İçeriğe geç

EFLÂTUN - Bir Şaman Öyküsü

Bölüm 3 · 3 dk okuma

EFLÂTUN - Bir Şaman Öyküsü

Bölüm 3

2. BÖLÜM

Göğsünden yara alan başsız yaratık, yine de kendi kılıcını savurmaya devam ediyordu. Her ne kadar sarsak sapan hareketler olsa da pusatsız bir acemi kamı yenebilirdi. Neyse ki Eflâtun ne henüz kendi pusatını örtünmemiş bir acemiydi ne de deneyimsiz bir savaşçı. O kara manyaklara bürünmüş bir kamdı.

Tamu'ya girip çıkmaktan çekinen adi cepkenli ak şamanlar gibi yalnızca acun üzerinde yahut Eşikardı'nda cin kovalamazdı o ve soydaşları. En karanlık cadı ormanlarına dalıp cehennemin her bir yanında ajanlık yapar, dünya ile altında olup bitenlere aracılık ederlerdi. Şimdi de ardına taktığı üç serâvazdan biri ile evrenin kim bilir neresindeki bu yabancı gezegende savaşması da bundandı.

Erlik Han'ın huzuruna çıkmak kocamış şaman ataların bile cüret edebileceği bir şey değildi ama kafası azıcık kırık olan hiçbir manyaklı kam boyunu aşan işlere karışmaktan geri durmazdı. Eflâtun da edilebilecek en büyük hatalardan birini etmiş olmalı ki Tamu'nun tanrısını görme isteği buraya kadar kovalanmasına sebep olmuştu. Hoş, ona göre hiç de böyle bir muameleyi hak edecek bir dua etmemişti cehennem topraklarında. Yine de tanrı tanrı idi işte. Hiçbiri mütevazılıktan nasibini almış değildi. Belki dünyada ikamet edip Acun'daki her şeyden kendisini mesul kılan Etigün Ana istisna edilebilirdi. Bazen bir şaman, talebi olmasa bile bir ceylan ya da karga donuna bürünmüş olan Etigün ile karşılaşabilirdi. Eflâtun için fark etmezdi gerçi. Bir gün Etigün'e işi düşerse ona da dua edip kendisini görmek isteyebilirdi.

Küfelik bir ayyaş gibi o yandan bu yana sallanıp şamanlar için dokunuşu bile ölümcül olan kara kılıcını rakibine saplamak isteyen serâvaz, birden hareketsiz kalıp kılıcını kızıl çimenlerin bittiği yabancı toprağa sapladı. Kafası omzunda olsa gözlerini göğe diktiğini görebilirdi ancak şimdi göğe baktığını sadece omuzlarının konumundan anlayabiliyordu.

"Şimdi siktim belanı," diye tükürüp cinler, ruhlar ve her türden Eşikardı yaratığı için ölüm taşıyan demir kılıcını hırsla havalandırıp Tamu ruhunu ikiye yaracaktı ki son anda bu hamlesinden vazgeçti. Ruhun neden taş kesildiğini ve nereye baktığını, baktığı yerde ne olduğunu ve ikisiyle alakasını merak etti. O da bakışlarını göğe yöneltti ki bu anda kafasızın baktığı yeri görüp göremediğini merak etti. Düşmanıyla ustaca savaşabildiğine göre görüyor, göremese de en azından algılayabiliyor olmalıydı.

Pembemsi ışıklar yansıtan devasa uydudan yana bakıyordu ama o her ne görüyorsa Eflâtun onu göremiyordu. Daha bir dikkatli baktığı halde bir gözü yine de tetikte ve serâvazda idi. Bu bir kandırmaca ise ve Eflâtun'u gafil avlamak için yapıyorsa tuzağa düşmeyecekti. Ancak birkaç göz açıp kapama sonrasında serâvazın plan kurmadığını gördü. Gökten bu yana doğru devasa, haşmetli ve esrarengiz bir heyula inmekteydi.

BAZI TERİM VE SÖZCÜKLER:

Erlik Han: Yeraltı dünyası olan Tamu'nun tanrısı. Tamu'daki kara güneşin altında, demirden sarayında yaşar. Sarayına giden nehirleri Ker Abra ve Ker Yutpa adında iki ejderha korur. Onu iyi ya da kötü diye tanımlamak doğru olmaz. Tanrılar iyi ve kötü değildir. Erlik'e dua eden manyaklı kamları yoldan saptırıp bedenlerini ve ruhlarını esir almak isteyen kızları vardır. Bu 'kara kızlar' kamları güzel vücutları ile kandırıp yoldan çıkarır ve yatağa atabilirse kamın ruhu tamamen Erlik'e ait olur.

Etigün Ana: Dünyada yaşayan ve burada olup biten her şeyden mesul tanrıçadır. Yaşadığı yeri hiçbir kam bilmez, hatta sabit bir konakta yaşayıp yaşamadığı da bilinmez. Bütün şaman grupları ona dua eder ve saygı gösterir. Şamanlarla en çok iletişime geçen tanrıça Etigün Ana'dır. Kimi zaman bir geyik donunda (suretinde) kimi zaman bir kuş donunda görülür ve şamanlara rehberlik eder. Nadiren de olsa kendi suretinde görüldüğü olmuştur.

Demir: Bütün cin, ruh ve yaratıklar için hatta bazı yer-su iyeleri için bile demirin kadim bir öldürücülüğü vardır. Binlerce yıl evvelinden beri gelen bu sihir, bozulması imkânsız bir anlaşmanın ürünüdür. Demirden silahlar kamların olmazsa olmazı, adeta bir uzvu gibidir. Saf demirden her tülü savaş gerecini ve silahı üretmişlerdir. Simya ve demircilikte hünerli bazı kamlar, demiri kumaş gibi yumuşatıp cinlerin, ruh ve yaratıkların dokunamayacağı zırhlar, eldivenler üretmiştir.

Bölüm sonu

20 yorum