oturdum.
Masanın başında Damian denen adam duruyordu heralde. Diğerlerinden daha büyük ve ciddiydi. Çene çizgisine bayıldım. Önümdeki tabağa birkaç salatalık koyup yemeye başladım. O sırada başından beri bana gıcık gıcık bakan kız konuştu. Ellerini birleştirip masaya dayadı. "Söylesene Maci." Dedi. "Dün ne halt yedin öyle?"
Belen koluna dokundu. "Şimdi olmaz Jaylin." Kolunu ittirip ona ters ters baktı. "Bu masadaki herkes bunu merak etmiyor mu? Ediyor."
Düz saçlı kız yemeği yutkunup ona baktı. "Benim hakkımda karar verme."
"En çok sen merak etmiyor musun Frida? Maci'nin güçleri ortaya çıkmışsa en yakın arkadaşı bilir."
Başımı yana yatırıp dün gece okurken uyuyakaldığım günlüğü düşündüm.
"Olsa bana söylerdi."
"Kesin söyler!"
Çatalı salatalığa batırıp sırıtarak yemeye başladım. Sırıtmayı engelleyemiyordum.
"Pişkin pişkin gülüyor bir de! Rita'nın ses tellerine yaptığı yetmiyor sanki! Konuşana. Odana kapanıp bir daha oradan çıkmaman gerek. Ölene kadar. Çürümüş bir koku alırsanız Maci'dir çocuklar."
Maci demesi hoşuma gidiyordu. Nasıl olsa bana söylemiyordu ve kim olduğum ne yapabileceğim hakkında bir fikri yoktu.
Maci neler çekmişti bu insanlardan.
Jaylin masadan kalkıp giderken arkama yaslanıp suya uzandım. "Birilerinin terapiye ihtiyacı var." Diye mırıldandım. Rita elinde sıkıca tuttuğu çatalı bana fırlatınca irkildim ama gözümün önünde havada durduğunda şaşkına döndüm. Yanımdaki Frida Damian'a bakınca bende baktım. Elini havaya kaldırmıştı. İndirdiğinde çatal da benim tabağıma düştü.
"Bu kadar yeter Rita doyduysan odana git." Dedi. Rita dolan gözleriyle sandalyesini geri çekip bana sert bir bakış attı. Konuşabilse neler neler diyecekti. "Ondan özür dilemelisin." Diye fısıldadı Belen.
"Hayır." Arkama rahatça yaslanıp onu süzdüm. "Onun bana milyon tane özür dilemesi gerek."
Rita sandalyeyi devirip merdivenlere koşarken bıraktığı boşluğa bakıyordum.
"Eski defterleri açmanın sırası mı?" Dedi Edgar. Bıkkın bir nefes verip dudağımın içini kemirdim. Konuşmanın sırası değildi. Beni dinlemeyeceklerdi. Salak birkaç çocuğun arkamda olmasına ihtiyacım yoktu.
"Sanırım herkes yeterince doydu." Deyip kalktı Edgar. Onunla beraber diğerleri de kalkınca afalladım. Ben doymamıştım ki?
Masada tek Zavier ve ben kalınca nefesimi tutup onu görmezden geldim çatalıma uzanmaya bile çekiniyordum.
"Dün gece neden kalmadın? Kitap hakkında konuşurduk." Dedi. Ona bakıp ağzımı araladım. Siktir ne kitabıydı bu şimdi?
"Hangi kitap?"
"Bana sorduğun. Evrenler hakkında olan. Bir kaç tane buldum."
Sandalyemi geri çekip döndüm. "Artık ihtiyacım yok."
"O halde masayı kaldırmamda bana yardım et." Dediğinde olduğum yerde durup dudaklarımı bastırdım. "Gerçekten bu evin hizmetçiye ihtiyacı var." Diye söylendim.
"Her şeyi sen yaptığından kimse öyle bir şey düşünmedi."
Kendi tabağımı alıp tezgaha yürüdüm. "Ne büyük salağım." Naci'ye sesleniyordum.
O da diğer tabakları üst üste koyup yanıma gelinde çıkışa gittim. Çıkışa gidecekken seslendi. "Neden dün ağar topar kalktın ki?" Arkam dönük halde yutkunup kaşlarımı hafifçe kaldırdım. Dönüp cevabını biliyormuş gibi gülümsedim. "Bilmem."
"Bilmiyor musun?"
"Bilmiyorum, uykum vardı doğru düşünemiyordum."
Önüme kadar yürüyüp elimdeki tabaklar aldı. "Öyle olsun. İnandım Maci."
O devamını hallederken ben oturma odasına girdim. "Kaçma." Dediğinde ilgisizce mırıldandım. "Geliyorum."
Neden oturma odasına geldiğim hakkında bir fikrim yoktu. Belki de gerçekten kaçıyordum ya da ortamı merak etmiştim. Anlamam zordu.
Geri dönüp masadan bir şeyler alıp tezgaha koydum.
"Maci." Dediğinde uyarılmış gibi ona döndüm.
Arkama bakıp onunla göz göze geldim. Elini kaldırıp kolyenin zincirinden sallandırdı. "Neden Rita'nın kolyesini odandan buluyorum?"
"Sen," Kaşlarımı çattım. "Odama ne zaman girdin?"
Onu tamamen unutmuştum. Belki de kızın gırtlağına çatal batırmaktansa onu yerine koymalıydım.
Uzanıp almaya çalıştım ama elini çekip indirdi. "Açıklayacağın çok şey var." Deyip yaklaştı.
"Erken kalkıp bunu aldın değil mi? Neden? Ne işe yaradığını biliyor musun? Sakın yalan söyleyeyim deme." Deyip sert sert baktı.
"Benden izinsiz benim alanıma girmişsin!"
Elimdeki bardağı yere atıp cıngar çıkartmaya hazırlandım. Başka kaçış yoktu.
"Bana bağırma!"
"İstediğim gibi bağırırım benim alanıma girersen seni öldürürüm bile." Üstüne doğru yürüyüp tüm gücümle onu ittim. Sallanıp bir adım geriledi. "O kolye ona ait değil! Onu haketmiyor. Ondan nefret ediyorum. Senden de. Hepinizden nefret ediyorum."
Koşarak merdivenlere koştum. Ağlayarak göz yaşları döküyordum. Arkamdan seslenmedi. Her şey basitti kolyeyi kıskanıp almış olduğumu düşüneceklerdi onun ne işe yaradığını bildiğimden değil.
Üst katın basamaklarına çıktığımda ağlamaklı ifadem normal yüz ifademe dönüştü ve göz yaşlarımı sildim. Dönüp bir an basamakların ardına baktım. Çok sessizdi. Adım sesleri çıkarmadan Maci'nin odasının kapısına geldiğimde arkamdaki kapılardan biri açıldı. Uzun boylu bir herif yani Myles’i gördüm.
“Ne oluyor yine?” Dedi başını koridora uzatıp.
Bağırdığım için derin nefesler alırken ona bakmadan söyledim. “İçeri gir.”
Kapıyı derhal kapadı ve neden bunu yaptığını anlamadı. Odama girip günlüğü okumak için ilerledim.
