İçeriğe geç

EFNAN

Bölüm 8 · 12 dk okuma

EFNAN

Bölüm 8

Sekiz

•

-"Nasıl? Durum ne?"

Dakikalardır oturmakta olduğum koltuktan kalkıp içeri giren doktora baktım.

-"Darbe aldığı bölgelerde içsel bir bozukluk olmadığını şanslı olduğunu konuşmuştuk. Fakat beden olarak yaralarını iyileştirme konusunda biraz geç yanıt veriyor. O yüzden karnında ve sırtında yer yer çürüme benzeri görüntüleri göreceksiniz. Şimdilik ilaçlarını sürüp sardık. Omurgasında ufak bir problem vardı onu da şimdilik sargıyla sabit tutuyoruz bir iki haftaya kadar düzelecektir. Uyandığında fazla hareket etmemesine özen göstermeniz yeterli olacaktır."

-"Bildiğim şeyleri sayma bana. Niye uyanmıyor?"

Bir haftadır çektiğim nefes darlığını artık kontrol edemez olmuştum.

Gömleğimin yakasını çekiştirip elimi saçlarımın arasından geçirerek derin bir soluk aldım.

-"Ateşi normalden yüksek. Sürekli inip çıkıyor ve bedeni yeterince yorgun düşmüş. Vücudu susuz kalmış ve...bazı durumlarda hastalar ilginç ama uyanmak istemiyor. Vücudunun kendini toparladığında uyanacağına inanıyorum Devran bey."

Elimi boğazımda gezdirip başımı salladım ve yeniden kendimi koltuğa bıraktım.

Beni yine darmadağın etmeyi başarmıştı. Tamam bitti dedikçe hep daha kötüsü karşıma geliyor.

Tekin olmayan insanlarla uğraşmak beni korkutmuyor ama başıma bunun geleceğini asla tahmin etmezdim. Ablam yeterince korunaklıydı. Kimse cesaret de edemezdi. Ama...ama bu kadın...nereden nasıl görmüş öğrenmiş planlamışlardı bilmiyorum.

Başta söylediklerinde boş bir tehdit olduğuna emindim. Sonra kayıp haberleri fotoğraflar videolar derken dünyam başıma yıkılmıştı.

Dağın başındaki bir yere ulaşmam sürekli yanlış yönlendirmeler yüzünden olmuştu. Sırf benim yüzümden tekrar başına bir şey gelirse bu defa kendime affım olmayacaktı.

İlk iki gün hastanedeydi. İki gündür de evimde var olan odada kalıyordu. Gözümün önündeydi ve rahatça tedavi göreceği bütün malzemeye sahipti. Yanında hemşire kalıyordu.

-"Devran bey."

Ovuşturmakta olduğum başımdan ellerimi indirip uzatılan telefonu aldım. Günde elli kere olduğu gibi yine ablam arıyordu.

Açsam ayrı dert açmasam ayrı.

-"Efendim?"

-"Efnan nasıl? Ya lütfen gelip görmek istiyorum."

-"Uyandığında gelirsin."dedim. Uyanmama gibi bir seçeneği yoktu. Uyanacaktı. Daha görecek günleri vardı.

-"Çok mu kötü?"

Ağlama tınısı geldiğinde yüzümü buruşturdum.

-"Ağlayıp durma iyi olacak."

Hıçkırdı.

-"Onun hayatını hep biz mahvettik. Tek yaptığımız zarar vermek."

Hastanede yoğun ısrarları sonucu ikimizinde haberi olmayan durumu ona anlatmak zorunda kalmıştım. Yoksa annemiz olacak şeytanın evine gitmekle beni tehdit etmişti.

-"Böyle kendine zarar verdiğin için buraya gelmene izin vermiyorum. Yat ve dinlen tamam mı? Her şey yolunda. Sonra konuşuruz." Telefonu kapatıp yanıma bıraktım.

Kimden nereden hırsımı çıkaracağımı bilmiyorum. Bir çiftlik dolusu adamı öldürmem içimi hiç soğutmamıştı. Hepsinin leşini aleme ibret olsun diye sallandırasım vardı.

Şimdi elim kolum bağlı bekliyordum.

Uyansın,iyileşsin ve buradan giderek kendisini bizden kurtarsın istiyorum.

'

Oturduğum masada bir sağa bir de sola baktım. Göz göze gelecek kimse yoktu çünkü hepsi başını önüne eğmişti. Aksi olsaydı kaldıracak bir başları kalmayacaktı.

-"Biz bu duruma geleceğini biliyorduk fakat sizden birine zarar verecekleri-"

-"Kes!"

Elimi vurduğum ahşap masa sallanırken ayağa kalktım. Nerede bir yavşak piç varsa üstüme çekiyordum.

Efnan.

Burnumdan soluyarak alnımı sıvazladım. Adını bile anmak istemediğim kadın yıllar sonra ne var ne yoksa bütün düzenimi sikmiş atmıştı.

Efnan'a dokunacaklardı aklımın ucundan geçmezdi. Ama o kanı bozukların geçmişti işte.

Bana olan nefreti yüzünden her gün canını yaktığım piç kurusu intikamını böyle almıştı. Asıl hedefi bendim. Yanan en suçsuz kadın olmuştu.

Bu kadını bu hale getiren siktiğimin bir ihalesiydi. Servet değerinde olması şu an o kadar anlamsız geliyordu ki.

Evden içeri girerken ardımdan kapının kapanmasını bekledim ve ceketimi çıkartarak uzattım.

-"Hemşire nerede?"

-"Odada efendim. Dediğiniz gibi yanından hiç ayrılmadı."

Başımı sallayarak merdivenlere yöneldim.

Bugün bir hafta olmuştu. Artık gözlerini açması gerekiyordu. Buna en az onun kadar benimde ihtiyacım vardı. Suçluluk duygusundan hiçbir bok yapamaz hale gelmiştim.

Başka bir nedeni yoktu. Sadece suçluluk hissediyordum. Ki bu çok nadiren olurdu.

İç çekerek kapısını açtığım odaya bir adım atmıştım ki üstüme dönen gözlerle olduğum yere çakıldım kaldım.

Uyanmasını bekliyordum fakat bu şekilde bakınca beni komaya sokmasını beklemiyordum.

Gözlerindeki yorgunluk, korku ve vazgeçiş bana bir süre nefes aldırmadı.

Sonra baktığı yerde benim olduğumu anlamıştı. Bunu gözlerinde görmüştüm. Belki de hala orada olduğunu sanmıştı. Göz bebekleri sulandı.

Göğsüme derin bir yarık açıldı.

-"Efnan..?" Boğazınıza takılan lokma gibi ismi boğazıma takıldı. Yutkundum geçmedi. Dişlerimi sıkarak kendimi zorladım ve adım attım.

-"Güvendesin." Öyle düşündüğünü sanmıyorum.

-"İyi misin? Nasıl hissediyorsun?"

Yaklaştığım yatakta neredeyse cansız gibi yatan bedeninde gözlerimi gezdirdim. Tuhaftı. Pek öyle kelimelerle anlatılır gibi değildi ama insanın soluğunu kesiyordu işte.

Tek yakınım olacak derken yabancılaşan bir beden.

Kıpırdatmaya çalıştığı dudaklarına odaklandım. Konuşamadı.

-"Devran bey! Çok çok pardon ben dalmışı-"

Elimi kaldırıp koltuktan fırlayan hemşireyi susturdum.

-"Uyandınız mı?! Zorlamayın kendinizi. Bir dakika."

Hemşirenin yaklaşmasıyla bir iki adım geri çekildim. Ona bir kaç yudum su içirmişti. Serumunu bağlarken gözlerini kapatan kadın beni endişelendiriyordu. Gözleri hep açık kalmalıydı.

-"İyisiniz. Her şey yolunda. Konuşabilirsiniz değil mi?"

Gözlerini aralayıp ağır ağır dudağını ıslattı.

-"Üşüyorum." Çatallaşmış sesi bir kelimeyi zorla telafuz edebildi.

-"Ateşiniz var. Serum birazdan daha iyi hissettirecek."

Başını zar zor sallamıştı. Fakat titriyordu. Soğukta yattığı yer gözümün önünde belirince elimle yüzümü sıvazlayıp arkamı döndüm.

Keşke orayı ateşe verseydim de can çekişerek geberselerdi.

-"Ağrınız var mı?"

Yeniden dönüp bembeyaz kesilmiş yüzüne baktım. Gözlerini bile açık tutamayacak kadar güçsüzdü.

-"Çok." Fısıltısı kulağıma geldiğinde beni de bir üşüme esir aldı.

Hemşire serumuna bir şeyler katarken tekrar ona yaklaştım. Yaklaştığımı anlamış gibi gözlerini açtı.

-"Nerdeyiz.?"diye kısık tonda sormuştu.

-"Evimdesin."dedim hemen.

Kaşlarını çatar gibi oldu. Konuşacaksa bile konuşamadı. Öksürerek inlediğinde elim ayağım birbirine girmişti. Her öksürdüğünde acıyla inliyordu.

Öksürük krizi bittiğinde alnında damla damla ter vardı.

-"Soğuk uygulaması yapacağım. Geliyorum hemen." Hemşire elindeki bezlerle koşarak odadan çıktı.

-"Gitmek istiyorum." Dudakları arasından yükselen cümleyi duymak için zorlanmıştım.

Başımı iki yana salladım.

-"İyileşmeden olmaz."

-"Hastaneye götür."

Yanımda bulunmak istemeyişi gayet haklı bir istekti.

-"Olmaz. Güvende olman gerekiyor." Hastanede de aynı şartlarda onu baktırabilirdim fakat burada gözümün önünde olması lazımdı.

Sustu. Konuşmadı.

Bende daha fazla gerginleşmesini istemediğim için odadan ayrıldım. Ateşinin düştüğü bilgisi gelmeden yatmaya çıkmamıştım.

Zaten günlerdir de gözüme uyku girdiği yoktu.

Bunca zaman üstüne bu olanlar ve öğrendiklerimi hazmetmem zor oluyordu. Kendime ayrı hayata ayrı kızgındım.

Belki de hiçbir şey böyle olmazdı. Ailesiz kalmazdı. Hayatlarımız dağılmazdı.

-"Buyrun efendim."

Beynimi uyuşturmaya yetecek alkol oranı içeren bardağı aldıktan sonra odamdan çıkmasını söyledim ve camın önüne geçtim.

Uzun günler geceler beni bekliyordu.

'

-"Daha iyi hissediyor musunuz?"

Günde birden fazla kere mazur kaldığım soruyu yine aynı şekilde yanıtladım.

-"Evet teşekkürler."

Hemşire muhtemelen başımda olmaktan sıkılmıştı fakat işinden olmamak içinde elinden geleni yapıyordu.

Ben ise ölmeyi bile becerememiş birisi halinde buraya hapsolmuştum.

Bir kaç gündür onu görmüyordum. Odaya da gelmiyordu. Artık ona buradan gitmek istediğimi söyleyecektim. Kalbim daha fazla bu olanlara katlanamıyordu. Nefes alamıyordum.

Sanki acılarım daha da derinleşiyordu.

Ne yaşadığımı durdukça düşününce aklım hayalim almıyor. Alçıda bir kol ve morartılar içinde bir beden. Kaşımda dikişin üstünde bir bant ve kabuk bağlamış dudağımla berbattım.

-"Doyduysanız alıyorum. Az yediniz ama sizi zorlamak istemiyorum."

Başımı salladım. Serumlar yeterince beni toplamıştı.

Kaç gün uyuduğumu hemşire söylemişti. Ve inanılır gibi değil ama Devran'ın evinde olduğumu öğrenmek uyanmamak için çok iyi bir nedendi.

Buradaki ikinci haftamdı. Hala şaşkındım.

Yatmaktan bilincim de iyi bulanmıştı. Omurgamdaki zedelenme dolayısıyla sadece iki gündür ayağa kalkabiliyordum.

Yine de bu oda üstüme çökmüştü.

-"İsterseniz duş almanıza yardımcı olabilirim. Odadaki banyo tadilattaydı fakat şimdi çalışır halde. Daha iyi hissetmeniz için.."

Tuhaf bakışlarımı görünce ses tonu kısılmıştı.

Bende halimin iğrençliğini biliyorum ancak böyle yüzüme söylemesi içten içe hoş gelmedi.

-"Hayır ben evime gideceğim."dedim.

-"Devran bey siz tamamen iyileşmeden buradan gitmeyeceğimi söylemiş. Bu durumda sanırım siz de buradasınız."

Oflayarak geriye yaslandığımda nefesimi kesen bir ağrı sırtıma saplanmıştı.

Bir kaç dakika geçmesini bekledikten sonra hemşirenin yardımıyla yataktan kalktım. Artık kendi kokuma tahammülüm kalmamıştı.

Alçıya su gelmemesi için naylon bir koruma kılıfı geçirdikten sonra yüzüme de su gelmemesi gerektiğini söylemişti.

Vücudumdaki kötü renk değişimi beni bir süre orada ağlattı. Öleceğime o kadar emindim ki. Ve şimdi bunun bilincinde olmak fakat yaşıyor olmak çok ağır bir yüktü.

Ben öleceğim dediğim an yanıma gelmişti.

Gelmeyebilirdi. Ama beni orada bırakmamıştı. Ya ona da bir şey yapsalardı? Ya onu da kaybetseydim?

-"Efnan hanım? İyi misiniz..?"

Dudaklarımı birbirine bastırıp elimle yanaklarımı sildim. Hıçkırıklarımı bastırmak o kadar da kolay değildi.

-"Sorun yok."diye seslendim pürüzlü sesimle. Ne olur ne olmaz diye beni banyonun girişinde bekliyordu.

Bedenimi tek elimle zar zor yıkadım. En azından ahırda burnumdan geçmeyen kokuyu bedenimden de silmiştim.

Kabinden çıkıp havluyu üstüme doğru attım ama bedenime saramadım. Bu yüzden hemşireden yardım istemek zorunda kalarak havluya sarılmıştım.

Yatağın ucundaki pufu taşıyarak lavabo tezgahının önüne çektiğinde ona minnettardım. Sırtımı dönerek oturdum ve saçlarımı lavaboda yıkamasını bekledim.

Bir kaç kere köpürtüp sıcak suyla duruladı ardından saçlarımı da ayrı bir havluyla sardı.

Son olarak ıslattığım havluyla yüzümü dikkatlice temizledim.

-"Ben ne giyeceğim?" En başta düşünmem gerekeni şimdi söylediğimde o da sanki yeni hatırlamış gibi kaşlarını kaldırmıştı.

-"Doğru. Ben gidip bir bakayım. Oda sıcak zaten üşümezsiniz hemen geliyorum."

Çıplak ayaklarımla hafifçe titreyip odaya döndüğümde çarşafı ve yastık kılıflarını değiştirdiğini fark ettim. Yatağa oturup ince pikeyi bacaklarıma doğru çektim.

Ateşim çıkmasın diye ince örtünüyordum ama ben geceleri çok üşüyordum.

Derin bir nefes alıp bulunduğum durumu yeniden düşündüm. Devran'la aynı çatı altında tamamen yabancı kişiler halinde duruyordum. Ondan kaçmak isterken ona muhtaç biçime gelmiştim.

Gelmiyordu. Yanıma gelse zaten durmayacağımı söyleyecektim.

Ona yük olmama gerek yoktu. Yeterince ilgilenmişti.

Aklıma gelmeyecek olan başıma gelmişti. Nasıl bir iş bu?

-"Buldun mu?" Kapı açılma sesine başımı kaldırdığımda karşımda Devran'ı görmeyi beklemiyordum.

Elim havluma kaydı. Yanaklarımın kızardığını hissediyordum.

Keskin bakışları üstümde geziniyordu ve ben gittikçe daha çok utanıyordum.

-"Hemşire nerede?"diye sormadan önce boğazını temizlemişti.

Bakışlarımı ona çeviremedim.

-"Kıyafet bakmaya gitti."dedim kısık tonda.

Olduğu yerde bir şey yapıyordu. Yan gözle baktım. Ceketinden telefonunu almış mesaj yazıyordu.

-"Birazdan getirirler."

-"Evime gitmek istiyorum."dedim karşılık olarak.

Başımı kaldırdığımda bende olan gözleriyle kesiştim. Nerdeyse çıplaktım ve utanıyordum. Sanki zamanında beni çırılçıplak görmemiş gibi.

-"Bir kaç gün sonra gideceksin. Sabret."

Başımı salladım. Sesli bir soluk alıp göğsümü şişirdim. Aynı anda yine sırtıma ağrı girince yüzümü buruşturmuştum.

O saniye dibimde biteceğini düşünmedim.

-"Ne oldu? Ağrın mı var?"

Sakin sakin nefeslenip sabit kaldım.

-"İyiyim."derken ateşimin yükseldiğini hissediyordum. Fakat fiziksel değil içsel bir ateş.

-"Uzan."

-"Gerek yok."

-"Uzan dedim Efnan." Adım dudaklarından çıktığı gibi bakışlarımız aynı anda birbirine yapıştı. İsmimi seslenmesi bile kulaklarımdan silinmişken beni ilk gün ki gibi heyecana sürüklemesi hiç adil değildi.

Şimdi oturup buna ağlayamazdım.

-"O insanlar kimdi? Ne istiyorlardı?"

Göz bağımızı kesip üstümdeki pikeyi bir hamlede kenara çekti.

-"Önemi yok. Benim yüzümden zarar gördüğün için yeterince vicdan azabı çekiyorum." Kendi kendine konuşur halde belimden tutup geriye yatmam için zorladığında havlumun açılması beynimde bir sarsıntıya yol açtı.

Hızlıca önümü kapattığım esnada o da başını çevirmişti.

Kalbim resmen odayı inletiyordu. Belki uyduruyorum ama onun kalbini bile duyuyor gibiyim.

-"Ne demek önemi yok? Orada olan bendim." Zar zor konuşmuş aradaki bu bulanık havayı dağıtmıştım.

Doğrulup koyu kestane saçlarını düzeltti.

-"Canımı istiyorlardı. Yeterli bir sebep mi?"

Gözlerim irileşirken gümbür gümbür atan kalbim yavaşladı.

-"Ben...şey bulamadım."

Odaya giren hemşire ile dehşete düşmüş şekilde boş duvara bakıyordum.

-"Birazdan getirecekler kapıda bekle al."dedi Devran ve çıktı gitti.

Getirilen bir kaç parça eşyanın arasından ilk önce banyoda iç çamaşır giyinmek için oyalanmıştım. En son südyen giymekten vazgeçip önü düğmeli askılı pijama üstünü giyinmiştim. Düğmeleri iliklemek zor gelse de hemşireye karşı çıplak kalamazdım.

Uzun pijama altını giyindikten sonra odada uzun bir süre yatakta kaldım. Düşünmekten beynim patlamak üzereydi.

Hemşire yanımdaki koltukta yatağını hazırlamış yatmıştı. Birbirimizden sıkıldığımız aşikardı fakat ikimizde bundan kurtulamıyorduk.

Saat gece yarısını geçtiğinde kolumun ağrısı yüzünden yatakta doğru düzgün yatamıyordum. Ağrı kesici içmiştim fakat henüz işe yaramamıştı.

Biraz nefes almam gerekiyordu.

Ve odadan dışarı attığım ilk adımda dizlerim titriyordu. Her ne olursa olsun ona ait bu evde kalmak hiç de sindirilecek bir mesele değil. Doğru düzgün uyuyamıyordum bile.

Onun yüzünden bu hale geldiğim için bana bakmak zorunda hissediyordu. Buna gerek yoktu çünkü ben böyle düşünmüyordum.

Eğer oradaki Devran olsaydı canım şimdikinden daha çok yanardı. O yüzden benim içim rahattı. Yalnızca psikolojim pek iyi değildi. O da her zamanki haliydi.

Ufak adımlarla koridorda yürürken nereye gideceğimi bilmiyordum. Yürüdüğüm koridorun solundan yukarı merdiven tırmandığını görünce gözlerim üst kata kaydı. Sessizce ilerlemeyi sürdürdüm.

Apliklerin loş ışığında yürürken evin son derece lüks ve eşsiz oluşuna hayran kalmıştım.

Hep ikimize ait kocaman bir ev hayalimiz vardı.

Tıpkı burası gibi yüksek tavanlı büyük bir ev.

Elimi çıplak boynumda ve açık göğsümde gezdirip sıkışan kalbimi tuttum. Sevdiğimin adamın izlerini taşıyan bu evi belki de ilk ve son görüşümdü.

Burada yaşıyordu. Kendine ait bir yaşamı vardı. Kusursuz görünüyordu. Ve her şey yolunda gibiydi. Benim aksime.

Önüme çıkan neredeyse bir daire boyutunda salonla bir cepheyi kaplayan camlara baktım. Ağaçlarla kaplı ormanı karşımda görmek şu saatte çok da zevk vermedi. Neredeyse her ağacın dibinde ağaçları aydınlatan ışıklar vardı ve seyir zevki sunuyordu. Yine de ürkütücü geldi.

Sakin nefeslerle camın önüne doğru gittim. Her zaman doğayı sevdiği geldi aklıma. Ormanları yeşilliği severdi. Malikanedeki odası da denize değil ormana bakan taraftaydı.

Belki kendisi çok değişmişti ancak hala tanıdık ayrıntılara sahipti.

-"Niye ayaktasın?"

Ağzımdan kaçan çığlıkla elim ağzıma gitti. Öd kopması yaşamıştım. Hatta küçük bir kalp krizi bile diyebilirdim.

Aniden konuşunca bu kadar korkulur muydu bilmiyorum ama benim aklım çıkmıştı.

-"Pardon...ben..şey daraldım biraz.." Ne diyeceğimi bilemeyerek nefes nefese omuzlarımı düşürdüm.

-"Uyuyup dinlenmen gerekiyor."dedi tok ifadesiz sesiyle. Sahiden beni bir yabancı olarak mı görüyordur?

-"İyiyim ben artık. Hemşireye falan da lüzum yok. Yoruldu kaç gündür bari o gitsin."dedim karanlıkta belli olmayan silüetine bakarak.

En başından beri koltukta oturuyormuş. Yüksek arkalıklı olduğundan görmemiştim.

-"İşi bu. Ayrıca hala geceleri ateşin yükseliyor."

Omuz silktim.

-"Olabilir. Ateşten ölmem ya. Benim için endişeleniyormuş gibi konuşma lütfen. Bana acımana da gerek yok. Beni sana karşı kullanabileceklerini düşünüp bir yanlışlık yapmışlar. Olan oldu geçti." Cümleleri hızlı ve gamsız bir şekilde söylemeye çalışmıştım.

Sanki beni sarsan bir olay değilmiş gibi.

-"Seni bana karşı zaten kullandılar Efnan. Daha fazla ne olabilir? Ölümden döndün ve sebebi benim. Bu bir acıma değil." Sehpaya seslice vurduğu bardakla ayağa kalkıp karşıma geçti.

-"Sebebi olman bir şeyi değiştirmez. Beni oradan kurtarmasaydın da sana...sana kırılmazdım." Yutkunarak son sözü sessizce söyledim. Doğrusu buydu. İtiraf diyebilirdik.

-"Seni orada bırakacağımı mı düşündün?"

-"Ne fark eder? Gelmen için de bir nedenin yoktu."dedim fakat içten içe burnum sızlamıştı. Keşke böyle olmasaydık.

-"Olmadığı için bana da hareket olsun diye geldim zaten." Ağzının içinde mırıldanarak arkasını dönmüştü. Kristal karaftan bardağına içki doldurup yeniden koltuğa çöktü.

-"Devran."dedim. İsmi dilimi yakan bir közü andırdı. Dudaklarımı ıslatıp nefesimi üfledim.

-"Dolaylı cümleler kurmayalım. Ne düşündüğünü bilmiyorum. Benim yaşadıklarım kolay değildi. Seninde bunları yıllar sonra öğrenmen kolay değildi biliyorum. Ama hiçbir şey bizi geçmişe götürmez. Hiçbir şeyi de düzeltemeyiz. Ben ne ailemi geri getirebilirim ne de seni." İlaçlardan mı yoksa yediğim dayaktan mı beynim sarsıntı geçirdi? Aksi halde bu kadar açık sözlülüğe cesaretim yoktu.

-"Bir hayatım yok benim. Kalmadı. Benim için vicdan azabı çekme. Orada korkmadım. Gelip beni kurtar diye dua da etmedim çünkü sana zarar vermelerini istedim. Senin kaybedecek bir ailen var. Kardeşin yeğenin...hatta yeğenlerin. Benim hiçbir şeyim yok."

Nefes molaları ile kurduğum zor cümleler arasında ara ara yanaklarımı silmek zorunda kaldım.

-"Üzülme yani. Ben bir şekilde toparlanırım. İllaki iyileşeceğim. Ama burada beni tutup ikimize de zarar verme. Beni gördükçe aklının bulandığını biliyorum çünkü sürekli düşünüyorsun. Aileni suçluyorsun ve ister istemez bu hayatına yansıyor. Benimse...sürekli acılarım tazeleniyor. O yüzden bırak gideyim. Birbirimizi geride bırakalım. Ben kendime bakarım sen hayatına dön."

Boğazıma takılan koca bir taş oldu. Ne çıkarabildim ne yutkunabildim. Fakat şunu fark ettim ki ona içimi dökmek karşıma ailemi alıp içimi dökmek gibi hissettirdi.

•

Yine ağlamaklı bir bölümle geldim.

İçim şişti artık 🫠

Ama başka türlü de gitmiyor kiii ne yapalım

Efnan Devran'la dertleşmeyi özlemiş diyebilir miyiz? Devran onu bırakacak mı bende bilmiyorum

Düşüncelerinizi bekliyor olacağıımmm

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.