İçeriğe geç

EFLÂTUN - Bir Şaman Öyküsü

Bölüm 4 · 4 dk okuma

EFLÂTUN - Bir Şaman Öyküsü

Bölüm 4

3. BÖLÜM

Heyula her an biraz daha yakınlaşırken iyice belirgin hale gelen şekli, Eflatun'un daha evvel hiç şahit olmadığı türden bir cisme sahipti. Şimdi içine yeni bir ikircik tohumu ekilmişken ne yapacağına dair kırıntı büyüklüğünde fikri bile yoktu. İkisiyle birden savaşabilirdi ya da bu gök heyulası aşağı inmeden serâvazı ikiye yarabilirdi. Ya da bu uzaylı varlık saldırgan davranışlardan pek hoşlanmıyor ise aşağı indiğinde onunla konuşmayı deneyebilirdi. Manyaklı kamlar savaşmayı severdi ama müzakere yapma şansı varsa bundan da geri durmazdı.

Zaman yabancı göğün altında akışını sürdürürken onlarca kanadı olduğu artık ayan olan gök yaratığı yere inmek üzereydi ki Eflatun'un gümbürtüden patlamak üzere olan kalbini susturup kararını verdiği gibi havada geniş bir yay çizen kılıcı Tamu ruhunun kafasız bedenini boynundan aşağı doğru yarıverdi. Belki seçenekleri arasındaki en kötü tercihi yapmıştı ama hareketsiz kalmak o anda doğru gelmemişti. Şimdi ise tanımadığı bir varlıkla savaşmaya yeltenmek ahmaklık gibi görünüyordu. Önüne serilen senaryolar için belirlenen seçenekleri bir bir temizlemeye devam etmekten başka şansı yoktu.

Her zaman yaptığını yapıp koşturmaya koyuldu. Gök pusatlılardan öğrendiği bir şey varsa, bir eşikten geçilip varılmışsa eğer, evrendeki tüm diyarların kendine has ağaçlar yetiştiriyor olmasıydı. Şimdi ise ona gereken tek şey bir çift ağaçtı. Dünyaya geri dönebilmek için açması gereken eşik yalnızca, daha doğrusu Eflâtun gibi alelade şamanlar için yalnızca iki ağaç arasında tutuşturulan alevler sayesinde var edilebilirdi.

Renginin ayırdına varamadığı ama pek insansı görünmeyen vücudunun her yanından çıkan ve birbiriyle uyumlu şekilde açılıp kapanarak zeminin birkaç metre üzerinde süzüldüğü halde onu takip etmeyi sürdüren varlığın enerjisini hisseder gibi oldu. Ve bu enerji dalgasından pek de olumlu duygular aldığı söylenemezdi.

"Koş Eflatun koş, babasının ruhuna sıçtığım koş," diye kendini motive etmeye çalışırken bir yandan da gözleri ağaç olabilecek bir şeyler arıyordu. Belenbaz'ın, gök pusatın mucidinin bu yeni pusat hakkında yazdıklarından hatırladığı kadarıyla yabancı gezegenlerde yükselen ağaçların her biri kendine has farklı fiziksel görüntü ve özelliklere sahipti. Buradaki ağaçlar kim bilir nasıl görünüyordu!

Beyninin içinde 'Eflatun,' diyen bir ses işitince bir anlığına bütün benliğinde koşmayı kesmek için bir güdü hissetti. Ses duru ancak ürkütücü idi. En son ruhunun böyle titrediğini hatırladığında Tamu'da, Kerabra gölüne düşmüş ve burada, işlediği suçlardan dolayı pişman olmuş ruhların azabını hissetmişti. Bu azap öyleydi ki ruh gerçekten pişman olmuş olsa bile bu ancak cezasının daha da ıstıraplı hale gelmesine ve uzamasına neden oluyordu. Yine de bu seferki titreme ıstıraplı değil, garip biçimde güvenilirdi.

Yarımşar saniye aralıklarla çırpılan kanatların melodik sesiyle birleşen ünlemeye itaat etmek istese de bunu yapamazdı. Yabancı bir gezegenden gelse bile büyü büyü idi ve hiçbir cinin, hiçbir ruhun büyüsüne kapılamazdı, kapılmamalıydı. En azından boynundan sarkan cevşen işe yaradığı sürece. Yine de bu büyü, şimdiye kadar karşılaştığı en cezp ediciler arasındaki yerini almıştı.

'Eflatun,' sesi kulağında ve daha ziyade beyninin derinlerinde yankılanırken çaresizce okşadığı cevşeninden umut dilenmek şu an için yapabileceği tek şeydi. Bir de Ak Ana'ya dua etmek. Zira acundan pek uzaktaki bu topraklarda Etigün'e edeceği dua muhtemelen onun kulaklarına erişmezdi ancak Kayra Han'a evreni yaratma hususunda fikir veren Ak Ana onu evrenin hangi deliğinde olsa duyardı. En azından ümidi o yöndeydi.

"Şunlar olabilir mi?" diye içinden geçirdiği şeyler elbette ağaç olduğunu umduğu tümseklerdi. Birkaç yüz metre ilerisinde gördüğü şeyler de tıpkı buraya ilk adım attığı bölgedeki çimenler gibi kırmızı renkliydi ve yaklaştıkça anlıyordu ki gerçekten de ağaç olabilirlerdi. Ancak arkasında çırpmakta olan onlarca kanat artık neredeyse ensesine değmek üzereydi.

BAZI TERİM VE SÖZCÜKLER:

Eşik: Şamanlar, diyar ve boyutlararası portal açarak Uçmağ(cennet), Tamu(cehennem), Eşikardı ve dünya arasında seyahat edebilirler. Bu portallara eşik denir. Eşik açmak bütün şamanların bildiği bir şey olsa da eşik açabilme yetenekleri farklılık gösterebilir. Kimi şaman rahatça eşik açabilirken kimisi bunda hayli zorlanabilir. Eşik açmak için bir ritüel gerçekleştirmesi gerekir. Şaman evvela iki canlı ağacın arasında birer ateş yakar. Daha sonra köz haline gelmiş bu iki ateşin arasında bağdaş kurarak kam davulunu çalmaya ve eşik yakarısı denen duasını okumaya başlar. Bu dua her eşik açma ritüelinde farklı olmalıdır. Zira bu dua seyahat edeceği yere ne amaçla gideceğini açıklayan sözler içermelidir ve her eşik yakarısı başka bir tanrıya edilir.

Ak Ana: İlk ve en kudretli tanrıçalardan biridir. Henüz evren, diğer boyutlar ve dünyalar yokken sonsuzluk denizinden çıkarak Kayra Han'a yaratma ilhamı vermiş ve tekrar sonsuzluk denizlerinin altına dönmüştür. Böylece evren ve diyarların yaradılışı başlamıştır. Bütün şaman grupları Ak Ana'ya sonsuz hürmet ve dua eder. Ancak en çok Gök Pusatlıların duasını alır. Çünkü Gök Pusatlı şamanlar evrendeki tüm diyarları ve boyutları seyahat edebilmektedir.

Kayra Han: Yaratıcı Tanrı. Kara Han ve gökyüzü tanrısı olarak da bilinir. Ak Ana ortaya çıkıp ona yaratma fikri verdikten sonra sonsuzluk denizinin üzerinde durarak evreni, çeşitli boyutları ve diyarları yaratmaya başlamıştır. Tamu, Uçmağ ve Acun arasındaki dengeden sorumludur. İstisnasız bütün şamanlar ona dua eder, adaklar adar ve eşik açarken yakarır. Kardeşi Erlik Han'ın zıddı gibi görünse de aralarında bir düşmanlık yoktur. Kayra Han dengenin bir tarafını kontrol ederken Erlik Han diğer tarafını kontrol eder.

Kerabra Gölü: Tamu'da bulunan bir göl. Cehenneme gelen ruhlar burada işkencelere tabii tutulur. Ruhlar, işledikleri günahların azabını çeker ve pişmanlık hissederler. Tamu'dan kurtuluşun pek yolu yoktur ancak gerçekten pişman olan cehennemlik çıkarsa eğer Tamu'dan kurtulma şansına erişebilir. Bu ruh, Erlik Han'ın sarayına giden nehri besleyen Kerabra gölünden çıkınca onu, Tamu tanrısının sarayına giden nehri koruyan iki ejderhadan biri olan Ker Abra karşılar ve pişman olmuş ruhu Erlik'in huzuruna çıkarır. Burada eğer tanrı Erlik, bu ruhun Tamu'yu terk etmesine karar verirse ruh Uçmağ'a (cennete) gidebilir ya da Erlik'in hizmetine girip çeşitli görevlere koşulabilir. Erlik Han'ın hizmetinde olmak bir ceza ya da işkence yöntemi değildir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.