•
-"Bilmiyorum. Yani bunca zaman hiçbir şeyin yoluna girmemesi normal mi? İlk gün ki gibi çaresiz olmam.."
Soğuğa rağmen sıcaklayan boynumda elimi gezdirip derin bir nefes aldım.
-"Kurduğum savunmam yıkıldı. Sürekli ağlar oldum.Sizin için ayakta duruyorum. Devran'ın haberi yok ama onun için de yaşıyorum."
Kazağımın koluyla gözlerimi silip soluğumu üfledim. Ağlayarak konuşmak istemiyorum. Üzülmesinler.
Göğsüm sıkışıp duruyordu. O akşamdan beri daha kötüydüm. Devran'ı görmek bana hiç iyi gelmemişti. Onsuzluğa kendimi çok zor alıştırmıştım.
Nasıl tekrar yokmuş gibi davranacağımı bilmiyorum.
'
Aradan geçen günlerde değişen herhangi bir şey yoktu. Çalışıyordum ve çalışmaya devam ediyordum.
Yade ablanın sıkıştırmalarından ustalıkla kaçıyordum. Devran'ı gördüğümü söylememiştim. Onunda bilmesinin imkanı yoktu.
Ofise ara sıra gelen Leyal biraz modumu yükseltiyordu. Az da olsa beni gülümsetiyordu ve ufaklığı çok seviyordum. Sadece tek sorun aşık olduğu dayısını dilinden düşürmemesiydi.
Tanrının bir lütfu mu?
İçime gömmem için hiç yardımcı olmuyordu. Ve ne yazık ki sözden anlayacak yaşta değildi.
Bugün ise yine küçük hanımla birlikteydik. Hafta sonu yapacağımız doğum günü için bütün ayrıntıları kendisi seçmişti. Renk tonuna kadar beğenmesi için beklediğim küçük kız beni şaşırtacak kadar zevkliydi.
Evlerinde anasınıfı arkadaşlarıyla yapacağı kutlama büyük çaplı olmayacaktı. Genel olarak çocukların yiyeceği bir menü hazırlamıştık. Geri kalan Yade ablanın bir kaç arkadaşı için de aperatif menüsü çıkarmış anlaşmalı olduğumuz yemek şirketine göndermiştim.
Hafta sonuna iki gün kalmıştı. Evin büyük kış bahçesi parti için boşaltılmıştı ve bizim malzemelerimizi götürmüştük.
-"Nasıl gidiyor?"
Yürürken karıştırdığım dergiyi kapatıp Yade ablaya baktım.
-"Hoş geldin Yade abla."dedim küçük bir tebessümle.
-"Geçerken bir uğradım çıkıyorum şimdi. İşin bittiyse gel sende."
Dudağımı dışa büküp bir kaç saniye düşündüm.
-"Yok aslında bitti ama zahmet etme."
Bana göz devirdi.
-"Hadi bekliyorum."
Onu bekletmemek için hızlıca odama geçip kabanımı ve çantamı aldım. Ofisten birlikte çıkarak sıcak koltuklu arabaya oturduğumda tuttuğum nefesimi üfledim.
-"Akşam yemeği yemediysen bize geçelim mi?"
Tam nasıl itiraz edeceğimi düşüneceğim esnada telefonunun çalması beni kurtardı. Arabanın içine Leyal'in sevimli sesi doldu.
-"Anne?"
-"Annem efendim bebeğim?" Yade ablanın cıvıldayan sesi ve kocaman gülümsemesine istemsizce mutlu oldum.
-"Gelmiyor musun anne? Dayım geldi biliyor musun bana bir sürü bebek almış! Ama gidecekmiş lütfen ona kalmasını söyler misin?"
Şakaklarımda oluşan yoğun ağrı gözlerime doğru yayılırken başımın arkasında bir uyuşma hissettim. Elimi alnıma attığım esnada nefes almayı keserek titreyen parmaklarımı buza dönüşen tenimde gezdirdim.
Yıllardır bir nevi panik atak krizleri geçiriyordum. Ve bu şekilde etkilenmek benim için normal bir durumdu.
Yade abla nasıl olduysa halimi anlamıştı ve telefonunu hoparlörden alarak kulağına getirdi.
-"Araba kullanıyorum bebeğim. Dayına beni beklemesini söyle birazdan oradayım."
Kirpiklerimi kırpıştırıp camdan dışarı baktım. Canım çok yanıyor.
-"Üzgünüm."
Gözümün kenarında biriken damlayı serçe parmağımla silip yeniden önüme döndüm.
-"Sorun yok abla."dedim net bir şekilde.
Neye üzgün olacaktı? Bana onu hatırlattığı için mi? Aklımdan hiç çıkmamıştı ki.
-"Dünya bazen güzel bir yer olmaktan çıkıyor değil mi?"
Göz ucuyla ona baktığımda yola bakıyordu. Öylesine konuşmuştu.
-"Hayat devam ediyor. Etmek zorunda."dedim her gün kendime tekrarladığım gibi.
Yol kenarında bulunan ceplerden birine yanaşıp durduğunda dalgalı denize baktım.
-"İkiniz için daha iyi bir hayat olmasını isterdim. Konuşarak seni üzdüğümü biliyorum ama içimde tutamıyorum. Devran senden sonra hayatına kimseyi almadı. Seninde almadığına eminim. Sadece...ben artık kardeşimin bir kalbi olduğuna emin değilim."
-"Abla lütfen o-onunla ilgili konuşmayalım."dedim yutkunarak. Dile getirmek bile boğazımı acıtmıştı.
Ne olduğunu neye dönüştüğünü bilmek istemiyordum. Artık biz diye bir şey yoktu. Geçmişimizde yoktu. Hiç olmamıştık. En azından olmadığımızı düşünmek istiyordum. Sanki bir rüyaydı ve ben o rüyayı yıllar önce görmüştüm. Uyanmıştım bitmişti.
-"Ne olduğunu bilmiyorum. Ama hikayenizde sizin suçlu olmadığınızı biliyorum. Harcanmış iki hayat var ortada." Beni uyandırmak ister gibi sesini yükseltmişti.
Dilimi koparırcasına ısırıyordum. Yüzümden bir şey anlamasını istemedim. Umursamadığımı düşünsün.
-"Zaman ikimizi sildi. Üstüne konuşmak geri getirmez." Harcanmış değil yok olmuş bir hayatım var diyemedim.
Dalgalarda gidip gelen harelerim bulanıklaşır gibi olduğunda yeniden yutkundum.
Konuşmadık. Sessizlik arabaya hakim olduğunda yeniden yola koyulmuştu.
-"Durakta bırakır mısın abla?"diye rica ettim.
-"Gideceğin yere bırakabilirim. Çok soğuk."
Başımı salladım.
-"Teşekkür ederim.Leyal'i bekletme lütfen."
-"Efnan-"
-"Annemle babamın yanına gideceğim. Uzak biraz. Oyalanma sen abla."dedim doğrudan.
Göz bebekleri titrer gibi olmuş başıyla onaylamıştı.
Arabadan teşekkür ederek inmiştim. Bir süre sonra beklediğim otobüsle birlikte mezarlığa geldiğimde hava kararmıştı.
Çamurlanan botlarımla oturduğum beton basamakta bir elimi mermere değdirdim.
-"Bu saatlerde beni aramıştınız. O akşam ödüm kopmuştu anne!" Hatırlayınca güldüm ve göz yaşlarımı sildim.
-"Baban çok hasta diyince aklım çıkmıştı. Hatırlıyorsunuz değil mi?"
Başımı eğip ellerime baktım.
Koşa koşa eve gittiğimde meğer bana sürpriz yapıyorlarmış. O kabus dolu evde kendimi bile unutmuştum. Ama onca yoğunluğunun arasında beni unutmayan Devran bir pasta almış annemle babamın yanına gitmiş.
Mutlu olacağımı bildiğinden doğum günümü hep birlikte kutlayalım istemişti.
Şapşal.
-"Ben ondan sonra hiç doğum günümü kutlamadım baba. Biliyorum kızıyorsunuz bana ama ne yapabilirim ki?" Omuzlarımı silkip hıçkırdım.
Ailemle...her şeyimle en son mutlu olduğum o yaşımda kalmak istedim.
Ben büyümek istemedim.
-"Onu unutmak zorunda kalacağım aklıma gelmemişti. Sizsiz kalacağımı da düşünmemiştim. Hani geride kalan unuturdu? Ben neden yerden kalkamıyorum?" Sorularımı karanlığın üstüne çöktüğü toprağa bakarak sorduğumda cevabım sessizlikti.
Soğuktan üşüyen burnumu çekip sızlayan gözlerimi bir kaç saniye kapattım.
-"Olmayacak böyle farkındayım. Baktığım gözler duyduğum sesler...her şey daha da zorlaştırıyor. Sürekli kanıyor içim."
Bir yara hiç iyileşmez mi?
Aklım almıyor. Bu kadar güçsüz müyüm? Acıyla baş etmek böyle zor olabilir mi?
-"Artık mücadele etmek istemiyorum." Gözlerimden akmayan yaşlarla bomboş bir ifadeyle kendime itiraf ettim.
-"Delirmiyorum tükeniyorum görüyorsunuz. Daha fazla devam edemiyorum."dedim başımı sallayarak.
'
Aynadaki yansımama son bir göz atıp ellerimi kuruttum.
İçeride birbirinden renkli hayatları yalandan gülümsememle dinlerken gerilmiştim. Makyajımı tazeleme bahanesiyle banyoya kaçmıştım.
İnce topuklularımın banyo paspasına takılmamasına dikkat ederek oradan çıktım. Leyal ortalıkta oradan oraya koşarken gülme sesiyle bile enerji veriyordu.
Etraftaki çocuklara göz atıp salona girdim. Yade abla arkadaşlarıyla masada kahve içiyordu. Beni görünce gülümsedi.
-"Kahveni getirirler hemen."dedi.
-"Olur."dedim yalnızca yumuşak bir tonda.
Bacağıma dolaşan Leyal'i boş geçmeden eğilerek tombul yanaklarını öptüm. Mis gibi kokuyordu.
-"Herkes gidince hediyeleri birlikte açalım mı?" Gözlerini büyüterek fısıldamıştı.
Fısıldamasına sessizce kıkırdadım.
-"Olur tabiki."dedim.
Güzel bir parti olmuştu. En azından herkes memnundu. Çocuklar da dahil.
Sona kalan misafirler gittiğinde bizimkiler gelmiş etrafı toplamaya başlamıştı. Bizde kış bahçesinde çay içiyorduk.
-"Yade abla sana bir şey söylemek istiyorum." İki gündür nasıl söyleyeceğimi düşünüp durmuştum.
Ama bunu yapmalıydım.
-"Söyle canım."diyerek telefonunu kenara bıraktı.
Salonun geniş camına doğru baktım. Leyal balonları havaya atıp oynuyordu.
-"Bunu yapacağım için özür dilerim. Ben artık LEYAL'de çalışmak istemiyorum." Zor oldu ama direkt söyledim.
Ne halt edeceğimi bilmesem de bu gerekliydi.
Yade abla karşımda şaşırıp kaldı.
-"Ne demek bu Efnan? Saçmalama lütfen."
Dudaklarımı ıslatıp başımı salladım.
-"Buraya gelmek bir hataydı. Uzun süredir çaba gösteriyorum ama daha fazla yapamayacağım."
Derin bir nefes aldım. Sesim titremeye başlamıştı.
-"Her şey bana kaybettiklerimi hatırlatıyor. Üstesinden geleceğim dedikçe daha çok batıyorum."
Yaşaran gözlerimi kucağıma dikip soluğumu üfledim.
Yade abla bir hışımla ayağa kalkmıştı. Yine de bakamadım.
-"Bunu kabul etmiyorum. Seni bir başına bırakmayacağım. İstersen evden çalışırsın ofise gelmezsin. Ama yalnız kalmana müsaade etmiyorum. Ne yapmaya çalıştığının farkındayım. İstifan reddedildi Efnan."diyerek cam kapıyı açarak çıktı.
Arkasından hüsranla baktım. Peşi sıra ilerlerken bahçeden eve girip kapıyı kapattım.
-"Yade abla-"
-"Dayııı! Dayım geldi!"
Ne?
Her şey bir anda gözümün önünde gerçekleşti. Evin kapısından salona açılan koridoru döndüğü gibi gözüme çarpan bedenle olduğum yerde sarsıldım.
Yüzünde gülücükler açan Leyal dayısına koştu. Devran.
Tanrım burada.
Yeğenini kucağına alıp doğrulan adam bedenini bize doğru çevirdiğinde gözleri gözlerime değdi. Buz gibi bir rüzgar yüzüme çarptı.
-"H-hoş geldin canım." Yade abla bir bana bir kardeşine baktı. Beklemediği aşikardı.
-"Dayı çabuk hediyelerime bak. Bir sürü!"
Leyal dayısının kırışıksız yakalarını çekiştirirken ben sıkışan ciğerlerime rağmen soluğumu alamadım.
Başımı çevirdim. Ne yapacağımı bilemezken olduğum yerde düşmemek için çaba sarf ediyordum.
Bakışı,duruşu...kokusuna kadar her şeyiyle farklı bir adamla karşılaşmıştım.
Salonu dolduran erkeksi yoğun kokuyu almamak için nefesimi içimde tuttum.
-"Ben geçeyim Yade abla."dedim kısık sesimle.
Başını belli belirsiz sallamıştı.
-"Efnan gitme."
Bir kaç adım atmıştım ki dayısının kucağından inip bacaklarıma sarılan Leyal'le olduğum yerde sabitlendim.
Yutkunarak yere eğildim ve Leyal'in sevimli yanaklarını öptüm.
-"Şimdi gitmem gerek daha sonra gelirim olur mu?"daha söylemeden başını iki yana sallamaya başlamıştı.
-"Efnan ablanın işi varmış bebeğim. Sabah ararız gelir. Değil mi?"
Bakışlarımız birleştiğinde ona gelmek istemediğimi söyleyeceğimi biliyordu. Fakat başımı aşağı yukarı salladım.
Bir iki metre uzağımda olan adama bakmıyordum. Yokmuş gibi davranmaya uğraşıyordum.
-"O zaman sen gelene kadar hediyelerimi açmayacağım."
Leyal'in hediye paketi açmak gibi bir zaafı vardı. İçindeki hediyeler önemsizdi. Hediye paketi hayranıydı. Ona aldığım ilk hediyeden sonra bunu öğrenmiştim.
Hafifçe gülümsedim.
-"Anlaştık."dedim.
Yanağını derince öpüp ayağa kalktıktan sonra direkt olarak koridora çıktım. Topuk sesime koşturan yardımcı kadın kabanımı verirken Yade abla da gelmişti.
-"Yemin ederim geleceğini bilmiyordum."dedi hemen.
Kabanımı giyerken rahat bir nefes aldım.
-"Farkındayım. Önemli değil."
-"Gitme meselesi yok tamam mı? Bir daha konusunu açmayalım."dedi ve benden önce kapıyı açtı. El işaretiyle çağırdığı şoföre itiraz edecekken buna müsade etmedi.
Ona sarılıp vedalaştım. Bahçede ekstra olarak üç lüks otomobil vardı. Ve neredeyse ona yakın koruma direk gibi dimdik duruyorlardı.
Kapısı açılan arabaya bindiğimde gözlerim evde kalmıştı.
Gerçek miydi tüm bunlar?
Yıllar öncesinde bıraktığım adamla ikinci kere karşılaşıyordum. Gözlerim hala titremekte olan ellerime kaydı. Sıkıca yumruk yapıp tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim.
Ritmi düzelmeyen kalbimin üstüne elimi bastırırken başımı geriye attım.
Kızgınım hiç gelmeyişine
Bilmeyişine,hissetmeyişine
Zorla toparlamaya çalıştığım aklım bünyem yine darmadağın olmuştu. Kalbim o tanıdık his ile çırpınırken geçmişten gelen alışkanlığına dönmek istiyordu. Yıllarımı fotoğrafına bakarak geçirince canlı canlı karşımda bulmak...tarifsiz bir acı.
Koşsam sarılsam
Tutunsam yoksun
Ruhumun kara boşluğunda
Sen or'da yoksun
Göz pınarıma doluşan yaşları silip omuzlarımı dikleştirdim.
-"Radyoyu kapatır mısınız lütfen?" Cılız ve kısıkta çalan şarkı sinirlerimi bozmuştu.
Şoför isteğimi yerine getirdi.
Birbirine girmiş aklımı kaybedecek gibi hissediyorum.
'
-"Ne yapmaya çalışıyorsun?"
Genç adam yeğenini kucağından indirmeden bütün bilinmezliği ile ablasına sormuştu.
Yade,kardeşinin onunla konuşmasına hatta soru sorup ilgilenmesine şaşırarak kaşlarını havaya kaldırdı. Ancak kardeşinin kara bir kuyuyu andıran bakışlarından çekinerek yüz ifadesini düzeltmişti.
-"Neyi?"
Devran kendini sınırlıyordu çünkü ürkütmek istemediği ve tek değer verdiği varlığı kucağında tutuyordu. Bu yüzden ablasını bakışlarıyla uyarıyordu fakat öfke damarlarında çoktan kaynamaya başlamıştı.
Dişlerini sıkarak burnundan sesli bir soluk aldı ve yeğenini yere indirdi.
-"Dayım...sen odana geç geleceğim."
Leyal dayısının çatık kaşlarına karşılık o da kaşlarını çatmaya çalıştı.
-"Ama gelmiyorsun.."diyebildi.
-"Geleceğim söz."
Kolunun altına sıkıştırdığı peluş civcivi ile merdivenlere koşturdu. Gözden kaybolduğu gibi ablasına adım atan Devran derin ve sesli soluklarıyla bir yırtıcıyı andırıyordu.
Yade bocalayarak kardeşinden bir adım uzaklaştı. Onun böyle kötü bir adama dönüşmediğini kendi kendine tekrar etse bile artık inanmıyordu.
Neyi uydursa diye düşünmesine rağmen kardeşinin ona inanmayacağının da farkındaydı.
-"B-Birlikte çalışıyoruz. İşe ihtiyacı vardı."
Devran yeğeninin görünürde olmadığına emin olduktan sonra yumruk yaptığı elini açıp işaret parmağını ablasına doğrulttu.
-"Siktiğimin şehrinde bir sen mi kaldın?"
Sakin değildi. Bağırmıyordu fakat bağırsa belki daha az ürkütücü olurdu.
Yade önünde çaresizce beklerken bu çaresizliği ondan habersizce verdiği kararlardan ötürüydü. Eski eşini işe almasına kızacağını bilmeliydi.
Devran ise değil sabrı görmeye tahammülü olmadığı o kadını karşısında bulmayı beklemiyordu. Hayatının ikinci şokunu yaşamıştı çünkü o kadını ikinci kez görüyordu.
Gafil avlanmak artık tarzı değildi. Her şeyin kararını ve yönünü o belirliyordu.
-"Sakin olur mu-"
-"Bana saçma sapan cümleler kurma. Hatrını kaybetmek istemiyorsan bana yanlış da yapma! Bir daha etrafımda görmeyeceğim. İlk ve son uyarım."
İsmini ya da kimliğini ağzına almasına gerek yoktu. Ki almayacaktı da. Yıllar önce adına tövbe etmişti.
-"Böyle sayıp sövüp gidemezsin! Yeter artık!"
Salondan çıkmak üzere olan genç adam kendisine bağıran ablası üzerine adımları durmuştu.
-"Sen istemiyorsun diye onun hayatını mahvetmeyeceğim! Yeterince mahvolmuş durumda." Titreyen sesi adamda iğreti oluştururken gözlerini kısa bir saniye kapatıp geri açtı.
Ona bahsetmemesi gerektiğini bas bas bağıracakken ablası dönük sırtına doğru gelip tüy kadar hafif vurdu.
-"Senin nefretini hak edecek en son insan Efnan!"
Ağzına sıralanan küfürleri bastırmak için dudaklarını birbirine bastırdı genç adam. Kimi kime savunuyordu bu kadın diye içinden geçirdi.
Tüm beynini hatta nöronlarını birbirine katan o ismi duyduğu an gerilen bedenini oldukça sıkmıştı. Gözleri yerinden çıkacak derecede zonkluyordu ve öfke ruhunu ele geçirmişti.
-"Sus yoksa kalbini kıracağım." Devran dişlerini kırarcasına sıkarken bunu söyledi.
-"Tek istediğim mutlu olman. Neden anlamıyorsun?"
Güldü genç adam. Mutluluktan çok uzak bir gülmeydi. Pozitif duyguları tıpkı her şeyi gibi yıllar öncesinde gömülmüştü.
-"Efnan'ın hiçbir suçu yok. Olmadığına eminim. Bunun nedenini bul."
Koridoru arşınlarken arkasından bağıran ablasını duymamazlıktan geliyordu.
-"Bir şeyler sizi ayırdı! Ama o hala sana ait buna eminim Devran!" Peşinden koşarak gelen kadının söylediklerini kulak arkası ederek kapıyı kapatmış dışarı çıkmıştı.
Ama Devran..vücudunu titreten soğuk rüzgarın hissine engel olamadı.
•••
Merhaba herkese❤️🔥
Kısa bir geçiş bölümü olsun istedim. Burada son bulması gerekiyordu.
İnanın nasıl birleşecekler hiçbir fikrim yok. Öyle gelişine yazıp geçiyorum. İki tarafta çok ayrı. Biri uçurumun tepesinde diğeri dibinde.
Neler olacağını birlikte göreceğiz.
Fikirleriniz varsa biliyorsunuz kurguda birlikte ilerlediğimiz zamanlar oluyor. Bana yazabilirsiniiiz
Sizi seviyorum.❤️
Bir de Devran için Massimo aşkımız gibi bir adam bulun bana plss çok dardayım