İçeriğe geç

EJDERHALAR SAVAŞI

Bölüm 1 · 5 dk okuma

EJDERHALAR SAVAŞI

Bölüm 1

KENDİ KENDİMİ KURTARDIM

Hiçbir zaman sıcak veya soğuk hissettirmeyen, ilaç ve gereksiz ayak sesleriyle dolu aynı gündü. Yemekhanede herkes kendi halinde yemeğini yerken başımı eğmiş ani bir hareket yapmamak için direniyordum. İlacımı verme süreleri 5 dakika gecikmişti. Elimi sıkıp gülümsedim istemsizce gülümsemem daha da açıldı kocaman gözlerimle etrafımdakileri korkuttum.

Karşımdaki oğlana, "Tabağını Mya'nın suratına çarptığını duydum." Deyip olacakları görmek için kendimi hazırladım. Çocuk donuk gözlerle omuzları çöktü sonra tepsinin kenarını iki eliyle tuttu arkasındaki masayı izleyen hemşire Mya'nın yüzüne geçirdi. Kadının yüzünün dümdüz olduğuna eminim. Diğerleri dehşetle ayağa kalkarlarken kahkaha attım.

Kapının eğilimde duran baş hemşire Hana kaşlarını çatıp bana baktı. Onu görünce bir an duraksadım. "Yakalayın şunu!" Diye bağırıp beni işaret etti. İki cüsseli erkek görevli beni kollarımdan tuttu. Sağımdaki siyahi olana baktım. "Kafanı duvara vura vura ölüyormuşsun." Adam kolumu bıraktı o sırada Hana, "ağzını kapayın!" Diye bağırdı. Yanımdakine döndüm ama o hemen koca eliyle ağzımı kapamıştı. İki büklüm olup ona vurmaya çalıştım. Beni belimden tutup kendine bastırdı sabit yutmaya çalıştı ama ben sürekli çırpınıyor çığlık atıyordum. Diğer hastalar sandalyelerinden kalkmış cinnet geçirmeye başladı.

Biri delirirse diğer delilerde delirir.

Siyahi adam kafasını duvara çarpa çarpa kafasından çatırtılar çıkarıyor duvarı kanıyla lekeliyordu.

Amacıma ulaşmış halde bakıp, Hana'nın pek iyi olmayan sinirini daha da bozdum. Çırpınmayı kesip beni odama sürüklerlerken enerjimi toplamaya çalıştım. Çünkü şimdi ne olacağını herkes biliyordu. Beyaz kıyafetli adam odamın kapısını açıp beni yatağa attı. Hana elimde ilaç kutusuyla yaklaştı.

"Lanet olsun Macy bunu kaç kez tekrarlamak zorundayız." Deyip ilacın kutusunu açtı. İki ilacı da eline aldı. "Lütfen direnme."

Masum masum bakıp güvenini kazandım ürkek bir ceylan gibi elimi uzatıp ilaçları alacakken eline çarpıp yere düşmelerini sağladım. "Tut onu!" Diye bağırdı adama.

Konuşmaya fırsat vermeden bir dizini yatağa bastırıp üstüme çıktı kollarımı ve ağzımı tutup aşırı gücünü kullandı. Hana yatağın dört yanındaki sert ve güçlü kalın kayışlara uzanıp el ve ayak bileklerimi başlarken çığlık atıyordum. Çığlığım yüzünden gırtlağım yırtıldı ve ağlamaklı bir ses çıkardım.

Nefes nefese kollarını ve ayaklarımı hareket ettirmeye çalıştım ama sadece yatak gıcırdıyordu. "Aç ağzını konuşmasına fırsat verme." Deyip yerdeki ilaçları avucuna aldı. Adam yanaklarımı tutup parmak uçlarıyla öyle bastırdı ki etim dişime değip zedelendi. Neredeyse içeriden parmakları birbirine dokunacaktı. Hana ilaçları ağzıma koyarken eliyle sıkıca kapattı. "Yut!" Diye bağırdı. Gözümün kenarından bir göz yaşı geldi. "Yut dedim!" Yüzümü sıkıp tırnaklarını batırdı.

Genzimdeki acı yanma ve sızlayan vücudumu dinleyip ilacı yuttum. Yaşlı gözlerimi sıktıktan sonra başımı aşağı yukarı salladım. "İnanayım mı?" Dediğinde ağlamaklı bir ses çıkarıp deli gibi sallamaya devam ettim. Tırnağı bir pençe gibiydi. Elini çekmeden ağzımı bağlayacağı kemeri aldı. O kadar can yakıcıydı ki dudaklarım ona sürttükçe hep yanar ve aşınırdı.

Elini bir saniyeliğine çekti konuşmaya çalıştım ama o sırada kemeri ağzıma bastırdı ensemden ipleri sıkıca bağladığında beynim kafa tasımdan fırlayacak gibi oldum. Benden uzaklaştığında çığlık atıp boğuk çıkan çığlığımla sarsılıp bağırdım. Bu gece de uyku haramdı. Her gece gibi. Lanet ayı görmeyeli aylar olmuştu.

"Sabah geldiğimde umarım yine başlamayız!" Deyip demir kapıyı çarpıp sürgüyü çekti ve gitti.

Yumruklarımı sıkıp yüzümün boynumun ve gerilmiş bileklerimin acısını duymazdan geldim. Ağzımdaki kemer yüzünden düzgün nefes alamıyordum.

Gözlerim yaşlarla doldu ellerim titremeye ve bacaklarım sarsılmaya başladı ama hiçbir hemşire gelip yardım etmeyeceği için kendi başımaydım. Her zaman. Hayatım boyunca tek başımaydım ve bu tek başarım sayılırdı. Başımı yastığa bastırıp yıldızları tavanda gördüğümü, kendimi dışarıda bir gecede hayal ettim araba yolundaydım ama hiç araba geçmiyordu yol sadece benim ve yıldızlarındı. Sonra bir araba bana çarpıp yerde yuvarlıyordu. Gülünce hırıltılar çıkardım.

Belki gerçekten deliydim. Annemin ve babamın dediği gibi. Söyledikleri pek umrumda olmasa da. Gülümseyip tavana bakarken yıldızları görebiliyordum parlıyorlardı.

Birkaç dakika uyumuş olmalıyım. Yada saat. Vakitleri bilmiyorum ve sadece beş dakika uyumuş gibi hissettiğimde sabah olmuş oluyor.

İç çekip dönmeye çalıştım ama bileklerimi hatırladım. Odada bir ışık parladı karanlık odada yansıma yaptı gözlerimi başka yöne çekip sımsıkı kapattım ama hala rahatsız ediyordu.

Birinin hareket ettiğini ve ayak seslerini duydum. Bana yaklaştı ve ışık yok oldu.

"Merhaba." Deyip kayışları çekiştirdi. "Sana yardım edeyim." Gözlerim ışık yüzünden net göremiyordu. Bir kızın sesiydi. Odadaki küçük camdan gelen ışıkla daha iyi görebilmeye başladım. Siyah saçları omuzlarından dökülüyordu. Yatağın etrafında dönüp ayak bileklerimi de çözdü.

"Sen osun değil mi?" Diye sordu. Ayak bileklerimi çözmüştü sadece bir elim kalmıştı. Baş ucuma gelince şaşkınlıkla dondum. "Ah pardon ağzın." O bana benziyordu. Tıpkı benim ikizim gibiydi. Öyle olabilir miydi?

Ağzımdaki sert kumaşı çekince dirseklerimin üstünde doğruldum. "Sen de kimsin?" Yataktan kalkıp onunla karşı karşıya geldim. Küçük çenesi ve burnu kalın dudakları vardı. Benim gibi. "Ben Maci. I ile yazılıyor. Kafan çok karışabilir bu yüzden bunu al." Deyip bir defter uzattı. "Bu benim günlüğüm bilmen gereken her şey bunda yazıyor."

"İyi de neden bana benziyoruz?"

"Ben... bu biraz uçuk ve acayip gelebilir. Bu dünyada nasıl işliyor bilmiyorum kuantum düzlemi ve normal akış hayatında bunlar doğru olmaz ama doğru."

"Ne diyorsun?" Deyip kaşlarımı çattım. Hiçbir şey anlamıyorum. Hem de hiçbir şey.

"Ben başka bir boyuttan geldim. Aslında senin olman gereken boyut. Senin güçlerin var." Deyip bana yaklaştı. "Öyle değil mi?"

Yutkunup ona bakmaya devam ettim. "Benim yok bu yüzden orada pek sevilmiyorum ve dışlanıyorum. Herneyse bizi kaçırıp farklı boyutlara koyan kişilere çok yaklaştım. Ama bunu senin yapman gerekiyor." Yüz yüze geldik. Tek farkımız saçlarımızdı. Benimki beyazdı bu yüzden albino diyorlardı ama kaşlarım ve kirpiklerim siyahtı.

"Farklı bir boyuta inanırım da bana benzeyen birine asla. Ayrıca bu yüzle bir de bunları mı giydin?" Deyip onu süzdüm. Eski püskü pastel renkli boğazlı kazak ve kırışık bir pantolon giyiyordu.

Bakışlarını kaçırdı. "Bu boyutta çok egoistim anlaşılan." Boğazını temizledi. "Yer değiştirmeliyiz. Ben burada kalacağım ama sen bunu al." Bir kolye uzattı. Şişeye benziyordu. "İçinde bir iksir var aslında o Rita'nın. Duysa beni öldürür. Döndüğünde onu odasındaki kahverengi çekmecenin en altına koy."

"Rita kim bilmem ama burada kalmak isteyeceğini pek sanmam." Deyip kolyeyi aldım. "Burası pek iç açıcı değil de." Deyip yatağı işaret ettim.

Gülümsedi. "Merak etme. İdare edebilirim."

"Tabi. Deli olan benim sen değilsin."

Kısa bir sessizlik oldu. Birbirimize tuhaf tuhaf bakıp sırıttık sonra sessiz konuşmaya başladı. Elimdeki kolyeyi eline aldı. "Bunu çalıştırmak için klıyüs süyılk demelisin. Bunu öğrenebilmek için gecelerimi kitaplara boğdum." Kendi kendine konuşuyordu. Bunu benim de yaptığımı farkedip güldüm. "Acilen gitmelisin yatağımda yani yatağında olmadığın anlaşılırsa Sarina çok kızar."

"Tamam." Dedim uzatarak, duvara döndüm. "Şimdi klıyüs süyılk mı diyeceğim?" Dediğim sırada duvarın içinde bir oyuk açıldı güneş kadar parlaktı ama beyazdı. "Evet. Git hadi." Dedi eliyle gözünü ovuştururken.

Ona baktım. Sıcak kanlı ve sessiz biri gibiydi. Benim tam zıddım. Geçide yürüyüp içine girdim. Bunun gerçek olduğunu bile düşünmüyordum. Olacaksa olurdu olmazsa duvara çarpardım. Ama kendimi bir odanın içinde buldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.