İçeriğe geç

EFNAN

Bölüm 7 · 11 dk okuma

EFNAN

Bölüm 7

Yedi

•

Oturduğum yatakta ayaklarım yere ulaşmıyordu. Aklım beynim karmakarışıktı. Saç diplerimde parmaklarımı gezdirip yerde gözlerimi gezdirdim.

Neredeydi lanet ayakkabılarım?

Kapının açıldığını işitince başımı kaldırıp ellerimi kucağıma bıraktım.

İçeriye giren beden yüzünden soluğum yarıda kalmıştı. Titrek bir nefes alıp ciğerlerimi rahatlattım.

Neden geldi?

Yüzündeki ifade neyin nesiydi? Mimikleri öfkesini yansıtan adam şimdi yüzüme bomboş bakıyordu.

Dudaklarımı ıslatıp başımı eğdim. Çoraplarımla yere basarak yataktan indikten sonra karşımda duran dolap kapaklarını açmaya başladım.

-"Otur."dedi buz gibi bir tonda.

Ellerim duraksadı. Ancak devam ettim.

Nihayetinde bulduğum kısa botlarımın içine ayaklarımı geçirip saçlarımı düzelttim. Herhangi bir şekilde ona bakmaktan kaçınıyordum. Aynı odada yalnız kalmak dahi tansiyonumu oynatıyordu.

Ki az önce yaşadıklarım bedenime yeterince yıkım vermişti.

Geçip gidecekken kolumu tuttu. Bedenim baştan aşağı titredi. Sarsıldım. Bu teması beklemiyordum.

-"Otur dedim."

-"İstemiyorum. Bırakır mısın?" Çatallı çıkan sesim beni rahatsız etti.

Yan çevirdiği bedeniyle dümdüz bir şekilde önünde duruyordum ve başımı çevirmemiştim. Direkt ileriye bakarken soluğuma kadar sallantı hissediyordum.

-"Vermen gereken cevapların var. Sonra istediğin yere git."

Ağrıyan başımı ovalayıp ona doğru döndüm.

-"Benim sana ve ailene verecek bir dakikam bile kalmadı."

Daha fazlası yoktu bende. Sınıra ulaşmıştım. İş falan umrumda değildi. Bu insanların hiçbirinin yüzünü görmek istemiyordum.

Tıpkı ailemi toprağa koyduğum gün ki gibi perişan ve çaresiz hissediyordum.

Başını belli belirsiz sallarken kolumdaki güçlü elinin hissi de kaybolmuştu.

-"Bana en başından anlatabilirdin yapabilirdin gibi gereksiz konuşmayacağım. Ama."

Çenesini sıktığı an tıpkı onun gibi boğazım düğümlendi. Konuşmakta zorlanıyordu.

-"Ama bunu ne ben hak ettim. Ne de sen. Ailem demek istemiyorum...yine de ailem adına özür dilerim."

Neyi geri getirir ki bu özür?

-"Bu bir şeyin telafisi olmaz biliyorum." Eskiden olduğu gibi içimi okuduğunu düşündüm. İçimden acı dolu bir tebessüm ettim.

Şimdi yıllanmış bir evliliğe sahip iki insan olabilirdik. Kader kendi çizgisini daima kendisi çiziyordu.

-"Bu konuşmayı yapmana gerek yok."dedim yutkunup. Göz göze konuşmak bile canımdan can alıyordu. Dizlerimin bağı çözülmüştü.

Ve istemsizce gözlerim doluyordu. Ondan bu hassasiyetimi gizleme gereği duymuyordum. Çünkü kaybım o kadar büyüktü ki ağlamaktan utanamazdım.

-"Ben...benim..."Kendi kendime sinirlenip konuşamayınca ıslak yanaklarımı sertçe sildim.

-"Zor günlerim oldu evet ama sorumlusu sen değilsin. Özür dilemene de gerek yok. Ailemi korumak için yaptım ve onları da kendimi de kaybettim. Birisi açıklama yapacaksa o ben olmalıyım."

Altı yılın ardından her günümü onsuz ve onu düşünerek geçirdiğim adamla ilk kez konuşuyordum.

Ve inanın bu hiç kolay değil.

Beni dikkatle dinlerken ona bakmaktan çekiniyordum. Kendi düşüncelerime başımı sallayarak saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

Yeniden göz pınarlarımı silip başımı kaldırdım ve yüzüne baktım.

-"Bütün olanlardan sonra ne sana gelmenin ne de sana anlatmanın bir anlamı yoktu. Ben çok küçüktüm ve çok korkmuştum." Burnumu nazikçe çekip sızlayan dudaklarımı dilimle ıslattım.

İç çeke çeke karşısında konuşurken geçmiş zaman aklımdaydı. Aynı böyle ağlayarak onu terk etmiştim.

-"Belkilerle konuşmanın da manası yok. Belki bana inanırdın belki ailene inanırdın bilmiyorum." İki elimle yüzümü silerek ona bir süre sırtımı döndüm. Derin nefeslerle yeniden döndüğümde gözlerinden bir şey anlaşılmıyordu. Sessizce beni dinliyordu.

-"Bende bilmiyorum."dedi sert sesinin aksine usulca.

-"Sorgulamam gerekirdi."

Başımı olumsuz anlamda salladım.

-"Yerinde olsam bende yapmazdım. Seni ben yüz üstü bıraktım. Bende peşine düşmezdim beni istemiyor derdim.Sana kızmıyorum."

Bir an ismini zikredecek gibi olmuş hemen susmuştum. Henüz buna gücüm yok.

-"O evde yaşadığım ve gördüğüm baskı beni buna sürükledi. Yeterli bir neden mi emin değilim ama o zaman için benim ödümü koparmaya yeterliydi. Ailenin korkunç tarafı benim hayatımı bitirdi."

-"Göremediğim için özür dilerim." İkinci bir özür geldiğinde sıkışan göğsüm daha da daralmıştı.

Hıçkıra hıçkıra oturup yerde ağlayasım vardı.

-"Meşguldün. Eve sadece uyumaya geliyordun. Burada suçlu olan sen değilsin."

İnanın içimi nasıl böyle korkusuzca döktüm bilmiyorum. Yıllar sonra iletişim kurmanın verdiği tanıdık güvenle ayakta durabiliyordum.

-"Hayır benim."dedi başını çevirip. Camın önünde yürürken elleri saçlarının arasından ensesine kaymıştı.

-"Bunların önemi yok artık. Tatmin olduysan gitmek istiyorum."dedim ve ağır ağır çantamı koluma astım.

Başımın çevresini saran yoğun ağrıyla ve ağlamış olmanın verdiği yorgunlukla yarı baygın gibiydim.

-"Bekle."

Kapının önünde dar koridorda önümde durdu. Baş döndürücü kokusuyla bütün dengemi alt üst etmişti.

-"Gitmek için söylediklerin.."dedi devamını getiremedi.

Başımı iki yana salladım.

-"Yalandı."diye fısıldadı kendi halinde. Sessiz kaldım. Yutkunma sesini işittim.

-"Ben..yaşına vermiştim. Çocukluğuna. Erken davranıp hata yaptığımızı düşündüm. Evlenerek...senin hayatını da mahvettiğimi düşünmüştüm."

-"Hayır."dedim fısıldayarak.

Başını olumlu anlamda aşağı yukarı salladıktan sonra yüzüne yansıyan bitkin haline şahit oldum.

Omuzlarımıza yüklenen tonlarca ağırlığın altında birlikte ezilmiştik. O sıyrılıp gitmişti ama ben hala yükün altındaydım. Ne kaçabiliyordum ne de altında ezilip ölebiliyordum.

Sadece acı vardı. Acı çekiyordum.

Devran'ın dönüştüğü adamdan böyle bir konuşma yapmasını beklemezdim. Beni dinlemesine bile şaşkındım.

Sonra bir şey olmadı. Dik duruşu sarsılmıştı. Arkasını döndü ve gitti. Karşı odanın kapısında sandalyeye oturduğunda ona son kez bakıp gittim.

•

-"Efnan?"

Elimdeki fotoğrafı çekmeceye koyduktan sonra yataktan kalktım. Kapıyı tıklayan İlay'a bakmak için ilerlemiştim.

Açar açmaz geri çekilip gülümsedi.

-"Film izliyeceğiz bize katılır mısın?"

Pek bir arada vakit geçirmediğimiz için bu teklifine biraz şaşırmıştım.

-"Yani..aslında-"

-"Hadi kafan dağılır."diyerek sözümü yarıda kesti.

Son yaşananlardan sonra eve ilk defa çok kötü gelmiştim. Kızlar daha önce hiç bu halime şahit olmamışlardı ve korkmuşlardı.

Yanımda olmuşlardı. Beni neyin bu hale getirdiğini sormamışlardı ama en azından destek çıkmışlardı.

Küçük kanepede İlay ile yan yana oturduk. Tekli de ise Öykü bir kova mısırla oturmuştu.

Ağlamaklı romantik filme dikkatimi veremiyordum. Başımın içi o kadar gürültülü bir hal almıştı ki geceleri bile doğru düzgün uyuyamıyordum.

Hayatım yine tepetaklak olmuştu. Yade ablaya artık çalışmak istemediğimi ikinci kere beyan etmiştim fakat bu sefer kararım kesindi. Onu üzmeyi hiç istemesem bile istifa dilekçemi yazarak onu da yüz üstü bırakmış hissediyordum.

Hepsinden uzaklaşmalıydım.

Uzaklaşmayı başarmıştım da ben yine ortada kalmıştım.

-"İş bulabildin mi?"

İlay'ın sorusu üstüne başımı ona çevirdim.

-"Başvurdum bir kaç yere ama dönüş olmadı."dedim kısık tonda.

O gün yeterince stres yaşamış olan Yade abla ile konuşmamıştım. Fakat ertesi gün ofise gidip istifa dilekçesi yazdıktan sonra ona bir daha gelmeyeceğimi söylemiştim. Yoğun ısrarlarına rağmen kesip attım. Kendim için yaptım bunu.

-"Okuldan arkadaşımın babası ünlü bir pırlanta markasının sahibi. Fotoğraf çekimleri için model arıyorlardı. Güzel bir model. Farklı bir yüz istiyorlarmış.Çalışmak ister misin?"

Hayatımın en son seçeneği modellik yapmaktı galiba. Fakat şu anki tek seçeneğimde bu gibi duruyordu.

-"Beğenirler mi ki beni?"diye sordum merakla.

Eliyle dizime vurduğunda şaşırıp baktım.

-"O da soru mu Allah aşkına? Süt gibisin bebek gibisin kızım! Dur ben arkadaşıma mesaj atayım. Yüz yüze görüşüyorlar. Bir kaç tanıdık da gitmişti ama reddettiler."

Olacağını düşünmüyordum ama olursa da en azından şimdilik bir gelir kaynağım olurdu.

Hayatımın yolunda gideceği yoktu fakat en azından yolumu kaybetmek istemiyordum.

'

Ertesi gün hava kararana dek odamdan çıkmamıştım. En sonunda soluğu yine anne ve babamın yanında aldığımda şehrin ışıklarıyla aydınlanmış mezarlıkta oturuyordum.

Her zamanki gibi hayatımda olup biteni anlatırken beklemediğim bir şey oldu. Mezarlığın her bir köşesinde beliren takım elbiseli adamlarla kaşlarım çatılırken hangi birine bakacağımı şaşırmıştım.

Bu saatte bu şekilde burada bulunmaları hiç hayra alamet değil derken yine kötülük benim başıma geldi.

Çığlık atmama ya da kaçmama kalmadan gözlerim karardı. Genzimi yakan keskin kokudan başka bir şey hatırlamıyordum. Ve büyük bir korku dışında.

'

İlay ve Öykü eve geri dönmeyen genç kadın için endişeyle sokağa çıkmışlardı. Geciktiği günler olurdu ancak daima eve dönerdi.

Arayacakları hiçbir tanıdığın olmayışı ellerini bağlayınca mecburen soluğu karakolda almışlardı.

Saat neredeyse dört olmuştu ve hala Efnan'dan haber yoktu.

Polis memuru evin önünde veya çevresinde bulunan kameraları kontrol edeceklerini söylemişti ancak hiçbir şekilde bilgilendirme yapmamışlardı.

Efnan'ın bir yakınına ulaşmak için yapılan araştırmada en sonki iş yerinin telefon numarasına ulaşılmıştı. Aradıkları kadın telaştan doğru düzgün konuşamadığı ve hiçbir şey bilmediği için yine umutları tükenmişti.

Öykü ve İlay endişeliydi. Çok vakit geçirmeseler bile en azından ev arkadaşlarıydı.

Ellerinden gelen tek şey Efnan'ın iyi olması için dua etmekti.

'

Yoğun bir baş ağrısıyla gözlerimi araladığımda soğuk tenimi adeta yakıyordu. Yerde cenin pozisyonunda yatıyordum. Saçlarıma takılı saman parçalarına anlam veremeyerek gözlerimi kapattım.

Bir rüyada mıydım? Tam olarak ne olmuştu?

Beni kim neden buraya getirmişti neler oluyordu anlamıyordum. İdrak edemiyordum ve üşümekten beynim donmuş gibiydi.

Orada kaç saat geçirdim emin değilim. Saman balyaları arasında bir ahırda olduğumu anlamıştım. At kişniyordu ve ara ara kapısına vuruyordu.

Başka hiçbir ses ve canlılık olmadan orada soğuktan donmak üzere uzun bir süre geçirdim.

'

Karnıma gelen darbeler gözlerimi açmaya zorlarken gördüğüm uzun bacaklar ve karnıma vurulan ayaktı. İrkilip geriye doğru kaydım.

Hareket ettiğimi görünce vurmayı kesmişti. Dişlerimi sıkarak gözlerimi zar zor adama çevirdim.

Elinde telefon tepemde dikiliyordu. Tanrım kimdi bu adamlar böyle?

-"Ne güzel de bir şeysin sen öyle be?"

Yere eğildiği an kalbim göğüs kafesimi sallamaya başladı. Kalp atışlarım kulaklarımı uğuldatıyordu.

Elini yanağıma değdirdiği zaman onu engellemek için güçlükle elimi kaldırmak istedim fakat sert bir bakır kabloyla bağlanmış bileklerimi fark ettim.

-"Bırak!Ne istiyorsunuz benden?" Sesim o kadar zor çıkıyordu ki ardından öksürük krizine girmiştim.

-"Önce güzel bir poz ver bana da kocana gönderelim. İyi baktığımızı bilsin içi rahat olsun."

Beynimde bir spazm geçirdim gibi hissettim.

-"Ne diyorsun sen? Ben evli değilim."dedim kaşlarımı çatarak.

İğrenç bir gülüş sergiledi. Fotoğrafımı çektiğini duyuyordum.

-"Eski de olsa kocan sonuçta. Son zamanlarda yine bir arada olduğunuza göre ilerleme var demektir."dedi aptal.

Gülecek halim olsa gülerdim.

-"Yanlış kişiyi kaçırdınız gerizekalı."dememle güçlü bir tekme karnımda son buldu.

Acı dolu haykırışım adeta içimde yankılandı. Kaskatı kesilmiş çenemi açmadan sessizce inledim. Sanki karnım yarılmıştı öyle bir acıydı.

Yalnız kaldığımda gözümden süzülen tek damla yaşı bağlı ellerimle sildim. Yavaş yavaş doğrulup oturduğumda samanların arasına iyice sindim. En azından biraz sıcak tutmalarını umuyordum.

Beni Devran için değerli görüp kaçırmaları onların hazin sonuydu. Belki de benim sonumdu bilmiyorum. Fakat ellerine hiçbir şey geçmeyecekti.

Acı çekmekten ya da ölmekten korkmuyordum. Sadece bu iğrenç adamların bana yapabileceklerinden deli gibi korkuyordum.

Devran.

Devran nasıl işlere bulaştın sen? Babası gibi bir adama mı dönüşmüştü sahiden?

Usulsüz işlere aykırı her şeyi kuralına uygun yapan adamın değiştiği aşikardı. Fakat bu kadarını beklemiyordum.

Yanında gezdirdiği koruma ordusundan anlamam gerekliydi.

Şimdi ne olacaktı?

Ben buradan kendi başıma nasıl kurtulacaktım? Peşime düşecek bir ailem de yoktu. Benim için kimse de endişe etmezdi.

Çok üşüyorum.

O adamlar bana bir şey yapmasa bile burada soğuktan donarak ölecektim.

'

Sabahın ilk ışıklarında yarı baygın halde yatıyordum. Sık sık uyanmış soğuktan donmamak için canlılığımı bırakmamaya çalışmıştım.

Dün gece uyumadan önce gelen adamlar gözümde canlandı.

Kurumuş dudağımın sızısıyla gözlerim bulanıklaştı.

Benden Devran'ın ev adresini istemişlerdi. İlk başta bu kadar kolay bir şeyi nasıl bulamadıklarını sorgulamıştım. Ancak çok ciddiydiler. Evini bile bulamayan bu adamlar Devran'a nasıl kafa tutuyorlar diye onlarla alay ettiğimde karşılığım kötü oldu.

Bacaklarım,sırtım ve karnım yediğim tekmeler yüzünden hissizleşmişti. Atılan tokat dudağımı patlatırken güçsüz bedenimi geriye savurduklarında başımı çarptığım ahır kapısında kaşımın üstü yarılmıştı.

Yüzümün yarısında kurumuş kanları hissediyordum.

Ben ki kimseden bir el kaldırma dahi görmemişken bunları yaşamayı hak etmiyordum. Tüm bunlar için en suçsuz insandım.

Tek yapacağım burada ölmeyi beklemek olacaktı.

Halsizdim. Hayal görüyor gibi oluyordum sonra geçiyordu. Gözümün önüne mutlu günlerim geliyordu. Devran'ın kolları arasında bulutlarda yaşadığım o günler..Ardından titreyerek gerçek hayata dönüyordum.

Kollarımı göğsümde bağlamış açık perdeden şehrin ışıklarına bakıyordum. Malikane şehirden uzaktı ama yüksekteydi ve eşsiz bir manzaraya sahip odamızın penceresi vardı.

-"Güzelim...çiçeğim. Güzel karım. Yüzünü astığın için çok çirkin oluyorsun."

Kaşlarımı derince çatmayı sürdürürken kucağıma bastırdığım yastığı yanıma yanaşan adamın suratına patlattım.

Kahkahasının tınısına aşık birisi olarak gülümsemeden zorla duruyordum. Fakat ona çok kırgındım.

-"Tamam küsmekte haklısın ama yemek çok uzadı. Babam da bir türlü bırakmadı gelemedim. Söz veriyorum telafi edeceğim."

Yorganın altından elini belime kaydırıp karnıma bir mengene gibi doladı. Sırtımı göğsüne bastırıp sonsuz öpücük döngüsüne girdiğinde zorla suratımı ifadesiz tutuyordum.

-"Beni mahcup ettin."dedim onu dirseğimle ittirirken.

-"Özür dilerim karım. Bu hafta içi biz onları yemeğe davet edelim olur mu?"

Omuz silktim ve cevap vermedim. Bu akşam üstü arkadaşlarımla buluşmuştum ve onlar da eşimle yakından tanışmak istemişlerdi. Devran'ı aradığımda yanımıza katılacağını söylemiş bizi bekletmişti. Ona rağmen gelemeyeceğini bildirince çok üzülmüştüm.

-"Güzel sesini kocana duyurmayacak mısın? Hım..? Konuşsana." Parmakları huylandığımı bildiği için karnımda gezinirken ağzımdan kaçan kıkırtılara engel olamıyordum.

-"Oh yan gel yat ne güzel!"

Tekmeyle açılan tahta kapının gürültüsü beni yattığım yerde sıçrattı.

-"Senin orospu çocuğu kocan ortada yok! Hiç mi hatrın yokmuş lan?" Ayağının ucuyla ona dönük sırtımı sertçe dürttü.

Dudaklarımı yalayıp yaşattığı acıya rağmen güldüm.

-"Var mı sanıyordun?"

Gülmem onu sinirlendirmiş olmalı ki sırtıma daha sert vurdu. Canım çok yanıyordu ancak hiç feryat etmedim.

Öldürürlerse daha az canım yanardı. Ama öldürmeye değil acı çektirmeye niyetlilerdi.

Orada geçirdiğim üçüncü günün sonunda öleceğime inandığım saatlerdeydim. Dudağıma çatıdan akan yağmur damlası dışında su değmemiş mideme yemek girmemişti. Vücudumun ağrısı cabasıydı.

Kolum yediği darbe sonrası dün geceden beri şişmişti ve ağrısı beni uyuşturuyordu.

Direncime bir son vermemin zamanı gelmişti. Göz pınarlarımda oluşan yaşlarla gözlerimi kapattım.

İğrendiğim adam doğru söylemişti. Hiç hatrım yoktu. Doğruydu. En iyisi de buydu. Benim kaybedecek bir şeyim yoktu ama Devran buraya gelirse ona kötü davranmalarından korkuyordum. Gelmez de olur da gelirse canını yakmalarını istemiyordum.

Artık morarmaya dönmüş ellerim ve kan revan içinde kablodan kesilmiş bileklerime baktım. Yeniden gözlerimi kapattım.

Bir gün kavuşacağız.

Karanlığın içinde dudaklarımda beliren tebessümle tanrıdan canımı alması için yalvaracakken kulağıma gelen ses beni ürküttü.

Rüya mı yoksa gerçek mi ayırt edemiyordum. Dışarıda birden fazla silah patlama sesi geliyordu. Ardı arkası kesilmeden o kadar çok kurşun sesi vardı ki kulaklarım çınlıyordu.

Tam olarak algılayamıyordum. Ne bedenim ne mimiklerimi hareket ettiremiyordum. Kapanmak için can çekişen gözlerimi daha fazla açık tutamadım.

Uyumak ve vücudumdaki acıları ağrıları unutmak istiyordum.

Geçen süreden haberim yoktu. Yüreğim göçüyor gibi bir his yaşıyordum. Sanki ruhum parmak uçlarıma kadar süzülmüştü ve son bir güçle tutunuyordu.

Ben bedenimi bırakıp uykuya daldığımda eğer hayal değilse tanıdık bir sıcaklıkla buluşmuştum.

Fakat ben tükenmiştim.

•

Merhaba❤️

İyi sahurlar herkesee

İnanın çok zor oldu. Düşün düşün bi türlü toparlayamadım.

Bundan sonra da ne olur hiç bilmiyorum ama böyle gelişine gideceğiz

Siz ne düşünüyorsunuuuz

Sizi seviyorum ve düşüncelerinizi bekliyorum ❤️‍🔥❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.