Şimdiye kadar kendimi deli olarak tanımlardım ama şimdi net deliydim.
Yatak yüksek ve rahat görünüyordu üstünde siyah ama yıldızlara benzeyen parıltılar vardı. Paradoksu farkedip güldüm. O sırada kapım tıklanıp açıldı elimdeki kolyeyi avucumun içine alıp ellerimi belimde birleştirdim.
"Maci tatlım." Dedi bir kadın. Gözlüklü ve kıvırcık saçlıydı. "Hala uyumadın mı? Hayret en erken uyuyan sen olurdun Cael bile yatağında." Kapıyı tek eliyle tutup içeri girdi. Elimdeki deftere baktı. "Günlüğünü mü yazıyordun?"
Deftere bakıp ona döndüm. "Bir dakika saçına ne oldu?"
"Sanırım yeni şampuanım yüzünden oldu." Deyip kafadan salladım. İnanmayacaktı ama saçımın beyaz olmasını nasıl anlatabilirdim ki.
"Boyadın mı?" Dedi kaşlarını çatıp. "Gerçi yakışmış boyamayı bildiğini bilmiyordum." Yüzüme ve üstümdeki önlüğe baktı. "İyi misin sen?"
Yüzümdeki çiziklerin ve beyaz hastane önlüğünüm farkına varıp gülümsedim. "Kendi kendime eğleniyordum sadece bir tiyatro gibi. Başka bir şey var mıydı?"
Kadın bana bir süre baktı. Sarina olmalıydı. Lanet kadın bir açık arıyordu sanki.
"Üç günlüğüne aile toplantısına gideceğim." Dedi kapının eşiğinde durup. "Yemekleri sen hazırlar mısın?"
Başımı salladım.
"Sağol Maci." Dedi memnuniyetle gülümseyip. "Bir saate diğerleriyle yemeğe in. Birkaç şey hazırladım ama Edgar'ı bilirsin." Deyip başını salladı.
Gittiğinde ağzım onun bu garip ve çekingen hallerine hayretle baktım. "Çok tuhaftı." Defteri yatağın üstüne attım. "Hem de aşırı tuhaf." Dolabın kapağını açıp içerideki renk karışımına uğramış kıyafetleri gördüm. "Gerçekten mi? Lütfen gerçek olmasın." Deyip askıları itip turuncu bir kazak aldım. Çok giyilmiş gibi durmuyordu. Bir de siyah tayt giyip iç çamaşırımı değişmediğim geldi aklıma. Hastanede pek bizimle ilgilenmezlerdi ve Hana benim kilotlarımı çıkarışımı izlemeyi de sevmezdi. Her zaman peşimde dolanır tasmalı köpeğimmiş gibi davranırdı. Üstümü tekrar çıkarıp iç çamaşırı giydikten sonra yeniden giyindim.
Yatağa oturunca düşündüğüm kadar rahat olduğunu farkettim. Defteri elime aldım. Üstünde M yazıyordu. Maci'nin M'si olmalıydı. İlk sayfayı açtım. Beyaz sayfanın üstüne kalpler çizilmişti. Göz devirip yazıların olduğu sayfaya geçtim.
Bu defteri Sarina verdi. Beni evlatlık alması çok iyi diğer çocuklarla pek anlaşamadık. Bugün Rita beni merdivende düşürdü.
Maci pısırık bir kopyama benziyordu.
Neredeyse bir hafta geçti ve gücüm olmadığı için beni dışlıyorlar. Şu an havuzun yanındaki koltuklarda gülerek oturuyorlar Cael’in kilosuyla ile dalga geçmelerine rağmen yanlarında oturuyor. Sanırım Sarina'nın evine gelmekte hata yaptım. Buradakiler annemin evlatlıklarından daha beter.
Karnım guruldadığında bıkkın bir nefes verip defteri yatağa bırakıp kalktım. Tımarhanede birilerinin kafasına tepsiyi geçirirken iştahım kaçmıştı ama şu an geri gelmişti. Üstümü silkeleyip kapıyı açtım. Koridor karanlıktı ama merdiven ışıkları yanıyordu. Bir sürü oda vardı. Toplam sekiz tane. Basamakları inerken kenardaki korkuluğa dokundum. Tırtıklı ama cilalıydı. Aşağı inip ilk odaya girdim. Oturma odası olmalıydı orada yan odaya açılan bir giriş vardı. Oradan geçince de bir köpek ve kedi gördüm. Küçük bir odaydı kendi yataklarında yan yana uyuyorlardı. Kedi gözlerini sımsıkı kapatıp başını köpeğe bastırmıştı.
Oradan ayrılıp oturma odasına döndüm merdivenlerin hemen karşısında mutfak olduğunu göremeyecek kadar kördüm. Işığı açıp dolabı açarken merdivenden ayak sesleri geliyordu. Aynı anda biri gülüyordu. Bir kız, "Sussana Myles komik değilsin." Diyordu. Son derece monoton bir sesi vardı.
"Sen öyle san." Deyip kızın at kuyruğunu çarpıp salladı ve içeri girdi. Kız kaşlarını çatıp saçını tuttu. "Geri zekalı!"
Myles denen çocuk göz devirip üst raftan bir kase aldı. "Bugünki yemekte ne var Maci?" Deyip bana döndü. Ben dolaptan sütü almış duruyordum. Cevap vermediğim sırada içeri iki kız ve bir erkek daha girdi. "Ah!" Deyip bıkkın nefes verdi ilk gelen kız. "Katlanılmazsınız."
Sarı saçlı kız dolabın kapağını daha da açıp bana gülümsedi. Portakal suyunu alıp tezgaha yürüdü. "Sakin ol Rita sadece yemek yiyip izninle odalarımıza çekileceğiz." Deyip yapmacık bir gülümsemeyle baktı. Raftan bir bardak alıp portakal suyu doldurdu.
Maci'ye ilk gün kötülük yapan kolyenin sahibi bu huysuz kızdı demek. Sırıtıp gevrek kutusuna uzandım. "Akşam yemeği sadece gevrek mi?" Dedi gelen çocuk. "Şaka yapıyorsun heralde."
"Kendinize bir hizmetçi tutmanız gerekecek." Deyip kaseye gevreği döktüm.
"Ne diyorsun be?"
Diğer kız omzundaki saçlarımı itip, "Saçına ne oldu?" Diye sordu.
"Çamaşır suyuna basmıştır."
"Saçlarımın mükemmel olduğu gerçeğinden bahsetiyoruz sanırım. Ah evet öylelerdir." Deyip sütü kaseye döktüm.
Rita ortadaki tezgaha yaslandı. "Bunu diyen kimse seni çok fena kandırmış."
"Öyle mi?" Deyip göz devirdim. Bir kaşık alıp kaseye koyduktan sonra merdivenlere yürüdüm. "At kuyruğunu gevşet istersen beynine kan gitmiyor."
Bir çocuk ıslık çalarken saçlarımı geriye yatıran kız dudaklarını bastırıp sırıttı.
"Ne diyorsun be?" Deyip bir adım öne geldi Rita. "Yüzüne ne oldu? Dur tahmin edeyim evrenin en çirkin kızı olduğunu farkedip kendin yaptın."
Merdiveni çıkmaya başladım. "Evet arkadaşlar, Rita günlük rutininden bahsederken ben odama gidiyorum. Asıl katlanılmaz olan şey sensin bu yüzden gidiyorum. Afiyet olsun." Dediğim sırada Rita çığlık attı sesi öyle çirkin ve cırtlaktı ki kulağıma bıçak saplıyorlar gibi geldi. Sızladı ve acıdı. Kulak zarım patlayacaktı neredeyse. Özel bir gücü vardı sanki. Maci güç derken bundan bahsetiyordu.
Kendini daha da kasıp ince sesiyle çığlık atmaya devam ettiğinde elimdeki kase patladı ve sütle beraber gevrek döküldü. Cam parçasından biri elime batarken diğerleri onun çığlığını daha önce duymuş gibiydi. Ani sinir krizleri olan bu kızı hepsi görmezden geliyordu.
Ona baktım. Yüzündeki her damar dışarı çıkmıştı. Simsiyah saçlarıyla bir vahşiyi andırıyordu. Kalbim o kadar hızlı attı ki bu hisse bayıldım.
"Çatalı gırtlağına sapla."
Tezgahın önünde duran kıvırcık çocuğun elinden çatalı alıp gırtlağına sonuna kadar sapladığında kızlardan biri çığlık koptu. Olduğum yerde onları izlerken sırıttım. Gözleri kocaman olmuş ve korkmuşlardı. Korkmaları hoşuma gitti. Ellerimi sıkıp titremelerini engelledim. Ellerimin titremesi küçüklük travmalarımın sebebiydi. Hiçbir psikoloğun çözemeyeceği anlamayacağı şeylerdi. Her böyle hissettiğimde nedendir bilinmez elim istemsizce titrerdi. Korkmazdım yada üzülmezdim. Sadece normal geliyordu.
Acı yaşadığını hissettirir.
Ona yardım ederlerken çatalın arasından kan çıktı bana bakıp gözleri kocaman oldu ağzını açıp hırıltılar çıkardı. Basamakları hızla çıkıp nefes nefese koridordan geçtim ve Maci’nin odasına girdim.
Tam rahatlayacağım derken odada benden başka birini farkettim. Derisi garipti. Ten rengiydi ama eklemlere yaklaştıkça bembeyaz dinazor derisini andırıyordu. Ya da horoz ayağına? Pullu gibi. Ama balık değil. Gözleri katman katmandı göz bebeğinde siyah olması gereken yerde beyaz bir nokta vardı. Ondan ürpermeme neden olan ilk şey oydu.
"Sen de nesin be?" Dedim ne dediğimin farkında olmadan. Kapıdan çıkmak yerine biraz kenara yürüdüm.
Aşağıdan çığlık ve bağırış sesleri geliyordu. Hata mı yapmıştım? Hayır. Haketmişti. Muhtemelen beni suçlayarak yargılayacak ve kızacaklardı. Ama umrumda değildi. Bunu bir sürü kez yaşamıştım. Sonucu beni tımarhaneye kapatmaya karar vermeleri olmuştu. Ve ben orada kalmayı seçmiştim eğer seçmeseydim kolayca kurtulurdum.
Gerçekten deli olmuş olabilirdim
Karşımdaki hafif ince kıvrımlı kadın “Geleli üç saat geçmedi.” Deyip yatağın üstüne bir askılık attı. İçinde ağır bir giysi varmış gibi düştü. “Bu senin.” Dedi. “Seni almaya geldiğimizde bunu giymiş ol.”
“Pardon? Organ kaçakçısı mısın?”
İroniye vuruyordum aslında ama karşımdaki kızın ne olduğunu kim olduğunu merak ediyordum.
“Ne?” Deyip aval aval baktı.
“Kimsin diyorum!” Diye yanıtladım.
“Beni annen gönderdi. Yani,” Kaşlarını kaldırıp elini salladı. “Pardon yüzünü görünce Maci geliyor aklıma, o beni tanıyordu çünkü. Ben annesinin aldığı evlatlıklardanım seni yanımıza alana kadar şimdilik burada kalman gerek.”
“Annem mi?”
“Evet annen. Diğer boyutta gerçek saydığın annen gerçek annen değildi. Günlüğü okursan anlarsın.”
Üstümde komplo kurulmuş gibi hissettim. Annemden bahsediliyordu. Maci diğer boyutta olmam gerektiğini söylerken bunları hesap etmemiştim. Gerçek ailem diğer boyuttakiler değildi bunu yıllardır hissediyordum zaten ama böyle bilmek de tuhaftı.
“Neden burada kalacakmışım?”
“Soru sormayı bırakıp anlamaya bak.” Deyip göz devirdi. “Gidiyorum artık. Yoruldum uzun bir yolculuk oldu.”
“Otur dinlen istersen.” Dedim sandalyeleri işaret ederek. Kaşlarını kaldırıp alayla sırıttı, “Alay ediyorsun?” Dedi imalı imalı.
“Hayır.” Dedim önemsemeden. Günlüğü alıp yata oturdum. “Umrumda değilsin istersen uyu. Yarın akşam bu evi yakıp gideceğim.” Günlüğün son sayfalarını açmaya çalıştım çünkü ilk sayfalarda yaşadığı zorbalıklar vardı.
“Ciddi misin değil misin anlamıyorum. Ayrıca adın ne?”
“Beni bu berbat giysileri olan yere getirirken adımı öğrenmeyi düşünmediniz mi?”
Sertçe ona baktım. “Kimin fikriydi.”
“Henüz tanımadın ama bizim evin çoğunun bu işte parmağı var.”
“Hm.” Dedim dudak büküp. “Beni ne zaman alacaksınız?”
“Biraz beklemen gerekecek. Birkaç gün en fazla bir ay.”
Hiç ümitli değildim ama karşı cevap vermedim. Muhtemelen bir sene burada çürüyecektim. İğrenç iplikli renkli kazaklarla yaşamak istemiyordum. Üstelik boynumu kaşındırıyorlardı.
“Ne için beni istiyorsunuz?”
“Ejderler bir arada olmalıdır.”
Hiçbir ifade göstermeden ona baktım. Ejderler? “Ejderhalar?”
“Aynı şey. İki çeşit de var.”
Beyaz göz bebeklerine bakarken kendimi köyden indim şehire gösterecek bir şey söylemek istemiyordum. Kucağımdaki günlük ve bağdaş kurmuş bacaklarımla son derece rahattım. “Yani benim bir ejderha olduğumu düşünüyorsunuz? Şu kocaman ağzından ateş çıkaranlardan?”
“Anlaman gereken her şey o günlükte yazıyor.”
Cama doğru ilerleyip bir anda beyaz kanatlarını ortaya çıkardı. Vücuduna göre küçüklerdi. “Sonra görüşürüz.” Dedi sonra birden durdu. “Adını söylemedin?”
“Misty.”
“Adınla aynı bir kişiliğin var.”
Anlamını bile bilmiyordum. Elini cam kenarına koyup aşağıya atlamadan önce tebessüm etti. “Bende Dajana’lı Magnolia.”
Kanadının savrulup zarafetle hareket edişini bir ağacın üstünden süzülüşünü izledim. Ona her santimiyle bayıldım.
